Savaş Devam Ederken Anayasa Referandumu Yapılmaz

Savaş, toplumsal uyumun bozulması, anlaşmazlığın derinleşmesi, çelişkinin silahlı yöntemlerle çözülme sürecidir.Gerek uluslar arası savaş gerekse iç savaş özünde hukukun uygulanamazlığının kanıtıdır. Ülkemizde Kürt sorununda yaşanan savaşta uygulanan hukukun toplumsal sözleşme olmaktan çıktığını iç uyumu sağlayamadığını göstermektedir. Uyumsuzluğun bozulduğu toplumsal uzlaşmanın mümkün olmayıp savaşın sürdüğü bir ortamda toplumsal sözleşme yapılamaz. Anayasa oluşturulamaz.
Anti demokratikte olsa demokrat ta olsa hukuku uygulanamaz kılan ortam ortadan kalkmaksızın toplumsal sözleşme kapsamında bir anayasa yapılamaz. Yapılsa bile bir dayatmadan öte gidemez ve toplumsal uyumu sağlayamaz.

Bu gün Kürt sorununda şiddetli bir savaş yaşanmaktadır. Savaş askeri sivil her alanda aldı başını gidiyor. Kırlardaki çatışmalar, peşinden şehirleri sürüklüyor. Eskinin savaş mevzilenmesi artık yetersiz. Karşıt güçler savaşı galibiyet veya mağlubiyet hatta anlaşma biçiminde sonlandıramıyor. Taraflar bir yandan yedeklerini hareketlendirirken savaş konumlarında da değişikliklere gidiyor. Hükümet “maaşlı özel birlikler”( lejyonerler) oluşturuyor. PKK’ ise askeri ve polis karakollarına büyük gerilla guruplarıyla baskınlar düzenliyor, kent merkezlerinde çatışmaları da göze alan eylemler gerçekleştiriyor.

Sistem şehirlerde sivil güçlerini saldırı milisleri biçiminde konumlandırarak linç yöntemleriyle etnik arındırmayı devreye koyarken, PKK buna karşı sivil halkı “öz savunmaya” dönük yapılanmaya çağırıyor. Gelişmelere neresinden bakılırsa bakılsın, toplum ayrışmaya, kapışmaya, çatışmaya hızla hazırlanıyor.

Bizler ise tıpkı Fatih’in orduları karşısındaki Bizans tekfurları gibi meleklerin cinsiyetini tartışmaya devam ediyoruz. Varsa yoksa aklımızda AKP’nin gündeme düşürdüğü referandum.” Evet”mi desem –“Hayır”mı desem yoksa “Boykot”mu etsem? Üçleminde bir birimizi hırpalıyoruz.

“Tilkinin aklında bin bir fikir hepside sonuçta kümese çıkıyor.” Hayır” da “Evet” te “Boykot”ta 12 Eylül anayasasının devamına çıkıyor.

Oysa savaş kendi hukukunu hızla oluşturuyor. Mademki Anayasayı toplumsal bir sözleşme olarak algılıyoruz. Toplumsal şekillenişi bırakıp havanda su dövmenin fazla bir anlamı yok. Su akar yolunu bulur. Önemli olan suyun akışıdır. Toplumun hızla yeniden ve savaşa uygun konumlandığı bir ortamda Toplumun ne şekilde bir sözleşme yapacağını da toplumun akışını da belirleyen güçlerin bir birleriyle ilişkisidir. Bu ilişkinin gücünün sınandığı yer referandum sandığı değil, yaşanan savaşın ta kendisidir.Bu savaş tarafların buluşma veya ayrışmasının zeminini hazırlayan bir savaştır Bu savaş aynı zamanda toplumsal sözleşme veya yaşam hukukunun savaşıdır.

Bizlere düşen ise savaşın demokratik bir çözüme evirilmesi, demokratik bir buluşma temelinde yeni ve demokratik bir anayasanın yapılmasıdır. Böyle bir ortam sağlanamamışken Yapılan anayasa değişikliği referandumuna takılıp kalmak, halkın demokratik anayasa arayışına ve bu temelde yaşanan çatışmaları görmezden gelmeyi getirmektedir. Unutulmamalıdır ki Demokratik bir anayasa halkların iradesinin buluşmasıyla oluşur. Bu buluşmalar ise bu gün olduğu gibi zaman zaman zorlu çatışmaların sonucunda ortaya çıkar. Bir ülkenin yurttaşları ile devleti arasında bir çatışma yaşanıyorsa veya aynı ülkenin yurttaşları arasında ortak yaşam veya ayrışma temelinde sorunlar yaşanıyorsa, bu anlaşmazlık ortamında bir anayasanın oylamaya sunulması, yaşanan anlaşmazlığı yok saymak ve tarafların rızası olmadan topluma belli bir hukuku dayatmaktır. Bu referandum topluma rağmen topluma dayatılan bir referandumdur.

Demokrasi güçleri böyle bir dayatma karşısında esas olarak demokratik bir yaşam konusunda toplumsal ortaklaşmayı esas alan demokratik bir zeminde savaşın sonlandırılmasını istemeli ve bu temelde demokratik bir anayasa çağrısı yapmalı, AKP nin dayattığı ve toplumda hiç bir karşılığı olmayan bu referanduma taraf olmamalı ve referandumu protesto etmelidir.

Bu eksende BDP ‘nin boykot çağrısı evet veya hayır seçeneği karşısında bir anlam içerebilir. Boykotun içeriği halkın hukuk arayışı temelinde doldurulmalıdır. Bununda adı demokratik özerklik veya demokratik anayasadır. Referanduma sunulan anayasal değişiklikleri seçim barajının indirilmesi veya partilere devletsel mali destek gibi konularla şarta bağlamak Boykot’un demokratik anayasa istemi ile ilişkisini koparmaya hizmet etmektedir. Kürt demokrasi mücadelesi ve bu temelde yaşanan savaş Kürtlerin Türk devlet hukukuna ve parlamentosuna tabi olması için değil, ortak bir vatan ve ortak bir hukukun yaratılması için yaşanmaktadır.

Önceliğimiz referandum değil, savaşın anlaşma zemininde sonlandırılması olmalıdır. Önceliğimiz toplumsal mutabakatı sağlayacak toplumsal hukuku oluşturacak çelişkilerin bir an önce çözülmesi ve demokratik bir barışa ulaşma olmalıdır. Bırakınız toplumsal mutabakatı tırmanan savaş içerisinde toplumun giderek farklı ve karşıt olarak çatışma temelinde biçimlenmeye başladığı bir dönemde anayasa referandumu yapmak ciddiyetsiz ve hukuktan çok süreci geçiştirici oyalayıcı ve toplumu daha fazla ayrıştırıcı bir rol oynamaktadır. Böylesi bir referandumun toplumda kalıcı bir sözleşme görevi görmesi mümkün değildir. Aksine toplumsal çatışmanın son bulmasını sağlayacak çözüm sürecini ertelemeye hizmet edecektir.

Toplumsal farklılıkların bastırıldığı yok sayıldığı ülkemizde hiçbir dönem toplumsal bir sözleşme niteliğinde bir anayasa veya hukuk uygulanmamıştır. Değişik tarihlerde anayasa niyetine birçok yasalar çıkarılmıştır. Ancak Türkiye’de faşist’te olsa hiçbir zaman uygulanan bir hukuk bir kurallar bütünü oluşmamıştır.

Türkiye, İktidardakilerin keyfiyeti üzerinden yönetilmiştir. Yasalar batıda farklı doğuda farklı, sınıflar arasında, mezhepler arasında, hatta bireyler arasında farklı yorumlanıp uygulanmıştır. Bu keyfiyetçi yaklaşım Türk hukuk sisteminin esasını teşkil etmiştir. İşte bu nedenledir ki, anayasalar ve hukuktan önce hâkimler önemli hale gelmiştir. Demokratik hukuk toplumlarında hâkimler veya savcılar sadece yasayı uygulamakla yükümlü kişilerdir. Ama Ülkemizde yasalar uygulanmadığı keyfiyetin egemen olduğu için hâkimler ve savcılar önem kazanmışlardır Bugün AKP ‘nin referandumunun kilit noktası da hâkimler ve savcıların kim tarafından atanacağı sorunudur. Referandum yasaları değil, hâkim ve savcıların sahiplerini belirlemeye kilitlenmiştir.

Özü toplumsal sözleşme olan Anayasa için bir referandum, toplumsal çelişkilerin savaşa evirildiği ve hiçbir uzlaşmanın, hatta diyalogun olmadığı koşullarda yapılmaktadır. Böyle bir anayasa referandumunun ciddiyeti yoktur. Referandumun ciddiyeti olmamasına rağmen demokrasi güçlerinin bu referandum üzerinden ayrışması kabul edilir bir şey değildir. Bu nedenle diyoruz ki referandum değil, savaşa kilitlenmek, Toplumun demokratik bir barış ve uzlaşı içerisinde buluşmasına katkı sunmak demokrasi güçlerinin öncelikli görevidir.