Öcalan'dan sonra

'Yetmez, ama evet' yetmez

Şimdi demokratik güçlere, kendi aralarında yapacakları bir 'işbölümü' gereklidir.

Herkesin aynı işi yaptığı bir durum, toplumsal yaşama da, siyasi yaşama da aykırıdır. Elbette bizim inancımız, insanlığın 'işbölümüne' mahkum olmasını kabul etmez. Zorunlu, değişmez bir işbölümü kötüdür. Ama bir 'iş'i başarıyla yapmak için, o 'iş'e uygun işbölümü zorunludur.

Bir masayı eğer ağırlığı uygunsa, en iyi 'iki kişi' taşır. Geriye kalanlar, misafir sayısı kadar sandalyeleri taşıyacak, bir kısmı mutfakta yemek pişirirken, diğer birkaçı alışveriş yapacaktır.

Ama eğer misafir ağırlayacak olan evin bütün fertleri, diyelimki onbeş kişi, aynı anda bütün 'işleri' birlikte yapmaya kalksaydı ne olurdu? Örneğin masayı hep birlikte taşımaya kalktıklarında itiş kakış, farklı yönlere doğru atılan adımlar v.s. yüzünden masayı bir metre öteye taşıyamazlardı. Onbeş kişi aynı anda bir çorbaya tuz atmaya kalksa, hepsi birden 'çorbada tuzum olsun' dese, bu çorbanın felaketi olurdu. Diyelim ki, evin on beş kişisi, yüz gram issot almak için hep birlikte bakkala gitseydi, hepsi birden, bakkalın önüne yığılsaydı, beş liralık kağıt parayı onbeş elin ikişer parmağı bir ucundan tutup bakkala vermeye kalksaydı, ne olurdu? Beş lira yırtılırdı, bakkal her kafadan çıkan sesler yüzünden ne istendiğini anlamazdı, en sonunda bu onbeş kişinin yüz gram issot almak için dükkanın önüne yığıldığını, on kilo issot alacak olanları önlediğini anlayınca da, onları kovalardı.

O halde sadede gelelim; işbölümü şart.

İşimiz nedir? İşimiz birkaç bölümlük bir iştir: işimizin adı referandumdur; referandum işimizin bir bölümü, referandumda tutumumuzun koşulları ile ilgilidir. Diğer bölümü koşullarımız kabul edilmezse ne yapacağımızla ilgilidir.

Referandum işimizin bir bölümü olan koşullar bellidir; karşılıklı eylemsizlik, KCK tutuklularının özgürlüğü, Öcalan'ın koşullarının müzakere için elverişli kılınması ve seçim barajının düşürülmesi... Bunlar koşullar.

Referandum işimizin diğer bölümü ise, bu koşulların kabul edilmemesi durumunda referandumun boykot edilmesi. İki bölümlü iş için biz de işbölümü yapacağız:

Bir kısmımız, referandum işinin 'koşullarına' vurgu yapacağız.

Bir kısmımız, referandumun 'boykot' edilmesi kısmına.

O halde, kim referandum işinin koşullarına vurgu yapacak?

Kim boykot kararını kuvvetle dile getirecek?

Çok basit?

Parlamentoda konuşan ya da hükümetle diyalog kuran Kürt siyasetçisi, elbette referandumu boykot etmemenin koşullarına vurgu vuracaktır.

Ama kitleler arasında çalışan, mitinglerde konuşan Kürt siyasetçisi, kesinlikle boykot konusundaki kararlılığı dile getirecektir.

Hükümetle konuşurken, 'eğer koşullarımızı yerine getirirseniz boykot kararımızı gözden geçiririz' demekle, kitlelerle konuşurken, 'şu ana kadar hükümet koşullarımızı reddettiği için, referandumu boykot edeceğiz' demek, özünde aynı şeyleri söylemek anlamına gelir. Esneklik ve kararlılık birbirine zıttır, aynı zamanda tek bir bütünün diyalektik parçalarıdır. Olgun siyasetin diyalektiğidir bu.

Bu ne biçim 'ilkesellik' diyen kişiye konuyu anlatmak sanıldığı kadar zor değildir. Ona şöyle deyiniz, hükümetle kitleler aynı dille konuşmaz. O halde sen de hükümetle konuşurken onun anlayacağı dille, kitlelerle konuşurken ise, o kitlenin diliyle konuşmalısın. Yani hükümetle 'Türkçe', kitlelerle 'Kürtçe' konuşmak gerekir; 'uzlaşma' niyeti Türkçe, kararlılık niyeti ise Kürtçe ifade edilir çünkü. Vaktiyle 'Almancanın' barışçıl, 'Fransızcanın' devrimcil dil sayılması gibi.

Olgun siyasetin de, Türkiyelileşmenin de formülüdür bu.

İyi güzel, hoş da, bu işbirliğinde solcunun rolü ne olmalı?

Örneğin 'yetmez, ama evet' diyen solcu şimdi ne yapmalı?

Öcalan'ın 'son ana kadar beklemek' sözünden sonra, herkes şunu çok iyi bilmeli: Artık 'yetmez, ama evet' demek de yetmez. Artık 'yetmez ama evet' çizgisini boykotun alternatifi gibi sunmak imkansız olmuştur.

Çünkü boykot koşullara bağlanmıştır.

'Yetmez ama evet' diyen solcuya soruyoruz; Kürt halkının boykotu gözden geçirmek için öne sürdüğü koşullara 'evet mi, hayır mı' diyorsun?

Bu koşullara 'evet' diyorum diyen solcunun görevi, Kürt halkıyla birlikte, 'karşılıklı eylemsizlik, KCK tutuklularının özgürlüğü, Öcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi ve seçim barajının düşürülmesi' için hükümete baskı yapmak ve eğer bu koşullar yerine getirilmezse, Kürtlerin boykot kararını destekleyeceğini ilan etmektir.

Bu koşullara 'hayır' diyen 'yetmez ama evetçiyle' zaten işimiz olmaz.

İşte size işbölümü. Biraz karmaşık ve zor. Çünkü siyaset aritmetikten çok 'El Cebra'ya, yani cebire benzer. Cebir ise, malum 'zor ve şiddet' anlamına da gelen Arapça bir sözcüktür. Yani işimiz zaten 'zordur'.