Adanmış bir ömür
Yaşarken ölüm olgusunu bilerek yaşıyoruz... Ölüm ve yaşam terazinin birbirine bağlı iki kefesi gibi... Bir gün öleceğimizi bilmek, yaşarken ölüm bilgisini zihnimizde taşımak, yaman çelişki...
'Doğanlar hem yaşamayı hem de ölümü kabullenirler ve arkalarında çocuklar bırakırlar; böylece ölüm yeniden doğar. Yeniden doğarız ölümlerde' der Herakleitos. Sadece çocuk bırakmakla değil tabii, bir insan yaptıkları ettikleriyle de, insanlığa kattığı hizmetlerle de geridekilere çok değerli bir miras bırakabilir.
Geçenlerde bize böyle değerli bir miras bırakan, yılmaz bir insan hakları savunucusu dostumuzu kaybettik...
1953 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesinde başlayan ve cezaevi, sürgün, baskılar ve mahkeme koridorlarında geçen bir yaşam Diyarbakır'da bir hastane odasında noktalandı.
Evet... Her türlü zorluğa, zorbalığa ve baskıya boyun eğmeyen insan hakları savunucusu İHD Bingöl eski Şube Başkanı Rıdvan Kızğın, uzun süredir tedavi gördüğü hastanede kanser illeti sonucu geçen cumartesi yaşamını yitirdi.
Hayata gözlerini yummadan önce gazeteci kızı Rojda Kızğın'a 'Sen yaz; yazmaya devam et. Yaz ki direnmek yaşamaktır' sözleri onun bütün bir duruşunu bize anlatmaya yetiyordu sanki...
***
Kızğın için Koşuyolu Parkı'ndaki İnsan Hakları Anıtı önünde bir tören düzenlendi. Kızğın'ın tabutunun önüne barışı simgeleyen beyaz bir tülbende sarılı fotoğrafı ve üstüne İHD'nin bir flaması ve karanfiller konulmuştu.
Törende, yıllarca Mezopotamya topraklarında köy köy, şehir şehir insan hakları için Rıdvan Kızğın'la ortak çalışma yürüttüklerini anlatan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Kızğın'ın ölümden hiçbir zaman korkmadığını belirterek onun çabasının 'Mazlum halkların haklarına ulaşması' olduğunu söyledi.
(İHD Diyarbakır Şubesi tarafından her yıl verilen 'İnsan Hakları Ödülü', bu yıl Rıdvan Kızğın'a verilmişti... Ödül töreninde insan hakları mücadelesi sırasında birlikte çalışan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, orada yaptığı konuşmasında, İHD'nin bu yılki ödülünü alan eski İHD Bingöl Şube Başkanı Rıdvan Kızğın ile yaşadıkları bazı anılara yer vermişti. Baydemir, '2000'li yıllarda 'Yeşil' denen adamdan birkaç kez kıl payı kurtardık. Az daha bizi de götürüyorlardı. Birkaç kez de karakola çektiler. Bunun canlı tanıkları da şu an aramızdalar' diye konuşmuştu.)
***
Cenaze töreninde Kızğın'ın gazeteci kızı Rojda Kızğın da babasının İHD'nin 25'inci kuruluş yıldönümü için 5 gün önce yazdığı mesajı okudu. Mesajda; 'Bu kadar mücadele eden ve bu kadar bedel ödeyen bir kurumun bugünlere gelmesi çok anlamlıdır. Her ne kadar mücadelede ödenen bedeller ağır olsa da yaşam ve özgürlük uğruna ölünecek kadar güzeldir. Bir arkadaşınız olarak yıllarca birlikte mücadele ettik. Daha nice yıllar birlikte devam etmeyi çok isterdim' deniyordu. Ama ne yazık ki kanser illeti O'na bu şansı tanımadı...
***
Bingöl'ün Solhan ilçesinde ziraat teknisyeni olarak çalışan Rıdvan Kızğın, 12 Eylül 1980 darbesi döneminde, 2 kez gözaltına alınmış ve günlerce ağır işkencelere maruz kalmıştı. Siyasi nedenlerle memurluktan atılan Kızğın, uzun süre sol partilerde politika yapmıştı.
İHD Bingöl Şube Başkanlığı yaptığı dönemde, birçok olayın üzerine korkusuzca giden ve çok sayıda hak ihlalinin ortaya çıkmasını sağlayan Kızğın, bu süreçte hem güvenlik güçleri ile yargının, hem de devlet içerisindeki bazı güçlerin hedefi haline geldi. Şube başkanlığı yapmaya başladığı 2001 yılından itibaren hakkında tam 107 soruşturma ve 67 dava açıldı. Soruşturma ve davaların dışında birçok kez de ölüm tehditlerine maruz kaldı. Hakkında açılan davalardan biri 2008 yılında Yargıtay tarafından onanan Kızğın, 3 Mart 2008 tarihinde cezaevine girmiş ve bir yıl cezaevinde yatmıştı.
Davaların ardı arkası kesilmez. Kızğın hakkında 107 soruşturma açılır ve bunlardan 67'si davaya dönüşür.
Son olarak iki ay önce hastalığı ilerlediği için hastaneye yatırılan Kızğın, hastanede tedavi gördüğü sırada hakkında açılan bir davadan aldığı cezanın Yargıtay tarafından onandığı haberini aldı. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Kızğın'ın cezasının Yargıtay tarafından onanmasından sonra polis ekipleri tedavi gördüğü hastaneye baskın yaparak, Kızğın'ı tutuklamak istedi. Ailesi ve İHD avukatlarının itirazı ve girişimleri sonucu polisler durdurulurken, Kızğın'ın kanser tedavisinin devam ettiğini belirten doktorlar, bu şartlarda cezaevine konulamayacağına karar verdi.
O tarihten itibaren Kızğın ailesi ve İHD Diyarbakır Şubesi, cezanın ertelenmesi veya uygulanmaması için yoğun bir çaba içerisine girdi. İki aylık süreçte hükümetin çeşitli yetkilileri ile görüşürken, yerel düzeyde de çeşitli temaslar gerçekleştirildi. Yapılan görüşmelerde hastanın kesinlikle hastane ortamı dışında herhangi bir ortamda bulunmaması gerektiği ve cezaevinde tedavisinin sürmesinin mümkün olmadığı yönünde hastane raporları da ilgililere sunuldu.
Ancak tüm çabalara rağmen, istenilen sonuç elde edilemedi. Savcılık kendisine sunulan tüm doktor raporlarına rağmen olumlu yönde karar vermezken, cezanın ertelenmesinin ancak İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak raporla mümkün olabileceğini bildirdi. Fakat Kızğın'ın Adli Tıp Kurumu'na götürülmesinin hayati tehlike arz edeceği, yatmakta olduğu Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Ana Bilim Dalı uzmanları tarafından rapor edildi. Rapor, savcılık tarafından 'raporda Adli Tıp Kurumu'nun adı yok' şeklinde komik bir gerekçeyle kabul edilmeyerek hastaneye geri gönderilirken, bu süreçte yeni bir skandala daha imza atıldı. Kızğın'ı cezaevine koymak için büyük çaba içerisinde olan Diyarbakır polisinin sahte bir rapor düzenleyerek savcılığa sunduğu ileri sürüldü. Sözde raporda, hastanın Adli Tıp Kurumu'na gitmesinde 'herhangi bir sakınca' olmadığı yönünde ibareler olduğu görülürken, raporu verdiği ileri sürülen heyetin böyle bir rapor düzenlemediği belirtildi...
***
Evet. Sürgün, baskılar ve mahkeme koridorlarında geçen bir yaşam, bir hastane odasında noktalandı... Geride herkesin sahiplenebileceği evrensel bir miras kaldı.
Anısına saygıyla...
A. Hicri İZGÖREN
hicriizgoren@gmail.com
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
