Boykot iki tarafa birer kere hayır solun tüzel kişiliğinin oluşmasına iki kere evettir
Sosyalistler için her koşulda geçerli olan taktik, her hal ve şartta kendinden yana olmak, kendi sınıf çıkarını kollamak, kendi tüzel ve özel kişiliğini siyasi arenanın en belirgin yerine konuşlandırmaktır. Bu bağlamda Lenin: Rusya işgal edilse bile çarlıkla yan yana olmayız demiştir. Bu yaklaşım, sosyalist hareketin her durumda, kendisi olma, kendi tüzel ve özel kişiliğini oluşturma, karşı devrim güçleri ile yan yana olmama, kendi bağımsız politikası ile burjuvazinin politikası arasına kalın bir çizgi çekme anlamına gelir. Kuşkusuz bu kuru kuruya bir kuruntu ile kendini kasma biçiminde olmaz. Gerçek ve halktan yana politikalar belirterek olur. Zaten, Türkiye gibi sorunlarını çözememiş, politikaları şovenizm ve milliyetçilik temelinde şekillenmiş, uzun süre, faşist ve gerici devlet yönetimi ile yönetilip şekillenmiş olan ülkelerde, sosyalistlerin her konuda gerçek zeminde politika üretmelerinin nesnel nedenleri vardır.
Nesnel zeminde politika üretmek, sadece gerçeklerle yüzleşmek, gerçekleri topluma göstermek fırsatı vermez, aynı zamanda; sosyalist politikanın perspektifini geliştirme ve tüzel kişiliğini yaratıp, pekiştirme olanağını da verir. Sosyalist bir politikacının ve politik bir örgütün varlık nedeni budur. Her hal ve şartta, var olma mücadelesi vermek, tüzel kişiliğini toplum nezdinde netleştirip, alternatif olmaktır. Anayasa referandumunda da sosyalistlerin amacı bu olmalıdır. Evet de, hayır da, boykot da bu politik temelde ele alınıp değerlendirilmelidir. Evet, hayır ya da boykot kararı almak için tek belirleyici olanın, eski Anayasa ile yeni yapılan değişiklikler arasındaki farklar olarak görüp değerlendirilmemelidir. Belirleyici olan yasalar değildir. Belirleyici olan, politikadır. Yasaya göre politika yapılmaz, politikaya göre yasa yapılır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, önce anayasa ve yasalar yazılıp, sonra siyasi erk buna denk bir şekilde oluşturulmamıştır. Faşist, sosyalist, burjuva demokratik vb. gibi bütün devletler önce siyasi erk olarak oluşmuş ve sonra da kendi siyasi yapılanmalarına uygun yasalar ve anayasalar yapmışlardır.
Burjuva devrimlerinin izlediği yolda bu olmuştur, Bolşevik devriminin de.Kendine demokrasi diyenler de, diktatörlük uygulayanlarda. Önce siyasal erklerini oluşturmuş yasalarını o erke göre şekillendirmişler. AKP’ de böyle. İktidar oldu, iktidarını pekiştirdi, egemenlik kurdu sıra yasa ve anayasayı kendine göre değiştirip, şekillendirmeye geldi ve şimdi onu yapıyor. Kuşkusuz bu onun hakkı olarak görülebilir. Ancak bir solcu, sosyalist kendini bu akıntıya bırakamaz. Sosyalist için belirleyici olan, uyanıklığı elden bırakmadan, izlenecek politika ile kalıcı, sağlıklı bir tüzel kişilik ve toplumsal doku içerisinde yer edinmektir.İzlenen politikada, ölçü, kısa vadeli nasıl bir getiri sağlayacağı değil, toplumsal gerçekliği ifade edip etmediğidir.
Türkiye de sosyalistlerin yarattığı ve yaşattığı politikalar bellidir. Bu politikalardan birisi de Kürt sorunu ile ilgilidir. Devlet ve bütün gericiler,Türkiye de Kürt yok, dağlarda karın üzerinde yürürken kart kurk eden Türkler var derken, solcular, sosyalistler devlete, şovenizme, faşizme rağmen Kürt halkının varlığını savundu. Deniz Gezmiş idam sehpasının altında, “yaşasın Kürt ve Türk halkının kardeşliği” diyerek idam ipini boynuna taktı. Süreç içerisinde tarih, faşistlerin, şovenlerin, siyasi gerici devletin inkarcılığını, yok saymacılığını, zor ve zorbalığını değil Deniz gezmişi, solu, sosyalistleri doğruladı. Deniz’in o davranışı, Kürt halkı ile Türk halkı arasında çok önemli bir tarihi bağ haline geldi. Tarihsel ve toplumsal süreç olarak, İnkarcı zihniyetin “Kürt yoktur” yalanı aşıldı. Kürt halkı PKK’nin öncülüğünde verdiği mücadele ile kendi varlığını halk düşmanlarına kabul ettirdi. Şimdi sıra bu kabulün T. C. Anayasasında yazılarak belertilmesine geldi. Sosyalistler, AKP Anayasayı kendi doğrultusunda değiştirmeye çalışırken, Kürt halkının haklı kazanımlarının da bu Anayasa da yer almasının haklı bir talep olduğunu kabul etmeli ve desteklemelidirler.Hiç olmazsa, AKP’ nin Anayasayı kendi egemenliğini pekiştirmek için değiştirmesini AKP’ nin hakkı olarak görenler, bu anayasa da kendi haklarının da yer almasını istiyen Kürt halkının hakkı olduğunu da kabul etmesi gerekir.
Sosyalistler Sorun Değil Soruna Çözüm Üretirler
Deniz idam sehpasının altında,“yaşasın Kürt ve Türk halkının kardeşliği” derken, Kürt halkının devrimciliğinin, yiğitliğinin sembollerinden, Kürt ve Türk halkının kardeşliğinin köşe taşlarından birisi olan Ömer Ayna da, Denizlerin kurtuluşu için Kızıl derede göğsünü faşist kurşunlara siper etti. Mahirin liderliğinde Kızıl dere de gerçekleştirilen, tümüyle insani ve halkların kardeşliği eylemi bu gün de sosyalistlere yol göstermelidir. Yaşanmış somut olaylarla da görüldüğü gibi, tarih, o ölümsüz devrim önderlerini doğrulamıştır. Devletin ve bütün gericilerin varlığını inkar ettikleri fakat söz konusu halk önderlerinin “var “ dediği Kürt halkı artık hem devlet hem de gericiler tarafından kabul edildi.
Onların mirasına sahip çıkarak, Kürt halkının , kanı, canı, pahasına şerefi ve onuru ile kazanmış ve kabul ettirmiş olduğu somut varlığının yasalar ve Anayasada yer alması için de mücadele edilmelidir.O gün devrim önderlerinin kanı, canı pahasına üretip,savunduğu değerlere, bu günün sosyalistleri hiç olmazsa oyları ile sahiplenilmelidir.Bu mücadele sadece sol ve sosyalistlerin, Kürt halkı ile en haklı mücadelesinde, dayanışma içine girmesini sağlamaz, aynı zamanda, Türk solu ve sosyalistlerinin kendi tüzel kişiliğini oluşturma, geliştirmesini de sağlar. Böylece, yarılmış sistem güçlerinin evet ve hayır’ını boykot edip, karşı çıkarken, Kürt halkının haklı kazanımlarının, eşit bir şekilde, Anayasa da yer alması için mücadele ederek, iki halkın ortak vatan, ortak akıl, temelinde kardeş halk olduğunu somutlaştıracaktır.
Böyle bir politikanın izlenmesi, hem nesnel gerçekliğin bir ifadesi, hem geleceğin birlik içindeki toplumsal temellerinin sağlamlaştırılmasına, hem de tarihsel ve toplumsal bir zorunluluğa yanıt olacaktır. Solu ve sosyalistleri, diğer ideoloji ve akımlardan ayıran temel neden: sorun yaratan değil var olan sorunları materyalizmin, olguyu parçalara bölerek iç dünyasını anlamak, tekrar bütünleştirerek, parça bütün ilişkisini kurmak ve sentez yaparak, olguyu doğru kavramak ve ona denk çözüm üretmektir. Bilimselliğin bu penceresinden bakarak söyleyecek olursak, Türkiye’nin ana sorunu Kürt sorunudur.
Dolaysıyla, burjuva demokratik bazı kazanımların elde edilmesi için de Kürt sorununun çözülmesi gerekir. Anayasa ya da başka yasaların değiştirilmesinin, Türkiye’nin sorununa çözüm üretebilmesi, burjuva demokratikleşmenin sağlanması için, mutlak bir şekilde Kürt sorununu kapsaması ve ona da çözüm üretmesi gerekir. Aksi halde,yapılan değişiklikler hiçbir sorunu çözemez. Tersine sorun üzerine sorun yaratır. Bu çevrim içinde evet ya da hayırla iştigal eden sol, sorunlara çözüm üreten değil, sorun üreten bir konuma düşer.
Kürt sorununu solcular, sosyalistler ve Kürt halkı yaratmadı, egemen sınıflar yarattı ve İşbirlikçi burjuvazi de derinleştirdi. Bu gün de, bütün sistem partileri, Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerine anlaşmış durumda. Kürt sorununu halkın, kendi kaderini tayın hakkı temelinde,ulusal demokratik bir sorun olarak değil,terör, ekonomik iyileştirme, toprak verme, vb. gibi konularda görüş birliği sağlayarak, Anayasa değişikliğini bu sorunun dışında görüyorlar. Bazı sol unsur ve örgütler, bu yanlışı görüp, buna karşı politika üretmek, tartışmaları bu alana çekmek yerine, sadece değişen Anayasa maddelerinin ne kadar demokratik olup olmadığını tartışarak evet ve hayırla oyalanıp, o çevrim içinde kalıyorlar. Halbuki,Türkiye sosyalist hareketi var olmaya başladığı günden beri, bu sorunun bir parçası olmaya değil, söz konusu soruna çözüm üretmeye çalıştı
Sosyalistlerin, sadece evet, hayır çevrimi arenasında kalarak politika yapmaları, söz konusu politikanın katılımcılarından birisi haline gelmeleri durumunda, evet de kazansa hayır da sol, sosyalistler ve halklar kaybedeceklerdir. Çünkü sistem toplumun önüne, evet ve hayır olarak iki alternatif koymuştur. Seçeneklerden evet in savunucusu olan AKP, 12 Eylül faşizmini hedef gösteriyor. O dönemde, Ülkücülerin, Akıncıların, bu günkü AKP’ nin bir çok yöneticisinin de içinde yer aldığı, “ Yeşil Kuşağın” devletin 12 Eylüle ön gelen süreci hazırlayan güçleri ile birlikte sola karşı şer ittifakı kurmuşlardı. Bu tarihi gerçeğe rağmen, Başbakan ve diğer eski Yeşil Kuşakçılar timsah göz yaşları dökerek, solun 12 Eylül faşizmine karşı olan duygularını kullanmak istiyor.
Solun ve halkın 12 Eylül faşizmine karşı duymuş olduğu duygusal kini, kendi mecrasına çekerek, politik kulvarına sürüklemeye çalışıyor. Sol AKP’ nin taktiğine kanarak, duygusallığa kapılıp, onun yanında yer almamalıdır. Duygusal davranmak yerine politik davranarak , AKP’ nin oyunlarını boşa çıkartmalıdır. Sol ve sosyalistlerin, kendi ajitasyon ve propaganda yöntemleri ile boykot politikası izleyip, sistemin iki geçesine bir hayır, sol, sosyalist ve halkların ortak akıl, ortak mücadelesine iki evet diyerek çözümü, bağımsız tüzel ve özel kişilik oluşturmayı, dolaysıyla da kazanmayı özne yapması gerekir.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
