Devrimci mücadele toprağa düşen arkadaşlarımızın anılmaları üzerine notlar.

Geçenlerde devrim yolunda bizden önce toprağa düşen arkadaşlarımızın anılmaları gündeme gelip her gurubun kendi düşüncesinde olanları anması söz konusu ollunca şöyle demiştim:

"....arkadaş. 

Anılanda anılmayanda, unutulanda unutulmayanda, bu topraklarda sürdürülen devrimci kavgamızda toprağa düşün arkadaşlarımız, bunu böyle anlıyorum. Siyasi düşüncelerinin doğruluğu yanlışlı ayrı bir inceleme konusudur bu duygusallığa kapılmadan yapılmalıdır, ama bunların hepsi devrime sosyalizme, Marksizm'e inanarak, gittiği yolun bu olduğuna inanarak bu kavgaya girip toprağa düşmüşlerdir. Hepside bu yüzden saygıyı sevgiyi hak ediyorlar. Elbette hepsi bizim değerimizdir. 17 Ekim devriminden sonra iktidar gelen devrimciler Naradniklerin, Bakunincilerin heykellerini yapmışlardı. Bu ahdi vefayı bizlerde göstereceğiz elbet. Ama Deniz Gezmişin, İbrahim Kaypakkayanın, Mahir Çayanın, Doktor Hikmet Kıvılcının, Behice Boranın, Mehmet Fatih Öktülmüşün ve de adını sayamayacağım yüzlerce değerimizi anarken onların teorilerinin de devrimci Marksist açıdan bakılarak bir değerlendirmesi yapılmalıdır. Buna, öncelikle her gurubun kendi değerlendirmesini devrimci sorumluluğunun bir gereği olarak yapmasıyla başlanıla bilinir. Bu adım atılmadan, onlara yapılacak övgü kendi ezikliğimizden başka bir gerçeği ortaya koymaz. Lenin devrim yolunda mücadelesinin bir sonucu olarak yakalanıp idam edilen kardeşine saygı duyardı ama onun devrim stratejisini uygulamazdı, uygulasa Ekim devrimi olmazdı. Bizde Lenin gibi yapmalıyız.

Bu hassas konuda fazla bişey demek istemiyorum, ne olduğunu ne murat edildiğini pek anlamış değilim ama Nasrettin hocanın fıkrasında dediği gibi, bir keman çalınıyor ama bakalım bunun sesi yıllar sonra nasıl gelecek.

Bekleyip göreceğiz. Gördükçe de sözümüzü söyleyeceğiz.

Saygılarımla."

Her zaman yaptığım gibi, aniden aşka gelip yazdıklarımı sonradan aklıselim içinde değerlendirince doğru şeyler söylediğimi gördüm; kendi kendime bunu kısaca yazıp sitemize yollayım dedim.

Sahiden düşünüyorum da devri yolunda bizden önce toprağa düşenler bizden ne beklerler; onları anıp methiyeler düzmemizi mi? Sanmıyorum. Onlar bu mücadelenin yanlışlarından zaaflarından arınarak doğru bir temelde gelişerek hedefine ulaşmasını beklerler. Bunu yaptığımız ölçüde sevinir mutlu olurlar.  Onları seven yoldaşları onların sevgisi ile bu yolun sorumluluğunu birleştirerek geçmişin derslerini çıkararak yoluna devam etmelidir. Onları anmak mücadeleyi yükselten bir ivme olmalıdır, onlar yükselen mücadelenin içinde kendilerini bulup orda bayraklaşmalıdırlar.

Yıllar önce bu konu üzerinde düşünürken uluslar arası enternasyonal örgütlenmenin olduğu, devrimci gelenekte şunu görmüştüm. Devrimci mücadelede düşen yoldaşlar arasında hem bir ayrım yapmamak hem de bunu toplu halde özüne uygun bir şekilde yapmak maksadıyla her yıl Paris Komünarlarının kurşuna dizildiği tarihte bu anmaları yaparlarmış. Bu geleneği buralarda, bugünde sürdürmek gerektiğini düşünüp yoldaşlarımıza önermiştim. Bugün bu vesile ile aynı şeyi önermek istiyorum. Gelin işçi sınıfının mücadelesi ne yereldir nede ulusaldır diyen bu mantık içinde, her yıl Komünarların kurşuna dizildikleri tarihte toprağa düşen arkadaşlarımızın hepsi adına büyük anmalar yapalım. Bunu geleneksel bir çizgi haline getirelim. O günü bir bayrama dönüştürelim. Hiç mi değil gelin bunun üzerinde düşünce alışverişinde bulunalım. Bunun olacağına da inancımı belirterek yazımı noktalamak istiyorum.

Geçmiş geleceğimizdir. Geçmiş geleceğimiz içinde parlayacaktır.       

Rıza Aydın