“Ne istiyoruz” meselesi (2)

Kirvem,

Geçen hafta Ahmet Altan’ın Taraf’ta (01.08.2010) kaleme aldığı “Ne istiyoruz” başlıklı yazısıyla ilgili birkaç satır karaladıktan sonra, bu konu hakkında biraz daha laflayacağımı belirtmiştim. Bu nedenle de sözü, yine önce

Ahmet Altan’a bırakalım:

“…Sıradan hayatı huzurla yaşayabilmemiz için ‘ne olacağımıza’ kendimizin karar vereceği bir özgürlük lazım önce bize.

Kürt olmak istiyorsam Kürt olacağım, Türk olmak istiyorsam Türk olacağım, dindar olmak istiyorsam dindar, dinsiz olmak istiyorsam dinsiz, Sünni olmak istiyorsam Sünni, Alevi olmak istiyorsam Alevi, Ermeni olmak istiyorsam Ermeni, Laz olmak istiyorsam Laz…

Ne olacağıma kendim karar vereceğim.”

Yukarıdaki satırlar hakkında ne düşünüp nasıl yorumlarsın tabii ki bilemem Kirvem, ama ben özüm öyle sanoorum ki sevgili Altan ağpariğimiz, “ne olacağıma kendim karar vereceğim” derken daha yolun başında sadece baltayı taşa vurmakla kalmıyor, aynı zamanda da “olmayacak bir duaya” peşinen “amin!” deyip böylece günah işloor!

Üstelik tam da Ramazan ayının gelip çattığı şu “mübarek” günlerde oruç tutup, zekat dağıtıp sevap işlemek varken, tam aksine durduk yere milletin aklına sanki fitne fucur sokarcasına “yok efendim ben Aleviyim!” ya da “dinsizin tekiyim!” gibi lafları gevelemenin adı, eğer “özgürlük” ise, ehh o zaman ben de Arap olayım!
Neyse ne, Ahmet biraderimiz kendince ne buyurursa buyursun, hangi telden çalarsa çalsın bu tabii ki kendi bileceği iş, ama özümün fikrince her kafasına esenin günün birinde kapalı kapıların ardından meydanlara çıkıp, sonra da “Kürt olacağım! Laz olmak istiyorum!” gibi kulak tırmalayan, mide bulandıran, lüzumsuz lafları telaffuz etmesi, özellikle şu sıralar çatladı çatlayacak, yıkıldı yıkılacak, çöktü çökecek endişesiyle üzerine titrediğimiz “milli birlik ve bütünlüğümüzün” temeline mayın döşemenin ta kendisi!

Ayrıca gerçek olan şu ki; bu ülkenin çocukları önceleri siyah önlük, beyaz yakalarıyla, daha sonraları keza aynı “üniforma”lar içinde yıllar yılı okula başladıkları ilk günden itibaren, tiz sesleriyle hep beraber “Türküüm, doğruyuum, çalışkanıım…” haykırışlarıyla tüm dünya âleme seslerini duyurmak için gırtlaklarını paralayıp, ardından da o mini minnacık, çelimsiz, sıska yapılarıyla “varlığım Türk varlığına armağan olsun” deyip, böylece, daha “alfabe”yi çözmeden “Türk” olduklarını bir taraftan sümüklerini çeke çeke sular seller gibi ezberleyip, dahası da, “ne mutlu Türküm diyene” felsefesiyle büyüyüp, ardından da “aslını inkâr eden haramzadeler” misali, bu saatten sonra gari Türk değil, Kürt; keza Laz veya Çerkez olduklarını söyleyip, dolayısıyla Misakımilli sınırları içinde “tantana” çıkarmaya kalkışmaları, memleketimizin bereketli topraklarına arpa, buğday, yulaf yerine “nifak tohumları” ekmek değilse, ehh o zaman da Arap değil, Ermeni dölü olayım, Altan ağpariğ…

Nitekim güzelim memleketimizde “Ermeni dölü!” olmanın sefasını sürüp bunun mutluluğunu doyasıya yaşarken, bu mutluluğun sarhoşluğuyla iki kelamımız daha olacak ama, haftaya Kirvem!..