'Can'siperane, asi ve şarabi

Onu 11 yıl önce bugün kaybettik.

Evet... 12 Ağustos 1999'da yetmiş küsur yaşlarında bir çocuk öldü: Adı Can Yücel... Sevgi duvarını aşmış, yeni dağılmış bir okul gibiydi gözleri.

'Can Baba' ya da 'Can Çocuk'

O çocuğun yüreği öyle geniş ki; yalansız yaşamayı kendine dert edinmiş...

Bu dünyada tanık olduklarının dışında 'Başka Türlü Bir Şey' isteyen bir şair. Çünkü özümsemiş ve içselleştirmiş 'Başka bir dünya mümkün.'

Onun da raconu bu; haksızlığa ve sömürüye karşı düzenden öç alırcasına öfkeli bir direniş sanki... Her dem sisteme karşı Can'siparane... Öfke ve sevgi, iki temel direği...

O parlak zeka ve entelektüel birikim sokak ağzıyla yoğrulunca söylem ve biçim zorluğu da çekilmiyor demek ki... Cin de şiir de çıkıveriyor şişeden...

En ağdalı ifadelerden, en acılı ağıtlara; sokak ağızlarından en yoğun sevda ve sevgi şiirlerine... Al humor'u vur ironi'ye...

Zaten O'na göre ironi bir dirençtir hayata karşı; 'Harika odur ki, insanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında bir şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bir bütündür. Şiir bu bütünden çıkan çılgınlıktır. Çok ağır geçen hayatımızın içinde ironi, bütünselliği bozmayacak ana çaredir. Bir direnç kahkahasıdır.'

İçemediği zamanlar serap yerine şarap gören bir akşamcı... O'na göre komünizmin yok edemeyeceği tek sınıf akşamcı sınıfıydı.

Daha önceleri söyleyen söylemiş zaten; 'Şiire yeryüzünde en yakın varlık içkidir. Çünkü ikisi de bizi soyutlamaya ulaştırırlar.'

***

Lorca, Shakespeare, Brecht, Eluard gibi ünlü yazar ve şairlerden çeviriler yaptı... Şiirlerinde olduğu gibi çeviride de kendine özgü. Mizahla lirizmin özgün bir bileşkesi...

İşçilik sadece şiir işçiliğinde değil dünya görüşünde de her dem duyumsatır kendini... 12 Mart döneminde Che Guevara'nın 'Gerilla Harbi' ve 'İnsan ve Sosyalizm' kitaplarının çevirisi nedeniyle 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1974 affıyla özgürlüğüne kavuştu. 12 Eylül sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla 'Rengahenk' adlı kitabı toplatıldı.

'Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,

Kendi yolumu çizdiğimde anladım...

Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar,

ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş'

Yüreğin bir dili vardır; imgesi, duygusu, heyecanı, düşüncesi, mizahı, alayı ve itirazı vardır... Başkaldırısı, eleştirisi, özlemi ve öznesi vardır. Öfke ve sevgi, yergi ve mizah birer demirbaştır onun şiirlerinde... Aldanışın, kurallara körü körüne boyun eğmenin, sömürülmenin karşısındadır. Sevdi mi çok sever, onlara şiirler adar... Deniz Gezmiş'e yazdığı 'Mare Nostrum' ezgilere, notalara söz olur:

'En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de devrim

O, onun en güzel yüz metresini koştu

En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak

En hızlısıydı hepimizin,

En önce göğüsledi ipi...

Acıyorsam sana anam avradım olsun

Ama aşk olsun sana çocuk, aşkolsun!'

Musa Anter katledildiğinde O'na yazdığı 'Musa Beğ' adlı şiirde O'nun filozofisinde yer alan ve argümanından hiç eksik etmediği kardeşlikten söz ediyordu: 'Musa Peygamber Kızıldeniz'in dalgaları arasından/ nasıl ulaştıysa

o da kardaşlıkla/ dünya kardaşlığıyla ulaştı karşı kıyıya'

***

1940'da şiire başlamasına karşın, asıl ününü 1970'lerde yayınlanan siyasal şiiriyle kazandı. Dili kullanmadaki ustalığı ve keskin yergi gücüyle şiirde benzersiz bir kimlik oluşturdu. 'Umudu olmayan adam şiir yazamaz, şiir bir umudun olduğunun başlıca kanıtıdır, geleceğe, insanlığa. Beraber yaşamaya umudu olmayan adam, zaten şiir yazmakta hayır görmez' diyordu. Onun için umudun yitirildiğini gördüğü yerlerde, 'acılı mizah' dediği dili kullandı. Dervişane anarşist bir kimlik... Yaşamı boyunca 'düzdüğü' şiirlerin doğurganlığıyla besledi sol yanımızı.

Şiirin şairiyle, kişiliğiyle bu denli örtüştüğü şair sayısı çok azdır. Yazdığı gibi yaşadı, yaşadığı gibi yazdı... Bize de yalansız yaşamayı önerdi;

'Düştüğüm yer öyle açık, öyle seçik ki

Başucumda bir sen varsın bir de evren

Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi

Yalnızlığım benim çoğul türkülerim

Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.'

***

Resmiyeti de resmi ideolojiyi de hiç sevmedi... Kartviziti olmadı hiç... Pipo da yok papyon da... Yaşamındaki fazlalıkları şiirsellikle takas etmesini bildi;

'Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.

Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.

Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,

Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

Gökyüzünü sahipleneceksin'

***

Tatlı sert şarap gibi yoğundu O'nun yüreğinin aroması. Bir de uslanmaz asi ruhuyla her dem kıvrımlı keskin zekası buluşuverince insan sevgisini yücelten en isyankar savunuculardan oluveriyordu.

Anısına selam... 'Can'-ı gönülden.

A. Hicri İZGÖREN
hicriizgoren@gmail.com

canyucel.jpg