Herî Baş Hûn Dikarin Bikujin
En iyi kim öldürür. Münakaşası artık tüyler ürpertir bir hale sokuldu. Öldürüp, yok saymayı meslek edinenlerin böylesine parlak bir yalan ardına sığınmalarının psikiyatrik sonuçlarını pisikiyatrlara bırakarak, isterseniz biz bizimkilerinin evveliyatlarından kısa bir tarihsel yolculuğa çıkalım..
Cizre Botan’da Kürt beylerini topladı Mir Bedirxan. Gelen kötü haberleri onlara anlattı. Uzun boylu, zarif, sözünüm eri Yezdinşer Musul’da Osmanlılarla anlaşıp amcası Mir Bedirxan’ı arkadan hançerlemişti.
Baltanın sapı odun olmasaydı ormana zeval olmazdı dedi Ermeni Mam Seyfo. İran’ı da yanına alan Osmanlının kaltak ordusuna karşı direnmekten başka da yol kalmamıştı. Cizre Botan binlerce askerin işgali altındaydı. Dengebejlerin `hawar lo hawar` çığlığı gökyüzünde uçuşan turna sürülerinin çığlıklarına karışıyordu. Cizre kalesi kuşatıldı. Kürt, Asüri, Ermeni ve diğer azınlıkların sesi duyulmaz bir vahşetin içerisine gömülüyordu. Yükselen duman ve bombardumanın altından yenik düşen direnişciler Medrasa Sor, Bırca Bellek’in Kaniye Sipi (Kutsal beyaz çeşme)nin etrafı gelinlik kızların değil, yenilmiş mağlupların, esirlerin yurdu haline geldi. Kürt beyleri artık sürgün yollarındaydılar. Güneş yüzünü dönmüş, ay kızartısını gizlemişti. Kuşlar börtü böcek susmuş, ihanet ve kan konuşmaya başlamıştı.
Talat Paşa emretmişti. Tüm Ermeni, çoluk çocuk ne varsa öldürün. Ve öyle de yaptılar. Bu devletin kendisi bile bir milyona yakın Ermeninin telef olduğunu söylüyor. Yanan mağaralar ateş topu haline gelen sığınaklardan kurtulanlar zincirlenerek göç yollarına düşürüldüler. O yürek dağlayan müziklerini, el dokuması kilimlerini ayaklarına dolayarak düşmüşlerdi yollara. Binlerce çocuk türkleştirilmek için subaylara veya safkan türklere dağıtıldı. Bunların birisinin de Kemal Paşaya hediye olarak verilen namı değer Sabiha Gökçen olduğunu yıllar sonra Hrant Dink açıklamıştı. Onun karanlığın böyrüne dayadığı kalemi büyük tehlike olacak ki en çok korktukları kafasını delik deşik ettirdiler.
Mazlum Ermeni halkı da Ararat’tan dağıldı dünyaya. Nuh’un tufanı değildi, tufan İttihad ve Terakkinin tufanıydı. Hrant da kızının adını Mir Bedirxan’nın torunu Dilan’nın adını, oğlunun
kisini ise Ararat koymuştu. Her iki isim de ona bir koca tarihi, bir koca kıyımı hatırlatacaktı.
Daha kanın sesi susmamıştı. Ağrı diğer adıyla Ararat, yeni bir isyana tanık oldu. Adını da o kutsal Ağrı dağından aldı. İsyanın önderleri daha çok yurt dışında eğitim almış entellektüllerden oluşuyordu. İnsanlık tarihinin en eski gemisinin mekanı bu kez Memduh Selim beyi bağrına konuk etmişti. Zirvesi karlı, eteği yemyeşil bir kuş cennetini andıran Ağrı bu defa yine Kürtlerin özgürlük çığlıklarını kuş sürülerinin ritmik şarkılarıyla dünyaya taşıyordu. Çok geçmedi. Savaş uçakları gökyüzünü doldurdu. Sis, barut, duman ve çığlık egemenlik kurdu dağın zirvesine. Ölü gözleriyle vahşeti izleyen çocuklar, hançerlenen kadınlar, üst üste yığılmış cesetlerden çıkan ses, Kürt’ün ölü sessizliğini arıyordu. Yenilgi, boynu büküklük, mağlubiyet yine onların kaderiydi.
Genetik midir nedir?
Dersim’e ‘Sefer olur zafer olmaz’ demişti Seyid Rıza. Bu kez Ağrı’dan Munzur’a yola çıktılar. Daha yeni öğreniyoruz ki orada isyan felanda yoktu. Var olan masum bir savunma ve direnişti. Kemal Paşanın evlatlığı Ermeni Sabiha Gökçen, hemen o bindi ilk uçağa, paşa onun gözlerinden öptü. Oysa Dersim halkı Ermenileri bağrına basmıştı. Ama olacağı, olması gereken kalleşliği de iyi biliyorlardı. Kan kanla yıkanıyordu. Dönemin içişeri bakanı Çağlayangil’in ses kayıtlarını dinlemişsinizdir ’hayvanlar gibi mağaralara gizlenmişlerdi. Hepsi oralarda öldürüldü. Ali Şer’in kafası kesildi. İdama götürülen Seyid Rıza kolları zincirliyken ‘aktığın yatağında çürüme ey munzur’demişti. Ona son isteği sorulduğunda onları çok iyi bildiğinden olacak ki ’Beni oğlumdan önce asın’ dedi. Ona unutamayacağı en son acıyı da yaşattılar. Oğlunu onun gözleri önünde asıp evladının cansız bedeninin ipte sallanışını ona seyrettirdiler.
O da ‘Sizin hile ve yalanlarınızla baş edemedim bu bana dert oldu. Önünüzde diz çöküp, boyun eğmedim bu da size dert olsun.’
Kamburları çok büyüdü. Dertleri hala yok.
Kenan Paşa binlerce insanı zülüm makinasından geçirdi. Diyarbakır zindanları büyük ve son isyanı tetikledi. Son isyan dedik.
Herşeye bitmiş gözüyle bakılıyordu. Büyük bir yenilgi alınmış, koca memleket yarı açık cezaevi görünümüyle ölüm sessizliğini andırır bir hale getirilmişti. Gövdesi zindanda olan Kürt’ün dili peleseng edilip susturulmuştu. Tam bu kabusun, karabasanın ortasında Kürt’ler Dicle’nin daha öte yakalarına çekilip hem kendisiyle, hem tarihiyle yüzleşip yeni bir ölüm kalım kavgası içerisine girmişlerdi. İğneyle kuyu kazarcasına yapılan bu hazırlıkların ardından ilk ateşin yakılacağı yerler belirleniyordu. Ne olsun en ağır yenilginin alındığı Cizre Botan’dan çakılacak kıvılcımın anlamı daha büyüktü. Kültürü, medeniyeti buralarda yaşamıştı Kürtler, Medreseler, müzik okulları buralarda inşa edilmişti. Ehmede Xani, Fegi Teyran’ı bağrında saklamıştı. Ölünün yeniden dirilişi de buralardan olacaktı.
Botan ülkenin kapısıdır. Muhteşem kalenin, çift kanatlı, gösterişli ama çürük kapısıdır. Ve bu kapıya ilk koç başının vurulma zamanı gelmişti.Kapının en zayıf yerine.Eruh ve Şemzinan’a gecenin zifri karanlıklarında büyük bir gürültüyle gelen Kürtler, dünyanın sağır antenlerine, kör ekranlarına acılarını, çığlıklarını taşıdılar. Belleri kırılanlar ya da bellerini kırdıklarını zannettikleri büyük bir deprem yarattı. Tedirginlik, kaos, sessizlik kendisiyle birlikte yelkinip kalkmayı öğretti. Komutan Agit ‘Ey Eruh, güzel Eruh, dünya şimdi seni konuşacak. Kıtalara yayacaksın bu ateşin adını’demişti. Olan olmuştu. Yenilmişler, mağluplar kendi yitik seslerindeki sesi aramaya başladılar. Kürdistan’nın en ucra köşelerine kadar ateşler yakıldı. Munzur, Ağrı, Herakol, Cudi dağları yeni bir uyanışın ayak izlerine şahit olmaya başladı. Zalimler doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolduramıyorlardı. Ormanlar yakılıyor, hayvan alemi, börtü böcek bu vahşetin anlam yükünün anlamsızlığı altında telef olup giderken yakılan köylerin yıkıntısının altından yenileri namus bu diğerek yönlerini dağlara dönüyorlardı. Dicle’nin öte yakasındaki vahşeti gizleyipk, beri yakasına bayrağa sarılı tabut taşıyanlar kendilerine benzeyen büyük bir cinliler ordusu da yarattılar. En iyi ‘Kürt ölü Kürt’tür.’ diyenlerin sayısı katmerlenerek çoğaldı.
Geçmişte bu ülkeye komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz diyenler şimdi de bu ülkede Kürt sorunu varsa onu da biz Kürt’e rağmen çözeriz demiyor mu? Habur’da yaşananlar ‘yüksek’ onurlarını zedelemiş. Öyle gelmeyeceklerdi. Peki nasıl geleceklermiş boynu bükük, onuru kırık bir şekilde mi olacaktı? Sahi kim başlatmıştı bu cehennem oyununu? yüz yılı aşkındır yok sayılan kim di?
O gelenlerin içerisinde bir anne bir buçuk yaşında bir oğlunu evde bırakıp dağa çıkan diğer oğlunun ardından çıktığı dağdan yirmi iki yıl sonra ev kadınlığından entellektüel barış sever bir anne olarak dödüğünde bebek olarak bıraktığı yavrusnu genç olarak kucakladı. Bu yaşananlardan büyük film öyküleri, travmatik romanlar yaratılabilirdi. Gel gör ki bu koca travma milliyetçi, kafatasçı hezayan içinde ortalıktan uçuşup gitti.
Otuz yıla yakındır, kısacası yüzbine varan ölüyle ‘kart kurttan,’ Kürd’e doğru yol aldık. Zaman tünelinde değil, kendi geçmiş tarihimizden kısa bir geçişteki gördüklerimize bir bakın. Dün Osmanlı’nın kaltak ordularıyla Mir Bedirxan’ın üzerine yürüyenlerin yanında İran vardı. Bugünde aynı İran’la kol kolalar. Sahi dün ve bugün hangi duaya amin diyebiliyor bu iki meşhup müslümanı ülke. Akıttıklar Kürt kanı onları daha mümin mi kılıyor? Haz ettikleri kan havuzlu cennet mi onları daha çok yakınlaştırıyor? Hırlıyı, hırsızı koruyup, gözetip hamilik yaparken Kürt’ün seçilmişlerinin kollarına zincirler takıp istiklal mahkemelerindeki gibi teşhir edenlerin vicdan veya ona en yakın şeylerle alakaları olabilir mi? Gazze’ye insani yardım gönderdik diyenler. Körpe çocukları, aç bilaç bırakıp zindana tıkanlar, Tanrıya yakınlıklarını nasıl izah ediyorlar? Bayrak, vatan, millet edebiyatlarına hala kanan var mı?
Sahi en iyi kim öldürüyor?.
Herî Baş Hûn Dikarin Bikujin.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
