Soğulamaya da bekleriz'
Benim açımdan sihirli bir sözcük olan 'Karadeniz', kişinin algısına göre pek çok anlam içerir. Ne var ki; bu sözcük, son yıllarda bilinçli olarak neredeyse 'milliyetçilik ve ırkçılık!' ile eşitlenir oldu. Yukarıdan aşağıya resmi tarihin aklıyla biçimlendirilen bu bilinçli kirlilik, özellikle savaşın ortaya çıkardığı 'meşru' bir durum olarak halen yürürlükte. Oysa hayat, her zaman kötülük toplumunun ve dayanışmacılarının istedikleri yönde ilerlemiyor. Bu gidişat, işaret ve itiraz parmağını yitirmeyen muhaliflerin varlığıyla engellenebiliyor veya bu duruma karşı konulabiliyor. Bu kez de öyle oldu. Karadenizli onlarca sanatçı, mevsimlik işçi olarak bölgeye fındık toplamaya gelen Kürt emekçilere karşı hazırlanan komployu açığa çıkardı. Bu, her şeyden önce milliyetçi ve ırkçı bir paranteze alınan bölgede tarihen ve siyaseten olduğu kadar sanatsal olarak da vicdanlarını yitirmeyen sanatçıların varlığının somut göstergesiydi. Sanatçılar, Giresun ve Ordu'da yaptıkları açıklamalar ve yürüyüşle Karadenizlilere giydirilmeye çalışılan milliyetçi imaja, hayır dediler. Karadeniz'in hak etmediği imaja reddolan bu sanatçı tavrı, bölgenin geçmişiyle de ilişkilendirilerek de okunabilir.
Genel olarak söylersek; Karadeniz, siyasi ve dini açıdan tutucu olarak tanımlanabilir. Bu tanımlama, bölgede gelişen tarihsel süreçlerdeki kırılmaları içermediği oranda yanlıştır. Derdimizi anlatmak için geçmişe kısa bir yolculuk yapalım: Tek tek insanların TKP'de örgütlendiği 'tenha' yılları saymazsak sosyalizmin bölgeye kitlesel olarak girişi TİP'ledir. 1968'lerin sonlarında 12 Mart Cuntası döneminde bizim mahallenin çocuklarının katledildikleri Kızıldere Olayı ile birlikte Karadeniz'in yeni bir imgeye dönüştüğü söylenebilir. Bölgenin nitel ve nicel olarak sosyalizmle tanışması tarihen ve siyaseten 1974-80 dönemine denk gelir. Bu dönem, sosyalizmin bölgede köylere kadar örgütlendiği öğretmen, öğrenci, tütün ve fındık üreticileri üzerinden serpilip geliştiği bir dönemdir. Hülasa edecek olursak, 1974-80 dönemi sosyalizm açısından pozitif bir kırılma eşiğidir. Bu pozitif kırılma, 12 Eylül 1980'de iktidara el koyan Askeri Diktatörlük tarafından negatif bir kırılmaya dönüştürülmüştür. 12 Eylül sonrasını ayrıntılamak bu yazının konusu değil. 12 Eylül sonrasında olanların nedenleri ve sonuçları üzerinde yeterince durmadığımız ve bu sonuçlarla yüzleşemediğimiz bilinir. 12 Eylül'de kitlelerden ve kadrolardan zarar ettiğimizi söylemek malumun ilanıdır. Kişi başına düşen devlet ve zulüm miktarının bölge tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığı da somut bir olgudur. Aradan geçen on yıllar sonra bölgedeki toplumsal, siyasal ve kültürel kıpırdanışların 'Doğu Karadeniz'de' olması da manidardır. Özellikle Lazların, Hemşinlilerin ve Gürcülerin kamusal alanda zuhur etmeleri rastlantı olmasa gerek. Hopa'daki yerel seçim başarısı da eklenince özellikle ırkçıların pilot bölge seçtikleri Trabzon'un doğusundaki kültürel, toplumsal kıpırdanma dikkat çekicidir.
Bu genel ve kısa bilgiler ışığında baktığımızda; örgütlenmedeki, zamanlamadaki ve imzacıların eyleme katılımındaki azlığı bir yana, Karadenizli sanatçıların sadece coğrafyaya değil, tarihe de not düşen eylemlerini önemsememek sanata ve sanatçıya zarardır. Şair Cemal Süreya'nın 'Şair bir tavırdır ve şiirinin üstündedir.' mealindeki cümlesinden el alarak söylersek sanatçı olmak bir tavırdır ve sanatın vaadi olan özgürlükten yana hayata müdahale etmektir. Milliyetçiliği ve ırkçılığı reddeden Karadenizli sanatçılar, bölgeye gidip soruna yerinde müdahale ederek sanatçı olmanın hayata dair bir eylemlik olduğunu da göstermişlerdir. Hrant'ın öldürülmesinden sonra Karadeniz'de yaşanan travmatik hallere, gecikmiş de olsa sanatın zemininde örgütlü ve anlamlı bir cevaptan söz ediyorsak bu çabanın sürekliliğini sağlamayı ve giderek kapsamlı bir örgütlenmeyi de öneriyoruz demektir. Şöyle de söylenebilir: Karadenizli sanatçıların 'Vira' diyerek çıkışları, orta ve uzun erimde VİVA'ya dönüşme dinamiğini de içermektedir. Sanat ve siyaset, hayallerimizde cimri olmamakla da ilgili bir varoluştur. Demem o ki, vira ile viva arasında o kadar uzun bir yol yoktur.
Karadeniz'de 'fındık veresiye' diye bir tabir vardır: Bu, yıl boyunca veresiye defterine yazılan borçların fındık satımında ödenmesi anlamına gelir. (Bu kavramdan yola çıkarak 12 Eylül öncesinde 'devrim veresiye' diye bir kavram üretmiştim.) Karadenizli sanatçıların bölgeye çıkışları fındık veresiye değil, milliyetçiliğin kirlettiği olaya peşin müdahale olarak okunabilir. Öte yandan Karadeniz'de 'randımanlı fındık' diye bir başka tabir vardır ki, bu da fındığın içiyle kabuğu arasındaki oranın tanımlanmasıdır. 'Randımanlı fındık' dendiğinde, kabuğuna göre içi dolu fındık aklımıza gelir. Karadenizli sanatçılar, randımanlı bir eylemle sadece bölge insanının değil, kendi haklarını savundukça def edilmesi gereken bir sorun olarak gösterilen Kürtlerin ve daha genelde bu coğrafyadaki halkların kalbini kazanmışlardır.
Bölge tabirlerinden biriyle bitirelim yazımızı: Giresun'da, fındıklar toplandıktan sonra dalda kalan fındıkların -hayrat gibi- ihtiyacı olanlar tarafından toplanmasına 'soğulama' denir. Eylemin bitişinden sonra sanki Giresunlular ve Ordulular, Karadenizli sanatçıları 'soğulamaya da bekleriz' diye uğurlamışlardır.
'Asla göz yummayacağız'
'Son aylarda Karadeniz'de yaşanan ve kamuoyuna yansıyan haberlerden dolayı kaygılıyız. Mevsimlik tarım işçisi olarak yıllardır bölgemize gelen işçilere, Kürt kimliklerinden dolayı ambargo uygulanması iddiaları; Rize'de aynı nedenle işten atılan Kürt işçilerine ilişkin haberler, biz Karadenizlileri kaygılandırıyor. Bölge illeri emniyet yetkililerinin Giresun'da katıldığı bir zirvede alındığı iddia edilen 'Kürt işçilerinin bölgeye sokulmamasına' ilişkin insanlarımızı potansiyel suçlu olarak gösteren kararlar, hukuken ve insanlık gereği kabul edilemez. Gerekçesi ne olursa olsun insanların çalışma hakkı ve seyahat özgürlüğünün engellenmesi, insanlık onurunu aşağılayan uygulamalara tabi tutulmaları hukuksuzdur ve insan haklarına aykırıdır. Oluşturulmaya çalışılan bu düşmanlık havası Karadeniz'in kardeşlik ruhuna aykırıdır. Karadeniz coğrafyası farklı kültürleri ve kimlikleriyle bir kültürler mozaiğidir. Türk, Gürcü, Laz, Çerkez, Ermeni, Hemşinli, Rum. Yeşilin ve mavinin her tonu olmuşuz biz, Karadeniz misali. Hiç kimseye, hiçbir kültüre yabancı olmamış topraklarımız. O yüzdendir ki Kürt, Türk, Laz her kim olursa olsun ya da hangi dil ve dinden olursa olsun insanların onur, emeği ve ekmeğiyle oynanmasını asla kabul edemeyiz. Biz halkların da, emeğin de kardeşliğinden yanayız. Geçim derdiyle kilometrelerce yol kat ederek bölgemize gelen Kürt emekçileriyle emeğimizi de, ekmeğimizi de bölüşmeye her daim hazırız. Fındık bahçelerimiz de, yüreklerimiz de açıktır. Toprağımız bereketlidir; her şeyi yetiştirmek ve herkesi kucaklamak mümkündür. Bu topraklarda sadece düşmanlık tohumları kök salamaz. Ve buna asla göz yummayız.'
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
