Ben de yeter artık diyorum!

30 yıllık fiili savaşın biz Kürtlere öğrettiği tek gerçek var: Türklerle birlikte olamıyacağımız, beraber yaşam imkanlarımızın tümden yok olduğu, bin yıllık birlikteliğimizin hiçte sanıldığı yada denildiği gibi kardeşçe, dostça, komşuluk ilişkileri bazında olmadığı, her daim, Kürtlerin, uzayan tırnakların kesildiği gibi kesilip bir köşeye atıldığı gerçeğidir. Bin yıllık türk sömürgeciliği altında yaşam bize bir tek şey öğretti; Türklerin kendileri dışından başka hiçbir kavime, kültüre, inanca, etnisiteye, ırka, millete, ulusa, farklı kimliğe yaşam hakkı tanımadığı; her hak talebinde bulunanın soy-ırk kıyımına maruz kaldığı, tümden katliamdan geçirildiği tarihin yazdığı gerçeğidir.
Ben artık yeter diyorum; PKK’ye artık yeter diyorum! Olacaksa bir an önce olmalı diyorum. Olacaksa, Özerk Demokratik Kürdistan, ya da Özerk Konfederal Kürdistan bir an önce ilan edilmeli diyorum. Birlikte yaşam imkanımızın kalmadığı, bir arada var olmanın dayanılmaz sancısını, acısını, sızısını, ızdırabını, zulmünü taşımak zorunda olmadığımızı, ayrılığın şerefli ve haysiyetli yaşam hakkını kendimiz; Kürtlerle birlikte yaşam birlikteliğini ve geleceği kurmayı kabul edenlerle; Ermeni, Laz, Çerkez, Arap, Gürcü, Abaza, Türkmen vb. gibi; ırkçı, faşist, milliyetçi, inkarcı kimliğinden sıyrılmış, halkların kardeşliğine inanan, Kürtlerle ve diğer inançlarla, kimliklerle yaşam zemininde buluşmayı kendisi için vazgeçilmez görev olarak gören onurlu, dürüst, haysiyetli, şeref sahibi türk olmaktan ötürü kendisine gına gelmiş, bu kimliği taşımanın ağırlığı altında ezilen, yaşanan onca kirliliğe dur demeyi haysiyetli duruşuyla kendini kanıtlamış, lakin kimliğine saygınlık kazandırmak için bizimle mücadele içinde olan ve diğer halklar nezdinde türk kimliğine yeniden onur kazandırmak için, ezilen, hor görülen, itilen, ötekileştirilen halklarla-inançlarla, farklı kültürle birlikte mücadele zemininde buluşmuş, bir araya gelmekte hiçbir sakınca görmeyen Türklerle beraber kendi yaşam hakkımızı elimize almanın zamanının bu gün olduğu, önümüzde kendisini dayatan ilkesel görev olarak durduğunu görmekteyim.

‘En aydın benim’ diyen türk aydını dahi PKK ve Kürt mücadelesi kendi çizgisini çizdiğinde, onlar çizgisizleşmiş, Kürtler onurları ve kimlikleri için mücadele ederlerken onlar mücadele değil Kürtlere teslimiyeti dayatmış, kişisizliklerinin bedelini Kürtlerin ezilmişliğinin perdesi arkasına gizleyerek kendilerini gizleme sinikliği içine hapsetmişlerdir. Türk medyasına tahammül etmenin dayanılmaz sancısını yaşıyorum. Her tarafı kan-irin, katliam, provakasyon, kışkırtma, aşağılama, küçük düşürme, dezinformasyon, yalan, iftira, namussuzca karalama kampanyasından geçilmiyor. Okudukça insanın kusası geliyor. Tuvalette kullanılan, abdesthane kağıdı kadar kıymeti harbiyesi olan gazeteler hiçbir gün yok ki Kürtlerin üzerinden kışkırtıcı haber yazmamış olsun. Her gün, beyinleri bombalayan yalan-küfür, inkar ve savaş çığırtkanlığı.

Niçin bu kadar birlikte yaşam ısrarı anlamak zor değil. Neden, illahi Türklerle birlikte ‘kardeşlik’ zemininde bir arada kalmanın zaruriyeti Kürt toplumuna dayatılıyor, niçin bizi bin yıldır kabul etmeyen; her türlü ezayı, cefayı, zulmü, vahşeti, katliamı, tecavüzü, zinayı, inkarı devletiyle, İslamcı-türk zihniyetiyle biz Kürtleri ve diğer ezilen inanç ve kimlikleri hor gören, aşağılayan bir halkla birlikte olmanın dayanılmaz sancısına ve olmazlığına zorlanıyoruz, anlamakta zorlanıyoruz. Adına sırf kardeşlik denilsin diye mi? Biz ayrılamayız, bin yıldır “kız almış kız vermişiz” söylemini çokça arabeskvari tarzda nakarat halinde tekrar ettiğimizdenmidir ayrılamamak! Kız alıp, kız vermenin en aşağılıkça ve aşağılaştırma söyleminin bu günlerde alçak bir belediye başkanının, ağza sakız edilmiş bin yıllık tecavüz zihniyetinin bize bakış açısının dışa vurumunun hangi gözle görüldüğü çıplak kulaklar ve algılar duyup, bildikten sonra hala da biz birlikte olmalıyız nakaratı söylenecekse olmasın böyle birliktelik. Yerin dibine batsın. Canı cehenneme böyle kardeşliğin. Ben, hala kendi Güneyli, Doğu Kürdistanlı, Küçük Kürdistanlı, Suni Kürt kardeşlerimle gerçek kardeşliği bu vahşi sömürgeciler yüzünden yaşayamıyorum. Hala onlara kardeş demenin sevincini tadamadım. Bunlarla nasıl kardeş olayım?

Gerilla cenazelerine yapılan barbarca uygulamaların, kendisine Müslüman diyen bir hükümet ve o hükümeti seçen çok Müslüman geçinen halkın Kürt gerillalarının cenazelerine barbarca, yamyamca, kanibalistce yapılan uygulamalara alkış çalan bir halkla hala birlikte yaşayalım nakaratımı çalınacak kulaklarımıza? Bin yıldır birlikte yaşıyoruzu her gün tekrarlayan inkarcı zihniyet Filistin halkına timsah gözyaşlarını döker, onların hamiliğine soyunurken bin yıldır birlikte yaşadığı Kürt ‘kardeşine’ düşmanca muamele ediyor. Hangi insanlık kabul eder bunu. Katledilen Gerilla cesetleri tanınmaz halde. Vahşet, barbarlık öylesine sarmış ki türk halkını ve sözde aydınını hiç kimse de ses yok, hiçbir Müslüman geçinen sahtekar da çıt yok, herkes ‘oh olsun’ bedduasını içinde ve dışında açıkça okuyor! Müslüman geçinen imam dahi Kürtlerin katliamı üzerine vaiz veriyor. Yazarı, aydın geçineni Kürt halkının önder olarak kabul ettiği, devletin güvencesi altında cezaevinde olan sn. Öcalan’ı katletmenin alçakça planlarını yapıyor. Söylev çekiyor.

Sağ olun, biz almayalım bu birlikte yaşam kokteylini. Bize çok sert geldi. Siz bizi ayırın değerli öncü gücümüz. En hayırlısı bu olur. En şerefli, haysiyetli, kişilikli, onurlu, kendi ayaklarımızın üzerinde kendi özgücümüzle duracağımız yaşam boşanmanın sağladığı yaşam olur. Tecavüzünden, katliamından, sahtekarlığından, sahtekar Müslümanlığından, faşistliğinden, inkarcılığından, ırz düşmanlığından kurtar bizi ey kutsal güç.

Bende size “Yeter Artık” diyorum! Ya gönüllere ferahlık veren kendi öz yönetim biçimimizi ilan edin ya da artık bizi oyalamayın!
Siz, bizi boşayın sevgili PKK’liler, HPG’liler, PJAK’lılar, BDP’liler, KNK’liler KCK’liler. Biz boşanmak istiyoruz. Dayanılmaz, binlerce yıllık acılar bizi fazlasıyla iflahımızı söktü. Bir bin yıl daha bu katil ırkın zahmetine, vahşetine, zulmüne, ihanetine, katilliğine, işkencesine, üvey kardeş muamelesine, tecavüz kültürüne, insanlık düşmanı zihniyetine bizi mahkum etmeyin.

Kürt halkı günlerdir alanlarda intikam diyor, gerilla cenazeleri her gün binlerin elleri üzerinde, omuzlarda, baş üstünde, taş üstünde taşınıyor. Ciwan delikanlı ve tanrıça güzelliğindeki kadın gerillalarımızın cesetleriyle oynanıyor. Vahşetin, zulmün tiranları ve tanrıları bize bu cennetin anahtarını kolay kolay verme niyetinde değiller. Eski ahitteki Aden Bahçesi denilen Coğrafya kan gölüne döndü. Analar-babaların gözleri her gün evlatlarının cenazesini gözler durumda. Nazlı evlatlarının cenazelerini taşımaktan bezar olmadılar, lakin artık onlarda gözlerinden ve sözlerinden şunu hissettiriyorlar; Yeter Artık! Olacaksa, Kürtlerin Özerkliği, kendine ait elle tutulur yaşamları olsun bir an önce. Yalnız olsun ama varsın bizim olsun. Her kes kendi kaderini kendisi çizsin. Bu günümüzün ve yarınımızın üzerinde söz sahibi olacaksak sokakta, meydanlarda, dağlarda, zindanlarda, işkencelerde, katliamlarda dahi kendimizi feda ederiz lakin kendimize ait bir yaşamımız olsun diyorlar. Bunu açıkca ilan ediyorlar, haykırıyorlar, İNTİKAM diyorlar, pankartlara artık, Yaşasın Demokratik Özerk Kürdistan sloganları yazılıyor. Gerilla da yazıyor halkta. Siz hala neyi bekliyorsunuz? Birilerinin el atlında gene “ateş kesi düşünmüyormusunuz” haberini sizlere iletmesini mi bekliyorsunuz? Oyalama ile olacaksa hiç olmasın. Tek taraflı ateşkesiniz bize illallah dedirtti. Bir defaya mahsus olsa da inkarcı-faşist türk devleti çıksın açıkça ateş kesi istiyoruz PKK’den desin. Neden PKK hep tek yanlılıkla işi götürüyor anlamak zor!