Global Kapikalizm Ne Götürdü Ne Getirecek?
Global kapitalizm, evrensel olmayan, evrensel boyuta büyüme yeteneği göstermeyen, toplumsal içerik ve biçim taşıyan ne varsa (buna reel sosyalizm de dahil) hepsinin iç başkalaşım yöntemi ile nitel değişime uğrattı. Ulusal çitler, ulusal sermaye, ulus devletler, reel sosyalizm, milliyetçi ideoloji, din ideolojisi gibi evrensel olmayan evrensele ayak uyduramayan her şeyi global sermayenin çıkarına uygun bin şekilde yeni baştan düzenliyor. Ulusal çitler, bütün dünyada henüz ortadan kalkmamışsa bile, dünyanın gidişatını belirleyen alanlarda aşıldı ve gelecekte bütün dünya da aşılacağı da kesin. Gelişmiş ülkelerin ulusal sermayesi çok uluslu şirketler halinde konzernler oluşturarak, uluslar üstü emperyalist sermayeye dönüştü.
Geri kalmış ülkelerin tümünün ulusal sermayesi, işbirlikçi sermaye düzlemine büyüyerek, emperyalist sermayenin bir eklentisi haline geldi. Dolaysıyla ulusal sermaye iç değişim yöntemi ile büyüme sıçraması yaparak nitel değişime uğradı.Ulus devletler, global sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillendirilerek, ulusal çıkarlara değil, emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden, onun çekip çevirdiği bir yapıya dönüştürüldü. Reel sosyalizmin Sosyalist Blok olanı tümden yıkıldı. Onlarca yıllık ayrılıktan sonra global kapitalizmle buluşarak, kendi karşıtına dönüştü. Hiçbir sarsıntı geçirmeden yaşamaya devam eden Çin Halk Cumhuriyeti’nin Komünist Partisi’ni ise, global kapitalizme kusursuz hizmet ettiriyor. Komünist Parti eliyle, global kapitalizm Çin de ahlaksız ve acımasız bir sömürü çarkı döndürüyor. Çin’ nin İsmi hala “Komünist Çin” Çin i yöneten partinin adı hala “Komünist Parti” ama Çin de ki sistem vahşi bir kapitalizmdir.
Burjuva devrimleri sırasında feodalizme son verirken, Hıristiyan dinini, Rönesans yoluyla kapitalizme uygun hale getirdi. Sovyetler Birliğine karşı kullanmak için uzun süre, “yeşil kuşak” adı altında İslam ideolojisini kendi ideolojisi çevrimine aldı. Artık gelinen noktada, İslam dinini de kendine göre yeniden düzenliyor. Tayyip Erdoğan ve partisi AKP, “milliyetçi -mukaddesatçı” bir ideolojik çizgiye sahip. Ama tamamen ve kusursuz bir şekilde, global kapitalizmin işbirlikçisi ve emrinde hareket eden bir politikaya sahiptir. Toplumun kutsadığı ne varsa metalaştırdı, topluma doğaya ait her şeyin içine girdi kendi sömürü çarkına göre bir düzene soktu, bütün değerleri kendi sömürüsüne ve paraya tahvil etti. Girmemiş olduğu dünyanın bir köşesi kalmışsa oraya da giriyor. Dünya bir global kapitalizm batağına dönüştü.
Kapitalizm her şeyi kar için yaparken, bütün ilişkilerini bu temelde düzenleyip, dengelerken, kendi iradesinin dışında olguların oluşmasını da engelleyemiyor. Meta ihracı, sermaye ihracı, sanayi taşıma hareketi süreçleri gibi yaşanmış olan bunalımlar da kapitalizmin işleyiş yasalarının ürünleridirler. Hiç birisi önceden tasarlanmış, bir irade doğrultusunda hayata geçirilmiş olgular değildir. Rekabeti tekelleşmek amacıyla, tekelci olmak için yapmamıştır. Kar etmek için, rekabete girmiş, büyük balığın küçük balığı yutması prensibini geliştirmiş, yutulan yutuluyor ama yutanda diyalektik bir değişim yaşıyor. Yutulan eski konumunu kaybediyor, ama yutanda eski haliyle kalmayıp belli bir değişim yaşıyor. Bu değişimler irade dışı olguların oluşmasına neden oluyor. Rekabet tekeli, tekel global kapitalizmi yaratıyor.
Kavramlar Ve Amaçlar
Sosyalistler:”yurdumuz bütün cihandır bizim” derken, “dil farkı bilmeyiz/ din farkı bilmeyiz /sanki doğduk bir anadan” ve “ enternasyonalizm”i savunurken burjuvazi yapmadık zor ve zorbalık bırakmıyordu. Sosyalistlerin bu şiarları ile amaçları tümüyle uyum ve amaç birliği içindeydi. Sömürüsüz bir dünya ve kardeşçe yaşayan bir insan topluluğu yaratmaya matuftu. Şimdi, global kapitalizm, bütün dünyayı kendi sömürü egemenliği altına aldı. “Dil farkı, din farkı” yapmadan her ırktan, her dinden, her dilden insanları iliklerine kadar sömürüyor. Herkes aynı anadan doğmuş gibi sömürülüyor. Öyle bir enternasyonalizm uyguluyor ki, nice faşist, şovenist, milliyetçi ulus devletleri liberalleştirdi, liberal ekonominin uygulayıcısı haline getirdi.
Bu belirlemeleri, bazı somut verilirle nesnel hale getirip, bir sentez yapmak ve teori ile pratiğin bir sarmalını oluşturmak için bazı örneklere bakmak gerekir. Bu konuda en somut örnekler olarak; Franko, Salazar faşizmlerinden başlayarak, Türkiye’nin Kenan Evren yadigarı, korporatif faşizan yapıdaki devletleri nasıl liberal, global ekonominin çalışan, çekip çeviren yapılanmaları haline getirdiğini vermek gerekir. Salazar’ın Portekiz’i, Franko’nun İspanya’yı faşizmin kalesi haline getirmiş olmasına tanıklık eden insanların, bu sistemlerin değişebileceğine inanmaları mümkün değildi. Çünkü korporatif yapıda top yekün bir şekilde biçimlendirilmiş devletler durumundaydılar. Global kapitalizm, bu devlet yapılanmalarını kendi sermayesinin sömürüsüne denk bir şekilde yeniden şekillendirdi.
Franko, Salazar, Kenan Evren gibi faşist devlet yapılanmaları da kapitalist emperyalizmin marifetidir. Onları kuran da değiştirende kapitalist emperyalizmdi. Kurarken de çıkarı için kurdu, değiştirirken de çıkarı için değiştirdi. Bunları kuran halk değildi. Halka rağmen ve halkı ezerek kuruldular. Ama yıkılırken halk güçlü destek verdi. Fakat yine de bu faşist yapıları kuran sermayenin kendisi değiştirdi. 12 Eylül faşizminin oluşturmuş olduğu, korporatif yapıdaki faşizan devlet, epeyce hırpalanmasına rağmen, hala eski yapısını önemli ölçüde korumaya devam ediyor. Ama onu da yıpratan ve kendi çıkarına denk bir şekilde yeniden yapılandırmaya çalışan global kapitalizmdir.
Global kapitalizm bunları yaparken amacı asla ve asla, geçmişte faşizmden çok çekmiş olan bu ülkelerin toplumuna demokrasi yaşatmak, baskı ve zorbalıktan kurtarmak değil. Sadece global sermayenin sömürüsünün önündeki engelleri kaldırmak, sömürü ağını genişletmek, sömürü çarkını daha güçlendirmek, bütün dünyayı kendi sömürü egemenliği altına almaktır. Nitekim bütün veriler, global kapitalizm dünya üzerindeki egemenliğini artırdıkça, mutlak yoksulluk ve ölüm sınırında yaşayan insan sayısının katlandığını gösteriyor. İnsani değerlerin, doğanın, bütün kutsal inançların global sermaye tarafından nasıl tahrip edildiği istatistiklerle günlük gazetelere yansıyor. Üretim güçleri, üretim ilişkileri, üretim süreci tarzı kapitalizmin kanunları doğrultusunda işlerken kendi iradesine rağmen, toplumsal ilerlemeden yana bazı olanakların ortaya çıkmasına da neden oluyor.
Sıranın Türkiye’ye de geldiğini belirterek: Salazar’ın dünkü Portekiz’ini, Franko’nun dünkü İspanyasını bu günün Portekiz’i ve İspanya’sı ile karşılaştırarak, halkların çıkarı açısından bir sentez yapacak olursak, globalizmin kendi çıkarı için bir takım iç başkalaşımlar yaparken, iradesi dışında toplumsal ilerlemeye de önemli katkılar yaptığını söyleyebiliriz. Bu sentezle yapılan teorik tespit, kuru bir teorik belirleme değildir. Bu sentez sonucu oluşturulan teorik tespit, pratikle teorinin etle tırnak gibi bir bütünü oluşturmaktadır. Bu somut verili durumdan hareketle, evrensel boyutlu bir genelleme yaparak, globalizmin dünya ölçeğinde yaptığı ve yapmakta olduğu, sömürüsünü artırma faaliyetinin insanlığın toplumsal ilerleme sürecine, istemeyerekte olsa katkı yapacağının sağlam ve sağlıklı bir teorik belirleme olacağını güçlü bir vurgu ile belirtebiliriz.
Bilinebileceği gibi ulus devletin babası kapitalizmdir. Kapitalizm feodal devlet ve imparatorlukların yıkılmasından nesnel ve öznel olarak rol oynarken, yıkılanların yerine ulus devletleri getirdi. Ulus devletler eli ile, yüzlerce yıldır kapitalizmin egemenliğini kurdu ve devam ettiriyor. Bütün sömürü çarkını bu devletler eli ile yürüttü, lokal savaşların yanında, iki tane de dünya savaşı çıkartıp yönlendirdi. Süreç içerisinde monarşist, federatif, laik, üniter vb. gibi burjuva devlet biçimleri oluştu. Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı doğrultusunda çeşitli yapılarda devlet biçimleri oluşurken, azınlık hakları diye, gerek dini, gerekse ulusal azınlıklar içinde çeşitli çözüm yöntemleri geliştirildi.
Sentezlemek ve bu sentezden hareketle, globalizmin ne götürdüğünü götürdüklerinin yerine ne getireceğini belirlemek, bu temelde teorik tespit ve geleceğe yönelik bir öngörüde bulunabilmek için tez olarak aldığım, globalizmin faşist devlet yapılarını burjuva demokratik yapıya dönüştürdüğüne işaret ettiğim, Portekiz ve İspanya örneklerine baktığımızda sadece faşist devlet yapılarının değiştirilmediğini bu her iki ülkede de baskı altındaki, ulusal ve akaliyet sorunlarına belli ölçüde çözüm getirildiğini de görebiliriz. Portekiz de faşist devlet yapısı yerine, burjuva demokrasisi getirilirken, Portekiz in sömürgeleri olan ve onlarca yıldır kurtuluş savaşı veren Mozambik, Gine, Bisao, Namibya gibi klasik sömürge ülkelerde bağımsızlıklarına kavuşturuldular. Aynı şekilde İspanya’ da da faşizmin tasfiyesi ile birlikte, onlarca yıldan beri çözüm mücadelesi veren Bask bölgesi de belli bir çözüme kavuşturuldu ve iyileştirme süreci devam ediyor.
Örneklemeye çalıştığım bu somut verilerden hareketle,global kapitalizmin, Türkiye de de, 12 Eylül faşist devlet yapılanmasını iç başkalaşım yöntemi ile değişime uğratırken, Kıbrıs, sorununu, Ermeni sorununu, Kürt sorununu, Alevi sorununu, Hıristiyan dini azınlıkların sorununu da çözecek gibi. Bütün bunlar, global kapitalizmin bundan önceki evrelerinden daha az sömürdüğü anlamına gelmez tersine globalizmin sömürüsü önceki evrelerinkinden daha katmerli. Ama globalizm sömürünün en katmerlisini dingin ortamlarda sağlayabiliyor o nedenle de ulus devletlerle birlikte, ulus devletlerin üretmiş olduğu sorunların çözümünü de sağlamaya çalışıyor.
Teorileştirmeye çalıştığım, nesnel verilerden hareketle, diyalektiğin hareket yasalarına, dünyanın ve toplumsal ilerlemenin çizdiği eğrilere bakarak, evrensel boyutta bir ön görüde bulunacak olursak, globalizmin kapitalizmin bütün süreçlerini bitirdiği, kapitalizm içi hiçbir seçeneği bırakmadığı tek seçeneğin, kapitalizm ötesi bir sistem ya da sosyalizm olduğunu söyleyebiliriz. Dolaysıyla da globalizmin, tarihsel ve toplumsal bakımdan diyalektik bir zorunluluk olarak, kapitalizmin bitiş, sosyalizmin kapitalizmin sinesinden ve ya bağrında mayalanmasını sağlayan, bir süreç olduğunu belirtmek gerekiyor.
Globalizm, kapitalizmin krizlerini dünya krizine büyütüyor, ulus devlet, ulusal çitler, milliyetçilik, şovenizm, ırkçılık, faşizm, klasik sömürgecilik gibi kendisinin yarattığı ve de kendisini yaratmış olan bütün fenomenleri, doğanın inkarın inkarı yasası gereği eski konumlarından çıkartarak götürüyor. Yapısal olarak doğa boşluk tanımaz, tanımayacaktır. Kapitalizm insanı; emeğine, kendine, bütün insani değerlere yabancılaştırdı. Bütün insanları bu konuma getiremese bile önemli bir bölümünü söz konusu yabancılaşma sürecine soktu. Globalizm acımasız ve ağır sömürüsü ile insanlığa yabancılaştı. Gelinen noktada, kapitalizm kendi üretmiş olduğu değerleri de yadsımanın yadsıması kanunu gereği, aşmaya yönelerek, kendine de yabancılaşma sürecine girdi ve kendine de yabancılaşmaya başladı. Bilimsel bir gözle nereden bakılırsa bakılsın, kapitalizmin her bakımdan kendi tarihsel sonuna doğru hızla ilerlediği kolayca görebilir.
Ama, işçilerin, emekçilerin ve genel olarak halk kitlelerinin global kapitalizmin kar hırsı ile hareket ederken, belirtmiş olduğum nesnel verilirden de görüldüğü gibi, kendi sonuna doğruda hızla ilerleyeceğini, geleceğin toplumsal sisteminin ise işçilerin, emekçilerin, halkların sistemi olacağı bilinci ile hareket ederek, global kapitalizmi tarihte ki yerine göndermek için bilinçli, örgütlü, iradi bir mücadeleye hazır olmaları konusunu da kuvvetle vurgulamak gerekir. Buna ek olarak, global kapitalizm ne kadar globalse, toplumsal ilerleme süreci ve gerçekleşecek olan toplumsal devrimde nesnel nedene denk diyalektik yasa gereği globalizm kadar evrensel boyutlu ve geniş ölçekli olmak durumundadır. Ülkesel devrim ya da devrimler değil, ardışık karakterli, bölgesel ve dünya devrimleri sürecinin gelişmesi nesnel nedenlerin bir doğa yasası olarak kaçınılmazlaşacaktır.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
