Gündemi Burjuvazi Belirlerken! Komünistlerin Gündemi Yokmu?
n/aGÜNDEMİ BURJUVAZİ BELİRLERKEN, KOMÜNİSTLERİN GÜNDEMİ YOKMU?
Günümüzde gündemi burjuvazi belirliyor, malesef devrimci, komünist hareketler gündemin gerisinde kalarak gündemi yakalayabilmeye, ulaşmaya çalışıyor!
Böylesi bir politikayla devrimci komünist hareket ne derece emekçi sınıfları etkileyebilir? Ne derece emekçi kitlelere öncülük edebilir?
Bu sadece Türk ve Kürt komünistlere özgü bir şey değil. Dünya devrimci komünist hareketi süreci izlemeye devam ediyor. Böylece devrimci komünist hareketler sınıfta kalmışlardır. Devrimci komünist hareket bunalımını çözerek yeniden çıkış yolunu bulmak zorundadır.
Yani devrimci, komünistler başta kendini aşmak için, çaba göstermelidir. dünya devrimci komünist hareket henüz kendi içsel ve teorik sorunları aşmış değildir.
Sorunu aşmak hem kolaydır, hemde zordur. Başta her bireyin kendini değiştirmesi zor olan yönüdür. Çünkü insan karekterinde, can çıkar huyun çıkması zordur.
Kolay yönü ise, devrimci, komünist hareket dünyayı değiştireceğimizi söylemiyormuyuz? O halde bunu başarmak için neden kendimizi değiştirmek için adım atmıyoruz?
Halbuysa devrimci komünist hareket güçlerini birleştire bilse! Dünyayı aydınlatacak, dünyayı değiştirecek güce sahiptir. O güç emekçi sınıflarların gücüdür, üreten dünyaya can veren emekçi sınıflardır.
Marksist teoriyi geliştirerek günümüz koşullarına göre, yeni şeyler söyleyerek, uygulayarak emekçi sınıfların mücadelesi doğrultusunda hareket ve katkı yaptığın zaman! Emekçi sınıflar, devrimci komünist hareketle bütünleşecek ve birleşecektir.
Yoksa klasik bir biçimde aynı şeyleri tekrarladığımız sürece emekçi sınıfların uzağında kalıp, durduğumuz sürece emekçi sınıf! Devrimci komünist hareketle bütünleşmez.
Marksizme hiç bir katkı ve yenilik yaratmadan! Marksist teoriyi bilimsel sosyalizme göre dönüştüremeyiz.
Günümüz de, emekçi sınıfların yaşam koşullarına göre istek ve talepleri doğrultusunda hareket etmezsek bir arpa boyu yol alacağımızı pek sanmıyorum.
Marksizmi günümüz koşullaraına göre teoride yenilik yaratılmadan! Emekçi sınıflarla bütünleşmek zordur.
Marksizmi tabu gibi klasik bir biçimde veya papagan gibi aynı şeyleri tekrarlarsak asırlar önce uyarlanmış Marksizmi klasik bir biçimde kuru, kuru ateşli bir biçimde savunmanın bir anlamı yoktur.
21’inci yüz yılda aynı şeyleri tekrar yaparak bir yere varamayız. Artık bundan kurtularak günümüze göre, emekçi sınıflara yeni bir şey vermeden gel bize katıl demenin pek anlamı ve ifadesi yoktur.
Marksizm evrensel bir aydınlatıcıdır. Evet buna hiç kimsenin itirazı yok ve olamaz! Şöyle ki; Lenin Marksizme katkı yapmasaydı, Marksist teoriyi 1917 Ekim koşullarına göre geliştirip yenilemeseydi? Dünya da 1917 Ekim sosyalist devrimi olabilirmiydi?
Tabiki olmazdı. İşte Marksizm basma kalıp bir ideoloji ve teori değildir. Tam tersine insanlığı aydınlatan ona bilimsel sosyalizm yolunda, yol gösteren teori ve ideolojidir.
Marksizm tüm toplumsal yapıları diyalektik ve tarihi materyalizme göre incelemiş ona göre emekçi sınıfların kurtuluşu olan sosyalizmin ilk aşaması sınıflı toplum olan kapitalizmden, sosyalizmden geçecegini bize göstermiş. Ve Sovyet sosyalizmi bunun açık örneği olmuştur.
İkinci aşaması olan sınıfsız topluma geçişi ise, sınıfsız ve sömürüsüz toplum olan Komünist toplumu olacağını bize, Marksizm teorileştirerek sunmuştur.
Bu şu değil, Komünist topluma geçmek öyle kolay bir şey olmadığı gibi, elimizi uzattığımız zaman yakalayacağımız bir olgu değildir.
Dünya kapitalist toplumun 4/3 üçü sosyalist devrimi tamamlaması gerekir ki, dünyada sınıfsız sömürüsüz (Komünist) topluma geçebilsin.
Yoksa kapitalist-emperyalist sistem kendi cennetini kolay kolay emekçi sınıflara teslim edermi?
Soruna böyle bakmayıp! Sovyet sosyalizmin çöküşü ve bitmesi, biz marksist komünist hareketlerin sonu değildir.
Evet Sovyet sosyalizmi yanlış politikaların sonuncu çökmüştür. Sovyet sosyalizm çökmesi, bitmesi emekçi sınıfların sonu değildir.
Dünyada kapitalist sistem var olduğu sürece ezen ve ezilen emekçi sınıflar var olacaktır. Bu yadsınmaz bir gerçek, olduğu kadar emekçi sınıfların mücadelesi de, ezen sınıfı yok edene dek yerine sınıfsız toplumu kurana dek sürecek buda yadsınmaz gerçektir.
Her şey bitti sosyalizm zaten hayal ve aldatmacaydı, veya 1917 Ekim sosyalist devrimi zaten hatalıydı. Lenin kendi diktatörlüğünü kurdu demek, doğrumu?
Evet dünyada komün denemelerinden sonra ilk sosyalizm denemesi Paris Komünü ile yaşandı. Paris Komünü yenildi. Lenin bundan ders çıkardı.
Tüm dünya gelişmiş kapitalist ülkeler olan Avrupa da sosyalist devrimler beklenirken kapitalizmin az geliştiği Rusya’da devrimci hareketin gündemine geldi.
Lenin burda elbet de Rusya’da kapitalzimin gelişmesi bekleyemezdi. Eğer o ülkede devrim şartları olgunlaşmışsa elbette Lenin beklememesi bir hata değil. Tam tersine, Marksist bir davranış olduğu kadar da doğru bir tavırdı.
Hemen şu eleştiri gelebilir. Beklemedi ne oldu? 1917 Ekim sosyalist devrimi 70 yıl yaşadı ve çözüldü diyebilirler. Bu doğru değil. Devrim sıra beklemez veya erteleyemezsiniz. Belki o gün 1917 Ekim sosyalist devrimini Lenin ertelemiş olsaydı bugün en çok eleştirilenler liderler arasında olacak ve tarihe dönek lider diye yazılmış olacaktı!
Kapitalizmden sosyalizmin ilk aşaması sancılı bir dönemdir. Çünkü sosyalizm de sınıflı toplumdur. Yani kapitalizmi tavsiye etmek, burjuvaziyi ve devleti tasfiye etmek uzun yıllara yayılacaktır. Sosyalist devrimi iyi inşa edemezsen mutlaka eski güçler tekrar iktidarı almak için mücadele edecektir. Uluslar arası emperyalist-kapitalist sistemin de desteğini alarak her an için sosyalist sistemi yıkıp eski kapitalist sisteme dönüşebilir. İşte Sovyet sosyalizmi bunun örneğidir.
Devrim her kesin öznel isteklerine göre değil! Devrimci hareketin olgunlaşması ve Toplumsal ayaklanmayla örgütlü mücadelenin sonuncu işçi sınıfı ve emekçi sınıfların devrime hazır olmasıdır. Bu süreci yakalamak da marksist komünist hareketlere düşmektedir.
Emekçi sınıflar, iktidarı alarak kapitalist devleti parçalayarak yerine emekçi sınıfların iktidarı olan sosyalist iktidarı inşa etmesidir.
’’Marksizmin, iki ana çizgi izleyen bozulması, işte bu önemli ve temel nokta üzerinde başlar.
Bir yandan karşıçıkılması olanaksız tarihsel, olguların baskısı altında, nerede sınıf çelişkileri ve sınıfın savaşımları varsa, ancak orada devletin varolduğunu kabul etmek zorunda kalan burjuva ve özellikle küçük burjuva ideologlar, devlet’i, sınıfların bir uzlaşma aracı organı olarak ortaya çıkartacak biçimde, Marks’ı ’’tashih’’ ederler. Marks’a göre, eğer sınıflararası uzlaşma olanaklı olsaydı devlet ne ortaya çıkabilir, ne de ayakta durabilirdi.
Bol bol Marks’tan söz eden darkafalı küçük-burjuva profesör ve yazarlara göre, eğer devlet, bir sınıf eğemenliği örgütü, bir sınıfın bir başka sınıfın üzerindeki baskı örgütüdür; sınıflar arasındaki çatışmayı hafifleterek, bu baskıyı yasllaştırıp pekiştiren bir düzenin kurulmasıdır.
Küçük –burjuva siyasetçilerin kanısına göre,düzen sınıfların uzlaşmasıdır, yoksa bir sınıf tarafından ezilmesi değil; çatışmayı haifiletmek demek uzlaştırmak demektir, yoksa baskıcıları devirmek için savaşım veren ezilen sınıflardan bazı savaş araç ve yöntemleri çekip almak demektir.’’ ( Lenin devlet ve ihtilal)
Yani burda somutlaşmak gerekir ne yapacağımızı netleştirmek gerekir. Devrimi istiyoruz? Yoksa Kapitalist sistemden uzlaşmakmı istiyoruz? Önce devrimci komünist hareketlerin bunda netleşmesi gerekir!!!
Bugün dünya devrimci-komünist hareketi; Sovyet sosyalist sistemi çöktükten sonra, komünist hareket bir savrulmayla birlikte bunalımı yaşadı. Savrulanlar marksizmden uzaklaşmaya hızla devam etmektedirler. Eski savundukları marksist ideoloji ve teoriye yabancılaşmışlardır.
Marksizm veya sınıf mücadelesi, sosyalist devrim dediğin zaman ’’Lenin’in’’ yukarıda söylediği gibi, küçük- burjuva ideologları malesef; sınıf mücadelesi devrinin kapandığını sosyalizmin diktatörlük olarak görerek, emekçi sınıfların burjuvaziden uzlaşarak bir arada yaşayacağını özgür olduğunu utanmadan söyleyebilmektedirler.
Sınıf mücadelesini kapitalist sistemden uzlaştırmaya çalışırken, diğer taraftan başka bir anlayış ise, Marksizmi bir doğma olarak görerek, 21’inci yüzyılda klasik bir biçimde savunarak devrim ama nasıl bir devrim istediği belli ve net olmayan bir anlayışla savunmaya devam etmektedirler. Bu da doğru bir anlayış değildir. Devrim ama nasıl bir devrim geçerlidir? Ülkenin sosyo ekonomik yapısı doğru tahlil edilmeden, ülkede ki, devrimin sınıfsal yapısı ve karekterini belirleyemezsin.
20’inci yüz yılda ki, devrim modellerini ülkeye şablon olarak yapıştırdığımız zaman o ülkenin emekçi sınıflarını kucaklayamazsınız. Çünkü; biz başta ülkedeki, sosyo ekonomik yapıyı marksist bir biçimde tahlil etmeden!
Halk devrimleri savunusu ile ülkedeki emekçi sınıfların talepleri ile nasıl birleşebiliriz? Yani halk devrimlerimi istiyoruz? Yoksa sınıf devrimi istiyoruz? Bunda devrimci-komünist hareket netleşmesi gerekir.
Yukarıda söylediğim gibi, devrim ama nasıl bir devrim? Halk devrimleri hangi sınıfsal yapıyı kapsar?
Kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu bir ülkede, halk devrimlerini savunmanın bir anlamı ve mantığı ne kadar doğru olabilir. Halk devrimleri bir anlamda köylülük devrimidir. Ulusal demokratik halk devrimi, Milli demokratik halk devrimi, demokratik halk devrimleri muhteva olarak aynı sınıf ve katmanların ürünüdür. Günümüzde emperyalist-kapitalist sistemden bağımsız bir tane (Milli, ulusal) nitelikde emekçi sınıfların safında yer alacak bir tane burjuvazi bulabilirmiyiz?
Tarıma kapitalizmin ve banka sermayesinin girdiği bir ülkede köylülüğü devrimci saflara çağırabilirmisin? Toprağını kamulaştırmak isteyen ahmak bir köylü bulabilirmisin? Topraksız köylü ise, ücretli işçi durumuna gelmiştir. Artık onun çıkarları emekçi ve işçi sınıf çıkarları ile bütünleş oda kır proleteri olmuştur.
Toparlayacak olursak Halk devrimi kavramlarını savunarak daha fazla marjinal hareket olma da ayak diremenin kimseye faydası olmadığı gibi, devrimci-komünist harekete de bir faydası olmayacaktır.
Küresel kapitalizmin hakim ve hüküm sürdüğü bir dünyada hala köylülük ve halk devrimini savunmak 20’inci yüz yıla geri dönmekten eş değerdedir.
Oysa 21’inci yüz yılın devrimi aynı sınıf ve karekteri ile bağdaşmamaktadır. Türkiye gibi bir ülkede hala feodal üretim ilişkilerinden bahis ederek halk devrimini savunmanın ne kadar mantıklı tarafı olabilir?
Hala Kürdistan ve Türkiye sosyo ekonomik yapısını birleştirerek iki ülkeye birden devrim modelinden artık vaz geçmeliyiz.
Bırakalım Kürdistan’ı Kürt devrimci-komünistleri, yurt severleri devrim yapsın kurtarsın.
Ancak Kürt komünistleri ile enternasyonal anlamda dayanışma ve destek sunarsın yoksa gidip ben Kürdistan adına hareket ediyorum diye örgüt kuramazsın...
Eğer ülkenin sosyo ekonomik yapısını doğru bir şekilde tahlil edemeden yola çıkıyorsak yanlış yoldayız demektir. O,halde emekçi sınıflarla bütünleşmek için de sınıf çıkarları doğrultusunda hareket ettiğimiz sürece sınıfla bütünleşebiliriz. İşte bunun en somut örneği ’’TEKEL İŞÇİLERİ’’NİN direnişinde gündeme ile gelmiştir.
Emekçi sınıflar burda dayanışmayı göstererek burjuvazinin ve kapitalist sistemin korkulu rüyası haline gelmiştir.
Demek ki, ülkede emekçi sınıflar varsa, sosyalist devrimin mücadeleside olacaktır. Emekçi sınıflar kendi kurtuluşların kaderini onlar belirleyecektir.
Devrimci- komünistler sınıfın kuyrukçuluğu yerine sınıfdan içiçe örgütlenerek onu harekete geçirmelidir. Yoksa işçiler kendi güçleri ile direniş ve grev yaptığında ona dışarıdan pankarat açmak için boy göstermek ve kuyrukçuluk yapmak değildir.
Önümüzde ki, sosyalist devrimin lokomatif gücü olan emekçi sınıfların çıkarları ve ekonomik-demokratik hakları uğruna mücadeleyi örgütlü bir güce dönüştürdüğümüz ölçüde sınıfdan içiçe olabiliriz! Biz devrimci-komünistler ancak ve ancak sosyalist devrimin yolu burdan çıkacak mücadeleyle başarıya ulaşabiliriz.
’’şimdiye kadarki, bir tür mülkiyeti başka tür mülkiyete karşı savunma devrimleriydi. Bunlar, bir tür mülkiyeti ihlal etmeden özel mülkiyeti savunmazlardı.’’ (F.Engles: Özel mülkiyetin ve devletin kökeni)
’’Her devrim, sosyal olduğu ölçüde eski toplumu yıkar. Her devrim, siyasal olduğu ölçüde eski iktidarı devirir( K. Marks)
’’Sosyalistler çok iyi biliyorlar ki, bütün komplolular, yararlı olmak şöyle dursun zararlıdır. Sosyalistler yine çok iyi biliyorlar ki, devrimler önceden tasarlanarak ve keyfi olarak yapılamz; devrimler daima ve her yerde, şu yada bu partiler ve sınıfların irade ve yönetimlerine asla bağımlı olmayan durum ve koşulların zorunlu ürünleridir. (F.Engles: Bilimsel Sosyalizmin ilkeleri.)
Devrim kimsenin isteği ve ısmarlaması şeklinde olmuyor. Yani burjuvazi artık yönetemez duruma gelmesi, yönetilen emekçi sınıflar yönetilmemek istememesi ve emekçi sınıflar toplumsal muhalefet olarak güçlü ve örgütlü olarak ülkenin yönetimine talip olduğu zaman devrimi yapacak güce gelmiş demektir.
Bunun içinde ülkede güç olmak gerekir. Sadece ülkede değil dünyada devrimci-komünist hareketin güç olması gerekir. Devrimci-komünist hareket güç olmadığı sürece burjuvazi gündemi belirler, komünist hareket de gündeme ayak uydurmak için, gündeme ulaşmaya çalışır. Bunu aşmak devrimci-komünist hareketin tutumuna bağlıdır.
Yoksa bugün gibi, burjuvazi önümüze Anayasayı koyar bizde ne yapacağımızı tavrımızı bilmeyerek yalpalamaya başlarız. İşte bu burjuvazinin gündemidir. Devrimci-komünist hareketin veya emekçi sınıfları ilgilendiren bir gündem değildir.
Çünkü; devrimci –komünist hareket parçalanıp, bölüp, pörçük olmuş, netleşme ideolojik ve teorik olarak birleşme bütünleşme diye bir kaygısı, tasası yok!!! Az olsun benim olsun benim dediklerim olsun mantığı davranılmaktadır. Benim örgütüm daha iyidir, veya ben daha iyi liderim, ben her şeyi çok iyi biliyorum!!!! Öylemi acaba?
Onun için, 12 Eylül Faşist Anayasasına karşı sözde karşıymış gibi, gözüken AKP hükümeti kendine göre anayasa hazırlayacak biz devrimcilerin bir kısmıda ne yazıkki, bunu bir demokraside gedik açacağını görerek AKP anayasasını destekleyerek Evet demektedir. Bunu desteklemesi için, emekçi sınıflara çağrı yapıyorlar ve komünist olduklarını iddia ediyorlar!!!!!
Kimisi ise, 12 Eylül anayasası kalsın diye hayır demeyi devrimci tavır olarak görmekte, CHP ve MHP ile birlikte Hayır demektedirler. Bu gruplarda Komünist olduklarını söylemektedirler!!! Bu her iki anayasanın emekçi sınıfların ve devrimci-komünistlerin anayasası değil diye haklı olarak boykot etmektedir. Bana göre de devrimci komünist tavır budur... Bakın devrimci hareketin durumuna burjuvazinin gündemini bile doğru bir şekilde yakalayamıyoruz.... devrimci komünist tavır koymada dahi ayrılıyoruz!!!
Mehmet ÖZCAN
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
