m.pekdemir ve tükenişin çirkinliği

bu ülkede.., uzun zamandır bir "saf"laşma yaşanmaktadır.. bunun tarihsel kökleri de vardır..
bahsedeceğim "saf"laşma.., ne ezilen-ezen sınıflar arası.. nede halklararası veya toplumsal ezilen dinamikler ile ezen dinamikler arasındadır..
bizzat egemenler arası yaşanan bir "saf"laşmadır...

osmanlıdan bakiye cumhuriyet kurulduğundan itibaren.. toplum.., "laik-modern-ilerici" cumhuriyetciler.., yani ulusalcılar!! ve islamcı-gerici- emperyalizmin işbirlikçisi ümmetçiler vs. olarak "saf"laştırılmış tır..

bu tahtaverallinin iki ucuna kendisi oturan ve aşağıya doğru çeşitli versiyonlarını dizen sistem.. dilediğince bir aşağıya bir yukarıya bunları "oynatmış"tır..
benim derdim..; kendine "sol" diyenlerin buradaki varlığı işlevi ve duruşlarıdır.. yani misyonlarıdır..

m.pekdemir denilen şahsın söylemi ile sürekli bu noktada "ütülen" sol bu misyonları teşhir edememiştir..
1920 tkp si bu temellerde yürümüş ve yürüyüşü trabzonda katledilerek son bulmuştur..
ardılları ise.., buna karşın aynı yürüyüşüne devam etmiştir.. ve tüm sol toplumsal dinamikleri olumsuz etkilemiştir..
1968 de aydın gençliğin bu anlamdaki devrimci çıkışı bile bu çamurdan tam temizlenmeden yapılan bir çıkıştır..
1960 darbesinde ütülen sol.., 1970 de bunun bedelini ödemiştir..

buna karşın yeniden yürüyüşe geçen bu dinamikler.. 75-80 sürecinde bu anlamda bir çıkış iken yenildiler.. yenilmek olabilir.. ama m.pekdemirin söylemi ile 1980 sonrasında ütülmeselerdi.. bu yenilgi yeni bir çıkışa zemin olabilirdi.., 1970 de yenilgi idi ama ardında bir çıkış bıraktı..

1980 den hemen öncesinin işlevleri hedeflerine bir bakalım..
halk savaşı.., pass silahlı ayaklanma..
ve bunları savunanların çoğu şimdi nerede..

günümüze bakıldığında elbette bunları yaşama geçirmenin koşulları kalmamış.. bu yüzden hani ne yapıyorsunuz gibi kaba eleştirmiyorum.. yani.., ne bunu becermek ve yapmak için heveslisi var.. nede toplumsal dinamikler buna yatkın.. aslında birincisinin olmamasından dolayı ikincisi var..
"ütülmüş" olanlar kendilerinin ütülmesi yetmemiş gibi toplumunda ütülmesine payanda olmuşlar..
kendine devrimci demek kolay.. "lafla".., dersin olur.. ama .., sorarlar sürecin neresindesin..?? etki gücün nedir..?? bunun silahlı-silahsız olması da önemli değildir..
"ütülmüşsün" .., tükenmişsin.. bunun sefaletini başkalarına yıkmak ve gerekçeler uydurmakla da çirkinleşiyorsun..

1921 üzerinden.., 46-7 sene geçti.., devrimciler anca çıkış aramaya başladı ve harekete geçti.. çünkü üzerlerine serpilmiş olan.., "ütülmenin" çirkinliğini anca aşabildiler..

1970 de yenildiler.. ama ütülmediler.. yenildiler.. çok değil.., 4-5 sene sonra yeniden yola düzüldüler..
çünkü üzerlerinde ütülmüşlüğün değil yenilginin ağırlığı vardı.. 75-80 arasında ütülmüşler ise aynı idi..
çirkindiler.., demagoji ve yalan ile ve sistemin bir yanına(ideolojik veya somut) dayanarak yürüyorlardı..

ya.., 1980 ..
buna yenilgi diyorum.. ama gördüğüm kadarıyla.., herkes yenilmemiş.., bazıları "ütülmüş".. hatta zaten.., 1975-80 arasında.., "ütülmüş" olarak sinsice yürüyormuş.. 1980 den sonra da.., yenilenleri de ütülmüş olarak dönüştürmeye başlamışlar..

nedir bu.., "ütülmüş" ve yenilmiş söylemleri.., ayrımları diyeceksiniz..
"ütülmüş" sözü m.pekdemire ait.. yazısını aktaracağım.. orada ne demek istediğini anlayacaksınız.. bende aynı içerik ile ele aldım..

yenilmek..; bir çatışmayı kaybetmektir.. çatışmanın bir tarafı.., öznesi olarak sürece girersin ama kaybedebilirsin.. ve nasıl kaybettiğin ise.., ütülmeyi açıklamada bir veri olabilir..

ütülmek..; bir çatışmada.., baştan eksik başlamak.., kandırılmış yada kandırılmaya müsait bir zeminde durmakdan dolayı baştan yenilmiş olmak.. ütülmek ile yenilmek arasındaki farkı sonuçlardan da görebiliriz.. süreç içindeki duruşlardan da.. ama asıl olarak süreç içindeki duruşlardan görülebilinir..

1920 tkp si buna ilk örnektir.. 1918-sürecinde.., tkp varlığını osmanlı içindeki toplumsal tabandan gelerek somutlaştırmamıştı.. sscb nin onayı ile var oldu.. ve işlevini de.., anadoludaki ankara güçlerine ve bunların içinden de birilerine bağlı konuşlandırdı.. ne anadoludaki güçleri ve çatışmalarını ve de hedeflerini doğru analiz etti.., ve doğru ilişkilenme ve mevzilenme yarattı.. nede buna göre kendi özgünlüğünde ve kendini bir özne yapma işlevine girdi..
yani.., m.pekdemirin değimi ile.., "ütüldü" ..

her zaman yanlış analiz ve yanlış konuşlanma ütülme anlamına da gelmez.. ütülme olabilmesi için.., karşındakinin yani muhatabının argümanlarına ve açtığı zeminlere uyumlu olman veya onların çerçevesinde argümanları ve işlevleri savunman gerekir..

türk-iye solu! bu anlamda doğuştan ütülmüştür..
kurulan devleti laik-cumhuriyetçi görmek.., ve o sürecide anti-emperyalist kurtuluş savaşı görmek.., ve bu anlamda bir yürütücü kadronun(burjuva desen de fark etmez) olduğunu kabul etmek.. tüm bunlar temelinde.., karşında bir gerici-islam gücü ve düşmanı olduğunu varsaymak..
ve en önemlisi.., bu sistemdeki sorunları.., misak-ı milli sınırları içinde görüp çözüm!! üretmek ve misak-ı millinin bizzat bir ulusal sorun olduğunu ve bu anlamda ortaya çıktığını görmemek.. vs(eksikleri de siz tamamlayın) ..., işe yanlış başlamak da değil.., ütülmüş olmayı ispatlamaktadır.. çünkü.., tüm bu argüman ve iddialar sistemin kendi manüple üretimidir..

türk-iye solu bu çerçevede sorgulamalar yapmış ise de tam çıkışı sağlayamamış sürekli ütülerek süreçlere girmiştir.. çıkma çabaları ise.., yine bazı!! "misyon" sahipleri eli ile eski haline sokulmuştur.. işte bu çabaların sahipleri kimler ise.., sistemin has adamları da onlardır..

konuyu bu temelde işledim.. çümkü.., m.pekdemir.. çok ciddi bir itham temelinde yazısını yazmıştır..
özgürlük hareketinin ve kürt halkının yanılgı ve yanlışları anlamında eleştiri yapsa anlarım.. ama "ütülme" teorisi ile işi açıklıyorsa..bu çok ciddi bir ithamdır..

bilinirki..; ütmek için.., üteceklerin arasında işlevsel araçlarının olması gerekir.. yani bu noktada adamlarının olması gerekir.., senin argümanlarına yatacak ortak argümanlar ve teorik zeminlerinin olması gerekir..
yoksa..,

karşındakinin yalanı üzerine hareket etmek politikada doğaldır.. çünkü.., karşındakinin samimiyeti vaya söylemlerindeki-işlevlerindeki sinsi arkaplanı bilmek önemlidir ama senin buna yönelmeni engellemez.. sen kendi özgün hadeflerin çerçevesinde buna yönelirsin.. karşındakini zorlarsın.. amaçları ve hedeflerinden sapmaya zorlarsın.. başarırsan bir adım ileriye gider bir aşamayı tamalarsın.. başaramaz isen.., yenilirsin.. burada .., ütülmeyi anlayabilmek için bu durum(koyulaştırdığı m yerler) temel alınmaz.. yukarıda neler olabileceğini belirttim..

m.pekdemir bunları es geçip.., çirkin bir tanımlama ve itham ile yazısını "döşenmiş".., üstelik 1980 sonrasındaki kendi argümanlarını ve de duruşlarını es geçerek bunu yapmış..

1975 sürecindeki .., 1970 geleneğine bağlı olanları "toparlayıp, "içerde çoktan ütülmüşlerin" eline teslim eden ve bu anlamda yenilgiye baştan razı olan bir kişidir.. hadi burasını yenilgi sayayım.. ya 1980 sonrası..!!!

geçmişdeki tüm argümanlarını-yönelimlerini-amaçlarını bir kenara bırak.. sistemin açtığı kanalda sistemin şamreli ile yüzme dersi ver.., toplumu buna doğru "bük".. buna yenilgi diyemem..
bir "ütülmüş"ün.., ütülmüşler katsayısını artırma işlevi derim..

1980-85 arasındaki telef olan yüzlerce militanın hesabını vermeden .., yani gerilla yapılaşmasının tasfiyesinin hesabını vermeden işi taner akçama yükleyip işin içinden sıyrılma kurnazlığını başkaları yese bile yemeyenler daima olacaktır..

m.pekdemir bir "yeniden" ütülmüşlük teorisi ve pratiğini yaratırken.. birileri çok değil 4 sene sonra destan yazdı.. ve.., aradan 26 sene geçti.. başlangıcında ne idi şimdi nedir..
1980-84 arasında devrimci yol'un yarısı kadar güce ve olanaklara sahip olmayan bir örgüt.. şimdi devasa boyutlardadır.. sürecin asli öznesidir..
"diğerleri" ise.., yenilgileri.., ütülmüşlüğe evirmekle iştigal ettiler.. yada olanı erittiler..
sen de.., kalkmış.., bu süreci toptan karalıyorsun.. kendi çirkinliğine ortak yapmaya çalışıyor kendi rengini ve işlevini kapattığını sanıyorsun..

1984 de kadar.. ne kürt vardı ne kürdistan.. bu kelimeler yasaktı.. 1984 de var diye yola çıkıldı..
bakalım nasıl ütülme yaşanmış..!!!
1- türkiye kürt varlığını kabül etti..
bunu resmi yayınlarında tescillediler(trt-şeş)
2- 1984 den beri bir avuç olan güç şimdi bir halk oldu..
3- sadece türkiye sınırlarında da değil.. bölgede etkin bir güç oldu..
kürdistan ve kürt halkının parçalanmışlığını parçaladı.. bölgedeki devrimci sürece yeni bir anlam kattı sınırlarını genişletti..
4- silahlı mücadele verme ve illegal olma iddiasını taşıyanların sadece legalite alanında ve boş çuval olarak dolaşmalarıı ve de illegal silahlı mücadele veriyorum "laf"larına karşın giderek sadece lagalite alanlarında iştigal edenlerin.. işlevlerini teşhir etti..
5- en önemlisi.., 80 yıllık sistem paradıgmasını yerle bir etti.. ve bu anlamda da.., türk-iye solundaki bu teorik-pratik eklemlemeyi de teşhir etti.. yani şövenizmi açığa çıkarttı.. netleştirdi..

sen kalkmış.., utanmadan arsızca bu süreci ütülmek olarak tanımlıyor ve itham ediyorsun.. üstelik kendin sistemin kuçağında ulusalcılara ekmek taşırken bunu yapıyorsun..

m.pekdemir sen tükenmemişsin sen misyonunu oynuyorsun.. diyelimki aşiırı yaklaşıyorum da sadece tükenmiş olsun.. ama çirkinleşmenin anlamı var mı???

yazısını ikinci sayfada aktaracağım..

ütülmüş birisinden ütülmüşlük ithamları

AKP ile PKK arasında 'Evet' müzakareleri mi?

Üterken ütülenler…
Devrimcilerin başarılı olması neden kolay değil? Çünkü ütmek değil, yenmek peşindedirler ve bu yüzden ütülmezler, olsa olsa yenilirler. Çünkü punduna getirip halletmiş gibi görünmek ya da ortada kuyu var yandan geç demek yerine, çözüm peşindedirler…
İşte bu yüzden olsa gerek devrimciler her daim reel politik alanda kurulan ütme-ütülme dengelerinin dışında yer alırlar… Böyle bir ilişkide taraf tutmak devrimciliğin inkarıdır zaten… (Ve zaten pişkinlik, eyyamcılık devrimci siyasetlere bir kez bulaştı mı, gerisi gelir ve artık her şey mubah olur.. AKP’nin yaşattığı değişinimi [mutasyonu] “değişim” sanan mutant solcular da böyle bir gidişatta hangi duruma düşüleceğinin hicranlı örnekleri değil mi?)
Elbette bir de şu var: Üteyim derken ütülürsün!
Askerler uzun süredir AKP’yi ütmeye çalıştılar, ütüldüler. Çünkü AKP de benzer taktikleri kullanarak askerleri ütmeye girişmişti. Ama bu öyle bir siyaset tarzı ki, belli bir noktada kendisinin de ütülmemesinin bir garantisi yok. Ayrıca tek derdi çözüm filan değil de ütmek olanın tek kaygısı da haliyle ütülmemek olur.
Şimdi mesela gelinen noktada Öcalan AKP’yi ütecek mi? Bu soruyu şundan soruyorum: Önce koster bozuk dediler, ama baktılar referandum sonuçları tehlikede, hemen özel koster tahsis ettiler.
Ve böylece PKK de “ateşkes”i ilan etti.
Peki ama bu tür bir ilişki aslında AKP ile PKK arasında zımni bir müzakere sayılmaz mı? Ya da ütme-ütülmeme ilişkisi? Hangisi?
Kürt siyasetçileri AKP’nin evet’e olan ihtiyacını bu şekilde bir müzakereye dönüştürmeye çalışabilir ve bu normaldir. Ancak, sözde açılım sürecindeki ütme stratejisini bir kenara koysak dahi, AKP’nin böyle bir yola gireceğine inanmak, baştan ütülmektir.
AKP’nin varlık nedeninin kirli savaşı ancak kirli bir barışla bitiriyormuş gibi davranmakta yattığını da görmemektir.
Bu noktada Fikret Bila’nın şu tespiti önemli: “Türkiye referandumdan sonra genel seçime gidecek. Seçime giderken iktidardan böyle bir adım beklemek gerçekçi değil. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söyleminden de anlaşılıyor ki bu boş bir umut.”
Evet, hakikaten boş bir umut... Başka türlüsü de mümkün değil. Çünkü denklem baştan bozuk… Mesela inisiyatif şimdi hakikaten Öcalan’da mı? Değil… Bir anlığına böyle görülebilir ama “inisiyatif sahibi” Öcalan’a siyaset yaptırma inisiyatifi de şimdi kesinlikle AKP’de ve en son koster örneği bunun kanıtı. Eskiden ordudaydı; artık İmralı’nın iç işlerine Adalet Bakanlığı, dışişlerine İçişleri Bakanlığı bakıyor, yani AKP hükümeti. Öcalan, ancak AKP inisiyatifi ile tanınan fırsatlar çerçevesinde siyaset yapabiliyor, çünkü tutsak! Ve artık ordunun değil AKP hükümetinin tutsağı…
Bu bağlamda değerlendirildiğinde , sanki Ramazan vesilesiyle ilan edilmiş gibi sunulan ateşkes’in süresinin referandum sonrasına, 20 Eylül tarihine kadar uzanması epey manidar. Nitekim Öcalan da “Referandum’dan sonra ‘Yine seçim var’ oyalamasına izin vermeyeceğim. Bir kerede her şeyi bozabilirim” diyordu.
Amma ve lakin referandumdan sonra hakikaten seçim de var ve AKP sırf Kürt sorununu hakikaten çözeyim diye seçimi kaybetmeyi göze alacak tıynette bir parti değil. Bu durumda asıl vaveyla (Öcalan’ın da uyardığı üzere) referandumdan sonra kopabilir; ütenler ile (bir kez daha) ütülenler karşı karşıya geldiğinde…
(Peki ama bu süreçte mesela KESK yönetiminin de taammüden ütülecek olanlar yanında saf tutmasına ne demeli? Neyse ki yönetimin tercihine rağmen, konfederasyona bağlı BES, ESM ve Tarım Orkam-Sen gibi sendikalar ile diğer sendikalar bünyesindeki özellikle devrimci sendikal dayanışma bileşenleri “hayır” deme konusunda tereddüt göstermiyorlar.)
Evet ve hayır oyları at başı gittiğinden, haliyle BDP de kilit parti oldu… Açılımda yuttukları bir zoka vardı… Ütüldüklerini çabucak fark edebildiler. Şimdi yine benzer bir zoka önlerine geliyor… AKP hesabında aslında boykot bile “evet” hanesine yazılıyor. Ne yazık ki bu süreçte ince siyasetlerde yenen kazıkların kalın olması da kaçınılmaz hale geliyor. Bir “evet” uğruna ya rab ne dolaplar çevriliyor! Yani?
Alavere dalavere Kürt tercihi evet’e!
MELİH PEKDEMİR
http://www.birgun.net/politics_index...onth=08&day=16

input.styled { display: none; } select.styled { position: relative; width: 83px; opacity: 0; filter: alpha(opacity=0); z-index: 5; }
__________________