Bitaraf olmak yetmez ama...

Başbakan, TÜSİAD'ın referandum tavrını eleştirirken 'ya evet deyin ya hayır' demeye getiriyor. Başbakan'ın 'Hayır' diyenlere karşı tavrı hepimizin malumu. Yani TÜSİAD yönetimi aslında tek seçenekle karşı karşıya. Ya 'evet' diyecekler ya 'evet' diyecekler.

Kampanyanın bir tarafı olarak Erdoğan'ın, herkesin 'evet' demesini istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Ama bu isteğini, yarı tehdit, yarı itham psikolojisi içerisinde yürütmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Sivil toplum örgütlerinin kurumsal olarak bir tercih yapması söz konusu olabileceği gibi, kurumsal bir tutum ortaya koymadan üyelerini serbest bırakması da doğal bir durum olarak görülmelidir.

Kampanyanın paketin içeriğinden bağımsız biçimde, 'havuz, soy, boy, sigorta' kavgasına döndüğü bir ortamda, sivil örgütlerin bu kavgaya taraf olması ilkesel olarak çok daha ciddi tartışmalara neden olacaktır. Özellikle Hrant Dink davasında Hükümet tarafından gönderilen savunma, Hrant'ın arkadaşlarının tavırlarını bir kez daha gözden geçirmesi gerekir. Hrant 'bertaraf' oldu ama bitaraf değildi. Demek ki bertaraf olmamak için, bitaraf olmamak yetmiyor... Ne diyelim yetmez ama...

Tayinleri bu kadar tartışma konusu olan yargı mensuplarının tarafsızlığı

HSYK toplantısında en zor süreç sona bırakıldı. Özellikle Ergenekon davasına bakan isimlerle ilgili gerilim herkesin malumu. Kamuoyuna yapılan açıklamaları bir tarafa bırakırsanız 'tarafsızlık' ve 'bağımsızlık' açısından ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu açıkça görebilirsiniz. Hangi tarafta olduklarından bağımsız olarak bir güven bunalımı ile karşı karşıya karşıyayız. Meslektaşları yada Adalet Bakanı'nın güvenmediği savcı ya da yargıçlara halkın güvenmesini kim bekleyebilir, ne hakla isteyebilir ?

Ortada ciddi bir zihniyet ve usul sorunu varken, herkesin kendi yanlışı ile yüzleşmekten kaçınması daha fazla kaygı duymamıza neden olmalıdır.

Nezir Burak ve güvenlik güçlerinin sorumluluğu

Mersin'de yaşanan olay her şeyi ortaya koyuyor olmasına rağmen hâlâ etkin bir iradenin ortaya çıkmıyor olması utanç vericidir. Ateşli silah kullanılıp kullanılmamasına odaklı bir tutum insan hakları anlayışından uzaklığımızı da gözler önüne seriyor.

Bir yandan mağdur yakınları güvenlik güçlerini teşhir ederken, diğer yanda yapılan resmi açıklamalar suya sabuna dokunmamayı tercih ediyor. Cezasızlık, işkence, kötü muamele ve yargısız infazın en önemli nedenidir.

Bu cezasızlık politikasının sorumlusu sadece yargı ve bürokrasi değil aynı zamanda ve en fazla siyasal iradedir.