Referandum Meselesi
Kirvem,
Vakti zamanında “padişah”ların iki dudağı arasına sıkışıp, onların verdiği veya verecekleri “fetva”lar karşısında peşinen el pençe divan durarak, sadece “kulluk” etmeye mahkum olan atalarımızın, yerine göre bir “ferman”la boyunları yağlı urganla tanışıp ya da keskin kılıçlarla güzel güzel “urulur”ken, buna mukabil korku belasına sesleri solukları çıkmadıkları gibi, tam aksine meydanlarda “Padişahım çok yaşaaa!!!” naralarıyla yağdanlık ve yalakalıkta birbirleriyle yarışırken, sonraları tıpkı “Keser döner sap döner” misali, “Ol devran döndüğünde”, yani sevgili “ümmet”ini geride bırakıp, sonra da “post”unu kurtarmak için “gavuristan” diyarlarına doğru cızlamı çekenlerin ardı sıra, “cumhuriyet”in ilanıyla birlikte “kulluk”tan “yurttaş”lığa terfi edince, sevincimizden sanki feleğimizi şaşırdık!
“Tepeden inme” bütün bu değişikliklerden sonra hele hele bir de “demirkırat” denen idare sayesinde, önümüze konan sandıklara yansıtacağımız “rey”lerle, “milli şef” dönemlerinin de pabucunu dama atabileceğimizi, sandık başlarındaki “Gizli oy, açık tasnif” yöntemiyle “bilfiil” kanıtlayınca gari keyfimize diyecek yoktu!
Ancak bu keyfimizin ömrü kısa sürdü, heveslerimiz kursağımızda düğümlenip kaldı. Çünkü bu kez de kerameti kendilerinden menkul kimi sırma “apolet”liler; dipçik, postal ve palaskalarının zoruyla milletin başına “musallat” olup, böylece “demokrasi”nin temel direği niteliğindeki “yüce meclis”inin kapılarına kilit vurmakla yetinmeyip, bu “zorba”lığı da kendilerinden sonra gelen diğer “apolet”lilere de bir nevi “miras” niteliğinde ciro ettiler…
Daha sonra?...
Daha sonra, bu “miras”ın gölgesinde yeşerip suyun başını tutan “kurt”lar; bazen asker, bazen sivil, veya genelde de aynı soyun sopu üniforma, aynı cüppe, aynı gömlek, aynı kravat, aynı yolun yolcusu, aynı “zihniyetin bekçisi” kimi “bürokrasi ağaları” güya milletin “âli menfaatler”ini kollayıp korurken, aslında kendi “hegemonya”larını sürdürmenin süfli hesaplarına yattılar, yatıyorlar…
Ancak özüme kalırsa, millet artık bu zokaları yutmuyor.
Yutmuyor, zira seçip “yüce meclis”e gönderdiği “vekil”lerinin “irade”lerinin çoğu zaman “fasa fiso”dan öteye gitmediğini, dahası da duvarlarında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesinin, dün olduğu gibi, keza bugün bu saat lafta kaldığını, bunun kanıtı olarak da bunca yıldan beri gücünü milletin iradesinden ziyade “apolet”lerin gölgesinden alan anayasaların kimi ufak tefek “arıza”larının dışındaki maddelerine dokunmanın nasıl el yaktığını gördü, görüyor nitekim!
İşte yine mal meydanda!
Biri; bin dokuz yüz altmış, diğeri; bin dokuz yüz seksen iki tarihinde “referandum” yoluyla milletin “onay”ına sunulan her iki “anayasa”nın da, eninde sonunda nihayet askeri “darbe”lerin mahsulü olduğu “aççık seçik” ortadayken, şimdi halkın huzuruna hesapça değiştirilmiş, yontulup budanmış kimi maddeleriyle “yeni” ya da “sivil” anayasa adı altında çıkarılıp, böylece milletin “hakem”liğine müracaat edildiğine göre, anlaşılan o ki, bu milletin kendi “rüştünü” ispatlayabilmesi için, referandumlar vesilesiyle önüne konan anayasaları onaylayıp, ömrünü bu yolla tüketmekten başka da bir işi mafiş!
Kirvem, referandumda “evet!” ya da “hayır!” diyecek vatandaşlarımızın yanı sıra, keza daha “köklü” bir değişiklikten yana oldukları halde, şimdilik bununla “idare” edip, heveslerini, umutlarını daha sonraki anayasalara odaklayıp, böylece “kerhen” de olsa evet diyeceklerin dışında, ayrıca oy kullanmayı “boykot” edeceklerini beyan edenlerin hepsi de, bu bapta tabii ki kendi keyiflerinin, kendi kantarlarının kahyası, ama bu konuda bunca lafın ardından illa da benim de fikrimi sorarsan; diyeceğim o ki, “Kırk pineli yamalı bohçalara dönüşen” bu anayasalardan gari illallah ediyorum, dolayısıyla günün birinde önüme konacak daha “doğru dürüst” bir anayasayı beklerken, şimdilik bununla yetinip, böylece, “Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demeyi” de içime sindiremiyorum vesselam!
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
