Çöküntü
İngiltere Birleşik Krallığı Başbakanı David Cameron milyoner. Kendisi ve eşi, gayri meşru bir ilişki sonucunda doğan bir kökenden gelse bile aristokrat. Başbakan yardımcısı da farklı bir siyasi partiden ama köken ve zenginlik açısından benzer durumda. O da zengin, ve gayri meşru bir ilişki sonucunda doğmuş bir kökenden bile olsa aristokrat. Hükümetteki bakanlardan birkaçı da milyoner ve aristokrat kökenli. Elbette artık bu hükümetin arkasında « görünmeyen güçler », kapitalistler, aristokratlar var filan demeye de gerek yok. Adamlar apaçık hükümetteler. Başbakan, başbakan yardımcısı ve bakan olarak. Parlamento’nun yapısını işe hiç katmasak bile mesele çok açık : İngiltere Birleşik Krallığı ismine yakışır biçimde yönetiliyor.
Zenginlerin, patronların, aristokratların hükümetin başında olmasına, ticari, sanayi, medya ve daha bir dizi işkolundaki değişik ve çok boyutlu işlerini yürütürken, ülkeyi de yürüttüklerini, pardon yönettiklerini Berlusconi örneğiyle en ucuz ve en medyatik boyutlarıyla biliyoruz. Ama İngiltere’de de benzer bir durumun yaşandığını anımsamakta yarar olabilir.
Berlusconi İtalya Adalet’inden paçasını ve sayısız çıkarlarını kurtarabilmek için siyasete atıldı, milletvekilliği ve başbakanlık dokunulmazlığına denize düşenin yılana sarılışı gibi sarıldı. Sarıldı ama henüz solamadı. Bu hiç solmayacağı anlamına gelmez. Nitekim birinci deneyimi hüsranla bitmişti. Sonunu beklerken hâlâ başbakan ve Kilise’ye, İsa’ya ve Papa’ya gözü kapalı inanmayı meslek edinmiş İtalyanları, « İtalya’nın komünist ve sosyalist tehlike » karşısında bulunduğuna inandırarak, oy sandığına götürüyor, oylarını alıyor ve sayısız medya organları ve pek çok « aptal kutusu » sayesinde « uyutuyor ». Onlar « eğleniyorlar », Berlusconi « malı götürüyor ». Sadece o değil, başkaları da. Bilhassa « arap sermayesi » de. Yakında Roma, Milano, Torino ve Napoli’de Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Libya-Kaddafi Ailesi, Suudi Arabistan sermayesinin satın almadığı tarihi bina, otel, spor klübü, ticari ve sanayi kuruluş kalmayacak.
Benzer bir durum İngiltere’de yaşanıyor : Suudi kral ailesi, prensleri, BAE emirleri, Katar resmi mali kurumlarından sonra, Ruslar Londra’yı, futbol klüplerini, değişik işkollarındaki önemli fabrikaları satın alıyorlar. Onları Hindistan sermayesi izliyor.
Bu bir anlamda kovboy dili kullanacak olursak « Atın intikamı ». İngiltere Birleşik Krallığı’nın geçmiş dönemlerdeki sömürgelerinin günümüzdeki zenginleri metropol(er)de kendi yerlerini alıyorlar. Sömürgecilik yeni yüzüyle ve yeni tür ilişkileriyle iki veya üç yönlü sürüyor.
Rusların öteden beri İngiltere ile Leningrad-Londra deniz hattı aracılığıyla ve başka yollardan sıkı ilişkileri biliniyor. Tarihi bir tesadüf olmalı : Bugünkü başbakan yardımcısının babası Rus ve aristokrat kökenli. Rusların Londra’daki « başarıları » için Chelsea Futbol takımının patronu ve yaptıklarını izlemek yeter sanıyorum. Yetmezse David Cronenberg’i tanık olarak davet ederim. Viggo Mortensen, Naomi Watts ve Vincent Cassel ile. Bize Eastern Promisse’dan söz etsinler diye. « Londongrad » Rus rublelerini en iyi yıkayan « çamaşır makinelerinin » başkentidir bugün.
İngiltere ve İtalya’da aristokratlar ve zenginler servetlerini korumak ve mümkünse çoğaltmak için artık bizzat iktidarı alıyorlar. Geçmiş dönemlerdeki sömürgelerinin günümüzdeki zenginleriyle işbirliğinden de asla kaçınmıyorlar. Fransa’nın da özel bir konumu var ve son günlerde medyaya yansıyan haberler, bugünkü iktidarın ülkenin en zenginlerinin birincisinden yasal ve yasal olmayan yollardan aldığı « ikramlarla » seçim kampanyasını yürüttüğünü sergiliyor. Bugünkü cumhurbaşkanının daha yirmi yaşlarında adı geç(emey)en zengin hanımın da oturduğu şık ilçenin belediye başkanı seçilmesinde ve sonra iktidara yürümesinde rol oynadığı tezi aklıma düşüyor. Daha fazlasını önümüzdeki günlerde yazabilmek üzere hoşçakalın.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
