Kürt halkı nezdinde.., "terör-kör şiddet ve sivillere saldırı" "eleştirileri"!!

bir askeri karakol içindeki "sivil" lojman balkonunda ölen bir genç kadın
ve yine askeri bir sevkiyat içersinde "sivil plakalı" bir araçta yaralanan "sivil" bir çocuk
ve son olarak da istanbulda yaşanan.., askeri bir "sivil plakalı" servis aracında bulunan "sivil" bir genç kızın ölümü..
işin özü dışında tartışmalara ve tanımlamara ve de tepkilere zemin oldurulmuştur..

sivil tanımını özellikle tırnak içine aldım.. olaylar sonucu yaşamını kaybedenlerin sivil olmadığını vurgulamıyorum.. bunların sivil olduğu elbette tartışılmaz.. ama "sivil" olan bir seyin sivilliğini yada askeri olmasını belirleyen kıstaslar vardır..
çünkü sivil nedir neye denir ve hangi koşullarda sivil sayılır.. bunu netleştirmek gerekir..

sivil..; askeri alan-işlev dışında kalan her şeydir.. bu işin haki renk ile de ilgisi yoktur..
askeri bir işlekte çalışanların sivil olması o alanın sivil olduğunu göstermez..

uluslararası sözleşmelere göre..
1- hastane okul sivil barınak vs. gibi yerlerin.., askeri alanların güvenlik dınırı dışında kalması gerekir..
2- askeri olarak bu alanlar bir öneme sahip ise.. buradan tahliyesi yada sivillerin boşaltılması gerekir..
3- askeri alan içinde bulunan her sivil askeri hedef içinde sayılır.. ve askeri işlev görür..
4- sivillerin korunması amaçlı askeri çerçeve içine alınmasını zorunlu kılan hallerde bunu belirtecek işlevsel netlik gösterilmelidir.. ve asla askeri saldırı amacı gütmemelidir..

bu temellerde baktığımızda..
1- askeri sevkiyetlerın sivil araçlarla yapılması.. o aracın plakasından dolayı sivil sayılmasını gerektirmez..
2- bu işlevler sırasında araçta bulunan herkes askeri personel sayılır .. zaten bulunanlar da askeri nizamnameye uymak zorundadır..
bu alanlara yapılan saldırılar.. askeri alana yapılmış sayılır.. içindeki sivil kayıplardan.. askeriye sorumludur..

terör eylemi..;
uluslararası tanımlamaya göre.. var olan otoriteye karşı çıkma hakkı bir meşru haktır.
ama var olan otoriteye karşı çıkma hakkı noktasındaki yorumların farklılığı terör eylemi konusunda da muğlaklık yaratmıştır..
ortak kabül şudur..
sivil olan ve savaşın tarafı olmayan hedeflere yapılan eylemler meşru değildir..
buda tartışılmaktadır..
* bir demiryolu-karayolu-köprü sivil hizmet alanı sayılır ama askeri anlamda da kullanılabilinir..
* bir üretim alanı da aynıdır..
* araç gereçler noktasında da .., örneğin "sivil plaka" söylemi gibi..

bu noktada da ortaklaşılabilen şeyler vardır..
örneğin..
sivil plakalı bir araçla yapılacak olan askeri işlerde en azından içinde sivil bulundurmamak gibi..
yine askeri araç ile sivil sevkiyatı(ailelerin ve çocukların servisi) zaten yasaktır..

bulanık olan ama aslında net olan bir konuda..; verili otoriteye dayanak olan ve aynı zamanda karşısındaki sivillere yönelik "eylemler" içinde olan "siviller" konusudur..
bir ilde.., verili düzen ile sorunları olan ve tepki veren bir sivil kitleye yönelik kitlesel "sivil" saldırılara ne demek gerekir..
infial mi? sosyal tepki mi?

örneğin maraş madımak olayları..
burada katledilenler sivildi ve sivillikleri tartışılmaz ve katledilişlerindeki vahşet hiç tartışılmaz..
ya katledenler..;
bunlarda "sivil"di.. "halk"tı ve olaylardan sonra şu anda sivil-halk olarak iştigal ediyorlar..
burada hedef nasıl belirlenecektir..??
politik muhalifler yine politik olarak tanımlayıp hedef olarak görürler.. ama uluslararası "kurallara" göre.. bunlar sivil halktır.. ancak olay sırasındaki savunma refleksi içinde yapılanlar meşru sayılıyor..
ama.., önceden engelleme, uyarma .., yada sonradan cezalandırmalara ise terör eylemi diyorlar..

yine örneğin..,
filistin araplarının yerlerine yerleştirilen yahudilere yapılan saldırılara terör deniliyor.. onlar sivil ya..!!
ama bu sivillerin yerleştirilmesi olayına askeri bir saldırı yada işgal de denmesi gerekmez mi? ki deniliyorda.. o zaman bunlar birer askeri hedef değil midir??

bir ilde linç için harekete geçen ve sürekli bu işlevde olan bir gruba-topluluğa yapılacak .., caydırma-durdurma-sonuçlarını gösterme vs. işlevlerine de terör denilebilinir mi?
zaten üstün olmadıkça saldırmazlar ki?? illaki ölürken mi? savunma yapılacak..

kısaca..;
kavramları-tanımlamaları neye göre yapacağız..?? bize yediilenlere göre mi? sistemin işine geldiği gibi olan uygulamalarına göre mi?

hayır diyorsak..
yaşananları ve arka planındakilerini görmek zorundayız.. görmez isek askeri olmasa da.., ahlaki ve vicdani olarak "vurulması"(bura sı şiddet anlamında değildir) gerekilen bir askeri hedef oluruz..
sonrada "itiraz" etmenin bir anlamı da yoktur..

konu dışında gibi görünen bir yazıdan alıntılar yapmak istiyorum..
http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=64462
(((Türkiye'nin uyguladığı stratejiyi, Amerikalılardan değil de, İngilizleri takip ederek Malezya örneğinden aldığını söylüyorsunuz? Malezya'da uygulanan İngiliz stratejisi neydi?

Genel olarak, kontr-gerilla stratejisindeki tarihsel bir ayrıma, 'aramak ve yok etmek' için süpürme ile 'temizlemek ve elde tutmak' için nüfuz etme arasındaki ayrıma göndermede bulundum. Bu iki stratejinin kaynakları, Vietnam Savaşı sırasındaki Amerikalılar ve İngilizler arasındaki temel bir anlaşmazlığa kadar gidiyor. Vietnam'daki İngiliz misyonu, bir bölgeyi temizleyip elde tutacak düzenli güçlerle ilgili bir kontr-gerilla planı geliştirdi. Oysa Amerikalılar, kendi birliklerine 'aramak ve yok etmek' rolünü veren bir planı tercih ettiler -ne var ki büyük birliklerle düşmanı bulmanın zor olduğu çok geçmeden anlaşıldı-. TSK, 'aramak ve yok etmek'ten 'temizlemek ve elde tutmak'a geçince, 'Amerikan' biçimi kontr-gerilladan 'İngiliz' biçimine geçmiş oldular.)))

biliyorsunuz.. bir köyde bir katliam oldu.. vuranlarla vurulanlar akraba.. her iki tarafında ortak özelliği..;
köyün asıl sahibi değiller .. buraya yerleştirilmiş korucu ailesidir..
rant ile başlayan çatışmanın arka planı şudur..
bu ailelerden biri.. köyün "sürülen" asıl sahipleri ile ilişkilendiler.. ve onlara "gizliden haklarını verdiler.. canlı balık işletmesi anlamında rekabet halinde olan bu iki korucu ailesinden diğerleri yani asıl sahipleri ile ilişkilenmeyenlerin işletmesi boykot ediliyordu.. rant azalmıştı.. bu anlamda devletinde desteği ile saldırdılar..
buradaki asıl öz atlanıyor.. mazlum olan ile ilişkilenenlere saldırılıyor.. diğerlerinin önü açılıyor gerekçe budur..
yani orayı (((TSK, 'aramak ve yok etmek'ten 'temizlemek ve elde tutmak'a geçince, 'Amerikan' biçimi kontr-gerilladan 'İngiliz' biçimine geçmiş oldular.)))

ama ne konuşuldu.. ne tartışıldı..

(((Köylerin boşaltılması ya da daha bilimsel bir deyimle insanların yeniden iskanı, Cenevre Sözleşmesi'ne eklenen 2. Protokol'ün kabul edilmesiyle 1977'de yasaklanmasına karşın, Türkiye 1920'lerde başlayarak Kürtlerin zorla göç ettirilmesi politikalarını uyguladı. Türkiye'de özellikle 1984'ten günümüze kadar Kürt sorunundan kaynaklı olarak da 3 bin Kürt köyü ve mezrası zorla boşaltıldı ve yakıldı. 4 milyona yakın Kürt insanı köylerinden sürgün edildi. Türkiye'nin yeniden iskan ve köy boşaltmalarıyla ilgili Türkiye bilim insanları tarafından sağlıklı ve ciddi hiçbir bilimsel araştırma yapılmazken, Hollandalı akademisyen Josst Jongerden, Türkiye'nin özellikle Kürt sorununa bağlı olarak, köyleri nasıl ve neden boşalttığını araştırdı ve bunları 'Türkiye'de İskan Sorunu ve Kürtler' (The Settlement Issue In Tukrey and The Kurds) adıyla kitaplaştırdı. Özellikle yurtdışında bilim insanlarının dikkatini çeken kitap, Utrecht Üniversitesi profesörlerinden Martin van Bruinessen'in önsözüyle Vate Yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde Türkçe'ye çevrilerek yayınlandı. Josst Jongerden ile 'Türkiye'de İskan Sorunu ve Kürtler' adlı kitabı dolayısıyla Kürt yerleşim yerlerinin boşaltılmasının arkasındaki gerçekleri konuştuk.

Kitapta 1953'te yeniden iskanın özsel mantığını ortaya seren Robert Koehl'e göndermede bulundum: Buna göre yeniden iskan, kontrol edilemediğine inanılan kişileri uzaklaştırarak ve onların yerine kontrol edilebilir bir nüfusu getirerek bir bölgede hakim duruma gelme girişimidir. Koehl, yeniden iskan uygulamalarının bir bölgeye egemen olma amacı taşıdığını öne sürüyor. Dolayısıyla yeniden iskanı, bir temizleme ve nüfusun değiştirilmesi aracı olarak değerlendiriyor. Yeniden iskan uygulamaları, imparatorlukların ulus-devletlere dönüştükleri süreçte, bu devletlerin kendi uyruklarının karakterleriyle ilgilenmelerinin bir sonucuydu.))))

1915 ermeni soykırımı ve 1923 zorunlu mübadele soykırımı aynı şeydir.. içeriğindeki ölümler vs. beni bağlamaz.. mantık ve gerekçeleri beni bağlar..

şimdi.., "batı"ya göçertilen bu tahmini.. 4 milyon sanırım 7-8 milyonu buldu.. ve hepsi kent varoşlarındadır..

köklerinden koparılmışlar ve hiç bir olanak tanınmadan "yabancı" bir alana atılmışlar.. ve de bu alandaki eski "sürgünler" yeni gelenleri de dışlıyor baskı uyguluyor.. saldırıyor..
buradaki gençliğin "saldırganlık" içeren şiddeti de kınanıyor..
bunu yaratan koşulları ve bu koşulların sorumluları ve buna payanda olan "siviller" atlanıyor.. bu sonuç üerinden olumsuzlukları yaşayanlar kınanıyor..

bana göre..,
"meşru" "değerler" temelinde..,"bu" kınayanlar.. askeri olmasa bile ahlaki-vicdani birer hedeftirler..