Ne Kadar Yalansız Yaşarsak O Kadar İyi
Mekanım Datça Olsun
Beni Kuzum Datça'ya gömün
Geçin Ankara'yı, İstanbul'u
Oralar ağzına kadar dolu
Alabildiğine pahalı
Örneğin Zincirlikuyu'da
Bir mezar 750 milyon
Burası Nisbeten ucuzluk
Ortada kalma tehlikesi de yok
Hayır dua da istemez
Dediğim gibi beni Datça'ya gömün
Şu deniz gören mezarlığın orda
Gömü sanıp düşerlerse karışmam ona.
Ağustos ayında güneşin dikine dikine yaktığı birgünde kaybetmiştik onu. Ölümünden kısa bir süre önce Güler hanıma beni karşılamaya gelenlere söyle ay çiçekleriyle gelsinler demişti. Kısa sürede İstanbul, Ankara, İzmir, taa Diyarbakır'dan gelenler Datça iskelesinde buluştular. Ellerde ay çiçekleri. Ay çiçekleri o güzel yapraklarıyla hep güneşi takip ederlermiş. Güneş döndükçe o güzelim ay çiçeği de güneş yörüngesinde olurmuş.
Can babanın naaşını taşıyan feribot limana yaklaştığında, polis türlü yalanlar uydurarak Can babanın naaşını ambulansla hızla Datça'ya doğru götürmeyi başardı. Can babanın ölümünden birkaç gün önce ben de Datça'daydım.Yöredeki aydınlanmış bir kesim dışında, olabileceklerden kimsenin haberi bile yoktu. Rutin devam eden hayatı televizyon haberleri aniden değiştirdi. Şair Can Yücel İzmir'de vefat etmişti. Kelimenin tek anlamıyla yöredeki halk şaşkındı. Mesudiye, Palamut Bükü, Kinidos, tüm Datça ve çevresinde yaşayanlar; kahvelerde, sokakta ya bu adam bu kadar meşur muydu diyerek afallaya, afallaya birbirleriyle konuşuyorlardı. Kadim dostum. Semih 'Herkesin içinde yaşar ve hatta köy dedikodularını can kulağıyla dinlerdi. Balıkçılarla balık, köylülerle de köy muhabetti kurardı. Hatta burada yaşayanlar onu işsiz güçsüz sandıkları için bazen de aşağılarlardı. O da aldırmaz, bize de değmeyin iyi yapıyorlar derdi. Hatta birgün deniz kenarında balıkçılarla rakı içerken bir balıkçı, baba sen ne iş yaparsın diye sormuş. O da şiir yazıyorum. Adam şaşırıp bakmış desene sen serserisin yahu demiş. O da tamda üstüne bastın demiş.'
Kadim dostum Semih o da şehir boğuntusundan, hileden, hurdadan kurtulmak için Datca'ya yerleşip Can babanın son yıllarında onun hep yanı başında olmuştu. Birçok şey anlattı. Hangi birsini
yazssam .
1926'tıda İstanbul'da doğmuş. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in oğludur. Ankara Üniversitesi dil tarih, coğrafya, Latince ve Yunanca okumuş. Yetmemiş, İngiltere Cambirdge Üniversitesi Klasik Filoloji bölümünü de buna eklemiş. Eh yani İngilizce, Yunanca, Fransızca ve Latince'ye de hakim olan Can Baba gecikmeden şiirin penceresinden sol dünyaya merhaba demiş.
Sokakları, barikatları görünce dayanamamış. Che Guevera'nın Gerilla Harbi ve İnsan ve Sosyalizm kitaplarını çevirmiş. Sen misin bunları yapan diyen işsiz, güçsüz paşalar, derdest ederek 12 Martta onu zindana tıktılar. 15 yıla mahkum edilmişti. Afla dışarı çıktığında ' Bir Siyasinin Şiirleri' kitabını yayınladı. Sırtını Homeros'tan Shakespeare, Rimbaud'dan Nazım ve bolca beslendiği hicvini Neyzen Tevik ve şair Eşref gibi bereketli bir toprağa dayamıştı.
1973 yılında yayınladığı 'Sevgi Duvarı' şiir kitabıyla geniş bir okuyucu kitlesiyle buluştu. Sanat alemindekilerin kendilerine yakın buldukları akımları, 'Toplumsal gerçekçi, Sürealist, Parnesalcı, Dadaist' akım saflarında saflaşırlarken, Can Babaya sen kendini nereye yakın görüyorsun? dediklerinde, ben kendimi, kendime yakın görüyorum. Büyük devrimler büyük mücizevi gerçekler değil mi? Eh işte, ben de bana en yakın mücizevi gerçeği bulup, mücizevi gerçekçiyim, dediğinde de şiirin penceresinde kendisine has uslubuyla bir büyük pencere açmıştı.
Şiirindeki o güçlü hiciv, düz yazılarınada yansımadan etmiyordu. Süleyman Demirel ismi geçen heryer de, demirin simgesi olan FE kullanırdı. Kolejde birlikte okuduğu Ecevit için kendisine sorulduğun da 'Silik biriydi'. Onun şairliği içinse 'İyi bir şairden Başbakan, ya da Başbakandan şair olmaz' diyordu.
Şimdi orada burada kanal kanal gezinip deli saçması konuşmalar yapan kalpaklı Yalçın Küçük için bir yazısını hatırladım. Başlığı ' Yalçın Hep Küçüktü'
Şairin şiir dili de buna denilirdi.12 mart karabasanın ardından yapacağı muzipliği şiiriyle yaptı..
En uzun koşuysa elbet
Türkiye’de devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak.....
En hızlısıydı hepimizin
En önce goğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun sana çocuk
Aşk olsun
Gothe derya 'Şiir orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır.' Can baba da çürüyen herşeyin yanı başında şiirleriyle yeşerirdi.
Doktorlar kanser teşhisi koymuş, karnını delip hortum takmışlardı. Can baba bir büyük müziplik daha yapıp milletvekili adayı olmuştu. Seçim konuşmasında, Türkiye kangren kanserdir. Biz bu teşhisi yıllar önce koyup reçetesini de yazmıştık. Bizi de kanser etti. İlacı da ancak bizdedir' diyerek, yüzsüz yöneticilere hala diyecek birkaç sözünü esirgemeden söylüyordu.
Rahatsızlığı hayli ilerlemiş sağ gözünü kaybetmişt, O yine birşeyler peşinde 'Ben onunla hiç dünyaya bakmadım ki, demişti.
Datça'da deniz manzaralı bir mesken seçilmişti. Oğlu Hasan ve Hindistanlı eşi Kanada'dan kalkıp gelmişlerdi. Hasan mezardaki kalabalığa bakarak 'Babam adam gibi adam, insan gibi insansdı. Ondandır burası mahşer yeri oldu.
Meraklı köylüler, balıkçılar ama hala meraklarını yenememiş hayran hayran bu yalın ayak Sokratesi son yolculuğuna uğurluyorlardı. En güzeli de buydu. Bir çelebiye de bu yakışırdı.
Mezarlıkta ki törenden sonra Anfi tiyatroda Genco Erkal doğaçlama Can Yücel'i oynadı. Kalabalığı sindirmeye çalışan polislere oyun içinde oturun diye bağıran Genco Erkal'a bakan polisler adeta yerlerinde donup kalarak onu izlediklerinde, sanatın gücü bu dedim.
Yanı başımda oturan Diyarbakır'dan gelen öğretmen göz yaşını tutamayarak, devleti de şiir hizaya getiriyor bak dostum dedi.
Genco Erkal
çatlak yüreğimle türkülü yollara
düştüm ki o kadar olur
seke seke ben geldim
sike sike gidiyorum.
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar inansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
