Skip to the navigation
.
Skip to the content
.
Köxüz Sitesi bundan sonra http://www.koxuz.net/anasayfa/ adresinde devam edecektir.
Anasayfa
Son Gelenler
Köşe Yazıları
Bloglar
Forumlar
Yorumlar
Kitaplar
Galeriler
Kontak
Linkler
Ana Sayfa
»
Anasayfa
Dünya Şampiyonası Vesilesiyle Uluslar, Spor ve Futbol Üzerine
Görüntüle
Düzenle
links
Başlık:
*
Kategoriler
Köşe Yazarları:
*
- Lütfen seçiniz -
A. Hicri İzgören
Abdullah Öcalan
Abdullah Korkmazhan
Ali Dehri
Avni
Ayhan Bilgen
Ayşe Günaysu
Çözüm Defteri
Öteki Tarih
Özgür Amed- Kurdocul İşler
Özgür Ünveren
Birol Dinçel
Cihan Erdoğan'ın Yazıları
Delil Karakoçan
Demir Küçükaydın
Deniz Tilyos
Erkan
Erol Özkoray
Esen Uslu
Esra Çiftçi
Faysal Özçift
Ferhan Umruk
Ferhat Arslan'ın Fotograf Çalışmaları
Ferhat Tunç
Fırat Aydınkaya
Garbis Altınoğlu
Gün Zileli
Günay Aslan
Hakan Akçura
Hakan Öztürk
Halil Savda'nın Yazıları
Haluk Gerger
Handan Çağlayan
Hasan Oğuz
Haşim Kutlu - Kızılbaş Meydanı
Hüseyin Aykol
Hüseyin Çelik
Hrant Dink
Kardeş Türküler
Köxüz
Kiraz Biçici
Koray Düzgören
Loqman Ehmed'in Çalışmaları
M. Şehmus Güzel
Medya Diyalog
Murat Çakır'ın Yazıları
Murat Kanatlı
Muzaffer Oruçoğlu
Mıgırdiç Margosyan
Ozan Değer
Ragıp Duran-Apoletli Medya
Ragıp Zarakolu
Ramazan Kaya
Sait Çetinoğlu
Salih Kadim
Sevan Nişanyan'ın Yazıları
Sezai Sarıoğlu
Tayfun Şen
Tayfun İşçi
Teslim Töre
Ulus Irkad
Uğur Kemal
Veysi Sarısözen
Yalçın Yusufoğlu
Yüksel Genç
Yıldırım Onat
Zeliha Akpınar
Şaban İba
Şeyhmus Diken
Köşe Yazarları burada kendi isimlerini seçmeli
Bölümler-Konular:
*
Gündem
-"Barış Süreci"
-"Kürt Sorunu"
-Anayasa Tartışmaları
-Avrupa Birliği
-Çatı Partisi Tartışmaları
-Büyük Ortadoğu Projesi
-İnsan Hakları
Politika
-Türkiye Politikası
-Ortadoğu Politikası
-Dünya Politikası
Ekonomi
-Dünya Ekonomisi
-Türkiye Ekonomisi
Sınıflar ve Partiler
Sosyal Hareketler
-Ulusal Hareketler
-Barış Hareketi
-İşçi Hareketi
-Çevre Hareketi
-Kadın Hareketi
-Gençlik Hareketi
Kültür ve Sanat
-Plasitk Sanatlar
-Sinema - Tiyatro
-Edebiyat
-Müzik
Dosyalar
-Hrant Dink Cinayeti
-Şemdinli
Linkler
Bilim ve Teknik
-Doğa Bilimleri
-Toplum Bilimleri
Yaşam - Günlük Hayat
-Medya
-Spor
Felsefe
Köxüz'den Yazılar
-Köxüz'ün Temel Metinleri
-Köxüz'den Mektup
-Köxüz Redaksiyonundan
-Köxüz'den Yorumlar
-Köxüz'ün Künyesi
Okurladan Yankılar
Lütfen yazınızın yer alacağı bölümü seçiniz.
Ana Metin:
<p>Bu günlerde Güney Afrika’daki futbol şampiyonası tüm dünyamızı kuşatmış bulunuyor. Politika yorumcuları bile artık futbol yorumculuğuna doğru bir metamorfoz geçiriyor. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu konuda yazılan, çizilen ve konuşulanlara bir de başka açıdan, alışılmamış bir açıdan bakma konusunda ipuçları veren ve geçen Dünya Kupası sırasında yazılmış aşağıdaki yazıyı yeniden yayınlamak iyi olacak.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">O zamanki öngörülerimizin, tesbit ettiğimiz eğilimlerin bugün gerçekleştiği görülüyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin Alman Milli takımında yabancı sayısı arttı. Mesut muhtemelen bu dünya kupasının yıldızı olabilir ve bir zamanlar Zidane’nin Fransa’yı şampiyon etmesi gibi Almanya’yı şampiyon edebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Takımların arasındaki nitelik farkı giderek azalmakta. Bir tür konvergenz eğilim görülmekte. Brezilyalıların veya Hollandalıların futbolu daha çok Almanların futboluna benzerken Almanların futbolu da Hollanda ve Brezilyalılarınkine yaklaşıyor. Biyoloji ve politakının bir kavramı olan Konvergenz (yakınlaşma, benzeşme) eğilimi burada da görülüyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Böylesine eşit ve benzer güçlerin yarışında sadece çok olağanüstü futbolcular dengeyi bozabilir gibi görünüyor. Şimdilik Messi ve Mesut bu türden iki oyuncu gibi görünüyor. Bu bakımdan Almanya Arjantin karşılaşması bir bakıma erken bir final gibi görülebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Elbet zaman olsa bu Kupaya ilişkin gözlemlerle geçen Dünya Kupası’nda yazılanları kontrolden geçirmek ve geliştirmek gerekir. Ama buna zaman bulunup bulunmayacağı bilinmiyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ne var ki, gerekli yaklaşımlar ve kavramsal araçlar aşağıdaki yazıda bulunuyor. Biraz kafa yormakla herkes gerisini getirebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tekrar hatırlatalım. Tarihte spor yoktu. Bugün spor diye tanımlanan “spor”lar birer ibadetti.<span style=""> </span>Bedenin sağlığı ve geliştirilmesinin, yani iş gücünün yeniden üretiminin değil, ruhun geliştirilmesinin aracıydılar. Aslında bu günkü spor da bir ibadet, ama sosyolojik anlamıyla, kapitalizmde iş gücünün yeniden üretilmesini ve kar oranlarının düşme eğiliminin engellenmesi anlamında. Kapitalizmin yaşaması için ruha gerek yoktur. Ucuz ve sağlıklı iş gücünden başka bir şeye gerek olmadığından, kapitalizmde ruhun yeri yoktur. Bu nedenle ibadet, ruhun değil, bedenin, iş gücünün yeniden üretilmesinin aracıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bizim hedefimiz ise sporun demokratikleştirilmesi veya kitleselleştirilmesi değil, sporun, yok edilmesidir. Bunun ne demek olduğunu anlamak için aşağıdaki denemeleri okumak gerekiyor<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu yazılar “<i style="">Geleceği Geçmişten Geçmişi Gelecekten Kurtarmak – Denemeler</i>” adlı kitabımızda yer almaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><st1:personname w:st="on" productid="Demir Küçükaydın"><span lang="TR" style="">Demir Küçükaydın</span></st1:personname><span lang="TR" style=""><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">29 Haziran 2010 Salı<o:p></o:p></span></p> <p> </p> <p><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <h1><span lang="TR" style="color: maroon;">Dünya Kupası’nın Düşündürdükleri<o:p></o:p></span></h1> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya’da bir festival havası var. Sadece futbol maçlarının yapıldığı şehir ve stadlar değil, her yer bir festival görünümünde. Her şehirde bir veya birkaç yere, büyük ekranlar, bu ekranların civarına içecek, yiyecek ve hatıra eşyası satan sergiler kurulu. Ama sadece bu kadar da değil. Neredeyse, her lokanta, her Kneipe (İngilizlerin Pub’u ya da Fransızların Cafe’sinin Almanya’daki karşılığı denebilir), hatta her büfe de, genellikle bir Televizyon ekranı koyuyor içeriye veya önüne. Bütün arabalarda, evlerde başta Alman bayrağı olmak üzere bayraklar, yine aynı “ulusal renkler” ile boyanmış yüzler, T-Shirt’ler, şapkalar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu sadece Almanya’da böyle değil, neredeyse bütün ülkeler, dünyanın her yerindeki insanlar çeşitli derecelerde benzer bir havanın içinde. Her yerde neredeyse temel konuşma konusu bu. Bu atmosferin dışına çıkmak mümkün değil.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Biraz kafa yormanın zamanıdır.<o:p></o:p></span></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">Uluslar ve Globalleşme<o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ulusçular ulusun ne olduğunu tanımlamaya çalışırlarken, bunların içinde bir eğilim, ulusların tarihten geldiğini, unutulmuş ve uyutulmuş ulusal bilincin uyandırılması gerektiğini söylerler. Bu, ulusların tarihten geldiği iddiası, daha ziyade daha gerici ulusçuluğun bir alameti farikasıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Nispeten daha demokratik ulusçular ise, tarih ve geçmişten ziyade, fiziksel ya da kültürel özelliklerden ziyade, geleceğe yönelik bir tanımda yoğunlaşırlar, ortak bir ülkü birliğinin bir ulusu ulus yaptığını söylerler.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bunların yanı sıra, ortak bir kaderin ve yaşantının da bir ulusu ulus yaptığını söyleyen bir ekol daha vardır özellikle “<i style="">Avusturya Marksizmi</i>” kökenli.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tabii bir de bunların hepsini birden veya çeşitli kombinasyonlarını bir ulusun, ulus olmasının koşulu olarak (bunun en tipik örneği Stalin’in ulus tanımıdır) getirenler de vardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu “teori” ve bu kriterlerin hiç birisi nesnel olarak ulusun ne olduğunu anlatmazlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Çünkü bunların hepsi, “<i style="">ulusal olanın politik olanla çakışması</i>” gerektiğini kabul etmiş; veya bunda bir sorun görmeyen ulusçulardır. Çünkü ulusçuluk “<i style="">Ulusal olanla politik olanın çakışması</i>” anlayışına dayanmak ve savunmaktan başka bir şey değildir. Aslında onların ulusun n olduğuna ilişkin söyledikleri, ulusun ne olduğu değil, o “ulusal olanın” neyle tanımlanacağıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani, bütün bu ulus tanımlarını yapanlar ulusçulardır. Ulusun ne olduğuna ilişkin farklı teoriler olarak ortaya konan tanımlar, aslında farklı <b style="">ulusçuluklardır</b>. Yani ortadaki farklılıklar <b style="">farklı ulus tanımları değil, farklı ulusçuluklardır.</b><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Onlar ulusun tanımını ve ulus olmanın kriterlerni koyduklarını söylerlerken ulusun ne olduğunu bizlere açıklamış olmazlar ama farklı ulusçulukların ne olduğu hakkında, bizlere açıklanması gereken zengin bir malzeme sunarlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Farklı ulus tanımlarının farklı ulusçuluklar olduğu kavranınca bu farklı tanımların var oluş nedenlerini anlamak da kolaylaşır. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ve o zaman sorular şöyle sorulabilir: <i style="">“Niçin ulusu şu veya bu şekilde tanımlayan ekoller vardır ulusçular içinde? Niçin şu veya bu kriter ulusun tanımı olarak getirilmektedir?”</i><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Soru böyle sorulunca, yani farklı ulusçulukların niye var olduğu ve ulusu öyle tanımladığı araştırılınca, bunun ardında tam da Marks’ın dediği gibi, üretim ilişkileri ve bu ilişkiler içinde var olan konumu ve çıkarı farklı grupların (sınıfların) çıkar, karakter ve eğilimleriyle karşılaşırız.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Çok kaba hatlarıyla, ulusu insan haklarına, ülkü birliğine dayalı; geçmişle değil, gelecekle, amaçla tanımlayan ulusçulukların nispeten demokratik ulusçuluklar; “Tarih”le, “Kültür”le (dille, dinle, soyla, ırkla vs.) tanımlayan ulusçulukların gerici ulusçuluklar olduğu söylenebilir. Elbette bu iki temel biçim arasında bir çok gri tonu bulunmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Avusturya Marksizmi’nin ortak yaşantı ve kader birliği kriteri ise, şu veya bu şekilde bir ulus bir kere oluştuktan sonra ortaya çıkar. Yani kader ve yaşantı birliği ulusu yaratmaz, ulus bir kere ortaya çıkınca, kader ve yaşantı birliği oluşur. Avusturya Marksizmi’nin sorunu, ulusun ve ulusçuluğun sonucu olarak ortaya çıkan bir görüngüyü, onun bir kriteri gibi ele almasındadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ulus demek, her şeyden önce, politik olanın, yani devletin tanımlandığı “<i style="">şey</i>”dir. Bir devlet bir kere ortaya çıkınca; veya devleti olmasa bile bir kere bir devlet için, kendini bir ulus olarak tanımlayan bir grup ortaya çıkıp da bunun için mücadeleye başlayınca; bu ulus nasıl bir tanıma dayanmış olursa olsun, bir ortak yaşantı ve kader birliği başlar. Başlangıçta bütünüyle, politik bir hedef olan, imajiner olan, fiili bir gerçeklik olarak görünmeye başlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İnsanlar okullarda aynı kitapları okurlar, aynı dili ve yazıyı öğrenirler; aynı vergi sistemi, aynı idari sistem, aynı sınıf ilişkileri içinde yaşarlar, aynı devletin ordusunda askerlik yaparlar, aynı müzikleri dinlerler. Bir süre sonra, bu ortak yaşantı ve kader, ortada gerçekten, tıpkı sınıflar gibi, hatta sınıflara göre çok daha net ve açık olarak görülebilen ulus diye bir “şey” olduğu, bunun tamamen doğal bir şey olduğu; başka bir var oluşun mümkün ve tasavvur edilebilir olmadığı fikrini ortaya çıkarır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ve bu korkunç bir yanılsamaya yol açar. Aslında bu yaşantı birliğini, kader birliğini (ulusu) yaratan devletin, politikanın kendisi iken; sanki devleti ve politik olanı yaratanın o ortak bir kaderi ve yaşantıyı paylaşan topluluk (ulus) olduğu görüşü yayılır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Böylece ulusu ulusçuların yarattığı; ulusların ulusçular olduğu için var olduğu gerçeği; kendi zıddı biçiminde görünür. Ortada bir ulus olduğu için ulusçuların da var olduğu biçiminde görülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu nedenle, ulusu nesnel görünümlü ama aslında normatif olarak belli kriterlerle tanımlama yolundaki her girişim, aslında bütünüyle kendi zıddı biçiminde ortaya çıkan görünümden hareket ettiği için metodolojik olarak idealizmle damgalıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani ilk bakışta ulusu, tıpkı sınıflar gibi nesnel kriterlerle tanımlama girişimleri, çok materyalist görünmelerine rağmen, aslında düşüncenin varlığı belirlediği bir anlayışı hareket noktası yapmış olurlar; yani ulusçuların ulus anlayışlarını, normatif tanımları ulus tanımları olarak kabul etmiş olurlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Klasik Marksist felsefe’nin terminolojisiyle ifade edersek: Bir zamanlar Tanrı’nın üstlendiği işlevi, (yani Tanrı’yı insanların değil; Tanrının insanları yarattığı anlayışı; varlığın düşünceyi değil; düşüncenin varlığı belirlediği anlayışı; nam-ı diğer: felsefi idealizm) Ulus üstlenir ve Tanrı ulus olarak ölümden sonraki bir diriliş (Basübadelmevt-reenkarnasyon) yaşar.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Her neyse, konumuz bu değil. Şu uluslara ilişkin olarak “<i style="">Avusturya Marksizmi</i>” namlı ulusçuluğun “<i style="">ortak yaşantı ve kader birliği</i>” kriterine dönelim.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bir an için, birer ulusçu olalım ve ulus olmanın en temel ölçülerinden birinin ortak bir yaşantı birliği, kader birliği olduğunu var sayalım. Bunu kontrol edelim.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu günkü dünyada, bu günkü globalleşme çağında, bu kriterin büyük ölçüde aşındığı görülmekte. Çünkü bütün dünyada, milyarlarca insan, aynı fabrikadan çıkmış televizyon ekranlarından aynı programları, aynı maçları izliyor; aynı sahneleri görüyor; aynı atmosferler içinde yaşıyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu Dünya Şampiyonası, olimpiyatlar, savaşlar, büyük felaketlerde özellikle çok netleşiyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin Türkiye’de bir zamanlar, geçmişte yaşanmış bir “<i style="">Erzincan Zelzelesi</i>” vardı. Bu Türkiye’de yaşayan insanların ortak hafızasına kazınmıştı. Türk ulusunun ortak yaşantı ve kader birliğini yaratan bir olay olarak görülebilirdi. Ama son Tsunami örneğin, neredeyse tüm uluslardan herkesin ortak hafızasına aittir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani ulusun “din” gibi değil de “sınıf” gibi nesnel olarak kriterleri sıralanabilir bir “Şey” olduğu düşüncesine yol açan, <i style="">“ortak kader ve yaşantı birliği”</i> bile, kökünden sarsılmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Evet, hala devletler belirlemektedir politik gelişmeleri, hala devletlerin bayraklarını asmaktadır insanlar, ama <b style="">herkesin “kendi” devletinin veya ulusunun bayrağını asması olayının kendisi bir ortak yaşantıdır</b>.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu ortak yaşantı aynı devletin (ulusun) takımı kazandığı veya kaybettiğinde o ulustan olanların duyduğu sevinç veya üzüntüden daha az önemli değildir. Bir ulusun içinde bile, farklı takımları tutanlar kazanç veya kayıplarda benzer farklılıklar yaşarlar. Bu farklılıklar dünya çapında bir ülke ölçüsündeki kazanan kaybedenlere benzetilebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu <i style="">“gerçek zamanda”</i> (bu “<i style="">gerçek zamanda</i>” kavramının kendisi bile dünya çapında bir zaman ve an kavrayışına, dolayısıyla globalleşmeye bağlıdır) herkesin aynı şeyleri görüp, aynı şeyleri yaşadığı dünyada, <i style="">“ortak yaşantı ve kader birliği”</i>, artık ulusal sınırları çoktan parçalamış bulunmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">O halde, gören göz için, bu futbol şampiyonasının bir kere daha ortaya çıkardığı bir gerçek var, sadece ulusçuluk değil; <b style="">ulusların kendisi, yani ulusal devletlerin kendisi, üretici güçlerin bu günkü gelişmişlik düzeyinde insanlığın var oluşunun ve mutluluğunun önündeki en büyük engeldir</b>.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Mücadele, bütün dünyada, bizzat uluslara, ulusal devletlere karşı olmalıdır. <b style="">Ulusların ve ulusal devletlerin kendisini akıl ve mantık dışı; yıkılması gereken en büyük ve acil sorun olarak görmeyen her politik proje gericilikle sonuçlanmaya mahkûmdur</b>.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Dünyada sosyalizmin ve sosyalistlerin entelektüel güçlerini, canlılıklarını, perspektiflerini yitirişinin temelinde uluslara ve ulusal devletlere karşı mücadeleyi gündemin başına koymamak bulunmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sosyalistler sadece özel mülkiyete saldırıyorlar, ama esas politik iktidarı elinde bulunduran ve özel mülkiyet kadar insanlığın önünde bir engel oluşturan uluslara ve ulusal devletlere hiçbir saldırıları yok. Hatta aksine, “<i style="">Emperyalizme karşı</i>” ulusları, ulusal devletleri, sınırları savunuyorlar. Hem de en gerici biçimindekileri bile.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Gören göz için, bu Dünya Futbol Şampiyonası, bir tek dünya cumhuriyeti için, yani insanların dili, dini, etnisi, soyu, sopu, oturduğu yer ne olursa olsun eşit olduğu; eşitliğin ulusların ve devletlerin yurttaşlarıyla sınırlı olmadığı ve onlarla dolayımlanmadığı sınırsız ve ulussuz bir dünya için maddi koşulların çoktan oluştuğunu; olgunlaştığını, hatta çürümeye yüz tuttuğunu gösteriyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">Sol Neden “Ofsayt”ta (out side)?</span><span lang="TR" style="font-weight: normal;"><o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya’da yapılan futbol şampiyonasının, sırf bir ortak yaşantı ve kader birliği bağlamında bile nasıl ulusların kabuğuna sığmadığını ve onu aşındırdığını önceki yazıda ele almıştık.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu gün dünyadaki her hangi bir soruna yaklaşırken, <b style="">nasıl tanımlanırsa tanımlansın, ulusların (en demokratik tanımlanmış ulusların bile) insanlığın kurtuluşu önündeki en büyük engel ve fiili bir ırkçılık anlamına geldiğini kavramayan</b> her politik parti veya hareket, birden bire kendini en kötü gericiliğin destekçisi olarak bulur. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Çünkü böyle yaklaşmadığınız sürece, dünyayı ve ondaki politik gelişmeleri anlama ve onlara karşı bir politik tavır ve program geliştirme şansınız olmaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Çünkü soruna böyle yaklaşmadığınız sürece, bu gün dünyaya egemen olan ulus devletlerin ırkçı bir sistemin araçları olduğunu göremezsiniz. Yani ırkçılığı bir <b style="">tehlike</b> olarak görürsünüz, <b style="">yeryüzü ölçüsünde zaten var olan bir sistem</b> olarak değil.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Çünkü böyle yaklaşmadığınız sürece siz bir <b style="">ulusçulusunuzdur</b>; <b style="">insanların değil ulusların eşit olduğu insanların ancak uluslar aracılığıyla eşit olabileceği</b> gibi bir yaklaşıma sahipsiniz demektir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sosyalistler insanların her hangi bir ulus dolayımıyla değil, doğrudan eşit hakları olduğu bir düzen için mücadele etmeyi bayraklarının en başına yazmak zorundadırlar. Yani, Türkleri, Almanları, Amerikalıları, Türk, Alman, Amerikan<b style=""> uluslarına karşı</b> savaşmaya; Türk, Alman, Amerikan olmaktan çıkıp <b style="">İnsan olmaya</b> çağırmalıdırlar. <b style="">İnsan ise, ancak, politik olanı ulusal olanla tanımlamamış bir dünya cumhuriyetinde olunabilir</b>. <b style="">Hem insan, ham de Türk, Alman, Amerikan vs. olunamaz.<o:p></o:p></b></span></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">Bu günkü sistem Türklerin, Almanların, Amerikalıların, İnsanlar üzerindeki diktatörlüğüdür</span></b><span lang="TR" style="">.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">Sosyalistlerin görevi, İnsanların Türkler, Almanlar, Amerikalılar üzerindeki diktatörlüğünü kurmaktır.<o:p></o:p></span></b></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">O çok korkulan ve anlaşılamamış “Proletarya Diktatörlüğü” kavramının özü budur ve orada kastedilen diktatörlük bu anlamda bir diktatörlüktür.<o:p></o:p></span></b></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">*</span></b><span lang="TR" style=""><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sorun şudur: politik olan neye göre tanımlanacaktır? Şu veya bu biçimde tanımlanmış bir ulusa göre mi, İnsan’a göre mi?<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Biri ulusal devletler, dünyanın sınırlar ve devletlerle bölünmesi, diğeri dünya cumhuriyetidir; sınırların ilgasıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Demokratik bir cumhuriyet ancak, İnsanların, Türkler, Almanlar, Amerikalılar üzerindeki bir diktatörlüğü olarak var olabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ki bu aynı zamanda “<i style="">Proletarya Dikatörlüğü</i>”nün kendisidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">“<i style="">Proletarya Diktatörlüğü</i>” ancak <b style="">İnsanların bir diktatörlüğü </b>olarak var olabilir. Bir “<i style="">proletarya diktatörlüğü</i>”, Sosyalist Türk, Alman, Amerikan devletleri olarak, yani bir ulusal devlet olarak, var olamaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bizzat Marks bunu dolaylı olarak, sözünü mantık sonuçlarına götüremeden belirtmişti.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Nasıl mı? Şöyle:<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Marks, Proletaryanın burjuva devlet cihazını sınıfsız topluma gidişte kullanamayacağını söylemişti.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama bu Burjuva devlet cihazının en temel özelliği ve kriteri, ulusal olanın politik olanla çakışması gerektiği ilkesine dayanmasıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani Marks, bu devlet cihazının ulusal olduğu, yani politik olanı ulusal olana göre tanımlayan bir cihaz olduğu, dolayısıyla böyle bir cihazın sınıfsız topluma gidişte kullanamayacağı çıkarsamasını yapamamış, temeldeki sağlam önermesini mantık sonuçlarına götürememişti. Daha<i style=""> Komünist Manifesto</i>’da bile ulusal sınırların tıpkı özel mülkiyet gibi üretici güçlerin önünde bir engel olduğunu belirtmiş olmasına rağmen.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">Sosyalist devrim her şeyden önce İnsanların uluslara karşı bir savaşı </span></b><span lang="TR" style="">olmak zorundadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Dünyanın sorunlarına böyle bakmadıkça, dünyadaki hiçbir soruna karşı bir politika ve program geliştirilemez.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ve bir anda politik olarak “ofsayt”a düşülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Burada “İnsanlar” derken, dikkat edilirse büyük harflerle yazıyoruz. Bunun nedeni, bir biyolojik tür olarak insan ile Sosyolojik bir kategori olarak İnsan arasında bir ayrım yapmamızdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Her insan İnsan değildir çünkü. Evet Her Türk, Her Kürt, Her Amerikalı, Her Rus gibi Her İnan da bir insandır. Yani bunlar biyolojik olarak insandırlar. Ama bin insan, bir Türk, bir Alman, bir Kürt, bir Türk olmanın yanı sora bir İnsan olamaz. Nasıl aynı anda hem tek Allah’a inanıp hem de putlara tapmak bir arada var olamaz ise, öyle insan hem İnsan; hem de Türk, Kürt, Alman, Rus, Amerikalı vs. olamaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Biri politik olanın ulusal olanla çakışmasını reddeder ve ona karşı mücadeleyi başına yazar; diğeri ulusal olanın politik olanla çakışmasından başka bir var oluş kabul etmez.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin, Avrupa Birliği, ulusçu bir bakış açısından, gerici ulusçuluktan kurtulma, onu aşma gibi görülebilir. Türkiye’de bol bol görülebilecek, “<i style="">Avrupa Ulusu Devleti aşıyor</i>” övgüleri hatırlanabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama Ulusun ne olduğunu kavramış ve <b style="">ulusların</b>, NASIL TANIMLANIRSA TANIMLANSIN (yani demokratik veya gerici ulusçuluğa göre tanımlanmış olsunlar fark etmez), <b style="">insanlığın kurtuluşunun önündeki en büyük engel</b>, <b style="">bütün sorunların başı</b> olduğunu düşünen biri açısından, yani bir <b style="">Devrimci Marksist </b>açısından, yani <b style="">İnsan</b> açısından, Avrupa Birliği, en gelişmiş biçimiyle bile (Yani Amerika Birleşik Devletleri gibi bir Avrupa Birleşik Devletleri olması durumunda ve Avrupalılığı sırf teritoryal olarak, (bir toprak parçasıyla) tanımlaması hiçbir kültürel ve tarihsel gönderme yapmaması durumunda bile), ulus devletin aşılması değil; kendini Avrupa denen toprak parçasıyla sınırlamış; <b style="">ulusu yere göre tanımlayan ve bu topraklar dışında kalan insanları her türlü haktan yoksun kılan, yeni bir ulus devletin kurulmasıdır</b>.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani bugünkü dünyada ilerici değil, gericidir. Çünkü, Avrupa Birliği, insanlığın büyük bölümünü dışlamakta; ömrünü doldurmuş olan, ulusları ve ulusal sınırları yaşatmaya çalışmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama <b style="">Sosyalistler ya da İnsanlar</b> için sorun, tıpkı Türklüğü (Amerikalılığı, Almanlığı vs.) yok etmek olduğu gibi, Avrupalılığı da yok etmektir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Avrupa’ya girip girmemenin doğru veya yanlış olduğunu Türkler veya Avrupalılar tartışır veya tartışabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">Ama Sosyalistler ya da İnsanlar için tartışma Türklüğün ve Avrupalılığın nasıl yok edileceği noktasındadır ve öyle olmak zorundadır. “</span></b><span lang="TR" style="">Sosyalist”lik ya da “İnsan”lık, Türklük ve Avrupalılık ile bir arada bulunamaz ve uzlaşmaz. Birinin olduğu yerde diğeri var olamaz. İnsanlar, Türk veya Avrupalı olamaz, Avrupalı veya Türkler de İnsan olamaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Aynı şekilde bir sosyalist bir Türk, bir Alman veya Avrupalı olamaz; Sosyalist ancak İnsan olabilir; tersinden bir Türk, bir Alman veya bir Avrupalı da bir Sosyalist (veya İnsan) olamaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ancak uluslara karşı mücadeleyi gündeminin başına koymuş, tüm insanları uluslar, ulusal devletleri ve ulusal sınırları yıkmaya çağıran bir hareket, bu gericiliği görebilir, teşhir edebilir ve ona karşı mücadele edebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Avrupa Birliği karşısında, solun temel açmazı tam da budur. Bütün dünyada, ulus perspektifinin ötesine gidememiş sol, Avrupa Birliği sorununa hiçbir çözüm önerememektedir örneğin. Bir ülkede sol Avrupa Birliği’nden yana iken diğerinde karşıdır. Avrupa Birliği’ne karşı olanlar genellikle, en tutucu ve gerici milliyetçilerle, bürokratik ve askeri oligarşilerle; yana olanlar globalizm hayranlarıyla, liberallerle yan yanadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama eğer bu günkü en demokratik biçimiyle bile ulusal devletin artık yeryüzü çapında ırkçılığın bir aracı olduğu gerçeğinden yola çıkıyor ve insanları uluslara ve ulusal devletlere karşı bir savaş çağrısı yapıyorsanız; Türkleri, Almanları, Fransızları, Rusları, Amerikalıları ya da Avrupalıları, Türklüğe, Fransızlığa, Amerikalılığa, Rusluğa, Amerikalılığa, Avrupalılığa karşı savaşa, Türklüğü, Almanlığı, Avrupalılığı, Amerikalılığı bırakıp İnsan olmaya çağırıyorsanız, hiç de yukarıdaki gibi açmazlar içinde kalmazsınız.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Aksi takdirde bu ırkçı sistemi yaşatma ve pekiştirme yönündeki yaklaşımları bir ilerleme ve demokratikleşme olarak görürsünüz.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tam da bu Dünya Futbol Şampiyonasının yapıldığı günlerde, <i style="">Der Spiegel</i> dergisi, Yeni Uluslar Göçü, “<i style="">Yoksulların Akını</i>” kapağıyla bir sayı yayınladı. Konu, “<i style="">yoksul ülkelerden insanların zengin ülkelere kapağı atma</i>”larıydı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Dikkat edilsin, bizzat bu başlığın kendisi Irkçı’dır. Ama bu ırkçılığı, bir Alman, bir Türk, bir Avrupalı’nın görmesi mümkün olmadığı gibi, bizzat onlar bunu yaratırlar ve savunurlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Çünkü, bir Alman; bir Türk, Bir Avrupalı, bir “<i style="">Yeni uluslar göçü</i>”nden, yoksulların bir <i style="">“akın</i>”ından söz edebilir ve edecektir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama tüm insanların eşitliğini, bırakalım gerçek ekonomik eşitliğini, yani kapitalizmin ilgasını bir yana, formel, hukuki eşitliğini, savunan bir İnsan için, bu ulusların “<i style="">akın</i>”ı, yoksulların kapatıldıkları “<i style="">Bantustan</i>”dan , “<i style="">Rezervat</i>”tan, hapishaneden firarı; o hapishanenin ve duvarların dışına kaçma, o duvarları bilinçsiz bir yıkma çabası olarak görülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ulusçuya, yani bir Türk, Alman veya bir Avrupalıya, bir saldırı, bir “<i style="">akın</i>” olarak görülen, İnsan’a bir <b style="">öz savunma</b>, hapisten bir <b style="">firar</b> olarak görülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ulusçu bu akını durdurmaya çalışır. Yumuşak ulusçular, üçüncü dünyaya daha fazla yatırım yaparak ve yardım ederek bu akını azaltalım der, sert ulusçular, yeni ve daha sağlam engeller çıkaralım duvarlar örelim der. Farklı yöntemlere rağmen ikisinin de muradı aynıdır: “<i style="">Akın</i>”ı durdurmak!<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama bir İnsan’a (bir Sosyalist’e), bu aynı hareket, <b style="">uluslara karşı, ulusal sınırlara karşı</b> bilinçsiz, kendiliğinden ve bireysel bir direniş olarak görünür; insanların kapatıldıkları “Bantustan”dan, “Rezervat”tan kurtulma cabası olarak görülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İnsan’ın sorunu (Sosyalist’in sorunu), bunu <b style="">engellemek değil</b>, bunun <b style="">bütün duvarları yıkan bir sele dönüşmesini; ulusal sınırlara karşı dünya çapında bir harekete dönüşmesini</b> sağlamaktır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İnsanlar veya sosyalistler, hapishanenin veya duvarın dışına bireysel ya da toplu kapağı atma girişimlerini, duvara ya da hapishaneye karşı, onları yıkmak için bir sosyal harekete çevirmeye çalışır ve bu hareketlerde böyle bir sosyal devrimci hareketin tohumunu görür.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte soruna böyle bakmayan; İnsan değil; Türk, Alman, Fransız, Avrupalı veya Amerikan olan sol, kendini “<i style="">out side</i>”da (“<i style="">ofsayt</i>”da) bulmaktadır. Bu son dünya kupası maçlarında Almanya’da açıkça görüldü.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Alman solu, (tam da “<i style="">Alman solu</i>” olduğu için zaten), kendisini hep klasik Hitler tipi, ırkçı milliyetçiliğin zıddına göre tanımlamış, refleksleri ona göre oluşmuştur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Belki dünkü dünyada bu tavır bir ölçüde sol bir duruş için yeterli olabiliyordu ama bu günkü dünyada, artık bu klasik ırkçı milliyetçiliği hala baş düşman olarak görmek ve ona göre refleksler göstermek, aslında var olan gerçek ırkçı sistemi gözlerden gizleme ve hatta bu ırkçı sistemi pekiştirme girişimlerini olumlama olarak görmeye yol açmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bütün sol, Alman milli takımının başarılarında, klasik ırkçı faşistlerin sokağa çıkacağını; klasik ırkçılığın tekrar legalite kazanacağını düşünüyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama tam aksi oldu, bütün basın Almanların da diğer uluslar gibi kendi bayraklarıyla başka ulusları hor görmeden ve aşağılamadan övünmeye hakları olduğunu ve işte tam da bu dünya kupasında bunun gerçekleştiğini; artık uygar bir ulus olarak hala geçmişin yüküyle bayraklarını açmaktan utanmamaları gerektiğini yazdı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Gerçekten de, başka ülkelerin bayrakları da Almanya’da her yerde dalgalandı, kimse onlara karşı bir saldırıda bulunmadı. Aksine, güvenlik görevlileri başkalarının da kendi bayraklarını sallama özgürlüğünü garanti altına aldı. İlk başlarda klasik ırkçı faşistlerin yaptıkları bir iki girişimde polis son derece sert davranarak onlara gereken mesajı verdi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ve bütün bunlar olunca, sol birden bire kendisini silahsızlanmış buluverdi. Ya da “<i style="">ezberi bozuldu</i>”<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bunu belki gözlerden kaçmış küçük bir olayda görelim.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Hamburg’ta Sternschanze (“<i style="">Yıldıztabya</i>” diye çevrilse pek de yanlış olmaz) diye bir semt vardır. Genellikle eski evlerin bulunduğu, yabancıların, solcuların ve öğrencilerin yoğun yaşadığı bir semttir. Hatta burada solcuların işgali altında bulunan eski bir Tiyatro binası vardır ve buna “<i style="">Kızıl Flora</i>” denir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu semtte, son dört beş yılda, dünyanın bütün metropollerinde görülen bir değişim başladı. Bütün dünyada, Yuppie’ler genellikle, eski solcuların, yabancıların yaşadıkları; daha rahat bir atmosferi olan semtlere yerleşmektedirler. Aynısı burada da oldu. Genellikle medya alanında çalışan veya nispeten iyi bir geliri ve işi olan, genç, politikaya ilgisiz Yuppie’ler bu semte dadandılar ve oradaki yerleri mekanları yaptılar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Artık o eski partal giysili solcular yoktu, ya da azınlığa düşmüşlerdi: iyi bakımlı, giyimli, anlamsız yüzlü genç bir kitle doldurmaya başladı orayı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Dünya Kupası vesilesiyle de bütün Kafe’ler önlerine birer televizyon ekranı koydular. Havalar da güzel gidince, maç saatlerinde bu kitle iğne atsan yere düşmez biçimde maçları izledi. Yüzlerini boyayanlar, formalar, takma saçlar vs. hasılı o televizyonlarda görülen tipik bir maç seyircisi görünümü ortalığı kapladı. Bir karnaval, bir festival havası ortalığı sarıyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte, Alman milli takımının bir maçında, solcuların işgali altındaki “<i style="">Kızıl Flora</i>”dan, maç esnasında klasik Alman ırkçı milliyetçiliğine karşı, kocaman hoparlörlerle bir propaganda ve sabotaj yayını başladı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Kafelerin önüne oturmuş maç seyreden binlerce kişilik karnaval havasındaki kitle önce biraz mırıldandı ama sonra bu yayını duymazdan geldi, ciddiye bile almadı. Hele Almanya golü attıktan sonra Alman bayraklarıyla güle oynaya eğlenmeye başladı. Başkalarına karşı bir saldırganlık görülmedi. Hatta diğer uluslara göre daha ölçülü ve dikkatliydiler, başkalarını rencide etmemeye özel bir dikkat de gösteriyorlardı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu propaganda-sabotaj yayını sadece coşkunun gürültüsü içinde yok olmadı; aynı zamanda absürdleşti. Çünkü o kendini, klasik ırkçı, Hitler selamlı kaz adımı yürüyüşlü bir milliyetçiliğe karşı hazırlamıştı, karşısına çıkan rengarenk boyalar içinde şarkı söyleyen, diğerlerine saldırmayan, kendisini de diğerleri gibi gören, bütün ulusların milliyetçiliği gibi bir milliyetçilikti. Hatta onlardan daha ölçülü, anlayışlı ve toleranslı bile denebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama bu “out side” durumunu daha da pekiştiren olgu da şuydu: Almanya’da yaşayan Siyahlar, Türkler ve yabancılar da ellerinde Alman bayraklarıyla, daha fazla Alman olduklarını kanıtlamak (ve kabul edilmek için) için Almanlardan daha büyük çoşku ve ekstra bir gösterme çabasıyla Alman milli takımının zaferini kutluyorlardı. Hatta muhtemelen Türk gençleri olan yabancı görünümlü gençler, koca bir tır kamyonunu tam da “<i style="">Kızıl Flora</i>”nın karşısına getirmişler onun üstüne çıkmışlar ve üzerinde kutluyorlardı. Sonra polis geldi, ve tırın tepesi tehlikeli olduğundan gençleri oradan indirdi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tarih’in garip alayı ve “ofsayd”ın en açık görünümüydü bu: Bir zamanlar polis o “<i style="">Kızıl Flora</i>”ya saldırmak için gelirdi, şimdi “<i style="">Kızıl flora</i>”nın önünde, Alman milli takımının zaferini kutlayan yabancı gençlerin kutlamayı fazla aşırıya vardırmamaları için geliyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Diyalektik ebedi hükmünü icra ediyordu. Dün doğru olan bu gün yanlış, hatta yanlış bile değil, “absürd” oluyordu.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu çok basit, sıradan, belki çok kişinin dikkatini bile çekmemiş küçük olaylar dizisi, klasik solun bu günün dünyasını anlamadığını ve ona söyleyecek bir sözü olmadığını; artık ciddiye bile alınmadığını, bir tehlike olarak bile görülmediğini bir kere daha belgeliyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Irkçılığın bir <b style="">tehlike değil gerçek</b> olduğunu görmeden bu günkü dünyada bir politika üretmenin olanağı yoktur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama ırkçılığın bir tehlike değil de bir gerçek olduğunu ise ancak İnsanlar görebilir, Türkler, Avrupalılar, Almanlar veya Amerikalılar değil. Onlar açısından her şey olağandır normaldir. Irkçılık, <i style="">Der Spiegel</i>’in kapağındaki “<i style="">akın</i>” sözcüğünde gizlidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu günkü dünyada, artık klasik ırkçılık bir tehlike değildir. Elbet bu ırkçılık vardır. Hele savaş sonrasını ve 68’i yaşamamış doğu Avrupa ülkelerinde bu ırkçılık vardır ve oldukça da güçlüdür, ama artık dünyadaki gelişmelere damgasını vuran bu değildir. Bu ırkçılığa karşı mücadele içinde hiçbir program ve perspektif geliştirilemez.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">Bu günün ırkçılığı, çok kültürlü biçimiyle bile ulusal devletleri ve sınırları savunmanın ta kendisidir.<o:p></o:p></span></b></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Globalleşme, tüm malların ve paranın serbest dolaşımına dayanmaktadır. Bu günün dünyasında, bir tek mal vardır bu serbest dolaşımdan yararlanamayan: İşgücü.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşgücünün serbest dolaşımı, gittiği yerde eşit haklara sahip olması demek, ulusların, ulusal sınırların ve devletlerin ortadan kalkması demektir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Kar oranlarını yüksek tutmak ve işçi sınıfını uluslara göre bölebilmek ve her ülkede burjuvaziyle ittifaka çekebilmek ancak ulusal sınırlar ve devletler sayesinde mümkün olmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Globalleşmenin böylesine geliştiği bir çağda, klasik ırkçılık ne burjuvazinin yayılma hayalleri ne de kapitalizm için hiçbir avantaj sağlamamakta, aksine bir yük oluşturmaktadır. Bu nedenle, ulusal devletleri savunma, bir bakıma, burjuvaziyi klasik ırkçılığa karşı duruşa ve çok kültürlülüğe dayanan bir milliyetçiliği teşvik etmeye zorlamaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Burjuvazinin böyle bir sisteme doğru geçişi hem ülke içinde, hem dünyada ona daha geniş bir temel ve daha geniş bir hareket alanı sağlamaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Elbette burjuvazinin bir milliyetçilikten diğer milliyetçiliğe geçişi; <b style="">kaz adımlı Hitler selamlı milliyetçilikten; renkli ve karnaval havalı milliyetçiliğe geçişi</b>, düz bir yol izlememektedir ve bizzat burjuvazinin içinde aynı zamanda bu iki milliyetçilik arasında bir çatışma da gerçekleşmektedir. Bu düz bir süreç değil, çatışmalı, gel gitleri olan bir süreçtir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte son Dünya Kupası, Almanya’daki bu çatışmada, klasik ırkçı milliyetçiliğin, “<i style="">çok kültürlü</i>” milliyetçilik karşısında ciddi biçimde geri adım atmak zorunda kaldığı bir çatışmaydı aynı zamanda.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Solu out side’a düşüren de tam buydu. Onun bütün ezberi klasik ırkçı milliyetçiliğe göre şekillenmişti ve bizzat kendisi milliyetçiydi, çünkü sorunu ulusların kendisinde değil ulusçulukta görüyordu. Ulusçuluğu da onun en gerici biçimleriyle tanımlıyordu. Burjuvazinin bu gerici biçimden daha esnek biçimlere geçişi “Sol”u “<i style="">out</i>” yapıyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya’daki Dünya Kupasında bu çatışma da gelecek yazının konusu olsun.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">06 Temmuz 2006 Perşembe<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">Futbol Şampiyonası,<span style=""> </span>Alman Politikası ve Sol<o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu dünya futbol şampiyonasında Almanya dünya şampiyonu olamadı, finale kalamadı, üçüncülükle yetinmek zorunda kaldı, ama politik olarak bu şampiyonada en büyük başarı ve kazanç Alman burjuvazisinindir. Neden ve nasıl? Bunu göstermeyi deneyelim.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Son dünya kupası, Alman burjuvazisinin, klasik kana, soya dayalı ırkçı milliyetçilikten; artık günün ihtiyaçlarına cevap vermeyen ve bir yük oluşturan bu milliyetçilikten; globalleşmenin ve bir Avrupa Birliği oluşturabilmenin ihtiyaçlarına daha uygun düşen bir milliyetçiliğe geçişin dönüm noktası olduğu gibi; bu iki milliyetçilik arasındaki mücadelenin de bir sahnesiydi<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu durumu iyi gözleyen, eski 68’li, bir zamanların hızlı “<i style="">Anarşist</i>”i, şimdilerde “<i style="">Yeşiller</i>”in teorisyen ve stratejlerinden, onların Avrupa işlerine bakan Daniel Con Bendit (bir zamanların “<i style="">Kızıl Dany</i>”si), son dünya Dünya Şampiyonasına Alman Milli Futbol takımını hazırlayan Klinsmann’ı kastederek, “<i style="">o Yeşil-Kızıl koalisyonun yapamadığını başardı</i>” (“<i style="">yeşil</i>” ve “<i style="">kızıl</i>” Alman politik kültüründe ekolojistler ve sosyal demokratların karşılığı olarak kullanılıyor.) anlamında sözler etti. Onu böylesine söz ettiren değişim nedir?<span class="MsoFootnoteReference"> </span><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bir çok sosyolog, yazar vs. bu şampiyona öncesi Almanya ile bu şampiyona sonrası Almanya’nın aynı olmadığını söylüyor ve bunda Alman Milli takımının antrenörü Klinsmann’ın işlevine dikkati çekiyor<a title="" name="_ftnref1" href="#_ftn1" style=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style=""><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 120%;">[1]</span></span><!--[endif]--></span></span></a>..<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Birkaç karakteristik haber, bu dönüşümün çapı hakkında bir karar verir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya’da büyüyen, Türkiye kökenli film rejisörü Fatih Akın, <i style="">Hürriyet</i>’de çıkan habere göre şunları söylemiş. Haberi 2 Temmuz Pazar günkü <i style="">Hürriyet</i>’ten okuyalım.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">“<i>Ödüllü Yönetmen Fatih Akın: Dünya Kupası Irkçılığı bitirir. (...)<span style=""> </span>“İlk kez Almanya’yı tuttuğunu söyleyen Akın, “Almanya’daki Türkler milli maçlarda hep rakibi tutardı. Ama bu son dünya Kupası’nda bu değişti.<span style=""> </span>(...) Bütün dünyadan misafirler geldi. Bu bir şok gibi oldu. Eğitim gibi bir şey oldu, iyi oldu. Irkçılık gidiyor.”<o:p></o:p></i></span></p> <p class="MsoNormal"><i><span lang="TR" style="">“Almanya’nın yediği gol üzülen, attığı golle havalara fırlayan Akın, tur sevincini kutladı.”</span></i><span lang="TR" style=""><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Alman medyasında, esas vurgu hep, artık bütün milletler gibi Almanların da kendi bayraklarından utanmamayı öğrendikleri ve onunla rahat bir ilişki kurabildikleri gibi noktalarda yoğunlaşıyordu. Ve hemen hemen bütün haber ve resimlerde genellikle Almanlar başka uluslardan insanlarla birlikte eğlenirken haber yapılıyordu. Maç dolayısıyla gelenlerle yapılan söyleşi ve haberlerde öne çıkarılan, ziyaretçilerin Almanlar hakkında hep kabız, aşırı ırkçı milliyetçi gülmez insanlar gibi yargıları olmasına rağmen burada bambaşka bir durumla karşılaşmış olmaları gibi noktalardı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bir de en çok Alman bayrağıyla Alman milli takımının başarıların kutlayan yabancılar, özellikle Türkler ve siyahlar göze batırılmaya çalışılıyordu. Hatta Türklerin Alman bayrağının kırmızı şeridinin ortasına ay yıldız koymaları özellikle öne çıkarılan haberler arasındaydı. (Buna gerici Türk milliyetçiliği, aynısının yarın Türkiye’de de olabileceği, yani Kürtlerin, yeşil, sarı ve kırmızının ortasına bir ay yıldız koyabilecekleri korkusuyla hemen karşı çıktı. Tabii Almanlarınkine koyulmasına temelden itirazı yok. Ona itirazı eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürebilir diye.)<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani Fatih Akın’in tavrı, an azından yabancılar ve solcular yaygın olan genel bir eğilimin ifadesinden başka bir şey değil. Solcuların ve yabancıların önemli bir kısmı eski reflekslerin anlamının kalmadığını düşünüyor ve artık Alman bayrağından utanmamayı veya Almanya’yı tutmayı öğreniyor. Geçenlerde “<i>Sol Neden “Ofsayt</i>”ta?” yazısında anlattığımız ve tartıştığımız küçük sahneler, aslında genel bir eğilim ve dönüşümün tipik görünümleriydi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Aslında bu yeni durum en iyi, bizzat PDS’in (Demokratik Sosyalizm Partisi) yıldızı olan, Gregor Gysi’nin aşağıdaki sözlerinde en açık biçimde yansıyor: <i><o:p></o:p></i></span></p> <p class="MsoNormal"><i><span lang="TR" style="">“Ulusal futbol takımları için Almanlar tarafından dışa vurulan ulusal gurur, Meclis sol grup başkanı Gregor Gysi’nin görüşüne göre, olumlu yurtseverliğin bir işareti. Gysi “Tageszeitung”a verdiği demeçte, Almanya’da genç kuşak arasında “Ana vatanlarına (Türklerde vatan ana metaforuyla, Almanlarda baba metaforuyla bağlantılıdır. Tam çevirisi “baba vatan” olurdu) karşı tamamen normal, kabız olmayan” bir ilişki gelişiyor ve bu dünya futbol şampiyonasını “biricik büyük bir şölen yapıyor” dedi. Buna karşılık, bizzat kendi kuşağının ise, “ulusal sorunla hastalıklı bir ilişki”si olduğunu ve bu nedenle yurtseverlik tartışmasında “ağzını kapaması” gerektiğini söyledi.<o:p></o:p></span></i></p> <p class="MsoNormal"><i><span lang="TR" style="">Gysi “Burada ilk defa, kendi ulusuna karşı bağımsız, kabız olmayan, normal bir ilişki oluşuyor” dedi. Eski PDS Başkanının argümanına göre, toplumda herkesin kendisini bütüne karşı sorumlu hissedebilmesi için, kabız olmayan ve normal bir ulusal bağ bir ön koşuldur. Gysi’ye göre, “sağ taraftaki Totaliter anti komünizm tıpkı solun bir kesimindeki totaliter anti nasyonalizm gibi bunu şimdiye kadar engelledi.”<o:p></o:p></span></i></p> <p class="MsoNormal"><i><span lang="TR" style="">Gysi partisinin bir bölümündeki ritualleşmiş “Almanya, bir daha asla!” parolasını da eleştirdi. “İnsan istemediği bir ulusu yönetemez” dedi. Bunun kafada ve yürekte bir çelişki olduğunu söyledi. Solcular ve kendi kuşağının tutucuları, 50’li ve 60’lı yıllarının tecrübeleriyle genç kuşakların canını sıkmamalı. “Biz kendiliğinden daha iyi gelişeni yolundan saptırmamalıyız. Normalleşmeye bizim katkımız bu olabilir.”</span></i><span lang="TR" style=""> dedi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">(21 Haziran 2006 <a href="http://de.news.yahoo.com/21062006/286/gysi-begruesst-deutschen-fussball-patriotismus.html">http://de.news.yahoo.com/21062006/286/gysi-begruesst-deutschen-fussball-patriotismus.html</a> )<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Gysi’nin bu sözleri, bu futbol şampiyonasının Alman kapitalizminin gerçek bir zaferi olduğunun en büyük <st1:personname w:st="on">delil</st1:personname>idir. Eski milliyetçiliğin karşısında olan solcular yeni milliyetçiliğin savunucularıdırlar. Bir burjuvazi için, bundan daha büyük bir kazanç olabilir mi?<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><span style=""> </span>“<i style="">Ofsayt</i>”ta kalmak istemeyen solcular ve yabancılar (Gysi veya F. Akın) bu yeni milliyetçiliğin selamlayıcıları, taraftarı ve savunucusu olarak ortaya çıkıyorlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Milliyetçiliğin ne olduğunu anlamayanlar, bu günkü dünyada en demokratik milliyetçiliğin bile aslında dünya çapında bir ırk ayrımcısı apartheit sisteminin aracı olduğunu anlamayanlar, böyle yaparken, ırkçılıktan kurtuluş ve ona karşı çıkış adına, fiilen bu ırkçı sistemin savunucuları olarak ortaya çıkıyorlar.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama sadece sol mu böyle?<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Aynı bölünmenin Alman sağı, arasında da yaşandığı görülüyor. <i>Die Zeit</i> gazetesinin haberine göre, Alman faşistleri arasında da bir bölünme varmış.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bir kısmı, bu “<i>yeni yurtseverliği</i>” milliyetçiliğin yaygınlaşması olarak selamlarken (Bunlar faşitlerin “Fatih Akın”ları veya “Gregor Gysi”leri olarak görülebilir), diğerleri bunun “<i>tatil ve Pazar günü milliyetçiliği</i>” olduğunu söyleyip bu milliyetçiliğe karşı tavır alıp onunla kendi arasına sınır çizmeye çalışıyormuş (Bunlar da faşistlerin “<i style="">Rote Flora</i>”cıları olsa gerek). Bunlar etrafı dolduran siyah kırmızı ve sarı renkli Alman bayraklarına da karşı çıkıp, siyah beyaz ve kırmızı renkli bayrağın Alman milliyetçiliğinin bayrağı olduğunu söylüyorlarmış.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Böylece Alman burjuvazisi, solcuları, yabancıları (ve hatta faşistler arasındaki bölünmenin gösterdiği gibi) faşistlerin bir bölümünü yeni milliyetçiliğinin destekçileri haline dönüştürmüş bulunuyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Elbette bu yeni biçim milliyetçilik, Batı Almanya’da, eski Doğu Almanya olan Eyaletlerden;<span style=""> </span>büyük şehirlerde, taşradan; gençler kuşaklar arasında, <span style=""> </span>yaşlılardan daha güçlü ve yaygındır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Eski biçim hala özellikle eski doğu Almanya’da çok güçlüdür, ama bu, geleceğe damgasını vuran bir eğilim değildir. Bütün doğu Avrupa’da olduğu gibi, orada zaman bir süre durmuştu ve duvarın yıkılışından beri kaldığı yerden devam ediyor. Doğu ve Batı (Yaşlılar ve gençler; Büyük Şehirler ve Taşra) aslında milliyetçiliğin, bu birbirini izleyen iki aşamasını, zamansal (temporal) bir dizilişi, mekansal (lokal) veya kuşaksal biçimde yansıtmaktadırlar. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Alman kapitalizmi için Avrupa’daki başka ulusları ve toprakları işgal ile yayılmanın, başka ulusları köleleştirmenin ideolojik temellerini atan klasik ırkçı milliyetçilik bir intihar olur. Ayrıca buna ihtiyacı da yoktur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Hitler’in “<i style="">Avrupa Kalesi</i>”ni Alman Burjuvazisi, bizzat doğu Avrupalı halkların Avrupa Birliği’ne katılmak için yaptıkları ayaklanmalarla ve gönüllü katılımlarıyla kurmuş bulunmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Alman burjuvazisinin ihtiyacı, bu yeni duruma uygun bir milliyetçilikti. Eski kuşakların şekillenmeleri, gelenekler, yerleşmiş eski yapı bu yeni duruma uygun bir milliyetçiliğin egemen olmasının önünde bir engel oluşturuyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu futbol şampiyonası, bu eski milliyetçiliğin kabuğunun kırılması; Alman politik kültürü ve egemen resmi milliyetçilik için küçük bir “<i style="">devrim</i>” oldu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama eskisinin yerine gelen, en az eskisi kadar tehlikeli bir ırkçılıktır; ya da günümüz dünyasına uygun bir ırkçılıktır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu kavranmadığı an, dünyadaki hiçbir gelişme karşısında doğru bir tavır alınamaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">1936 Berlin Olimpiyatları biyolojik ayrımlara dayanan bir milliyetçiliğin ve ırkçılığın bir gösterisiydi. 2006 Dünya Futbol Şampiyonası, “<i style="">Çok kültürlü</i>” bir milliyetçiliğin ve ırkçılığın gösterisidir, Alman politik kültüründe ikincisinin birincisinin yerini almasıdır. Bunun nasıl bir ırkçılık olduğunu ise her hangi bir şekilde bir milliyetçi olanlar anlayamazlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bunun ırkçılık olduğunu anlayabilmek ve görebilmek için, yeryüzünde ulusal sınırların ve milletlerin demokrasi ve insan haklarının önündeki en büyük engel olduğunu kavramak; bu çok kültürlü milliyetçiliğin de bu ulusal sınırları ve ırk ayrımcısı sistemi yaşatmayı ve güçlendirmeyi amaçladığını görmek gerekir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu günkü globalleşme çağında, gelişmiş ülkelerde, gerek yaşlanan nüfus dolayısıyla, genç nüfuslu “<i style="">üçüncü dünya</i>”dan gelecek iş gücüne duyulan ihtiyaç nedeniyle; gerek iş gücünün yeniden üretiminin fiyatını düşük tutmak dolayısıyla kar oranlarını yükseltmek için özellikle gastronomi, temizlik, sağlık gibi alanlarda göçmen iş gücüne duyulan ihtiyaç nedeniyle ve nihayet belli alanlarda (özellikle programlama, elektronik) işgücü ithal edebilmek ve çekebilmek için klasik kana, etniye, kültüre dayanan milliyetçilik burjuvazi için bir engel oluşturur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama sadece bunlar değil, Alman burjuvazisi gibi sabıkalı bir burjuvazi için, klasik milliyetçilik, ekstradan prangadır politik, ideolojik ve kültürel etkinin ekonomik etki ölçüsünde yayılmasını ve ağırlığının artmasını engelleyen.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Burjuvazinin globalleşmeden çıkardığı sonuç, yeryüzünde ulusal sınırların kaldırılması gereği, ulusların ilgası ve bir tek dünya cumhuriyeti değildir. Bu eski milliyetçiliğin terki bizzat tam da bu ulusları ve sınırları korumanın ve yaşatmanın bir aracıdır. Böylece burjuvazi, hem gerici ulusları ve ulusal sınırları korumakta hem de yoksulları bir rezerv olarak bu sınırların dışında tutmaktadır. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İnsanlığın büyük yoksul çoğunluğu, ulusal sınırları ve ulusları meşru kabul eden bu sistem aracılığıyla, bir ırk ayrımcısı bir dünyada yaşamaktadır. Bu <b style="">modern çok kültürlü ulusçuluğu savunmak, özünde bu ırk ayrımcısı sistemi savunmak, ulusları savunmak anlamına gelmektedir</b>.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu günkü ırkçılık, aslında tıpkı klasik ırkçılık gibi <b>dışında tutarak</b> köleleştirmektedir. Çok kültürlü milliyetçilik, zengin ülkelerin etraflarına ördükleri duvarlarla birlikte yükselmiştir ve yükselmektedir. Bu dışta tutuş “<i style="">çok kültürlü</i>” bir milliyetçilik aracılığıyla yapıldığından, bu modern ırkçılığa geçiş, “<i style="">normal</i>” bir milliyetçiliğe geçiş olarak Demokratik Sosyalizm Partisi önderi Gysi tarafından bile selamlanıyor ve savunuluyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu günün dünyasında; her türlü malın ve paranın hiçbir ulusal sınırı tanımadan dolaştığı bir dünyada, işgücü denen malın hala ulusal sınırlara bağlı kalmasını “<i style="">Normal</i>” bir milliyetçilik olarak savunmak; yani ulusal devletleri, sınırları savunmak ve insanları bunlara karşı savaşa çağırmamak, ırkçılığı savunmakla, insanlığın büyük bölümünü bir “<i style="">üçüncü dünya</i>” denen rezervatta tutmakla özdeştir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bunu kavramayan sol, klasik ulusçuluğu ve ulusal devletleri savunduğu sürece, “<i style="">ofsayt</i>”ta kalmaya, klasik faşistlerle aynı ulusçuluk düzeyine takılmaya mahkumdur. Bu klasik ulusçuluk karşısında bay Gysi gibi “<i style="">normal</i>” ve “<i style="">çok kültürlü</i>” ulusçuluğu savunduğunda da, bu günün gerçek var olan ırkçılığını, geleceğe damgasını vuran ırkçılığı savunur durumda olmaya mahkumdur. Yeşiller, PDS veya Fatih Akın’da olduğu gibi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Aslında bu bölünme aynen Türkiye’deki solun bölünmesi gibidir. Klasik ırkçı Türk milliyetçiliğini savunanlar, Türklüğü ve Türk devletini sorgulamayanlar ve globalleşmeye karşı olmak adına onu savunanlar, Genelkurmayın, Askeri - Bürokratik Oligarşinin birer desteği ve yedeği olarak kalmaktadırlar. Buna karşılık, “<i style="">çok kültürlü</i>”, <i style="">“mozaik”</i> milliyetçiliği savunanlar ise, burjuvazinin, globalizmin, Avrupa Birliği’nin, Liberalizmin savunucuları olarak ortaya çıkmaktadırlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Her iki taraf da ulusal devletleri ve sınırları tartışmamaktadır, politik olanın ulusal olana göre tanımlanmasını sorgulamamaktadır; her iki taraf da milliyetçilidir, <b style="">farkları ulusal olanın nasıl tanımlanacağı noktasındadır.</b><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Alman politik kültüründe “<i style="">Bir daha asla Almanya</i>” sloganları atanlar veya “<i style="">Anti Alman</i>”cıların Türk solundaki karşılığı Türkiye’nin “<i style="">ulusalcı sol</i>”udur. Gysi’lerin, Bendit’lerin Türkiye’deki karşılıkları ise ÖDP’liler, “<i style="">İkinci Cumhuriyetçiler</i>”dir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bunların ikisi de milliyetçidir, ayrılıkları milliyetçilik anlayışlarındadır. Klasik milliyetçiler buna Türkiye’de anti emperyalizm, Almanya’da anti Almanlık elbisesi giydirmekte; globalizme karşı çıkış adı altında gerici ulusçuluğu savunma ve yaşatmaya çalışmaktadırlar.<span style=""> </span>Modern çok kültürlü milliyetçiler ise savunduklarının milliyetçilik olmadığını, ulus devletin aşılması olduğunu söylemektedirler. Bunların ikisi de milliyetçiliktir. İkisi de ırkçılıktır ama biri artık ömrünü doldurmuş, diğeri bu günün dünyasının, daha doğrusu burjuvazinin <span style=""> </span>ihtiyaçlarına uygun.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu futbol şampiyonasında Almanya’da ne olduğunu anlamak için Türkiye’de şöyle bir durum düşünülebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya’daki Bayern Futbol Mafyası (şu Beckenbauer’ler falan) klasik ırk, kana dayalı milliyetçiliğin temsilcileriydiler. Bu milliyetçilik bizzat Alman burjuvazisinin çıkarlarının önünde bile bir engel haline gelmişti. Bu en iyi ve açık olarak Alman Milli takımının bileşiminde görülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu milliyetçilik, yetenekli ve yoksul Türk ve yabancı çocuklarını daha okul ve mahalle takımlarından beri engeller. Bunların içinde özel yetenekleriyle yükselebilenler büyük takımlarda yedek kulübelerinde bekletilir ve hele milli takıma alınmaları söz konusu bile olmazdı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu en açık olarak futbol sonuçlarında görülebilir. Fransa Cezayirli İşçi Çocuğu Zidane ve simsiyah futbolcularıyla Dünya şampiyonu ve ikincisi olurken, Alman milli takımı benzer başarılar gösterememektedir. Buna karşılık, Almanya’nın dışladığı Türkiye kökenli gençler, Türkiye’yi geçen dünya şampiyonasında dünya üçüncüsü yapmışlardı. Bu gençleri dışlamayıp özümleyebilseydi, geçen dünya şampiyonasında Almanya kolaylıkla dünya şampiyonu olabilirdi örneğin.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu durum Almanya’ya egemen kana dayanan milliyetçiliğin Almanya’nın ekonomik gücüne denk düşen bir politik ve ideolojik güç ve ağırlıktan onu mahrum kılmasının futbola yansımasından ve onda da ifadesini bulmasından başka bir şey değildir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Alman kapitalizmi üretim ve ekonomi alanındaki etkisini, politika ve ideoloji alanında gösteremiyor ve bu da Alman kapitalizmi ve emperyalizminin gelişiminin ve yayılışının önünde bir engel oluşturuyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya iki dünya savaşına neden olmuşluğu ile diğer ülkeleri işgal etmişliği ile zaten sabıkalıdır. Bu geçmiş nedeniyle Almanya, daima uluslar arası politika alanında arka planda kalmayı bir strateji olarak benimsemiştir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Dünya politikasında Avrupa adına hep Fransa’yı ne sürmüş, gerçekte kendi söylemek istediklerini Fransa’ya söyletmiştir. Böylece hem Fransız Burjuvazisinin kendini beğenmişlik biçiminde dışa vuran aşağılık komplekslerini tatmin etmesine olanak vermiş; hem de onun bu tafralı tavırları karşısında “<i style="">altın orta</i>”yı, “<i style="">aklı selimi</i>” ve uzlaşmayı savunan bir pozisyonu savunur görünme olanağı elde etmiş, herkes tarafından kabul edilebilir olmuştur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Savaş sonrasının özellikle Genscher döneminin Alman dış politikasını bu strateji karakterize eder. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ne var ki Doğu Avrupa’nın çöküşüyle birlikte bu denge yerinden oynamıştır. Yeni döneme uygun dış politikayı da Yeşiller’den Fischer şekillendirmiştir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Duvarın yıkılışında, Almanya’nın birleşmesine en büyük muhalefet bizzat Fransa ve İngiltere’den hatta Amerika’dan gelmiştir. Doğu Avrupa’nın hakları bir yandan, Avrupa Birliği’ne katılarak Rusya’ya karşı kendilerini garantiye almak istiyorlardı. Ama Avrupa Birliği demek Almanya demek olduğundan, bu aynı zamanda Almanya tarafından yutulmak anlamına de geliyordu. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktı bu. Bu nedenle bir yandan Avrupa Birliği’ne girerken, Alman politik etkisine karşı Amerika’nın yanında yer aldılar. Böylece, ABD, aslında bu ülkelerde ekonomik olarak büyük bir etkisi olmamasına rağmen, bu ülkeler fiilen Alman sermayesi tarafından ele geçirilmiş olmasına ve Almanya’nın egemen olduğu Avrupa Birliği’ne girmiş olmalarına rağmen ABD’nin müttefiki oluyorlar ve ABD bu ülkeler aracılığıyla Avrupa Birliği içinde ağırlığını arttırıyor, Irak’a Saldırı döneminde olduğu gibi, Avrupa Birliği İçinde “<i>Yeni Avrupa</i>” ile “<i>Eski Avrupa</i>”ya karşı bir denge oluşturabiliyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Böylece ABD bizzat Avrupa Birliği içinde Alman-Fransız eksenini kuşatabiliyordu. İngiltere zaten klasik müttefiki ve Avrupa Birliği içinde beşinci koluydu. Güney Avrupa ve Akdeniz ülkeleri İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkeler Almanya’nın gücünü dengelemek için ABD’nin yanında saf tutuyorlardı, Doğu Avrupa da Almanya’ya ya karşı ABD’ye yaslanınca, ABD Alman Fransız eksenini kuşatabiliyor; bu dengeler aracılığıyla örneğin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınması için, (ki Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği de bizzat ABD’nin Avrupa Birliği’nin bir siyasi irade oluşturmasını engelleme stratejisinin bir parçasıdır) baskı yapabiliyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Öte yandan Almanya, Doğu Almanya’yı yutmuştu ama bu, büyük bir av bütün bütün yutmuş bir yılan gibi, biraz midesine oturmuştu, bunu hazmetmesi biraz zaman alacaktı. Benzer şekilde Doğu Avrupa’da gerek ihraç malları gerek ihraç ettiği sermaye ile muazzam bir ağırlık kazanmıştı, ama bu politik ilişkilere hiçbir şekilde yansımıyordu. Çünkü geçmişin hayaleti bir türlü peşini bırakmıyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yugoslavya’nın parçalanmasını Almanya başlattı ve bu gün, bizzat Sırbistan dahil bütün eski Yugoslavya’da esas ağırlığı olan Almanya’dır. Yugoslav iç savaşı bir bakma, Almanya ile, Rusya, Fransa ve ABD’nin arasındaki etki ve paylaşım mücadelesinden başka bir şey değildi ve bunun tartışmasız galibi Almanya oldu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya bir yandan eski doğu Almanya’yı hazmetmeye çalışır, diğer yandan doğu Avrupa üzerinde iktisadi etki ve gücünü pekiştirir ve böylece uzun vadede ABD’nin etkisini nötralize edecek temeli sağlamlaştırırken, diğer yandan Avrupa birliği içinde politik ağırlığını pekiştirmek için, Avrupa Birliği içinde bir anayasa hazırlığına girdi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu anayasa ile, yavaş yavaş, Avrupa Birliği çapında seçilmiş organlara doğru bir geçişe başlangıç yapılmak isteniyordu. Avrupa Parlamentosu gibi gerçek bir gücü temsil etmekten uzak organların dönemi geride kalmalıydı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tasarıyla örneğin bir ortak Avrupa Dış Politikası için temel yaratılıyor ve Alman dışişleri bakanı Fischer bu görev için hazırlıklara başlıyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama Almanya’nın bu artan gücünden korkan Fransa, bu planı sabote etmekten başka çare bulamadı ve Anayasayı halk oylamasına götürerek hayır dedi. Böylece Anayasa ve Alman planı bir anda değersiz bir kağıda dönüştü. Bu durum elbette ABD’nin de çok işine yaradı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya’nın kendisi bizzat Fransa’dan bile daha geri kana dayanan bir ulus tanımına dayanırken, Fransa’nın ulusçuluğa dayanarak Avrupa’nın politik birliği ve iradesine giden yolu sabote etmesine karşı bir şey yapamazdı. Bu milliyetçilikle doğu Avrupa’daki anıları unutturamaz, ekonomik etkisini politik bir etkiye dönüştüremezdi, hatta bizzat kendi ekonomisinin ihtiyaçları bile bu milliyetçilik tarafından baltalanır olmuştu. Örneğin doğu eyaletlerinde klasik ırkçılığın kurbanları genellikle iş adamları bile olabiliyordu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu koşullarda, ancak ciddi bir stratejik dönüş, Almanya’ya bu sorunları aşabilmesi, Fransa’nın, doğu Avrupa’nın direncini kırabilmesi ve Avrupa’da bir tek politik irade oluşturup, dünya çapında ABD’ye meyden okuyabilecek bir durma gelebilmesi için gerekli koşulları yaratabilirdi. O zaman birden bire karşı olanlar yandaş haline gelebilirler, etkiye karşı duranlar bizzat o etkinin araçları olabilirlerdi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu yönde epey adımlar atılmıştı. Örneğin bizzat Fatih Akın gibi genç Türk asıllı rejisörlerin önünün açılması ve ödüllerle teşvik edilmeleri, hem Alman sinemasına bir taze soluk getirmiş, Alman filmlerinin dünya pazarına egemen Amerikan sinemasına karşı bir hamle yapmasını sağlamış hem de Almanya’daki Türklerin sisteme entegrasyonu yolunda küçük adımlar atmalarını sağlamıştı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Dış politika alanında benzer bir işlevi de Alman politikasının bütün anketlerde yıllar boyunca “en sevilen” politikacısı çıkan Fischer görmüştü. Bu solcu eskisi, İsrail Parlmentosu’ndan Arap ülkelerine kadar her yerde Alman kapitalizminin çıkarlarını en akıllı biçimde savunmuş ve Almanya’nın ihtiyacı olan değişiklikleri yapmıştı. Fischer sayesinde Alman Ordusu, adım adım bütün askeri harekâtlara katılma hakkını elde etmişti.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama bütün bu gibi gelişmelerde yansıyan anlayış henüz hem toplumun derinlerine nüfuz etmiş hem de egemen politik elite egemen olmuş değildi. Özellikle futbol ve spor alanında eski anlayış, bu alana egemen olan “<i style="">Bayern Mafiyası</i>” da denen Beckenbauer gibilerin şahsında egemenliğini sürdürüyordu. Ama aynı zamanda bu anlayış artık bütün olanaklarını tüketmiş bulunuyor ve bir başarı getiremiyordu. Daha önce bu Mafia’nın has adamı olmayan Christopher Daum, Kokain kullanmışlığı bahane edilerek tasfiye edilmiş ve bir süre daha zaman kazanmıştı bu ekip. Ama Alman futbolunun düşüşünü durduramamıştı yine de.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte bu uzun yıpranma sürecinin sonunda, yine bu Mafia’nın dışından, Stuttgart’lı, futbol karyerinin önemli bir bölümünü İtalya, İngiltere gibi başka ülkelerde geçirmiş, Amerika’da yaşayan (galiba karısı da Çin asıllı bir Amerikalı) Klinsmann’ın Alman milli takımının başına gelmesi ile Alman kapitalizminin çıkarları üzerine iki farklı milliyetçilik arasındaki mücadele, bir bakıma futbol şampiyonası içinde geçer oldu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Politikada, giyinişler, duruşlar, tavırlar hep birer politik anlama da sahiptirler. Klinsmann, takımı derhal gençleştirdi. Takımın esas golcüsü olarak Polonya asıllı iki futbolcuyu forvete koydu. Daha sonraki düzenlemede Almanya’da büyümüş Odonkor adlı yarı siyahi bir oyuncuyu da takıma aldı. Bayern Mafiası’nın takım içindeki etkisini kırmak ve onlara kendi otoritesini kabul ettirebilmek için kaleci Oliver Kahn’ı yedeğe aldı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Almanya’da olanı anlamak için, Bayern Mafiası yerine Türkiye’deki Futbol mafyası, MİT, Mafia İlişkilerini göz önüne getirilebilir. Beckenbauer yerine Fatih Terim koyulabilir. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Türkiye’de Özel savaş dairesinin inkarcılığa ve baskıya dayanan klasik Türkçü milliyetçiliği ile İkinci Cumhuriyetçilerin, çok kültürlü bir milliyetçiliğin çatışmasının milli takımın bileşenine ilişkin bir çatışma biçiminde yansıması göz önüne getirilebilir. Örneğin Fatih Terim gibilerin artık iyice yıpranmaları ve yeteneksizliklerinin açığa çıkmasıyla, Türk Milli takımının başına, ikinci Cumhuriyetçi yaklaşımları olan bir antrenörün getirildiğini göz önüne getirelim. Bu antrenör diyelim ki, çok iyi oynayan Kürt, Ermeni, Rum ve Çingene gençleri takıma alıyor. Buna karşı sinsice bir kampanya yürütülüyor. Ama çok kültürlü milliyetçiliğe eğilimli genç kuşaklar bu yeni antrenör gizliden gizliye destekliyorlar. Sonra bu antrenörün anlayışıyla kurulmuş takımın başarısı üzerine o zamana kadar savunmada kalmış kendini rahatça açığa vuramamış bir çok kültürlü milliyetçilik bu vesileyle birden bire saldırıya geçiyor ve sahneye egemen oluyor ve bu başarıyı gören diğer inkara ve baskıya dayanan milliyetçilerin bir kısmı saf değiştiriyor veya uygun bir fırsatı kollamak üzere siperlere çekiliyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Böyle bir durum Türkiye’nin politik ortamında nasıl küçük bir devrim anlamına gelir idiyse, Almanya’da olan da aşağı yukarı böyle bir şeydir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte bizim dediğimiz, bu milliyetçiliğin de bir milliyetçilik olduğu, burjuvazi için bunun günün koşullarına daha uygun daha tehlikeli bir milliyetçilik olduğudur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Klinsmann’ın sembolü olduğu milliyetçilik nasıl Alman burjuvazisinin Almanya’da, Avrupa’da ve Dünyada etkisini arttıracak ve ona yepyeni güçler sağlayacaksa (Yukarıda görüldüğü gibi şimdiden Gysi’ler Fatih Akın’lar yedeklendi bile), benzer bir milliyetçilik de Türk burjuvazisine benzer olanakları açar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte Alman burjuvazisi bu dönüşümü başardı bu son futbol şampiyonasında. Bu nedenle bu şampiyonanın en büyük galibi Alman burjuvazisidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Türk burjuvazisi ise, bunu yapacak cesaret ve güçten bile yoksun. Almanya’da 68’in, Yeşil, Barış hareketlerinin, Feminist hareketin (“<i style="">Yeni Sosyal Hareketler</i>”in) birikimi üzerinden bu dönüşümler gerçekleşti. Türkiye’de ise, bütün bunların anıları bile unutuldu. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu nedenle Almanya’dakine benzer değişimler Türk ordusu ve Özel savaş dairesi iyice tecrit olup ipliği pazara çıkmadıkça henüz bir hayaldir.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Biz ulusun tanımandan her türlü dil, din, etni, kültür, yer belirlemelerinin dışlanmasını savunduğumuz için, elbette bu tavrımız kısa vadede, çok kültürlü bir milliyetçilikle yakınlık hatta parallelik içinde bulunur, klasik kana dayanan milliyetçiliğe karşı<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama biz bunun da bir milliyetçilik olduğunu söylüyoruz ve ona karşı da mücadele ediyoruz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Diğer yandan eski kana dayanan milliyetçiliğe karşı bu mücadelenin, Almanya’dan farklı olarak, Orta Doğu’da ve üçüncü dünyada, tüm milliyetçiliğe ve milletlere karşı bir mücadeleye dönebilme potansiyeli olduğunu düşünüyoruz. En azından Orta Doğu’da olayların zorlaması onu bu yönde bir dönüşüme zorlayabilir diyoruz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Çünkü, ulusu dille, dinle, tarihle<span style=""> </span>tanımlamaya karşı olan böyle bir milliyetçiliğin Orta Doğu’daki halkları birleştirebilme potansiyeli vardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu nedenle, kendi ülkelerinde “<i style="">Çok kültürlü</i>” bir milliyetçilikten yana olan zengin ülkeler, geri ülkelerde, dile, dine, etniye dayanan bir milliyetçiliği desteklemektedirler.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu da ister istemez, Geri ülkeler ve orta doğuda bu çok kültürlü milliyetçiliğin, zenginleri arkadan kuşatabilmek ve bütün dünyanın yoksullarını birleştirebilmek için, her türlü ulusa ve ulusçuluğa karşı bir harekete dönüşebilme potansiyelini ortaya çıkarır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">11 Temmuz 2006 Salı<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">İşçi Sınıfı ve Futbol<o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Belli sporların belli sınıflarla ilişkisi bir veridir. Örneğin atın üzerine binilerek yapılan at yarışları ile, atın arkasına küçük bir araba takılarak yapılan yarışlar doğuşları ve sonraki gelişimleriyle iki farklı sınıfa ait olmuşlardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Birinin kökleri komün şeflerine, şövalyelere kadar giden asillerin yaşantısından ve olanaklarından kaynaklanır, diğeri atlarının ardına taktıkları arabalarla süt götüren köylü ve işçilerin bu esnada birbirileriyle yaptıkları yarışlardan. Bu fark, bütün profesyonelleşmeye rağmen, bu gün bile onları yapan ve izleyen kitlelerde görülebilir. Birinde asiller, soylular, zenginler, diğerinde daha sıradan insanlar yoğunluktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Birçok sporun yapılabilmesi belli bir refah düzeyini var sayar. Örneğin bir golf, bir tenis alt sınıfların hiçbir zaman semtine bile uğrayamadıkları sporlardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu bakımdan futbol işçiler için en ideal spor koşulları sunar, biraz boş bir alan, dört tane taş ve bir de top işlevi görecek bir çam kozalağı, konserve kutusu veya bezden, kağıttan veya akla gelebilecek her şeyden yapılabilen bir “top” her yerde ve her zaman bulunabilir. Arkadaş grupları takımlar olur. Belli bir gelir düzeyi ve olanaklar gerekmez futbol için.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ondan sonra iki ayağı üzerinde yaşayan bu tek memelinin bu özelliklerini sonuna kadar kullanmasının yolları açıktır. Satrancı bile kenarda bırakan sonsuz bir kombinasyon zenginliği; hem bireysel yeteneklerin, hem ortaklığın gücünü ortaya çıkarma, kullanma ve geliştirme olanakları. Böylesine kolay yapılabilen, böylesine basit ama böylesine zengin olanaklar sunan başka hiçbir spor yoktur. Onun büyüsü<b style=""> bu müthiş sadeliği </b>ve <b style="">o ölçüde de karmaşıklığındadır.</b><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama ortada modern kapitalizm ve işçi sınıfı olmasaydı futbolun böyle yaygınlaşması mümkün olamazdı. Çünkü futbolun olabilmesi için önce <b style="">sporun</b> olabilmesi gerekir. Hatta denebilir ki, spor ve futbol beraber doğmuşlardır, ya da <b style="">spor futbol olarak doğmuştur</b>.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Futbolun kendisi bizzat, bu günkü biçimiyle, sanayi devrimi ve işçi sınıfının ürünüdür. İlk futbol kulübü, 19 yüzyıl ortalarında, sanayi devriminden sonra, dünyanın fabrikası olan<span style=""> </span>İngiltere’de kurulur. Futbolun yayılışı ve dünyayı feth edişi, bir bakıma kapitalizmin ve işçi sınıfının yayılışının dünyayı feth edişinin en sağlam göstergelerinden biridir. O caz-blues (tango, rebetiko arabesk, sun, kalipso vs. de aynı kategoriden sayılabilir) gibi, rock gibi, blue jean gibi modern toplumu sırtında taşıyan işçi sınıfının en has ürünüdür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşçi sınıfının bugünkü dünyada, Avrupa’daki doğuş döneminden bile geri durumdaki, dağılmış, bölünmüş, programsız ve örgütsüz oluşuna bakarak İşçi Sınıfı’nın var olup olmadığını tartışanlar, ağaçlardan ormanı göremez durumdadırlar, onlar dünyaya kendi hayatlarının ekseninden bakmaktadırlar. Onlar futbolun bu günkü yaygınlığına baksınlar. Bu yaygınlık işçi sınıfı olmadan olamazdı. Futbolun yaygınlığı ve durdurulamaz yayılışı işçi sınıfının yaygınlığının ve durdurulamaz yayılışının bir görünümüdür sadece. Bizzat Futbol’un gösterdiği gibi, bu günün dünyasında, hala toplumsal konumu ve çıkarı ile büyüyen ve tarihsel bir eğilim olarak çıkarı yakınlaşan tek büyük sınıf olmaya devam etmektedir işçiler.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama futbolun işçi kültürü ile olan bu yakın ilişkisine bakıp onun sosyalist ya da işçi sınıfının bir mücadele aracı olduğu sonucuna ulaşmak son derece yüzeysel ve mekanik bir açıklama olur.<o:p></o:p></span></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;"><o:p> </o:p></span></h2> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">Uluslar, Spor ve Politika</span><span lang="TR" style="font-weight: normal;"><o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tarih’te nasıl uluslar yoktu ise, spor da yoktur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tarihte spor olduğu, modern toplumun, hatta ulusçuluğun bir uydurmasıdır. <b style="">Tatil</b> de, <b style="">spor</b> da, <b style="">ulus</b> da, bütünüyle modern toplumun bir ürünüdür ve <b style="">modern toplumun dinine aittirler</b>.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">“<i style="">Ata sporu</i>”, koca bir yalandan başka bir şey değildir. Hem de katmerli yalan, çünkü hem tarihte yaşayanlar bu günkü Türklerin veya bilmem kimlerin ataları değildiler, ulusların tarihi olmadığı gibi Türklerin veya başka milletlerin tarihleri ve ataları da yoktur; hem de o “atalar” spor yapmıyorlardı. Onlar tatil de yapmıyorlardı, onların ulusları olmadığı gibi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">Spor ancak kapitalizmde var olabilir</span></b><span lang="TR" style="">.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Spor’un bir tek işlevi vardır kapitalist toplumda, iş <b>gücünün üretiminin ve yeniden üretiminin sosyal masrafların kısmak</b>, kar oranlarını yükseltmek. Sağlık sisteminin de, ailenin de, tatil yerleri ve günlerinin de hepsinin temel işlevi budur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Spor yapan bir işçi, işgücünü daha kolay yeniler; modern üretim ve yaşam süreçlerinin yarattığı fizyolojik ve ruhsal yorgunlukları, yıpranmaları, gerilimleri daha kolaylıkla atıp kendini yenileyebilir. Bu da iş gücünün düzenli ve istikrarlı kullanımını, onun kendini yenilemesi için gerekli sosyal masrafların azalmasını getirir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Spor yapmayan bir toplumda, işçiler, yani <b style="">işgücü denen metaı (malı) satanlar</b>, daha çok hasta olacaklar, iş yerlerindeki verimlilikleri daha az olacak, hayatlarının daha kısa bir döneminde bir iş gücü olarak onlardan yararlanılabilecektir. Bu da <b style="">kar oranlarında bir düşme</b> demektir. Bu nedenle, gerçek kapitalizm, sanılanın aksine amatör sporu, kitle sporunu destekler; bu nedenle Spor kapitalizmle birlikte ortaya çıkmıştır ve bütünüyle modern bir fenomendir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Modern kapitalizm örneğin aileyi de aynı amaçla korur. Kadının ödenmemiş emeği, iş gücünün üretimi ve yenden üretiminin sosyal masrafların azaltır, ücretlerin düşük tutulmasını sağlar dolayısıyla kar oranlarını yüksek tutar. Sporun ya da tatilin işlevi, ailenin işlevi gibidir, kapitalist toplumun kendi işleyişi açısından.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b style=""><span lang="TR" style="">Kapitalizm öncesinde ise, spor yoktur, çünkü, üretim veya sömürünün temeli, işgücü denen metaın kullanım değerinin gerçekleşmesi değildir.<o:p></o:p></span></b></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Gerek komünde, gerek klasik uygarlıklarda, bugünkü “spor”a benzeyen etkinlikler, bedenin sağlığına, yani iş gücünün yeniden üretilmesine değil, her şeyden önce<b style=""> ruhun eğitimine, nefsin kontrolüne yöneliktir</b>. İşgücünü yeniden üretmeye değil, insanı o dinden örnek bir insan yapmaya; <b style="">ruhu yeniden üretmeye</b> yarar. Bu nedenle <b style="">kapitalizm öncesinde spor gibi görünen bütün aktiviteler bir ibadettir</b>. İbadet de aslında dinin kendisi gibi üretim ve toplumsal hayata hazırlayan bir oyundur. Oyunlar ise, bütün memelilerde olduğu gibi yine bir eğitimdir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sporlar manastırlarda, tarikat ayinlerinde, dini günlerde yapılır. Dinin dışında bir spor yoktur. Ve sporun amacı bu günkü toplumdakinin tam tersinedir. Beden değil, ruhu eğitmektir. İyi bir komündaş, iyi bir Müslüman, Hıristiyan vs. olmaktır. Bu günkü sporun amacı ise, iyi bir insan bile değil, iyi bir işgücüdür. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Kapitalizm öncesinde Spor gibi Tatil de yoktu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Cuma, Cumartesi veya Pazar günlerinin Ortadoğu Akdeniz alanının uygarlık dinlerinde tatil olması, işgücünün <b style="">yeniden üretilmesinin değil, toplumsal yaşamın yeniden üretilmesinin ve ruhsal eğitimin aracıdır</b>. Kiliseye Pazar, Camiye Cuma günü yani tatilde gidilir. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Spor da tatil de baştan aşağı dinseldirler. Tabii burada dinseli bir inanç değil, tüm üstyapı olarak kullanıyoruz. Dini inanç olarak ele almak burjuvazinin ya da modern toplumun dininin bir dogmasıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama bu bir kere görülünce, bu günkü toplumda da sporun aslında bu toplumun dininin ayrılmaz bir parçası olduğu görülür. Bu toplumun dini, işgücünün sömürüsünü düzenlemeye yöneliktir. Spor da tamamen buradan çıkar. Yani bu günkü toplumda da Spor dinseldir, ama bu günkü toplumun dine yüklediği anlamda değil, bizim sosyolojik olarak tanımladığımız anlamda; dinin üretim temeli üzerinde yükselen tüm üstyapıyı oluşturduğu anlamda. Ve bu anlamda bu spor da bu toplumun dininin ayrılmaz bir parçasıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Nasıl iş gücünün dili, dini, etnisi, soyu, sopu, inancının onun yarattığı artı değer üzerinde bir etkisi olmaz ise ve bütün modern toplumun dini bu gerçekten çıkıyorsa; aynı şekilde spor da bizzat bu işgücünün yeniden üretilmesiyle ilgilidir ve bu din içindeki yerini buradan alır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tabii burada en saf ve ideal biçimiyle sporu ele alıyoruz. Yani şu demokratların (ve hatta kendini sosyalist sanan ve özünde demokrat olan sosyalistlerin) idealindeki biçimiyle. Yani herkes spor yapıyor, spor yapmaktan bambaşka bir fenomen olan takım taraftarlığı yok, medyanın etkisi yok. Spor da yarışma, rekabet, etkinliği arttırmak, rekorlar kırmak için değil tam da sağlık için yapılıyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu en ideal biçimiyle bile spor burjuva toplumunun dininin, yani burjuva toplumunun üstyapısının en has ve ayrılmaz bir öğesidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Şimdiye kadar sosyalistler, kapitalizmdeki sporu hep, rekabetçiliği, yarışmacılığı, etkinliği vs. hedeflediği, sporcudan ziyade seyirci ve taraftar yarattığı için eleştirdiler. Bütün bu eleştiriler aslında burjuva uygarlığının ufku içinde bir eleştiridirler. Bu eleştirilerin hiç birinin geçerli olamayacağı bir toplum, sadece daha iyi bir kapitalizm olurdu. Sosyalistlerin Spora yönelik eleştirileri aslında hep burjuva uyarlığının ufku içinde bir eleştiri olmuştur. Bu eleştiri özünde hep, sporun yaygın, ucuz ve sağlığa yönelik olmamasıyla ilgidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yaygın, sağlığa yönelik ve ucuz spor tam da saf ve ideal biçimiyle kapitalizmle hiç bir şekilde çelişmez. Bunun için mücadele sadece daha demokratik bir toplum için mücadeleden başka bir şey değildir. Bu tıpkı, demokratik bir ulusçuluk için mücadele gibidir. Yani ulusu, dille, dinle, etniyle, kültürle, tarihle tanımlamayan bir ulusçuluk için mücadele gibidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sosyalizmin spor eleştirisi bu çerçevede kalamaz, tıpkı ulus ve ulusçuluk eleştirisinin ulusun gerici tanımlarıyla sınırlı kalamaması gibi. Sosyalist hareket, nasıl politik ve özel ayrımının kendisini aşmak ve bunun için de ilk elde ulusal olanı da politik alının dışına atmak zorundaysa, aynı şekilde, iş zamanı ve işgücünü yeniden üretmeye yönelik zaman (aile, tatil; spor, kültür vs.) ayrımını aşmaya yönelik olmalıdır. Bu ayrımın ve bölünmenin kendisini eleştirmelidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İş, eğitim, spor ve dinlenmenin hepsi bir ve aynı şey olmalıdır. Proletaryanın aslı görevi ve hedefi sporu yaymak, “demokratikleştirmek” değil, <b style="">sporu yok etmektir</b>, tıpkı yabancılaşmış emeği, işi yok etmek olduğu gibi. Çalışmayı spor, sporu çalışma; çalışmayı oyun oyunu çalışma haline getirmek sosyalizmin hedefidir ve kapitalizmin eleştirisi ancak bu noktadan yapılabilir<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Proletarya üretime kapitalizm gibi yaklaşamaz. Bu ayrımı ortadan kaldırmak, iş saatlerinin yabancılaşmasına son vermek için tüm işi, “serbest zamanları”, “sporu” bu bakış açısından yeniden örgütlemelidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu konuda hiçbir ciddi düşünüş ve yoğunlaşma yoktur. Bir zamanların sosyalist ülkelerindeki uygulamalara benzemez bu. Elbette yabancılaşmanın aşılması, bürokrasinin, iş bölümünün, meta üretiminin tümüyle tasfiyesiyle gerçekleşir. Ama bu yolda atılacak adımlar da vardır elbette.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Proletaryanın hedefi örneğin devleti yok etmektir ama bunu yok edebilmek için en azından var olan burjuva devletini parçalamak; çoğunluğun üzerinde baskı aracı olmayacak bir devlet mekanizmasıyla işe başlamak ve bunu da adım adım yok etmek zorundadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bizler, ya da işçi sınıfı, nasıl burjuva toplumunun devletini kullanamaz ve ilk adımda onu parçalayıp ondan tamamen farklı karakterde bir “devlet” ile, örneğin politik olanı ulusal olana göre tanımlamamış; düzenli ve profesyonel ordusu olmayan; memurların seçildiği ve gelirlerinin bir ortalama işçi gelirini aşmadığı; egemenliğin gerçekten özgürce seçilmiş temsilcilerin elinde bulunduğu vs. bir devletle işe başlamak zorundaysak; benzer şekilde bu sistemin fabrikaları; iş ve özel hayat ayrımı; ve örgütlenmesiyle başlayamayız. Bu ilişkiyi, bu örgütlenmeyi parçalamalıyız. İş ve serbest zaman ayrımları, mekanları ve bunların örgütlenmesini proletarya sınıfsız topluma giden yolda kullanamaz. Onları tıpkı burjuva devleti gibi parçalamak, yeni baştan bambaşka bir anlayışla örgütlemek zorundadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşçi sınıfının sekiz saat iş, sekiz saat uyku, sekiz saat kültür talebi, aslında tam da burjuva uygarlığının ayrımlarını yükselten ve yücelten onları eleştirmeyen bir talepti ve bir bakıma işçi sınıfının burjuva uygarlığına alternatif bir uygarlık geliştirecek bir düzeye gelmemişliğinin; burjuva uygarlığı ve onun dini içinde heretik bir muhalefet olmaktan öteye gidemediğinin bir görünümüydü.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin spor bu anlamda, iş gücünün yeniden üretiminin bir aracı olmaktan çıkmalı, iş saatleri dışında olmaktan çıkmalı. İşin kendisi bir spor ve oyuna dönüştürülmeye çalışılmalıdır. Elbette başlangıçta bunun sınırları vardır ama yine de yapılabilecek pek çok şey bulunmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşin kendisinin spor haline gelmesi; sporun iş olması diye özetlenebilir. Böyle bir yaklaşım açısından örneğin, spor ve işin mekansal ve zamansal ayrımı yok olur. Toplumsal örgütlenme bu gün, şehir ve işyeri planlamalarında örneğin hep bu ayrıma dayanmaktadır. Ama böyle bir anlayış açısından, üretim yerlerini, üretimi ve yaşamı bambaşka planlamak gerekir. Bunun nasıl olacağının elbette reçetesi yoktur. Çalışanlar kendi denemeleri, yanılmaları, inisiyatifleri ve kararlarıyla bunun nasıl bir şey olabileceğini bizzat kendileri ortaya çıkarabileceklerdir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Marksist spor eleştirisi ve programı, sporun bu en saf ve ideal biçiminden ve onun eleştirisinden yola çıkmalıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tıpkı ulusçuluk ve ulusun, yeni sosyal hareketlerin eleştirisinde ve açıklamasında olduğu gibi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Kapitalizm açısından ulusal sınırların olmadığı bir tek dünya cumhuriyeti en ideal biçim olmasına rağmen niye böyle değildir; iş gücünün dili, dini, etnisi, inancı vs. onun kullanım değeri ya da ürettiği artı değer üzerinde bir etkide bulunmamasına rağmen neden politik olan bunlara göre tanımlanmış uluslara, ırklara göre örgütlüdür neden kadının ödenmemiş emeği söz konusudur vs. tarzında yaklaşıldığı gibi yaklaşılmalıdır spora da. Sadece iş gücünün yeniden üretilmesine yönelik, sağlığa yönelik yaygın spor kapitalizm için en ideal biçim olmasına rağmen gerçekte niçin böyle değildir?<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yarışma, rekabet, etkililik, çoğunluğun spor yapmaması, taraftarlık, medyanın manüplasyonları vs. niçin bunlar egemendir spora? Analiz böyle bir yol izlemelidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tabii bu biçimiyle bakıldığında, bu toplumdaki sporun da, bu toplumun dininin, yani özel politik ayrımının ve politiğin ulusa göre tanımlanmasının ayrılmaz bir bileşeni olduğu görülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani bu toplumda da spor aslında dinseldir. Ama bu toplumun dinden anladığı şey anlamında değil.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tıpkı ulusçuluğun bir din olduğun söyleyenlerin din derken bundan inancı kastetmeleri gibi; sporun veya futbolun da bir din olduğunu söyleyenler çıkmıştır. Ama bunların dinden anladıkları tam da burjuva toplumunun dinden anladığıdır: inanç ya da ibadet.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Hayır bu anlamda değil, üstyapının ayrılmaz bir bileşeni olarak, tümüyle üstyapı anlamında dinseldir. Zaten Marksist analiz bizzat bunu göstermenin ta kendisidir.<o:p></o:p></span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">*<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sanılanın aksine Marks’ın en büyük keşfi, sınıf mücadelesi veya bir metaın değerinin onun içinde yoğunlaşmış emek miktarı olduğu değildir. Gerek emek değer teorisini, gerek sınıf mücadelelerini Marks’tan önce, yine bizzat Marksın da belirttiği gibi, Burjuva tarihçileri ve ekonomi politikçileri bulmuşlardı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Marks’ın katkısı, yine kendi ifadesiyle, bu sınıf mücadelesinin, proletarya diktatörlüğü denen sosyalizme giden bir geçiş döneminden geçeceğini söylemesindedir<a title="" name="_ftnref2" href="#_ftn2" style=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style=""><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 120%;">[2]</span></span><!--[endif]--></span></span></a>. Ekonomi politik altındaki en büyük keşfi ise, emek ve işgücünün ayrımı ve işgücü denen metaın özelliklerini analiz etmesi ve artı değerin kaynağı olarak işgücünün kullanım değerini göstermesidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu nedenle, modern toplumun üst yapısının, yani dininin analizi ve anlaşılması ancak modern kapitalist toplumun bu en öz noktasından olabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Aynı şekilde sporun da bu üstyapı içindeki yeri böyle anlaşılabilir. <b style="">İşgücü</b> kavramı olmadan sporu anlamak olanaksızdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">Gerici Ulusçuluk ve Spor<o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Spor veya futbol sosyolojisinin de bütün sosyolojiler gibi çok temel bir zaafı bulunmaktadır. Ulusu ve ulusal devletleri veri kabul edip, bu ulusçu perspektif içinde futbolu, sporu anlamaya çalışmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Elbet bu alanda, bu tür çalışmalarla birçok ayrıntıda bir çok ilginç sonuçlara ulaşılmış olabilir. Ama çok temel bir sakatlık vardır bütün bu çalışmalarda, Futbol’un ortaya çıktığı ve yayıldığı gerici ulusçuluklar çağını ve ulusal devletler bağlamında onu analiz etmemek. Onun mümkün ve olabilir tek var oluş biçimi buymuş gibi görmek. Bu elbet sadece Futbol için değil, Olimpiyatlar’dan Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Birliği’ne kadar her alanda geçerli bir zaaf.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte Futbol üzerine araştırmalar ve öneriler de hep bu genel hastalıkla maluldür. Futbol’un ortaya çıkıp yayıldığı ulusal devlet ve ulus onun olası ve mümkün biricik var oluş biçimi olarak ele alınır. Bu var oluşun kendisinin saçma olarak görülüşü yoktur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin, Ulusal takımların karşılaşması, Dünya şampiyonası konusunu ele alalım.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Niçin bu şampiyona uluslar ve ulusal devletler çapında yapılmaktadır?<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Niçin mavi gözlüler ve siyah gözlüler; fasulya sevenler ve pırasa sevenler. Yeşil rengi sevenler ile beyaz rengi sevenler. Belli bir bölgede yaşayanlar ile başka bir bölgede yaşayanlar. Belli bir futbol ekolünü sevenler ile başka bir ekolü sevenler arasında niye yapılmamaktadır? Pırasa sevenler arasındaki ortaklık, bir ulustan olan insanlar arasındaki ortaklıktan daha mı azdır? Muhtemelen daha fazladır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Zaten böyle olabileceğinin örnekleri yok mudur? İnsanları Beşiktaş, Galatasaray ya da Fenerbahçeli yapan nedir? Niçin yeryüzü ölçüsünde benzer bir durum olmasın? Niçin insanlar ille de bir ülkeye göre tanımlasınlar?<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Burada ulusun ve ulusçuluğun yeryüzü ölçüsündeki yaygınlaşması ve zaferinin çok önemli bir aracı karşısında olduğunuz görülür.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani insanlar ancak ulus dolayımıyla bir dünya çapındaki yarışmaya katılabilirler.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Diyelim ki, yeryüzü ölçüsünde, boyu 170 cm olan insanlar veya yeşil ve sarı renklerini sevenler bir araya geldiler, bu ölçülerden insanlar arasında takımlar kurdular, turnuvalar yaptılar, en iyi takımı seçtiler veya o takımların hapsinden en iyi oyuncularla bir takım oluşturdular ve Dünya Futbol şampiyonasına katılmak istediler.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu mümkün değildir bu günkü dünyada. Bu günkü dünyada, böyle bir şey yapmaya kalkan muhtemelen soluğu tımarhanede alır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Hep Futbola ya da Spor’a politika karıştırmaktan söz edilir. Futbol veya Spor’un kendisi ancak ulusal, yani politik bir form içinde var olabilir bu günkü dünyada. Yarışmaların ulusal temelde yapılması bizzat politiktir ve ideolojiktir. Diğer bir deyişle, dinseldir, bu günkü toplumun dininin içinde anlaşılabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Nasıl eski çağlarda her türlü spor dinsel idiyse bu gün de öyledir. Yani her hangi bir din veya tarikat dışında, ya da komün dışında spor mümkün değildi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin, eski Yunanlıların olimpiyatları, farklı Gens’ler (Site’ler, Komün’ler) arasındaydı. Daha sonraki uygarlıklarda, pehlivanlar, karateciler vs. hep bir tarikatın, bir dinin, bir meslek loncasının örgütlenişi içinde var olabilirlerdi. Spor ibadetten, çalışmadan, eğitimden farklı değildi. Dinin dışında, hiçbir şey mümkün olmadığı gibi, spor da mümkün değildir. Tabii burada Din kavramını “İnanç” olarak değil (ki böyle bir sosyolojik kategori yoktur), tüm üstyapı olarak anlamak gerekmektedir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Elbette ideal bir demokratik cumhuriyette, yani politik olanın ulusal olanla tanımlanmadığı; tüm insanların dini, dili, etnisi, vs. eşit olduğu; bunların hiçbir politik anlamının bulunmadığı bir demokratik cumhuriyette (ki böyle bir cumhuriyet ancak bir dünya cumhuriyeti olarak var olabilir ve özünde İşçi sınıfı iktidarı ancak bu biçim içinde var olabilir, yani bu aynı zamanda proletarya diktatörlüğüdür) elbette yukarıda örnekleri verildiği gibi, siyah ve beyazı sevenlerin bir takım kurması gibi, çok farklı kriterlerle kurulmuş takımlar arasında elbette karşılaşmalar olabilir ve muhtemelen olacaktır. Ama bütün bunların hiç birisi, bir politik ayrıma tekabül etmez ve etmeyecektir. Ama bu biçimiyle bile sporun kendisi dinsel olmaktan çıkmayacaktır. Sadece modern toplumun dininin ilerici biçiminde var olabilecektir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Aynı şekilde, kendini Türk olarak kabul edenler veya Türkçe konuşanlar veya Türkiye denen topraklarda yaşamış veya doğmuş bulunanlar da, tıpkı, siyah ve beyazı sevenler veya pırasa sevenler gibi pek ala takımlar kurup bu yarışmalara katılabileceklerdir, bunların tıpkı bu günün şehir takımları veya bilmem ne kasabası “Esnaf Spor” takımları gibi hiçbir politik anlamları olmayacaktır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bir kasabada spor kulübü kurmak için, ortak bir tek kriter aranmaz örneğin. Yani sadece her mahalleden ve köyden bir takım katılır diye bir kural yoktur. Bir fabrikanın işçileri bir takım kurabilir; Esnaflar kurabilir; bir sokakta oturanlar kurabilir, ya da sadece birbirleriyle iyi anlaşan bir oyuncular ve arkadaşlar grubu kurabilir. Ve bu çok farklı kriterlere göre kurulmuş takımlar birbirileriyle karşılaşabilirler.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Eğer saf ve ideal bir kapitalizm ve gerçekten demokratik bir dünya cumhuriyeti olsa, (tabii bütün diğer sorunları bu bağlamda yok sayıyoruz) bütün bunlar mümkündür. Böyle bir cumhuriyette dünya şampiyonası, muhtemelen bilmem ne fabrikası sporcuları ile örneğin sarı ve laciverti sevenler arasında olabilirdi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tabii bunun kendisi de, tıpkı diğer dinlerde olduğu gibi, modern dinin içinde olacaktı. Sporun böyle yapılması, ancak o modern toplumun dini içinde mümkün olabilir ve anlaşılabilir olurdu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama şimdi yaşadığımız tarihte, yani gerici ulusçuluğa göre örgütlenmiş bir dünyada, her şey bu dinin gerici biçimi içinde olmaktadır. Her hangi bir kritere göre oluşmuş ulusal devletler ve uluslar dolayımıyla karşılaşma olabilir. Bilmem ne kasabası esnaf sporu, ancak bir ülkenin, bir ulusun temsilcisi olarak, diğer ulusların temsilcileriyle karşılaşabilir. Yani en ulus dışı görünen birlikler bile, ancak ulus dolayımıyla var olabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşte, futbol, spor ya da medya sosyolojisinin ihmal ettiği en önemli sorun budur. Futbol ya da spor karşılaşmaları gerici ulusçuluğun en önemli araçlarından biridir. Gerici ulusçuluğun diktatörlüğünün aracıdır. Burada diktatörlüğün aracı denince Franko ya da Salazar ve onların futbolu kullanışı akla gelmesin. Burada kastedilen, ulusal devletin var oluşu dışında başka bir var oluşun tanınmaması, bunun yerleştirilmesinin aracıdır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yani her hangi bir ulusal devleti temsil etmeden, hiç de politik olmayan bir kritere göre, yeryüzünün en iyi oyuncularını bile bir takımda toplasanız, bu gün bir dünya şampiyonasına katılamazsınız. Çünkü <b style="">ulusal olanlar katılabilir ve ulusal olan da politik olan olmak zorundadır</b>. Bu ilkeyi reddettiğiniz sürece var olamazsınız. Tam da budur diktatörlük. Bu katılamayışınız, sizin üzerinizde bir diktatörlüktür. <b style="">Bu anlamda gerici ulusçuluğun diktatörlüğünün bir aracıdır spor ve futbol.<o:p></o:p></b></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu anlamda, nasıl eski çağlarda din dışı bir “spor” mümkün değil idiyse, bu gün de, bu burjuva uygarlığının dininin gerici biçimi dışında bir spor mümkün değildir. Futbol veya spor ancak bu bağlamda anlaşılabilir olur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></b></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">Sosyalizm veya Sosyalist Ülkeler ve Spor<o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Böylece, “sosyalist ülkeler”in spor müsabakalarında başarılarının aslında sosyalizmle ve sosyalistlikle hiçbir ilişkisi olmadığı bu bakış açısından da ortaya çıkmaktadır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bir an için varsayalım ki bir ülkede, tesadüfen insanlar devrim yaptılar. Yani burjuva devletini parçaladılar ve politik olanı ulusal olanla tanımlamayan bir “devlet” kurdular.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu devlet diğer ulusal devletler gibi onlarla yarışma içinde bir devlet olamaz.<span style=""> </span>Çünkü bu devlet onların var oluş ilkesine karşıdır. O diğer devletlerin yurttaşlarını da, Fransız, İngiliz, Türk vs. olmaktan çıkıp İnsan olmaya; tıpkı Muhammet’in puta tapanları Müslüman olmaya çağırması ve gereğinde bunu zorla yapması gibi, çağırmak zorundadır. Bu çağrının somut anlamı şudur, Türk, Fransız, Alman vs. devletlerinin parçalanması.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Şimdi bu “devlet” kendini birer ulus ilkesine göre tanımlamış devletlerin olimpiyat veya Dünya Şampiyonası’na katılamaz. Bu eşyanın tabiatı gereği mümkün olamaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Böyle bir şey yapmaya kalktığı takdirde, onlardan nitelikçe hiçbir farkı kalmaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu bize, bir zamanlar sosyalist ülkelerin aslında nasıl gerici milliyetçiler olduğunu, hem de kapitalist ülkelere karşı spor başarıları kazanır ve DDR, Sovyet, Bulgar, Romen, Çin vs. marşlarını çaldırırken aynı zamanda aslında nasıl gerici milliyetçiliğin yayılışının basit bir araçları olduğunu da gösterir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">Napolyon’un Sözleri, Proletarya ve Futbol<o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Yanılmıyorsam Engels, nicelik ve niteliği anlatırken, biraz zorlama ve mekanik olarak Napolyon’un bir sözünü aktarır. Napolyon, Mısır seferi ile ilgili olarak aşağı yukarı şöyle demiş:<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><i><span lang="TR" style="">“Bir Memlük askeri iki Fransız askerine bedeldi; iki Memlük ile iki Fransız karşı karşıya gelince eşit güçte oluyorlardı; üç Memlük ile üç Fransız karşı karşıya gelince Fransızlar üstün geliyordu.”<o:p></o:p></span></i></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Futbol, bireysel yeteneklere büyük bir kendini gösterme ve gelişme olanağı sunmasına rağmen bir takım oyunu olduğundan bu kural çok daha açık olarak görülüyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin Brezilyalıların her biri teknik olarak muhakkak ki çok üstünler, birer Memlük askeri gibiler. Onların rakipleri, özellikle Avrupalılar, Fransız askerlerine benziyorlar. Kollektif olarak bütün o bireysel teknik geriliklerini dengeleyebiliyorlar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Köylülerle ve küçük burjuvaziyle modern ücretlilerin, yani işçi sınıfının ilişkisi de böyledir ayağı yukarı.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Proletaryada Memluk askerleri veya Brezilyalı futbolcuları görmek isteyenler hiçbir zaman onları bulamayacaklar ve göremeyeceklerdir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ücretliler (İşçiler, İşçi Sınıfı, proletarya) tek tek birey olarak, son derece yeteneksiz, kaba, ırkçı, seksist, insanlıktan çıkmış (nasıl olabilsin ki, ömrünün neredeyse tamamı kendine yabancılaşmış bir ücretlilik içinde geçer) varlıklardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">İşçilerin karşısında, bir köylü, bir küçük burjuva aydın, tek bireyler olarak, Arap atlarıyla, gümüş koşumlarıyla, işlemeli ve her biri bir sanat ve zanaat ürünü elbiseleriyle pırıl pırıl pırıldayan sırım gibi bir Memluk askerine veya topla bir akrobat gibi oynayan bir Brezilyalı futbolcuya benzer.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ne var ki onlar, bir türlü kolektif oyun oynayamazlar. Ücretliler ise ancak bir arada bir şeyler yapabilirler. Budur onları muazzam bir devrimci güç haline dönüştüren,<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ve en sıradan çim çiğ ücret artışları için bile bir araya geldiklerinde, modern toplumu daha demokratik ve eşitlikçi kılarlar. İşçi hareketinin modern toplumda hiçbir sınıfta görülemeyen <b style="">sağaltıcı</b> bir etkisi vardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sosyalistlerin anlamadığı budur. İşçici sosyalistler de işçileri böyle değil, idealize edilmiş biçimleriyle anlarlar, tıpkı bir zamanlar köylüleri idealize ettikleri gibi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Sosyalizmin amacı insanları işçi yapmak değil, işçiliği yok etmektir. “Sosyalist devletler”deki ve sosyalist basındaki, işçi idealleştirmeleri (heykeller, resimler vs. göz önüne getirilsin) aslında tamı tamına burjuva burjuva sosyalizminin bir ifadesidir ve burjuva uygarlığının bir idealleştirilmesinden başka bir anlama gelmez.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu uygarlığın değerlerinin kendi zıddı biçiminde savunusudur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Tıpkı Beşikçi’nin <i style="">“Tersinden Kemalizm”</i>i gibidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><b><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></b></p> <h2><span lang="TR" style="color: maroon;">“Full House” (Dolu ev)<o:p></o:p></span></h2> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bir zamanlar bir Manda Bekir varmış, bir şut çekmiş, mandayı devirmiş. Ya da bir şut çekmiş ağları delmiş. Ah nerede eski futbolcular!<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Neredeyse her spor alanında böyle efsaneler vardır. Eski pehlivanlarla ilgili böyle hikayeler de vardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Manda Bekir bu gün yaşasaydı, muhtemelen mahalle takımlarında bile yer alamazdı. Kazıkçı Karabekir ise her halde daha ilk turlarda elenirdi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Benzer efsaneler Amerikan beysbolunda da varmış.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Harikulade bir deneme yazarı ve paleantolog ve beysbol hastası olan Stephan Jay Gould, <i>Full House</i> adlı kitabında bunun bir efsane olduğunu istatistik olarak gösterir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Beysbolun neredeyse yüz yıla yakın bütün istatistikleri elde bulunuyor ve yine bu uzun süre boyunca kuralları hiç değişmemiş. Bu istatistiklere dayanarak, Gould, aslında bu günkü beysbolcuların çok daha iyi olduklarını; ve çok daha iyi oldukları için, eski oyuncular gibi büyük başarılar gösteremediklerini kanıtlıyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Futbol maçlarını seyredenler, eski maçları özlüyorlar. Zaten artık öyle çok gollü büyük farkların olduğu karşılaşmalar, spektaküler başarılar ve oyuncular pek çıkmıyor. Bu bir yanılsama mı? Pek değil, aslında beysbolda kanıtlanmış eğilimin Futbol’da da görülüşü.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Gerçi Futbolun kuralları sık sık değiştiği için beysbol gibi bir istatistik yapma olanağı yok ama yine de, eski ve yeni oyuncuların, bir oyun boyunca ne kadar zaman ve kaç metre koştukları, ayaklarında ne kadar top bulunduğu. Topla kaç kişiyi çalımladıkları kaç pas verdikleri kaç kere ayaklarındaki topu kaybettikleri paslarının ne kadarının isabetli olduğu, kaç sut attıkları, şutların isabet oranı vs. üzerine istatistikler yapılsaydı, bu günkü futbolcuların bütün bu oranlarda Manda Bekir’ler kuşağını fersah fersah geride bıraktıkları, öte yandan bu günün futbolcuları arasında da artık bu oranlarda büyük farklar bulunmadığı görülürdü.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu günün futbolcusu çok daha iyi çalım atabiliyor ama bu günün futbolcusu çalım yememeyi de daha iyi biliyor. Bu günün futbolcusu daha çok koşuyor ama karşı taraf da daha çok koşuyor; bu günün futbolcusu daha hızlı koşuyor ama karşı tarafın futbolcusu da daha hızlı koşuyor…<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Hiçbir gelişim kurallar aynı kaldığı sürece sonsuza kadar gitmez, belli sınırlara takılır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin 100 metre yarışlarında bu artık açıkça görülüyor. Bir zamanlar 100 metreyi 9.9’da koşmak spektaküler bir başarıya imza atmaktı. Ama bu gün onlarca sprinter var 100 metreyi 9.9’da koşan. Ve insan fizyolojisinin sınırlarına aşağı yukarı varılmış durumda. Bundan daha ötesi yok. Özel ayakkabılar, pistler veya özel bir mutasyon geçirmiş insanlar ortaya çıkıncaya kadar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bütün sporlarda eğilimin bu yönde olduğu söylenebilir. Elbette futbolda da.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Dolayısıyla bu büyük farkları ortadan kaldırıyor, sonucu çok küçük farklar belirliyor. Bu da eskisi kadar göz alıcı ve farklı sonuçlar olmamasına da yol açıyor. Futbol meraklılarının artık maçların eskisi kadar değişik olmadığı, birbirine benzediği ve can sıktığı yönündeki sözleri aslında bu eğilimin bilinçsiz bir gözleminin bir ifadesi olarak görülebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Kaplanlar gazalları yakalamak için daha hızlı koşuyor, gazallar da kaplanlardan daha hızlı kaçıyor. Ama verili koşullarda bu evrimin bir sınırı bulunuyor. Ne gazallar ne de kaplanlar, organik varlıklar olarak belli bir sınırdan daha hızlı koşamazlar. Oyunun kuralları değişmediği sürece, bu evrimde evin boş olduğu yanı gazalların ve kaplanların henüz mutasyonlarla daha hızlı koşabilecekleri bir dönem; bir de artık daha hızlı koşmanın verili yapılar içinde mümkün olmadığı, evrimin durduğu ve dengeye ulaştığı bir dönemi ayırmak gerekir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bütün sporlar giderek bu denge durumuna yaklaşıyor. 100 metrede aşağı yukarı sınırlara ulaşılmış durumda.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Doğa tarihinde de, kartların yeniden karıştığı ve kuralların yeniden belirlendiği dönemler ve bu yeni kurallar içinde hızla yeni türlerin çıktığı dönemler ile; bu türlerin giderek mükemmelleştiği ve belli bir dengeye ulaştığı dönemler birbirinden ayrılıyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Genellikle büyük toplu imhalardan sonra (göktaşı düşmeleri, volkan patlamaları gibi kozmik veya tektonik büyük imhalar ve kartların yeniden karışmasından sonra) yeni türlerin hızla ortaya çıkışları görülüyor. Sonra da bu türler içinde küçük değişikliklerle evrimin sürdüğü, artık yüz metreyi herkesin 9.9’da koştuğu dönemler geliyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama bu durum yeni türlerin ortaya çıkmasını da engelliyor. Sadece artık sınırlara dayanıldığı için değil, eskiler yenileri engellediği için de. Yani belki daha efektif olacak mutasyonlar olabiliyor belki ama bu mutasyonların yaşama ve gelişme şansı pek bulunmuyor, çünkü orası daha önce kapılmış bulunuyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Diyelim ki ormanda, bir bitkide bir mutasyon oldu, onun daha yükseğe yapraklarını çıkarıp daha çok güneş ışığı alabilmesi için. Ama zaten daha önceden büyük ağaçlar orayı kaptıkları ve güneş ışığının ormanın tabanına gelmesini engelledikleri için, bu mutasyon yaşama ve gelişme olanağı bulamıyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bunu toplum hayatına da aktarmak mümkün özellikle sosyal hareketlere. Belli partiler ve akımlar bir kere ortaya çıktılar mı, belli bir döneme damgalarını vuruyorlar. Değişiklikler ancak verili durum çerçevesinde küçük değişiklikler olarak kalıyor. Başka bir hareketin ya da partinin var olan sistemin içine girip yerini geliştirmesi pek mümkün olmuyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ancak var olan denge iyice çürüyüp belli toplumsal “felaketler” sonucunda imha olduğunda, yepyeni türler gibi, yepyeni partiler ve hareketler ortalığı kaplıyor. Bunların hızla yayıldıkları bir dönem yaşanıyor. Sonra onların da belli bir dengeye ulaştıkları, stabilize oldukları bir dönem geliyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Örneğin sol hareketleri göz önüne getirelim. 60’lı ve özellikle 70’li yıllarda, sol hareketler hızla çoğaldı ve her biri de hızla büyüdü. Bu aşağı yukarı 79’lara kadar sürdü. Bir tür “<i>kambriyum patlama</i>” yaşandı. Ya da Dinozorların yok oluşundan sonra,ilk 15 milyon yılda <span style=""> </span>memelilerin ortalığı kaplaması gibi bir dönemdi bu.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Ama bir kere bu türler ortaya çıkıp var olan olanakları kaplayınca yeni bir hareketin ortaya çıkarak, diğerlerini eriterek, yiyerek vs. yok etme olanağı neredeyse sıfırdır. 70’li yıllarda en aptalca şeyleri söyleyen bile binlerce insanı örgütleyebilirdi; yetmişlerin sonuna gelindiğinde ise, dünyanın en yetenekli örgütçüleri en iyi teorilerle bile gelselerdi büyüme şansları yoktu. Onlar ancak marjinal, kenarda köşede, paylaşılmamış alanlarda varlığını sürdürebilirdi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Bu nedenle şimdi, memeli hayvanlar, dinazorların kapladığı bu dünyada, ancak yer altında marjinal alanlarda varlıklarını sürdürebilirler. Ancak bir volkan veya göktaşı bu dinazorların köküne kibrit suyu ektikten sonra, memelilere yeni bir gelişme olanağı ortaya çıkabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Şimdi ev doludur artık. Orada yer yoktur.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Kartlar yeniden karışmalı oyunun kuralları yeniden belirlenmelidir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">07 Temmuz 2006 Cuma<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="">Demir Küçük aydın<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><a href="mailto:demiraltona@hotmail.com">demiraltona@hotmail.com</a><o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style=""><o:p> </o:p></span></p> <div style=""><!--[if !supportFootnotes]--><br clear="all" /> <p> </p> <hr width="33%" align="left" size="1" /> <!--[endif]--> <p> </p> <div id="ftn1" style=""> <p class="MsoFootnoteText"><a title="" name="_ftn1" href="#_ftnref1" style=""><span class="MsoFootnoteReference"><span lang="EN-US"><span style=""><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span lang="EN-US" style="font-size: 10pt; line-height: 120%;">[1]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span lang="EN-US" style=""> </span><span lang="TR" style="">Bu değişim Radikal yazarı Ceyda Karan tarafından şöyle anlatılıyor. Yazar aynı zamanda değişimi anlatışıyla değişenin ne olduğunun bir kanıtın daha da sunmuş oluyor. Yazını başlığı bile ilginç: “<i>Almanya Gök Kuşağının Altından Geçiverdi.”<o:p></o:p></i></span></p> <p class="MsoFootnoteText"><span lang="TR" style="">“<i>Dünya Kupası'nı kaybettiler. Pek ümitlenmişlerdi, Dortmund'ta yarı finalde gelen yenilgi sonrası gözyaşlarını tutamadılar. Çok sürmedi, gülümsediler. Bu kupanın 'galibi' Almanlar oldu. Bir aylık futbol festivaline hoşgörüyle ev sahipliği yaptıkları, sportmenlikleriyle yeşil sahalarda ırkçılığa prim vermedikleri, memleketlerinin dört bir yanını altın sarısı-kırmızı-siyah bayraklarıyla donatmakla kalmayıp, Togo'nun yeşil-sarı-kırmızısına da bürünebildikleri için... Ve 1980'lerin çelik disiplinli Panzerleri'ne, göçmenlerin topçularını katabildikleri, Polonyalı Klose ve Podolski, Fransız aksanlı Neuville, yarı Ganalı Odonkor'lu bir takım kurabildikleri için... <o:p></o:p></i></span></p> <p class="MsoFootnoteText"><i><span lang="TR" style="">Yıllardır uyum sorunları yaşadıklarını konuşsak da, bir şekilde sığdıkları geniş göçmen kitlelerinin, kendiliklerinden bu üç renge bürünerek canı gönülden Almanya'yı desteklemiş olması bir işaret olsa gerek. Göçmenlerin, özellikle de Müslüman nüfusun giderek arttığı Avrupa'da Hollanda ve Danimarka gibi hoşgörü timsali gösterilen pek çok memlekette aşırı sağ güçlenirken, Almanya'da marjinal görülüyor. Yer gök altın sarısı-kırmızı-siyah renklere boyanırken, yıllardır bu renkleri tekellerine almış aşırı sağcıların çareyi Reich'ın beyaz-kırmızı-siyah renklerine sığınmakta bulması pek manidar değil mi? İşte bundan ötürü, Dünya Kupası boyunca Almanya'da yaşanan coşkunun 'Nazizm ruhunu hortlatacak bir milliyetçi hissiyat' olduğu iddiası pek komik. Zira Anglo-Sakson medyasının pek sevdiği milliyetçi yakıştırmalar, Almanya'nın her zaferi sonrası Berlin sokaklarına üşüşen, Alman bayrağına ay-yıldız konduran Türkleri açıklamıyor. Yahut da Der Spiegel'in yayımladığı altın sarısı-kırmızı-siyah renklere bürünmüş başörtülü Müslüman kızların fotoğrafını... Bu başka bir fotoğraf olmalı! Belki de basitçe şu saptamayı yapmak lazım: Almanlar artık kendilerini iyi hissediyor, dakika başı özür dilemek gerektiği fikri sabitinden kurtuluyor.”</span></i><span lang="TR" style=""> (10/07/2006, Radikal)</span></p> </div> <div id="ftn2" style=""> <p class="MsoNormal"><a title="" name="_ftn2" href="#_ftnref2" style=""><span class="MsoFootnoteReference"><span lang="EN-US"><span style=""><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span lang="EN-US" style="font-size: 12pt; line-height: 120%;">[2]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span lang="EN-US" style=""> </span><span lang="TR" style="font-size: 10pt; line-height: 120%; font-family: Arial;">Yani Proletarya var olan devleti, sınıfsız topluma giden yolda, kendi amaçları için kullanamaz; onun yapısı küçük bir sömürücü azınlığın, büyük sömürülen çoğunluğu baskı altına almaya göre şekillendiğinden, bu işlev bu yapıda yoğunlaştığından, bu yapı tam zıt bir işlevi görmeye el vermez. Bu nedenle onu parçalamak ve ezilenlerin üzerinde yükselmeyen, azınlıklar tarafından kullanılmaya müsait olmayan başka bir mekanizma oluşturmak zorundadır. Yapı ve işlev (anatomi ve fizyoloji) arasında ayrılmaz bir ilişki vardır<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; line-height: 120%; font-family: Arial;">Marks, bunun için birkaç kriteri saymıştı. Ama bir din ve ulus teorisi henüz olmadığından, bu devletin en önemli özelliğinin de ortadan kaldırılması konusunda bir şey söylemiyordu. Gerçi, mantığının kendisi potansiyel olarak, özgür komünlerin birliği fikriyle ulusal devlet formunu dışlıyorduysa da, bu mantık sonuçlarına gitmiş ve bir ulus ve din teorisi içinde ifade dilmiş değildi.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; line-height: 120%; font-family: Arial;">Halbuki, modern toplumun devleti, her şeyden önce, politik olanı ulusa göre tanımlayan bir devlettir. Proletarya, tıpkı profesyonel ordusu olan bir devleti örneğin kendi amaları için sınıfsız topluma giden yolda kullanamayacağı gibi, politik olanı ulusal olana<span style=""> </span>göre tanımlamış bir devleti de kendi amaçları için kullanamaz. Yani proletarya diktatörlüğü, ulusal bir devlet olamaz.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="TR" style="font-size: 10pt; line-height: 120%; font-family: Arial;">İşte Marksistlerin ve sosyalist hareketin en büyük eksikliği bu oldu. Teori kendi içinde çelişiyordu. Teorinin otantik biçiminde bu çelişki vardı, örneğin bu otantik biçimi sürdüren Troçkist gelenekte bu çelişki yaşamaktadır. Tabii bürokratik karşı devrimin Marks’ın dediğiyle en küçük ilgisi bulunmayan ve demokratikten ziyade gerici ulusçulukla damgalı devletleri ise sorunun üzerine iyice tüy dikti. Onlar bir bakıma çelişkiyi, ondaki tüm devrimci demokrasi öğelerini yok ederek çözdüler.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal"><span lang="EN-US"><o:p> </o:p></span></p> </div> </div> <p> </p>
Girdi biçimi
Filtered HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Full HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi
Attached Images
Existing Image:
None
"Over troubled water..." (Açılış)
"Sussss.."
"Unut"
090908-Güler Zere-vm.widec.jpg
0je.png
1.jpg
1.jpg
1.jpg
105-141.jpg
11 Eylül vePolitik İslamÜzerine Kapak
1234r.jpeg
15- 16 Haziran.jpg
155.JPG
16.jpg
166137_1_Gorzfrei.jpg
1960-che-1.jpg
19ocak2010s.jpg
1mayis77_(1).jpg
200-386.jpg
2000degundem-kapak200.jpg
2009-12-04---Kapak---Sosyal.jpg
2010-09-12 - Kapak- 12 eylul uzerine yazilar v2.jpg
21 İtfaye.jpg
250-369.jpg
250-392.jpg
26.JPG
2_temmuz_2009_istanbul.jpg
4- ikinci kapıdan mezarlığa giriş yapılıyor.JPG
400px-Krähe_65(loz).JPG
41e591d8-yilmaz-guney.jpg
490-250.jpg
6-7 eylül.jpg
6-7_eylul_1955.jpg
6-7_eylul_55_tank.jpg
800px-Ziggurat_of_ur.jpg
Abdullah Öcalan - Kapitalist Modernite ve Demokratikleşme - Kapak
abidin'in...jpg
abidin-dino.jpg
abidin-he...jpg
abidinözp...jpg
abidinözp...jpg
acilim_aydinlar_yorum.jpg
afganistan_secimsandik_essek_asker.jpg
afis-kumkapi-14mart2010.jpg
afis_cozum.jpg
ahmedarif_nazimhikmet.jpg
ahmed_arif_1.jpg
Ahmet Türk.jpg
ahmetaltan_hasancemal.jpg
ahmetarif.jpg
ahmetturkemineayna.jpg
ahmet_turk_3_kongre.jpg
ahmet_turk_grup_toplantisi5.jpg
Akatça dilinde çivi yazısı ile yazılmış olan 282 maddelik Hammurabi Kanunları...
AKP ve güleni bitirme planı.jpg
Albayrak
albayrak1200.png
Aleviler-kapak400.jpg
Ali Yetkin
alidehri.jpg.jpg
alidehri.jpg.jpg
alter-eco-ekim2010.jpg
Amatör Kalem Vuruşları (1)
Amatör Kalem Vuruşları (2)
Amatör Kalem Vuruşları (3)
amedkadin_forumuleyla.jpg
ankkongre.jpg
anneannem.jpg
apo_aturk_talabani.jpg
ara-gazetesi-çžktž.jpg
arac_er_asker.jpg
aram_tigran_cumbus.jpg
Arif Damar.jpg
arif+damar.jpg
Asiti-Baris.jpg
asiye-turhalli.jpg
asker_yuruyus_jandarma.jpg
avni-ozgurel-01.jpg
AVrupa Birliği Üzerine Yazılar - Demir Küçükaydın - Derleme - Kapak
Avrupa Merkezcilik Üzerine Yazılar
avrupabarisgrubu_basin.jpg
aydinlar_liberal.jpg
aydin_erdem.jpg
Aydın Dinçoğul
Ayhan Bilgen.jpg
ayhanbilgen_barismeclisi.jpg
ayna_turk_1eylul.jpg
Ayrılık-kuytu
Az Kaldı! - Türkiye'nin Linç Yapılmış ya da Linç'e Kalkışılmaş İdari Bölgeler Haritası
azizvatanresmi.jpg
azizvatanresmi.jpg
Azınlıklar Konusundu Yazılar
Aşiti - Barış
Çatı Ankara.jpg
Çatı Partisi Tartışmaları.jpg
Çtı Partisi Girişimi.jpg
Ömrümüzün taş çicekleri resim sergisi.jpg
Özgür Basın Susturulamaz.jpg
Özgür Gündem'e Yazılar (1992-92) Kapak
Özgürlük(Korkoro).jpg
Üçüncü Köxüz Sitesi
özgürlük ne zaman anne.jpg
Banksy!.jpg
Bansky'den
baris guvercini.jpg
barisgrubu_karsilama_ani.jpg
barisgrubu_otobus2.jpg
baris_kizi.jpg
Barış Gurubu.jpg
Barış İçin Vicdani Red Platformu.jpg
Barışın Tarihi.jpeg
basbug_dursuncicek.jpg
Bayram Balcı-Livan.jpg
bayramlar-kapak200.jpg
başkan ve hatice ana.JPG
büyük ortadoğu projesi ve sosyalist strateji
BDP'ye operasyon.jpg
bdp_logo.jpg
Belalı sularda: Ship to Gaza, sizi gözüm gibi sakınırım.
Berivan.jpg
Beşikçi Eleştirisi - Kitap Kapağı
Bill Of Rights
Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan.jpg
Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi
Bir yaşam.jpg
Birinci Dünya Barış Günü.jpg
Birlik mi Rekompozisyon mu Kapak
birlik-mi-kapak-on-yuz.jpg
Bizim Köy
bop-on-kapak.jpg
Buzu Kıran Yolu Açan
bıji kürd u kurdistan
canli_bomba_pelsin.jpg
canyucel.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi_girisimi.jpg
Celali Söylenceler Kapak
Celali Soylenceler Kapak.jpg
Celali Soylenceler Kapakv2.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
cerkesler_kitap.jpg
Ceylan'dan Bize Kalan: Şahmeran
CHP-logo.jpg
chp_meclis_pankart2.jpg
Cingeneler.jpg
cizre-bohtan-beyi-bedirhan-direnis-ve-isyan-yillari-onkapak.jpg
Cumhuriyet_LR.jpg
Dağların ezgileri.jpg
Dönüşü olmayan yol.jpg
Dün Halep'çe, Bugün Kelepçe
Dünyanın Halleri Üzerine Denemeler
Demokratik Cumhuriyet.jpg
demokratik_acilim_kapatma.jpg
Denemeler
denemeler-kapak.jpg
denizesaldiri.jpg
denizesaldiri.jpg
Derleme 2009 - Murat Çakır
Dersim+ Barajlar.jpg
Dersim- Sabiha Gökçen.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersimkatliami1.jpg
devletulus.jpg
devletulus.jpg
Die Linke: Bir Başarı Hikayesi mi? kapak
Dikilmesi mümkün "İzmirli ırkçılar" heykel tasarımı
dilacarKucuk.JPG
dilekkurban.jpg
Dilsiz dengbej.jpg
dink_goktas_kitap.jpg
Dipnot Dergisi Üçüncü Sayı Kapak
Dipnot.jpg
Dipnot.png
disk_suleyman_celebi.jpg
Diyarbakır -TÜYAP.jpg
diyar_demokrasi_platformu1.jpg
Djembe
DK_MME_KapakKucuk.jpg
DK_MME_KapakKucuk_0_0.jpg
dogan-akhanli.jpg
Doğan Akhanlı
DSC04737.JPG
DSC04737.JPG
dtp_eylemi.jpg
dtp_logo.jpg
dtp_operasyon_tepki1.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
edip_cansever.jpg
ejder-kapani-46.jpg
ekinbelleten-1991.jpg
emmeline-pankhurst1.jpg
emper ve ırak umut.jpg
emperyalizm ve dünyanın katli
emperyalizm ve dünyanın katli(ırak)(yağlıboya resim)
emperyalizm ve umut(yağlıboya resim)
erdogan_akhanli_yazar.jpg
ergani.jpg
ermenhaf.jpg
Ermeni Sorunu Üzerine Yazılar - Kapak
Ermeni Soykırımı ve Toplumsal sorumluluk - Broşür Kapağı
Ermeni-Soykirimi-Koln.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_soykirim_ciftciyan.jpg
ermeni_saykirim1.jpg
ermeni_tehcir.jpg
ermeni_tehciri_tren.jpg
ermeni_tehcir_TE.jpg
ernesto_che_guevara_x1.jpg
etha-20100708-envali-metruke-00_ext.jpg
Evrim ALATAŞ..jpg
evrim_alatas.jpg
evrim_alatas_amed.jpg
Eyüp Sultan Konuşması
Ezidilik.jpg
Ezidilik.jpg
Ezilenlerin Pedagojisi.jpg
fahri petek.jpg
fahri-pet...jpg
Ferhat Tunç-söyleşi.jpg
Ferit öngören.jpg
fft23mm135497.jpg
fileme.jpg
filizkocali_gunluk.jpg
friedrich-nietzsche-paul-ree-lou-andreas-salome.jpg
Gayda-Istanbul-Gayda-Istanbul-CD__20246271_0.jpg
GÖÇMENLER.jpg
gösteri.jpg
gözler bakışlar
Gözler ve Bakislar(yağlıboya resim)
güler zere.jpg
Günay- Gerilla.jpg
Günay-Murat Karayılan.jpg
Günümüz anti-demokrat kemalist evlerini bu kadar farklı ve bu kadar baştan çıkarıcı yapan nedir?
Günlük Gazetesi Çok Dilli Manşet
Geçiş Programı Üzerine Kapak
Gece Kelebeği.jpg
gecmisle_hesaplasma_kitap.jpg
gencaygursoy_husnuondul.jpg
gencdal_ceber_kursun.jpg
gerilla_bahar.jpg
gerilla_cozum_avrupa.jpg
gerilla_durbun.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
Globalızatıon
grupyorum.jpg
guler-zere.jpg
GulerZere-hstn20090708-51.jpg
guler_zere_afis.jpg
gunluk_22agustos.jpg
gunluk_24_04_2010_s.jpg
gunluk_kapatma_kocali.jpg
gunluk_logo.jpg
gzerehapis.jpg
Hafız Esad.jpg
Haiti.jpg
Hakan Akçura-söyleşi.jpg
hakantahmaz_ayseltugluk.jpg
hakkari_cumhuriyet_yuruyusu.jpg
Halil Savda
Halil Uysal.jpg
Halil Uysal.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
Hasan_Cami_-_Fas.jpg
hasan_cemal_apemusa.jpg
hasan_cemal_ismetb.jpg
Hatalı Mantık
Hayat Atölyesi.jpg
Hüseyin Çelebi.jpg
Hüznün Akordu
hdinkcadde.jpg
Her dağın gölgesi Deniz'e düşer.jpg
Hevjin.jpg
hewler_gazeteci_osman.jpg
hicri_arapfoto.jpg
Hikmet Kıvılcımlı Elazığ Cezaevinde Mahalli Kürt Kıyafetiyle
Homofobi.jpg
honduras.jpg
Hrant için.jpg
Hrant ve 1915.jpg
Hrant- Doğum günü.jpg
ibadet_inanc.jpg
idamlar-iran.jpg
ihd_tihv_fincanci_turkdogan.jpg
ihsanfetahiyan_iran_idam.jpg
ihsanfetahiyan_pjak_iran.jpg
ilan.jpg
ilkmeclis_anayasa.jpg
ilmanifesto_manset.jpg
images.jpg
imrali_salon.jpg
ingmar_bergman_yonetmen_s.jpg
islam ve sol.jpg
istanbul_baris_mitingi_kitl.jpg
işçiler ve önderleri-1(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2.jpg
işçiler ve önderleri.jpg
Jamanak.jpg
James_Joyce.jpg
James_Joyce.jpg
Jan Valtin.JPG
Jan Valtin.thumbnail.JPG
Jî bo Hefîz Ebdûlrıhman û rojmanegeriya cîhané/ Hefiz Abdulrahman ve Dünya basın emekçileri için
jitem_belge_jandama.jpg
Jı bo bıdarvekırına xortên Kurd...( İdam edilen Kürt gençleri için...)
Jın,Jiyan,Azadi/ Nisa,Heyat,Hürriyet/ Kadın,Yaşam,Özgürlük
Kadri Gökdere
Kadın Soruşturması.jpg
Kadın Soruşturması.jpg
kadına bakış
Kadına Bakış(yağlıboya resim)
Kapak - Emvali Metruke
Kapak---Ocalana-Mektuplar.jpg
kapak-onyiloncesi400.jpg
kapak.jpg
kapak.jpg
kapak300.thumbnail.jpg
kapaksanat.jpg
kapak_0.jpg
karayilanbasin5.jpg
karayilan_filizkocali.jpg
kardelen.jpg
kardesist.jpg
Kasabalılar-Kapak
katliam_halepce.jpg
kawa-nemir.jpg
kayit-olunmamis-soykirimistanbul-eylul-1955-vasilis-kiratzopulos.jpg
Kaypakkayakapak
Kayıt dışı bir isyan.jpg
kazimkoyuncu.jpg
Küçük İskender.jpg
Kültür Üzerine Yaazılar - Kapak
Küreci Anması Afiş
kürt'lük
KCK-Karayılan
Kelepce.jpg
kelepce1.jpg
KemalistEvler.jpg
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm ve Askeri Bürokratik Oligarşi Üzerine Yazılar Kapak
keyman_gulec.jpg
kilaman.jpg
kilisecami.jpg
komplokapakkucuk.jpg
koxuz-duz-golgeli.gif
kresim.jpg
kultur-kapak.jpg
Kurban.jpg
kurdocul1.jpg
Kurt-Hareketi-kapak200.jpg
kurttvleri_medtv.jpg
Kıvılcım Gazetesinde Yayınlanmış Yazılar
Kıvılcımlı Üzerine YŞazılar Kitabı Kapağı
Kıvılcımlı Sempozyumunda Servet Ziya Çoraklı Bildiri Sunarken
Kızıl Afiş
La prison.jpeg
latchodromez01.jpg
Latin Amerikanın Kesik Damarları.jpg
Lawij / Hida/ Ağıt
Lawij.JPG
Lenin
levi_straus.jpg
Levon Ekmekciyan
lewis_hine_phot_nyc_empire.jpg
liberation_tigers_of_tamil_eelam.gif
logo.gif
logo.png
louise-michel.jpg
Ltte_emblem.jpg
luqman_ahmed_.jpg
LWtc0504.jpg
maden-iscileri-destek.jpg
maden_iscileri_yeralti.jpg
Madimak.jpg
Madteos Sarkisyan.jpg
Mahmut Baksi.jpg
Manifesto_benedict_xvi.png
Manukyan
manusyan kitap.jpg
manusyan.jpg
manusyan_resim.jpg
Marksisit Demokrasi Teorisine Katkı
Marksizm 2010 Afis
Marksizmde Yapı ve Özne Sorunu - Kapak
Marksizmin Marksist Eleştirisi Kapağı Küçük
Marksizmin Marksist Eleştirisi İkinci Basık - Kapak
Marksizmin ve Sosyalizmin Sorunları Üzerine Yazılar - Kapak
Mascha kaleko.jpg
Matruşka'larda Tarih Bulmak..
mayin.jpg
mayin.jpg
mayžs68-a...jpg
Medya.jpg
Mehmet Güler-KCK.jpg
mehmet_uzun.jpg
mehmet_uzun.jpg
Mem û Zîn
Metin Küreci anması
metin2.jpg
metinyegin_01.jpg
Mevsimlik işçiler.jpg
michel_foucault.jpg
mindit.png
MSF+Logo.jpg
msf.jpg
msflogo.jpg
muma.jpg
Mumia Ebu Cemal
musa_anter.jpg
Musa_anter_.jpg
muzsesleri.jpg
muzsesleri.jpg
Necdet Adalı.jpg
Newroz
Newroz.jpg
Newroz.jpg
Newroz.jpg
newroz_250x0.jpg
news.gif
newspapers_medya.jpg
nisanyan1.jpg
nisanyanevi.jpg
nobel_liderler_s.jpg
Nure- Nora.jpg
olume-kil-payiermeni-soykirimindan-kurtulmus-birinin-anilari-hampartsum-citciyan.jpg
Omayra.jpg
Ongözlü Köprü.jpg
Onnik ve oğlu ara.jpg
op-denklem.jpg
Orhan Pamuk
Oscar Wilde.jpg
otekitarih-seyhsait1.jpg
Otobiyografi-Kapak.jpg
otobiyografik-yazilar-kapak.jpg
ozevin_ozdemirler.jpg
ozgurgundem_site_sansur.jpg
Paramaz Darağacında
Penguen'in yaptığı ve -ne yazık ki- asla yapmayacağı kapak
Penguen- Irkçı Kapak.jpg
pera_spor_klubu_taksim_standinda.jpg
Perperok.../ Kelebek...
Perperok.jpg
peternorman_atlet.jpg
picasso.jpg
picture-1
picture-10
picture-11
picture-12
picture-13
picture-14
picture-15
picture-16
picture-18
picture-19
picture-2
picture-20
picture-21
picture-22
picture-24
picture-25
picture-26
picture-27
picture-28
picture-29
picture-3
picture-30
picture-31
picture-32
picture-33
picture-4
picture-5
picture-6
picture-7
picture-8
picture-9
pinar.png
PKK.jpg
Porén te/ Saçların
Poren te- Saçların.jpg
Q04.jpg
qijikares2ğğ.jpg
Qijıka Reş.jpg
qırıka reş.JPG
reklamin_dili_b.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
resim.jpg
Resim2.png
Roj TV.jpg
Roj Tv.png
roni.jpg
Rosa - Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg, Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg.jpg
Sacayak dergisi Sayı 8
Sacayak dergisinin 11. sayısı
Sacayak, Sayı 3
Sacayak, Sayı 4
Sacayak, Sayı 6
sacayak2.jpg
Sacayak_Sayi10_Sayfa 1_5cm.jpg
Sacayak_Sayi12_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_05_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_09_Kapak.jpg
Saidi Kurdi-Son Derviş.jpg
saitfaik.jpg
sakine ana.jpg
salihzezgin.jpg
Sarkis Çerkezyan.jpg
Sarkis H-1.JPG
Sarkis ve Doğan
sarkis.jpg
Sarmaşık.jpg
sartre.jpg
savunma_kapitalistuygarlik.jpg
Sayı 54
sazai sarıoğlu.jpg
Sazak'ın Dikenleri
süryaniler.jpg
senci.jpg
senci.jpg
Serhedo ve Gerilla
serif_gencdal_kandil_s.jpg
serturkm.jpg
sevahir_bayindir_yarali.jpg
Sevan nişanyan.jpg
seyit rıza.jpg
Sezen Aksu-Kürt Açılımı.jpg
Shantel.jpg
Ship to Gaza: I have eyes only for you!
sol_cati_partisi2.jpg
Sor (kırmızı)
sorayayi_taslamak.jpg
Sosa.jpg
Sosyalizm Nedir? Kitap kapağı
stalin.jpg
Surp Giragos Ermeni Kilisesi.jpg
SURP%2~1.JPG
suryaniler_toplumu.jpg
sylvia-plath.jpg
Sırrı Süreyya Önder.jpg
taraf-gazetesi.jpg
tas-atan-cocuk.jpg
Taş Atan Çocuklar
Taşhoran Kilisesi.jpg
Türk Solu'nun İzinden Gittiği Gelenek: Naziler
Türkiye: 98 - Almanya: 0
tbmklein2.jpg
Tehcir.jpg
tersinden kemalizm.jpg
Teslim Ol!
thumb4073.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven, Digran Zaven
Toplum ve Kuram.jpg
Toplum_ve_Kuram.jpg
toprak_empati.jpg
Troçki.jpg
tuncboyaciyan.jpg
Turkey-ruins-FE05-wide-horizontal.jpg
Uçurtma Gerilla.jpg
ucuncu-koxuz1024.jpg
ugurkaymaz_cocuk.jpg
uludere-8mart.jpg
Unbenannt-2.jpg
van_mazot_iskence.jpg
Varlik Vergisi Kitap Kapagi
varlikver400.jpg
Vedat Kurşun.jpg
vedatturkali.jpg
vedat_kursun_azadiya_welat.jpg
Veysi sarısözen.jpg
Walter Benjamin.jpg
wwwresimmaxnet-top-oynayan-horozlar.jpg
x-golgeli
Xmas beginning and traditions
Yabancı
Yanılsama(yağlıboya resim)
Yargıtay neden mi Pınar'a düşman?
Yargıtay Neden mi Pınar'a Düşman?
yasamagaci136.jpg
yasamagaci136.jpg
yasarjem1.jpg
yasarkemal.jpg
yazar_migirdic.jpg
Yaşam Ağacı Derneğinin Afişi
Yeni Kıbrıs Partisi.jpg
yilmaz-guney-.jpg
yilmaz-guney.jpg
yukselgenc_nukhetsirman.jpg
yusuf.jpg
zarakolu_onderoglu.jpg
Zeki_Okten_by_ozgurcanakbas.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeynel Ergin.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
Ziya gökalp lisesi.jpg
Şerzan Kurt.jpg
Şivanê_Kurmanca_kapak_as.jpg
İçerden.jpg
İdam Edilen Ermeni Sosyalistler
İHD ve TİHİV.jpg
İHD.jpg
İkince Köxüz sitesinin görünüşü
İkinci Köxüz Sitesi
İlk Köxüz sitesinin görünüşü
İslamda Kayıp Gerçek - Kapak
İttihat et.jpg
Choose an image already existing on the server if you do not upload a new one.
-or-
Upload Image:
Image title:
The title the image will be shown with.
Related Links
Links are stored as part of the
links management feature
. Monitoring and dead link detection are centrally managed from there.
To add more links, just click "Preview" to add another blank row. To remove a link from this article, just blank out its URL field or check the Delete box.
If you blank out the title but leave the URL, then the system will suggest a title for you. The Weight allows you to determine the order in which links are displayed; lower numbers float to the top.
URL
Başlık
Ağırlık
Sil
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
Günlük iletisi:
Diğer yazarların sizin düşüncelerinizi anlaması için burada yaptığınız eklemelerden veya değişikliklerden bahsedin.
Yazarlık seçenekleri
Yazan:
Misafir
için boş bırakın.
Yazıldığı tarih:
Biçimi:
2010-06-29 11:44:29 +0000
. Zaman olarak gönderme zamanını kullanmak için boş bırakın.
Yayınlama seçenekleri
Yayında
Ana sayfaya yükselt
Listelerin üzerinde kalıcı
Yeni sürüm yarat