Ceremesi ağırdır

Açılım denen paketten çıka çıka tank, top, tüfek ve barut çıktı. Gencecik bedenlerin canı ve kanı çıktı... Anaların feryat figanı çıktı...

Yine eski vahşete dönüştürüldü hayat.

Her kesimden Sivil Toplum Kuruluşları bir araya gelerek ortak çağrılarda bulunuyorlar. Kimi duyarlı aydın ve yazarlar da bu sorumluluğu gösterip iyi niyetli açıklamalarda bulunuyor, çözüm için yapılması gerekli konulara işaret ediyorlar. Ama ne yazık ki genel olarak Türk aydın ve yazarlarının duruşu çok sağlıklı değildir. Ve ne yazık ki daha çok inkar ve imhayı destekler niteliktedir.

Elbette 'barış' da, 'ateşkes' de rica minnet elde edilmez. Eğer gerçekten halkın mücadelesinin yararına olacağına inanılıyorsa, bu kararlılıkla savunulur. Yoksa bakışlarda donar amansız korku, nefretin dozunda bilenir balta, ceremesi ağırdır...

Tarihte, yakın geçmişte örneklerini Batı aydınlarının pratiğinde okuduğumuz, onurlu ve cesur çıkışlara ihtiyaç vardır.

Bizi insan kılan duygu ve değerleri, ilgi ve sevgimizi düşünsel düzeyde var edemediğimiz sürece, insan onuruna ve varoluşuna yönelik saldırıların karşısında yer alamayız. Pavese'nin dediği gibi, gözlerimizin içine bakacak ölüm;

'...Ölüm gelecek ve senin
Gözlerine bakacak.
Sabahtan akşama dek uykusuz,
Sağır eski bir pişmanlık
Ya da anlamsız bir ayıp gibi,
Ardını bırakmayan bir ölüm
Bir boş söz bir kesik çığlık,
Bir sessizlik olacak gözlerin'

Tarih boyunca barış ve insanın barışı algılayışı farklılıklar göstermişse de; günümüz dünyasında insanlığın savaşa karşı geliştirdiği bilinç küçümsenemez boyutlar kazanmıştır.

İnsani duyarlılık, gelecek adına yaşamsal olan her şeyin korunmasını savaşa karşı barıştan yana olmasında görür ve değerlendirir. Artık anlaşılmıştır ki barışı savunmak, yarını ve insanın geleceğini savunmaktır.

***

Barış; sömürünün, açlığın, zulmün ortadan kalktığı bir dünyaya duyulan özlemdir. Barış savunuculuğu da; özlemi duyulan böyle bir dünyanın yaratılması için somut mücadele gerektiren bir olgudur. Bize belli kalıplar ve şablonlarla sunulmuş görüntülerin ve oluşturulmuş manipülasyonların ardındaki gerçekleri boşa çıkarmadan gidişata yön vermek kolay olmayacaktır. Barış, ancak sömürgen düzen ve sistemlere karşı sürdürülen mücadeleler içinde anlam bulabilir.

Özgürlüğün, eşitlik ve adaletin olmadığı yerde barış yoktur. Savaşın olmaması şiddetin olmaması anlamına gelmez her zaman. Şiddet sömürünün her türünde ve yaşamın her alanında sürüyor aslında. İnsanı açlığa mahkum etmek de; kimliğini, kültürünü yok saymak da şiddet uygulamaktır. Sınıfın sınıfı sömürdüğü, erkeğin kadını ezdiği yapılar da birer şiddet ortamı değil midir?

Hayatın içindeki tüm insanlık dışı uygulamaları ifade ettiğimiz ölçüde barış imgesi anlam kazanabilir. Hayatı oluşturan unsurlar arasındaki uyum ve denge sağlanmadan, her tür doğa nimetinin huzur içinde paylaşımı gerçekleşmeden, şiddeti yaratan ekonomik ve sosyal etmenleri ele almadan, demokratik hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeden barış kavramı kanamaya devam edecektir.

Sanat ve barış kavramları; insanın, insanlaşma sürecinin ayrılmaz parçaları durumundadır. Bu anlamıyla barıştan yana olmak, sanatçının kimliğinden gelen sorumluluğunu da belirler. Bu sorumluluk, insan bilincinin barışın gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü önyargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üstlenmesiyle anlam kazanabilir, bunun yolu da barış için mücadeleden geçer ve bu mücadele tarih boyunca ezilen halkların ve sınıfların ezenlere karşı yürüttüğü tüm mücadelelerinin da ifadesidir. Çünkü 'modern' toplumun efendileri, barbar toplumların Dehak'larından daha az zalim değildir. Değişen şey mızrakların ve kılıçların yerini, tankların, topların ve bombaların almasıdır.

Sanat, söylenecek sözü olanların işi olduğuna göre, barış kavramı da bu duyarlılıkta insanlaşma sürecinin ayrılmaz bir parçası olmak durumundadır. Bu anlamıyla barıştan yana olmak sanatçının aydın kimliğinde gelen sorumluluğunu da vurgular. Bu sorumluluk insan bilincinin barış idealinin gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü önyargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üslenmesiyle anlam kazanır.

***

İnsanların savaştan, açlıktan, zorbalıktan ve yokluktan kırıldığı bir dünyaya kimse kayıtsız kalamaz. Hele sanat ve edebiyat adamı 'kötü'ye karşı çok net olmalıdır.

Dostoyevski'ye göre insan, özgür bir varlık olarak kötüden sorumludur. Ona göre, kötü olan her şeyle mücadele edilmelidir.

Goethe, büyük sanatçıların hepsinin insanlık sorununa yöneldiklerini, bu yönelimin dünya barışını sağlamada önemli katkılar sağlayacağını söylüyordu.

A. Camus'un sanatçıya yüklediği misyon, zorbalığa karşı çıkma işlevi açık seçiktir. O ne susmayı, ne de yansız kalmayı benimsemez. Acı çeken kitleler sustukça birilerinin onlarının yerine konuşması gerektiğini söyler-ama sanatı bir tür toplumsal din dersine dönüştürmeme koşuluyla. 1950'lerde Camus, 'Tehlikelere göğüs germekten başka çaremiz yok' diyor ve şunu da hemen ekliyordu: 'Elbette sanat tek başına doğruluk ve özgürlük getirecek bir dirilişi sağlayamaz, ama sanat olmadıkça bu diriliş biçimini bulamaz.'

Solohov, bir yazarın kendisini karşıt güçlerin çarpışmasının üstünde, Olimpos Tepeleri'ne yükselmiş ve insan ızdıraplarına kayıtsız kalan bir tür ilah olarak değil, kendi halkının evladı, insanlığın ufacık bir parçası olarak görmesi gerektiğini, bir görevinin de dünyada barış için savaşmak ve barış savaşçılarını sözlerinin ulaşabildiği her yerde yüreklendirmek olduğunu belirtir 'İnsan ve onun geleceğine dair kalbimizi sıkıştıran endişeye rağmen, korku ve umutsuzluk doğmamalı... Korku değil cesaretle savaşın karşısına dikilmek zorundayız. Tüm kültür yaratıcılarının en büyük görevlerinden biri budur' diyor Aytmatov.

Sanatçının sesi bu paralellikte; Brecht Seghers; Sartre, Aragon, Nazım ve Neruda'larla daha da gürleşmiş ve duyulur hale gelmiştir.

***

Sanatçı da her insan gibi kendisini ilgilendirmeyen işler olduğu gerekçesiyle vicdanını yatıştırmaya çalışmamalı. Ne diyordu H. Cibran: 'Zalim zulmünü işletirken, ak ellilerin elleri temiz olamaz.'

Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşüyor. Düşünce ve amaçları ne olursa olsun her kesimin ve onları temsil eden kitle örgütlerinin bu konuda aktif rol üstlenmeleri gerekir. Ancak bu sayede savaşı kışkırtan politikaların önüne geçilebilir.

Evet, bu konuda herkese sorumluluk düşüyor... En çok da sanatçılara, yazarlara, aydınlara.

A.Hicri İZGÖREN
hicriizgoren@gmail.com

picasso.jpg