'KCK kapsamına alınmak' neyi gösterir?

Bir gözaltı ve tutuklama furyasıdır gidiyor... Her gün onlarca Kürt 'siyasal soykırım'ın kurbanı olarak cezaevine konuyor... Ağzını açan, barış ve çözümden yana bir şeyler söyleyen, baskılara karşı çıkan 'gidiyor'!

Gittikçe de köprüler atılıyor, siyasal 'diyalog ve çözüm' olasılığı yerini 'ayrışmaya' bırakıyor. Hükümet, 'açılım'dan 'güvenlik konsepti'ne dönerken, süreci de geriye sarıyor. Eş zamanlı ve eşit ağırlıkta güç kullanarak PKK ve BDP'yi şiddet politikalarının partneri yapmaya çalışırken; bu iki güç arasındaki siyasal aralığı/farklılığı da ortadan kaldırarak 'karşı cepheyi' tekleştiriyor...

* * *

BDP'lilerin 'KCK iddianamesi' kapsamına alınması da bunu gösteriyor. Bu siyasal davanın 'terör davası' olarak anılmasını, olası uluslararası baskıya karşı 'izahını' kolaylaştırmış oluyor.

Önemli bir değer ayrıntı da şudur: Süreç hukuksal normlara göre değil, siyasal değişkenliklere göre yürütülüyor.

Örnek mi? İşte size tipik bir örnek:

Bundan bir süre önce Habur'dan Türkiye'ye gelen Grubun sınır kapısında yapılan savcılık sorgularında 'PKK'li olduklarını, pişmanlık duymadıklarını', Öcalan'a 'Sayın' dedikleri ve özellikle de 'Öcalan'ın çağırı üzerine barış sürecine katkı sunmak amacıyla geldiklerini' söyledikleri halde serbest bırakıldıklarını biliyoruz.

Bunlar ayrıntılarıyla ve son derece sansasyonel biçimde basında da yer aldı.

Ancak aynı Grup üyelerinin bir süre sonra 'PKK üyesi oldukları, pişmanlık duymadıkları ve Öcalan'a 'Sayın' dedikleri' gerekçesiyle yine savcılık tarafından tutuklandıklarını görüyoruz!

* * *

Peki değişen ne?

Kişiler aynı kişiler, ifadeler aynı ifadeler, gerekçeler aynı gerekçeler. Ne oldu da önce serbest bırakılırlarken sonra tutuklanıyorlar? Çünkü şiddet, demokratik çözüm isteyenleri de kapsamına alarak genişliyor. Legal siyaset yapanlar PKK ile özdeşleştiriliyor. Böylece 'hedef' tekleştirilerek tasfiyeye toplumsal destek sağlanmış oluyor!

Savaş siyasetinin kanunudur bu. Öyle anlaşılıyor ki '90'lı yıllar her şeyiyle geri geliyor...

Fotoğrafın Dili

Gelirken El salladılar, umut ettiler, gülümsediler; giderken (tutuklanırken) yine el salladılar, umut ettiler, gülümsediler... Barış'a elçi olmak budur işte...

Akıl Yürütmeler

Sor süreci ve BDP yargılamalarını BDP Milletvekili Sırrı Sakık'a sorduk...

Türkiye 'açılım'a odaklanmışken, bir anda şiddet ortamının içinde buldu. Ne oldu?

- Valla şimdi açılım sözcüğü seslendirildiğinden bugüne kadar biz hep umutlu baktık. Bunu büyütmeye çalıştık, ama gerçekten bu açılımı seslendirenlerin bir yol haritasının hep olmadığını söyledik. Ama onlar 'var' dediler. Oysaki bu gün gelinen noktada bir yol haritasının olmadığını, geçmişin argümanları ile Kürt sorununu şiddetle çözmeye çalıştıklarını görüyoruz. Eğer bir yol haritaları olsaydı Kandil'den gelenler tutuklanmazdı. Bir taraftan demokratik zemin diyeceksiniz 'gelin siyaset yapın' diyeceksiniz, öte yandan gelenleri alıp tutuklayacaksınız.

İşte, açılımın ilk gününden bu güne kadar bin 500'ün üzerinde kadromuzun içeride olduğunu görüyoruz.

BDP'li vekiller olarak 'biz çözüm olanaklarını sonuna kadar zorladık' diyebilir misiniz?

- Bu iyi niyetimizi hep zorladık. Tabii eksikliklerimiz, yetersizliklerimiz var. Yani bu konuda gerçekten bizimle bu güne kadar bir diyalog oluşturuldu mu, böyle bir çaba oldu mu? Bizim bütün şikayetimiz bu. Bu sorunun asıl muhatabı olan Kürtlerin seçilmişleridir, ama ne yazık ki bu güne kadar böyle bir diyalog oluşturulmadı. Bu, Kürtlere haksızlıktır; bu bir korkunun belirtisidir.

Birçok parti yöneticisi, üyesi ve belediye başkanlarınızın yargılamasını konu alan 'iddianame' nihayet çıktı! Nasıl bakıyorsunuz? Yargılama, süreci nasıl etkiler?

- Şimdi ilginç olan şu: Mağdurlar iddianameye ulaşamıyor, ama her gün iddianamenin gazetelerde yer aldığını görüyoruz. Bu da nasıl bir hukukla yönetildiğimizin belirtisi. Yani bu belediye başkanlarımız parti yöneticilerimiz hepsi demokratik zeminde siyaset yapan insanlardır. Bunlarda ne silah var ne de ıslak imza. O silah ve ıslak imzaya sahip olanların nasıl hastanelerde keyfi yattıklarını, nasıl tahliye olduklarını biliyoruz. Halkın oylarıyla gelenlerin konuşması ise suç sayılıyor ve yüzde 80 dolayında oy alan belediye başkanlarının eli kelepçeleniyor. Bir yılı aşkın süreden sonra iddianame hazırlanıyor. Basına yansıdığı kadar görüyorum ki trajikomik bir iddianame. Geçmişteki DEP davasında da aynı şeyler yaşandı. Aradan 20 yıl geçti, aynı argümanlar KCK iddianamesinde de var. O gün nasıl DEP iddianamesinin içi boştu, bunu da aynı şekilde göreceğiz, izleyeceğiz.

Sizce süreç nasıl gelişecek çözüm için hala umut var mı?

- Valla koşullar ne olursa olsun, yani bizim yönümüz, talebimiz barış olacak. Bu çatışmalar, evet Türkiye ruhunu, toplumunun ruhunu, bedenini, vicdanını incitiyor. Kürtlerin de, Türklerin de. Bu çatışmaların olmaması için BDP olarak parlamentoda hep dile getirdik, çaba sarf ettik. Bütün tehlikeleri işaret ettik, ama kimse bizi dinlemedi. Ne yazık ki bir çatışma ortamına hızlı adımlarla ilerliyoruz. Ama siyaset ortamı bu çatışma ortamını engelleyecek güce sahiptir, eğer sayın Başbakan çıkıp bu sorunu çözmek istiyorsa 1 saate çözebilir. Çıkıp 'Ben realiteyi tanıyorum, bu sorunun silahın ve şiddetin dışında çözüleceğine inanıyorum' derse emin olunuz ki çatışma da durur, emin olun hepimiz, o zaman böyle bir talep varsa, PKK hala çatışmayı sürdürürse, kendimizi canlı kalkan yaparız. Ama iyi niyeti Başbakan açıklayabilmelidir. Tabii ki kuşkuluyuz, endişeliyiz, yani gelecekle ilgili umutlarımız kırılıyor gerçekten. Biz barışseverler çatışmalara karşı ve barışın sesini daha çok yükseltmeliyiz. Türkiye demokratik güçleriyle Kürtlerin daha çok buluşması gerekir. Derdimizi bütün Türkiye halkına anlatmalıyız, çünkü halklar arasında bir kavganın olduğuna da inanmıyoruz.

'Utanmaz adam' halleri...

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır: ''Çadır mahkemeleri kurularak salıverilen teröristler var ya, bugün kan akıtanlar onlar. Geldiklerinde üzerindeki kırmızı çizgiler PKK'lıların şehit ettikleri askerlerin sayısını gösteriyor.'

Tahliye edilen Savcı İlhan Cihaner: 'Çok ağır hukuk ihlalleri sonucu özgürlüğümüz kısıtlandı. En çok zararı biz gördük bu süreçte. (...) Mutasyona uğramış DGM mahkemeleriyle karşı karşıyayız.'

Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil: 'Yumruğunu 'adaletin tokmağı' yerine koyup Ahmet Türk'ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu' dedi. Samsun 4'üncü Asli Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Türk'e yumruk atan sanık İsmail Çelik tahliye edildi!

DELİL KARAKOÇAN
cozumdefteri@hotmail.com