Batı'da 'canlı', Doğu'da 'ölü' 12 Eylül Anayasası

Savaşın tırmanması referandumun içeriğini kökten değiştirdi.

Bunun böyle olacağı, daha anayasa değişiklikleri Meclis'te konuşulurken belliydi. Bizler bu görüşü defalarca dile getirdik.

Ben kendi payıma, BDP'nin 'boykot' kararını, anayasa değişiklik paketinin 'anti-demokratik' olmasına ya da 'yetersiz' olmasına bağlamıyorum. Bu gülünç bir iddia olurdu. Ben boykot kararını, 'savaş koşullarında, o savaştan sorumlu olan parti ve hükümetin, savaş açtığı halkı 'yetmez' reformlarla baştan çıkarmasına ve böylece onun bütün demokratik kazanımlarının esasını yok etmesine karşı olduğum için' destekliyorum. Çünkü, Anayasa'daki anti-demokratik hükümleri geçersiz kılmanın da, anayasada demokratik yönde yapılan değişikliklerin yaşama geçirilmesinin de tek güvencesi toplumsal güçler içinde demokratik güçlerin ağır basmasıdır. Şimdi referandum kampanyası AKP tarafından, işte demokrasinin asıl güvencesi olan bu toplumsal kesime karşı siyasi bir tasfiye kampanyası haline getirilmiştir. O nedenle ben anayasa paketine 'evet' demediğim gibi, 'hayır' da demiyorum. Boykot diyorum.

Evet, yalnız ve yalnızca bu gerekçeyle 'yetmez, ama evet' diyenleri eleştiriyorm.

Çünkü, onlar bizlerin uğraşıp, yapılmasına katkı sunduğumuz 'Anayasa Konferansı'ndan başlayarak, Kürt Özgürlük Hareketi'yle birlikte güçlü bir 'demokratik, sivil anayasa cephesi' kurmak için çaba harcamadılar; 'konferans' yapıldı, yapıldığı gibi de kaldı. Arada sırada konferans çağrıcı ve katalımcılarıyla formel kimi açıklamalar dışında hiçbir ciddi mücadele çabaları olmadı.

Anayasa değişikliği Meclis'e geldikten sonra durum daha da kötüleşti. Çünkü bugün 'yetmez ama evet' diyenler, AKP'nin yetersiz önerilerini yarım ağız eleştirdiler, ama en baştan AKP paketine 'yetersiz, ama evet' dediler, 'aman sırtı yerde güreşmeyin, son ana kadar BDP önerilerine destek vererek, AKP üzerinde paketin iyileştirilmesi için baskı yapın' dememize zerre kadar aldırmadılar. Tam tersini yaptılar. AKP'yle birlikte BDP'nin üzerine yürüdüler. Ben 'yetmez, ama evet' diyenleri, anayasa paketindeki reformları her şeye rağmen 'demokratik' buldukları için eleştirmiyorum. Yetersizliği aşmak için kıllarını kıpırdatmadıkları, BDP'yle birleşerek, AKP'ye 'yetmez'liği aşmazsan, 'evet oyumuzu gözden geçiririz' demedikleri için eleştiriyorum.

Eleştiri ne kelime... Ben bu cenahı, şu andaki anayasa değişikliklerinin savaşı önleyebilecek, çözümün önünü açabilecek bir şekilde referanduma sunulamayışından dolayı, hükümetten çok daha fazla suçluyorum.

Paketteki 'yetmez'liğin asıl sorumlusu bugün h‰l‰ BDP'nin boykot kararını kırmak için çaba harcayan 'yetmez, ama evet' çevresidir. O nedenle 'yetmez ama evet, boykot haklı' diyenlerin tutumu değerlidir.

'Hayır' diyenlere gelince...

Onları, CHP, MHP ve Ergenekon'la aynı amaca hizmet etmekten koruyacak biricik yolun, açıkça, öyle bir demeç vererek filan değil, bulundukları her yerde, bir yandan 'hayır' derken, diğer yandan, o 'hayır' sloganının sesinin yüz kat aşan bir güçle 'boykot haklıdır' demek olduğunu bir kere daha hatırlatmakla yetiniyorum.

Asıl çelişki 'AKP ile CHP', 'eski derin devletle, yeni derin devlet' arasında değil.

Batı'da birbiriyle boğuşan 'evet ve hayır'cıların Doğu'da birleşerek oluşturdukları 'evet-hayır' ortak cephesiyle, Kürt Özgürlük Hareketi ve onun 'evet' ve 'hayır' deseler de boykotu destekleyen müttefikleri arasındadır.

Bu çelişkinin bilincine varmak büyük önem taşıyor. Boykot eğer özellikle Fırat'ın Doğusu'nda ve Kürtlerin yoğun yaşadığı başlıca büyük kent varoşlarında son yerel seçimde BDP'nin aldığı oyları bir puan bile aşacak olsa, bu sonuç AKP'nin ve devlet iktidar güçlerinin yürüttüğü savaşa ve çözümsüzlük siyasetine karşı büyük bir 'hayır' anlamına gelecek ve yeni, demokratik, sivil bir anayasaya da güçlü bir 'evet' anlamı taşıyacaktır.

Şimdi esas sorun, Anayasa'da uygulanması iktidardaki güçlere kalmış 'yetersiz reformlar' peşinde sürüklenmek değil, ya da bunlara 'hayır' diyerek demokrasiye katkıda bulunulacağını sanmak da değil; ama demokrasinin asıl güvencesini, toplumsal muhalefeti savunmaktır.

Bu muhalefetin ana güçleri Fırat'ın Doğusu'nda ölüm-kalım mücadelesi veriyorlar. Bu mücadelenin bir an için yenik düştüğünü tasavvur edin; bu durumda Anayasa Mahkemesi'nin ve HSYK'nin durumunda yapılmış olan, kiminize göre demokratik, kiminize göre anti demokratik değişikliğin ne anlamı olabilir ki? Demokratik bir değişiklik, onun güvencesi olan toplumsal muhalefet yok edildiği zaman beş para etmez. En anti demokratik anayasa bile, eğer toplumsal muhalefet güçlenirse, halkın özgürlüklerinin kılına bile dokunamaz.

İşte örnek Fırat'ın Doğusu. Orada mevcut 12 Eylül Anayasası'nın kıymeti harbiyesi var mı? Buna karşılık Batı'da hükümet partisi bile kapatılma korkusuyla uzlaşma üstüne uzlaşmaya gitmiyor mu?

Demokrasiyi savunmak, şu anda Kürt Özgürlük Hareketi'ni, Kürt halkının otuz yılda elde ettiği her türlü kazanımı savunmaktır...

İster evet oyu verin, ister hayır oyu... Yeter ki, Kürtlerin sandık başına gitmeyerek, referandumu boykot etmesini samimiyetle destekleyin...