Devlete Karşı; Silahla Savaşmayı ve Barışma Siyasetini Red Ediyoruz.
Devlete karşı, Silahlı savaşı da Barışı da red ediyoruz.
Bizim tezimiz, Allende’nin barışçı sosyalizmi ile ilişkili değil, o dönem farklı idi. Günümüzde ki 21. yy sosyalizmi adı altında latin ülkelerinde beliren Bolivarcı akımla da ilgili değildir. Onlarda, nihayetinde küresel sermaye egemenliğinin, tahakkümüne itiraz edemedikleri yetmiyormuş gibi, sermaye egemenliğinin gerekleri doğrultusunda siyaset yapmaktadırlar. Sosyalist kökenli Ortega bile, küresel sermayenin gözetiminde iktidar olmuştur.
Biz, silahsız devrim yapacağız derken, Barışçı bir siyaset izleyeceğiz demiyoruz. Hele hele, egemen sermaye sistemi ile barışçı bir çizgiyi, hiç bir devrimci öneremez. Daha öncede yazdık, bizim siyasetimiz parlemonter yolla iktidar olmak bir yana, topluma seçimlere katılmamasını önermekteyiz. Biz parlemonto ve seçimler konusunda, devlete teşekkür ediyoruz. Ne onların parlemontosuna katılmak, ne de onların devletinde iktidar olmak, Bize hiç bir şekilde cazip gelmez. Böyle bir şey yapmak demek, ezilenler üzerinde ki hegomanyayı meşrulaştırmak demektir.
Bizim meselemiz tarihle ilgili. Tarih, sınıfların birbirlerine karşı başlattıkları, savaştır. Sınıflar birbirlerine karşı mevzilenerek ve çatışmalarla günümüze kadar ilerlemiştir. Biz günümüzün sınıflarını ve mevzilenişini nasıl açıklayacağız? Onunla ilgilenmeliyiz. Önemli olan sınıfların konumudur. Tarih son bir kez yazılacaksa sınıflar konusunu açmalıyız.
Tarih sınıfların savaşıdır. Ancak tarihe baktığımızda ezen sınıflar, devletler somutunda birbirleri ile savaşmışlar. Tarihte ezilen sınıfların savaşı, genelde isyan biçiminde olmuştur. Köle isyanları buna iyi bir örnektir. Ancak kölelerde iktidar talebi olmamıştır. Kölecilik sonrası için de benzer şeyler söylenebilir. Feodal dönemlerde de isyanlar olmuştur. Orada ki isyanlarda da iktidar talebi yoktur. Anodolu coğrafyası bu isyanlarla doludur. Bu isyanlar, kanlı savaşlara sahne olmuş olsa bile devlet olma kurgusu yoktur. Anodolu aleviliği, erken gelen komünizm kurgusudur.
Tarihe baktığımızda, ezilen sınıflardan ne köleler ne de serfler devlet olamazdı. Üretim güçlerinin gelişimi, onları aşacak boyutta ilerliyordu. Ezilen sınıflardan devlet olma şansını yakalayan tek sınıf, proleteryadır. Kapitalizm sürecine kadar birbirlerine yakın olan emek ve sermaye, kapitalizm de birbirlerinden ayrıldıkları gibi birbirlerinin karşılarına dikilmişlerdir. Kapitalizmde emek, rüştünü kanıtlamış ve egemen sınıf konumuna yükselebilir potansiyeli bulundurmaya başlamıştı.
Proleteryanın egemen konuma yükselmesi, ancak devrimle olanaklı idi. İlk devrimini Paris komünü adı altında gerçekleştirdi. Ancak devleti anlama yada devlet olmada ki acemilik, Paris komününü yenilgiye götürdü. Sonra ki süreç, proleteryanın kendisini daha geliştirdiği bir süreçtir. 1.Paylaşım savaşı öncesi, Avrupa’da proleter devrim beklenirken, emperyalizm, 2. enternasyonalci sosyalist siyasetçileri baştan çıkarmış ve onları uzlaşmaya ikna etmiştir. Ancak uzlaşmayı red eden, yarı emperyalist Rusya’nın proleter siyasetçileri, kendi devrimlerini gerçekleştirmiştir. Ayrıntıya girmeyelim, o devrimin de önce özü, sonra da biçimi bozulmuştur.
Emperyalizm süreci, emperyalist ülkelerde ki burjuvazi ile proleteryanın uzlaşma sürecidir. İki dünya savaşı sürecinde, ağır bedeller ödeyen emperyalizmin proleteryası, 2. savaş sonrası, ödülünü almıştır. Emperyalizmin proleteryası, aristokrat sınıf konumuna yükselmştir. 2. savaş sonrası süreçte ise orta çapta gelişmiş kapitalist ülkelerin ülkelerin proleteryası, dünya devriminin bayraktarlığına yükselmişlerdi. Ancak 60 lı yıllarda başlayan bilgi teknolojili üretim, sermayeye açılım getirmişti. Önceleri karşısına dikilen emek, artık sermayenin ardına geçmişti.
İnsanlığın bu tarihsel serüvenini, her çağda üretilen metalar bize anlatır. Metalarda ki emek ve sermaye miktarları, yaşanılan dönemi anlamamızda önemli bir göstergedir. Metaların tarihsel yolculuğu emekle başlamış, sermaye ile noktalanmıştır. Günümüzün metalarını incelersek, o bize, günümüzün siyasetini nasıl kurgulamamız gerektiği konusunda yardımcı olur.
Günümüzün metaları, ağırlıklı olarak sermayeyi taşımaktadır. Bu durumda metalar her tüketildiğinde, sermayede tüketilmektedir. Bir önce ki süreçte, metalar her tüketildiğinde canlı emeğin, yeniden devreye girmesini temin ediyordu. Yani her tüketim, yeniden değer yaratılması için zemin idi. Gelişme dedikleri olay buydu. Bu gün böyle değil. Her tüketim, sermayenin erimesi demektir. Ekonominin bu gidişatı, giderekten meta ve sermayeyi biterecektir. Sermayenin bitmesi demek insanın doğayla başbaşa kalması demektir. İşte bu süreç, insanın kendisine yabancı olan fenomenlerden (devlet, din ve para), ayrılma sürecidir.
İnsanın kendisine yabancı olan bu fenomenler, insan üzerinde egemen oldukları için, doğal çekilme yerine, yaşamak için direnmektedirler. Onların bu direnme savaşı, insan üzerinde gerçekleştiği için, insanı kırarak devam etmektedir. İnsanın bu kırılmadan kurtulması, ancak kendi doğrusunu dayatmakla olanaklıdır.
Olay şudur, insanın kendisine ait yanlışı ile, kendisine ait doğrusunun savaşı, insanın yol güzergâhını belirleyecektir. Doğrular ve yanlışlar savaşacaksa fiziksel güç gerekmez. Bu gün insana egemen olan, insanın yanlışlarıdır. İnsanın yanlışı, en somut ifade ile devlet, din ve paradır. Doğrusu ise özgürlük, bilim ve insan ihtiyaçlarıdır.
Biraz açalım. Yanlışın amacı nedir? İnsan üzerinde egemenliğini idame ettirebilmek. Doğrunun amacı ise özgürleşmek, bilimle buluşmak ve ihtiyacına göre yaşamak. İki farklı insan amacı, akıl ve bilgiyi araç edinerek ayakta durabilir. Yanlış olan, akıl ve bilgi sayesinde insanları kıracak. Doğru ise akıl ve bilgi sayesinde insanları kurtaracak. Güç günümüzün belirleyeni değildir. ABD’nin uçak gemileri ve nükleer bombaları, ekonomik sorunu çözebiliyormu? Demek ki insanlar, öne çıkan çelişkilerinin çözüm araçları olarak, akıl ve bilgiyi kullanacaklardır. Peki günümüzde var olan savaşlar, neyin nesidir diye sorulursa onun yanıtı şudur. Paylaşım savaşı, devletler savaşı, ulusal savaş ve sınıfsal savaş, hepsi de çakma savaşlardır. İnsanın yanlışı tarafından dayatılmış, uyduruk savaşlardır. Dikkat edilirse sadece kurbanlar vardır. Zafer yoktur.
Gerçek insanlar, insanın doğrusu ile bütünleşmiş insanlardır. Yapmaları gereken, yanlışın tezgahladığı oyunları bozmak ve deşifre etmektir. Bunlar akıl ve bilgi ile olur. Devletin, dinin ve sermayenin hareketsiz kalmasını temin etmek, yani onları felç etmektir. Nesnel zemin, bu uygulama için olanaklıdır.
Yabancılaşmış faaliyetin etkisinde olan insanlar ise devlet kurumları, din kurumları, sermaye kurum yöneticileri ve bu kurumların esir ettikleri insan sürüleridir. Gerçek insanların yapması gereken, bu esir edilmiş insan sürülerini, gerçek insan niteliğine, dönüşümünü gerçekleştirmek ve bu kurumları işlevsiz bırakmaktır. Örneğin, toplum demokrasiyi red etse seçimlere katılmazsa hükümet ne kadar işlevsel olur. Bilinçli bir davranış hükümeti atıl yapar. Böylece, zorbanın da (devletin) ruhsatı, iptal edilmiş olur. Akıl ve bilgi araç edildiğinde devleti hareketsiz bırakmak, mümkündür. Bu savaş bilinçle olacaktır. İnsanın kendisinde yaratılan bu devrim, aynı zamanda son kavganın da ölüm araçları ile olmaması gerektiğinin anlatımıdır.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
