Dink, Sri Lanka ve Ersöz
Yazının başlığını 'havuz, künefe ve sigorta' koymayı düşünüyordum. Zira ülkenin en önemli gündem maddelerinden birisini oluşturan referandum kampanyası, bu üç kelime üzerine inşa edilmiş gözüküyor. Kimin villası kiralık, kim künefenin sorunlarını çözmek istiyor, kim emekli sandığı sigortalısı? Elbette bu konular da çok önemli. Siyasetçinin söylemleri ile hayatı arasındaki çelişkiler elbette toplumu ilgilendirir. Yeter ki tartışmanın bir anlamı olsun. Kendi ayıbını örtmek için karşısındakinin ayıbını teşhir eden; utanma, istifa etme gibi meziyetlerden mahrum bir psikoloji ile söz konusu polemiklerin hiçbir anlamı kalmamaktadır. Liderler meydanlarda kitleleri bu gündemlerle oyalarken Türkiye ve dünya gündeminde çok önemli gelişmeler yaşanıyor.
Sri Lanka'da 'Tamil gerillalarını bitiren komutan(!)' siyasi konulara taraf olduğu için altı ay tutuklu yargılandıktan sonra tüm rütbeleri sökülüyor. Bizde onlarca general çok daha ağır suçlardan güya yargılanıyor. Yargılamaktan beter bir durum yaşanıyor. Hiçbir ciddiyeti olmayan bir süreç yaşanıyor. Doktor raporları ile ifade vermeye gitmeyen paşaları mı konuşmalıyız, yoksa aylar sonrasına duruşma günü verip yakalama kararı çıkartan yargı mensuplarını mı? Bir gün yargıyı topa tutan, öbür gün 'ne yapalım yargı bağımsız' diyen siyasetçiyi mi masaya yatırmalıyız. Buna bir sistemin kokuşması ve çöküşü denir. Oysa biz sorunu kişilere indirip iyi komutan-darbeci komutan, hükümet yanlısı yargıç-statükocu yargıç ayıklaması yaparak saf belirlemeye çalışıyoruz.
Çözülen yapıyı masaya yatırmayı gözümüz kesmediği için, fanatik futbol taraftarı edasıyla olayları analiz etmeye çalışıyoruz.
Hrant Dink davasında AİHM'e gönderilen savunma tüyler ürpertici nitelikte. Gönderen kim Dışişleri Bakanlığı. İçişleri ve Adalet Bakanlıkları'ndan gelen bilgiler doğrultusunda savunma hazırlanıyor.
Jandarma İstihbarat'ın bir dönem patronu olan Levent Ersöz kendini savunurken, iktidar partisinden bir genel başkan yardımcısının kendisine vaatlerini hatırlatıyor. Hüseyin Çelik, 'O kişi ben değilim' anlamına gelen bir açıklama yapmakla yetiniyor.
Heron tartışmalarında kabine üyelerinin her biri başka telden çalıyor. Sadece son birkaç günün açıklamalarına baktığınızda bu ülkede ne yaman çelişkiler yaşandığını görebiliyorsunuz. Bu çelişkiler yumağında yürüttüğümüz kimi tartışmalar bizim de kafa karışıklığımızı ortaya koyuyor.
Sandığı boykot etmenin 'evet' oylarına mı hizmet edeceği, 'hayır' cephesine mi destek olacağı tartışması böyle bir kafa karışıklığının yansımasıdır. Ben başından beri düşünce denklemini tam tersine kurarak analiz yapmak gerektiğini iddia ediyorum. Bir şeyin olmasını istediğinizde sandığa gidip 'evet' oyu verirsiniz. Olmasını istemediğinizde kitleleri sandığa götürüp 'hayır' oyu verilmesini sağlamak, çok yüksek bir motivasyon gerektirir. Bu motivasyonu CHP ve MHP liderlerinin söyleminde yakalamak neredeyse imkansız gözüküyor. Buna rağmen insanlar sandığa gidip 'hayır' oyu kullanma eğilimi içerisine giriyorsa bu tablodan hükümet ciddi dersler çıkarmalıdır.
'Hayır' kampanyasının argümanları, gün geçtikçe boykota hizmet etme potansiyelini yükseltiyor. Kimilerinin pasif tanımlaması ile suçladığı 'boykot' tercihi, öteki çevrelerde tam tersine en tehlikeli tercih olarak ilan ediliyor. 'Sandığa gidin de ne verirseniz verin' demeye gelen mesajlar veriliyor. Ramazan ayında eylemsizlik kararı, hükümet için tarihi bir fırsattır. Bu kararın çıkması için çaba sarf edenler, kalıcı barış için hükümetin atması gereken adımlara odaklanmalıdır. Ortamın rehaveti içinde hareket etme eğilimi, en tehlikeli süreç olan toplumsal çatışma atmosferinde uyanmamıza neden olacaktır. O gün yapılacak uyarıların hiçbir faydası olmayacağını, en azından 'kitle psikolojisi' açısından gayet iyi biliyoruz.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
