Amneziye Karşı - Anayasa Referandumu Vesilesiyle (1)
Sosyalistlerin “Anayasa Referandumu” vesilesiyle yazdıklarını okuyunca, ister istemez, “sosyalistlere bulaşmış bir Amnezi (Hafıza Kaybı) Mikrobu mu var, sosyalistler arasında Amnezi salgını mı var?” diye düşünmekten kendini alamıyor insan.
Bütün tartışmayı, Evet mi, Hayır mı, Boykot mu üzerinde yürüterek yapıyorlar.
Bunun fazla bir öneminin olmadığını; bizzat ne oy verileceği noktasında yoğunlaşmanın egemen sınıflara hizmet etmek anlamına geldiğini unutmuş bulunuyorlar.
Gerçi bunu hiçbir zaman tam olarak anlamamışlardı ama eskiden hiç olmazsa ilke düzeyinde sorunu böyle ele almak gerektiğini söylerler ve öyle yapmaya çalışırlardı.
Sosyalistler kime veya neye oy verileceği konusunun bir taktik sorun olduğunu ancak aynı amaçlarda anlaşılanlarla taktiklerin ne olacağı üzerine tartışılabileceğini, farklı amaçları bulunan güçlerle sanki aynı amaçlar için farklı taktikler söz konusuymuş gibi tartışmanın ezilenlerin bilincini karartacağını ve bunun için eleştiri ve tartışmayı program ve strateji konularına çekmek gerektiğini unutmuş bulunuyorlar. Gerçi bunu da eskiden tam olarak anlamamışlardı ama hiç olmazsa sorunu böyle ele almak gerektiğini söylerler ve öyle yapmaya çalışırlardı.
Kendine sosyalist diyenlerin bir kısmını oluşturan ve bir “üçüncü blok”, sosyalistler bloğu oluşturmak gerektiğini söyleyen kimi “pratik militan”lar, böyle gevezeliklerle uğraşmaktan ise, çok daha “pratik” bir iş olan, hangi afişin daha etkili olduğu türden reklamcılık mesleğine soyunmuş bulunuyorlar. “Üçüncü blog”un başarı ya da kaderinin reklam ve afiş tekniğindeki yaratıcılığa bağlı kalmasının nasıl bir saçmalık ya da paradoks olduğu üzerine düşünmeyi zül addediyorlar.
Ama bundan daha korkuncu, bunu kimsenin korkunç bulmaması ve düşülen durum hakkında hiçbir uyarı yapmaması.
Bu amnezi salgını karşısında ne yapılabilir?
Örneğin bir zamanlar Lenin’in yazdıkları bir çare olabilir mi?
Lenin adının kahkahalara yol açacağını veya kimilerince “Lenin de nereden çıktı?” ya da “şimdi Lenin’in sırası mı?” diye düşünüleceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok.
Onlara diyeceğimiz şudur:
Elbet sosyalist teorinin geliştirilmesi gerekir, elbet tarihsel deneyden sonuçlar çıkarmak gerekir. Zaten bunu en radikal ve acımasız bir şekilde “Marksizmin Marksist Eleştirisi” gibi kitaplarımızla veya çeşitli yazılarımızla yapıyoruz. Marks’ları, Lenin’leri, Troçki’leri, Kıvılcımlı’ları milliyetçi olmakla, Din konusunda Aydınlanmanın kavramlarını aşamamış olmakla eleştiriyoruz. Şimdiye kadarki bütün program, strateji, örgüt yaklaşımlarını alt üst ediyoruz.
Ama bunu bir binayı yıkıp yeniden bambaşka bir bina kurarak yapmıyoruz. Bizzat onların birikimine en orijinal ve otantik biçimiyle sahip çıkarak ve sahip çıkabildiğimiz için, onların katkılarını savunarak, içimizde taşıyarak, bir tepeye tırmanır gibi yapıyoruz.
Bu nedenle, onların dediklerinin bu hafızasını yitirmiş, amneziye uğramışlar sosyalistler karşısında hala büyük değeri var ve savunmaya değer.
Lenin’in seçimlere (veya şimdi olduğu gibi referandumlara) karşı sosyalistlerin nasıl tavır alması gerektiğine ilişkin yazdıklarını ele alan ve onlara dayanan; bundan tam otuz bir yıl önce yazılmış bir yazıyı aşağıya koyuyoruz. Bu yazıyı daha sonra, son seçimlerde de, yine hatırlatmak için koymuştuk.
Aşağıdaki yazıyı okuyup da hiçbir şey anlamadan yine de “sen hangi programı savunuyorsun”; “sen hangi güçleri nasıl değerlendiriyorsun” sorusunu değil de “sen ne oy veriyorsun” diyecek olanları da merakta bırakmayalım.
Yazarı olduğumuz Köxüz sitesi (www.koxuz.org) Türkiye’de ve Kürdistan’da Radikal Demokratların en yoğun biçimde bulunduğu, neredeyse hepsinin birbirinden bağımsızca “Boykot” dediği bir sitedir.
Biz de elbet “boykot” doğru bir taktiktir diyoruz. Ama “sosyalistlerin üçüncü blogunu oluşturmak” için veya “Türkiye daha demokratik olacak” vs. gibi gerekçelerle değil.
Kürt özgürlük hareketi ve onun ezilenlere dayanan, daha radikal demokrat eğilimlerin ifadesi olan kanadı yani PKK ve DTP ne kadar etkili ve güçlü olursa, ezilenler ve demokrasi mücadelesi için o kadar iyidir diye düşündüğümüz için.
Açıkça şunu da belirtelim ki, Kürt Özgürlük Hareketi “Boykot” değil de örneğin “Evet”i veya “Hayır”ı uygun görseydi, doğru ya da yanlış demeden onu da desteklerdik.
Çünkü bizim için ne oy verileceği taktik bir sorundur.
Ama egemen ulustan bir insan ve sosyalist olarak ezilen ulusun ezilenlerinin hareketini desteklemek ve destekleyerek bir örnek sunmak, bu örnek aracılığıyla vereceğimiz mesaj, yani gerçekte söylenen esasa, programatik, içeriğe ve öze ilişkin bir sorundur.
Biz Kürt özgürlük hareketine “etnik temelde politika yapıyorlar onlara sınıfsal temelde politikayı öğretelim, bunun için de sosyalistlerin üçüncü bloğunu kuralım; bunun için de boykot diyelim” diyen; ve böyle diyerek, Türklüğü etnik temelde tanımlamış bir devlette ve ulusta, Türklüğe karşı savaşmayı değil de “Emek” için savaşmayı öne koyarak, aslında kendileri nesnel olarak Türk etnisi temelinde politika yapanlardan değiliz.
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Erken seçim kararından beri sosyalistler arasında seçimlerde ne yapılması gerektiği, doğru tavrın ne olduğu üzerine bir takım girişimler başlamış bulunuyor.
Bu konudaki tartışmalara biz de 1979 yılında yapılan seçimler dolayısıyla yazdığımız bir yazı ile bir giriş yapalım dedik.
O zamanlar yazılmış yazının başlığı "Proletaryanın Taktikleri ve Seçimler" aradan çeyrek asından fazla zaman geçmiş olmasına rağmen bu gün hala güncelliğini olduğu gibi koruduğu kanısındayız.
Yazı Sosyalist gazetesinin 18 Eylül 1979 tarihli 85'inci sayısında imzasız olarak yayınlanmıştı.
Seçimlere ilişkin Marksist görüşleri Lenin'den yapacağımız bir kaç alıntı ile görelim.
"Seçimlerde, gerçekten geniş ve en geniş kitlelerin çıkarlarım yüceltmek isteyen kişinin en başta gelen görevi, KİTLELERİN POLİTİK BİLİNCİNİ GELİŞTİRMEKTİR. " (Lenin, "Bir Kere Daha Particilik ve Ademi Particilik Üzerine", Biz majiskülledik)
"(. . . ) Sosyal-Demokratlar için seçimler, özel bir siyasal işlem değildir, bin bir türlü vaatte bulunarak sandalye kazanmaya çalışmak değildir, ama sınıf bilinci olan proletaryanın SİYASAL DÜNYA GÖRÜŞÜNÜN İLKELERİNİ VE TEMEL İSTEKLERİNİ SAVUNMAK İÇİN ÖZEL BİR FIRSATTIR. " (Lenin, "Reformcuların ve Devrimci Sosyal-Demokratların Seçim Bildirgeleri", Biz Maj. )
Elbette "Kitlelerin politik bilincini geliştirmek"; "proletaryanın siyasal dünya görüşünün ilkelerini ve temel isteklerini savunmak" sadece seçimlere has görevler değildir. Bunlar bir proletarya partisinin her zaman yapması gereken görevlerdir. Demek ki, seçimler görevlerin niteliğinde bir değişme yaratmamaktadır.
Bu durumda seçimlere, bu her zamanki görevlerin yapılmasında yararlanılacak bir olanak, bir "fırsat" olmanın ötesinde fazla bir anlam yüklememek gerekir. Onun için Lenin, yukarıdaki alıntıda "özel bir fırsat"tır diyor.
Ve bu "olanak" ya da "fırsat" ve ilh. olmayı da fazla abartmamak gerekir. Bu olanak çoğu kez, son derece küçük ve mütevazı bir şeydir.
Ama kitleleri eğitmek için, varını yoğunu ortaya koyan bir proletarya partisi açısından hiç bir olanak, ne kadar küçük ve önemsiz olursa olsun üzerinden atlanamaz. Onun için Lenin'in partisi, en anti-demokratik usullere göre yapılan Duma seçimlerinden bile yararlanmayı ihmal etmemiştir.
"Hepimiz şunu gayet iyi biliyoruz ki, 1912 seçimleri (1911 ve 1908'de olduğu gibi, koşullar durumu radikal olarak değiştirmedikçe) ne bir "geniş" ne de bir "açık" "kitle "kitle seferberliği" getirmeyecektir ve getiremez. Verebileceğinin tümü eylem için pek de geniş ve açık olmayan MÜTEVAZI BİR OLANAKTIR ve BU OLANAK KULLANILMALIDIR." (Lenin, "Seçim Kampanyasının Temel Sorunları", Biz Majiskülledik)
"(. . . )Gerici Duma toprak sahiplerine yönetimi, gücü; burjuvaziye pazarlıklarını yapabileceği j bir alanı ve proletaryaya da ÇOK AZ BİR SÖZ HAKKI veriyor. Bu durumda KÜÇÜK SÖZ HAKKI ÖNEMLİ BİR FAKTÖR OLUYOR. Bu küçük SÖZ HAKKINA GEREKSİNMEMİZ VAR. Seçim kampanyasına, kitle içinde devrimci çalışma yapabilmek için gereksinme duyuyoruz. (...)" (Lenin, "Dördüncü Duma Seçim Kampanyası ve Devrimci-Sosyal Demokratların Görevleri", Biz Maj. )
Seçim kampanyasından, devrimci çalışma için; kitlelerin devrimci eğitimi için yararlanma sonucunda, bir yan ürün olarak (ki çoğu kez seçimler de proletaryanın devrimci savaşının yan ürünleridirler) parlamento kürsüsünden yararlanma olanağı da doğabilir, yani bazı temsilciler burjuva parlamentoya girebilir.
Bu da, yine, kitlelerin devrimci eğitimi için bir olanaktır. Ama sadece bir olanak ve eğitim için bir olanak. . .
Gerek seçimler gerek parlamento bir proletarya partisi için iktidara gelmek için bir yol olamaz mı?..
Çünkü bir bütün olarak burjuva devletinin ve özel olarak parlamento denen organın yapısı; onun, ezilen sınıflar tarafından bir iktidar organı olarak kullanılmasına elvermez. Ancak, burjuva devletinden bağımsız olarak, çoğunluğun sömürücüler karşısında korunmasını sağlayacak bir devletin tohumu, embriyonu olan organlar (örneğin Sovyetler, işçi Konseyleri vs. ) proletaryanın partisinin iktidara gelebilmesi için bir yol, bir araç olabilirler.
Olabilmeleri her zaman olacakları anlamına gelmez. Ortada başka bir cihaz olmasa bile, burjuva partileri çoğunlukta olduğu sürece, bu tür organlar da burjuvazi tarafından bir İktidar aracı olarak kullanılabilirler. Çünkü saf olarak, çeşitli tarihsel ve diğer etkilerden soyutlanmış olarak düşünüldüğünde, burjuvazinin egemenliğinin kaynağında, onun üretim araçları üzerindeki mülkiyetinin bulunduğu; bu nedenle, en demokratik (militer ve bürokratik bir aygıtı olmayan) cumhuriyetin bile özünde burjuva diktatörlüğü olduğu görülebilir.
Evet, burjuvazi, soyut olarak, proletarya diktatörlüğünün aleti olan bir devleti - ki bu özünde halkın silahlı olmasıdır - silahlı halk çoğunluğu kapitalist özel mülkiyeti kaldırmaya karar vermedikçe kendi egemenliğinin aracı olarak kullanabilir. Ama böyle bir araç, emekçiler burjuvazinin ekonomi üzerindeki egemenliğine son vermeye karar verdiğinde, emekçilere karşı kullanılamayacağından; aksine emekçi çoğunluğu iradesine hizmet edeceğinden, barışçıl bir devrimi mümkün kılan tek araç olur.
Diğer bir deyişle, barışçıl bir devrimin tek garantisi, silahlı halk ve militarizm ve bürokrasiden yoksun bir devlettir. Ancak böyle bir devletin varlığı şartında seçimler; halkın iradesini yansıtan organlardaki çoğunluk iktidara gelmek için bir yol olabilir.
Ama böyle bir devlet, çok özel bazı durumlar dışında - örneğin Şubat devriminden sonra tüm ordunun Sovyetleri desteklediği, halkın silahlı olduğu şartlarda Sovyetler iktidarı alsaydı böyle bir durum söz konusu olurdu. Bu noktaya Lenin özellikle dikkati çekmiştir. - günümüzde hiç bir ülkede yoktur.
Geçen yüzyılda da, Marks ve Engels'in çok ihtiyatla belirttikleri gibi, herkesin silahlı olduğu, düzenli bir bürokrasisi ve ordusu olmayan İngiltere ve Amerika böyle bir devlete en yakın devletler olmuştur.
Bütün bu nedenlerledir ki, burjuva parlementolar ve seçimler, proletarya partisi için iktidara giden bir yol, bir araç, kazanılacak bir "mevzi", ele geçirilecek bir organ değil; kitlelerin siyasi eğitimi için yararlanılabilecek mütevazı olanaklardırlar.
Şimdi, Türkiye'deki yazında en çok karıştırılan bazı noktaları aydınlatmak gerekiyor.
Birincisi, seçim kampanyasından kitlelerin devrimci eğitimi için yararlanmak ile parlamento kürsüsünden - yine aynı amaçla - yararlanmak ayrı ayrı şeylerdir.
Çünkü, kimileri, seçim kampanyalarını, parlamentoda kürsü elde etmek için yararlanılacak bir olanak olarak düşünmektedirler... Bu yanlış bir kavrayıştır, seçim kampanyasının amacı - sık sık söylendiği gibi - kitlelerin bilincini geliştirmede kullanmak için parlamentoda kürsü kazanmak değil; doğrudan doğruya kampanyanın olanaklarından yararlanarak kitlelerin politik bilincini geliştirmektir, ya da bir proletarya partisi için böyle olmalıdır.
Amaç, parlamentoda kürsü kazanmak olmaz; seçim kampanyalarından da yararlanarak kitleleri eğitmek olursa, bu faaliyetlerle, bir yan ürünü olarak, yine aynı amaçla yararlanılabilecek bir olanak elde edilmiş olabilir.
Bu çok belirsiz gibi görülen ayrım yapılınca, kampanyada yapılacak propagandanın içeriği ile oyların kimlere verilmesinin istendiği arasında bir ayrım yapmak gerektiği ortaya çıkar.
Propagandanın içeriği bir program sorunudur; öze ilişkin bir sorundur. Ama kime oy verileceği sorunu, taktik bir sorundur.
Birincisindeki yanlış, özden; büyük bir yanlıştır; ikincisindeki yanlış biçimden; küçük bir yanlıştır.
Unutmayalım "doğru" bir taktik, doğru bir programı her zaman varsaymayacağı gibi; doğru bir programın her zaman doğru taktiklerle bir arada olacağını düşünmek de saçma olur. Ama programda ve taktikteki yanlışları aynı ayarda; aynı değerde kabul etmek, daha da büyük bir yanlış olur.
Bu ayrımlar özellikle, Türkiye'de var olan bir düzineden fazla proletarya sosyalizmi iddialı parti ve "siyaset"lerin sınıf özlerini tahlil etmek bakımından önem taşımaktadır.
Örneğin bugün, herkes birbirine şu soruyu soruyor: "Siz kime oy verilmesini isteyeceksiniz? . . Aday gösterecek misiniz? . . . vs."
Bir proletarya sosyalisti, bir devrimci işçi için bu sorular öyle birincil derecede önemli değildir. Kime oy verileceğinde doğru bir tespitte bulunamamak ikinci derecede önemlidir. Bir bilinçli işçi, hiç bir zaman kendini bu burjuva kavrayışına adapte etmemelidir. O daima, kime oy vermek gerektiğinden önce, "programı nedir, hangi şiarları savunmaktadır?" diye düşünmelidir; "Seçim çalışmanızın içeriği ne olacaktır?" diye sormalıdır.
Lenin " 'Sol' Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı" adlı eserinde, bu ayrıma dayandığı için, İngiliz Komünistlerine, Mac Donalt'lara oy verebileceklerini söyler. Çünkü ajitasyonun içeriği, program devrimcidir.
Bu ayrım çok önemli olduğu ve kime ne oy verileceği ikincil önemde olduğu içindir ki proletarya sosyalistleri pek çok durumlarda (örneğin kendilerine verilecek oyların gericiliği güçlendireceği gibi durumlarda birkaç dereceli seçimlerin üst turlarında vs.) tercihan küçük burjuva demokratlarına; o da yoksa burjuva ilericilere, hatta liberallere oy vermekten çekinmezler.
Çünkü, şuna ya da buna oy vermek, yapılacak propagandanın içeriğini herhangi bir şekilde etkilemez. Öz: Sağlamdır.
Türkiye'deki o muazzam küçük-burjuva devrimciler kitlesi, tüm dikkati daima taktik sorunlara yığdığından (ki bu, burjuva nitelikli programları gizlemeye yol açtığından, burjuvaziye hizmet etmektedir) ve taktik keskinliği devrimciliğin ölçütü olarak gösterdiğinden, bu konu üzerinde Lenin'den uzunca bir bölüm aktarmadan geçmeyelim.
"Çarlığın iktidardan düşmesine kadar, Rusya'nın devrimci sosyal-demokratları çok defa liberallerin yardımlarına başvurmuşlardır, yani bunlarla bazı pratik uzlaşmalar yapmışlardır. 1901-1902'de Bolşevizmin doğmasından az önce, Iskra'nın eski redaksiyonu (Plehanov, Akselrad, Zasuliç, Martov, Potressov ve ben, bu redaksiyona dahildik) burjuva liberalizminin siyasî lideri Struve ile, - çok uzun süreli olmamakla birlikte - belirli bir ittifak kurmuştuk. Ama bu, burjuva liberalizmine karşı ve onun işçi hareketi içinde etkisinin en küçük belirtilerine karşı, en amansız ideolojik mücadeleyi sürdürmemize engel olmuyordu. Bolşevikler, her zaman bu siyaseti gütmüşlerdir. 1905'ten beri, işçi sınıfı ile köylülüğün liberal burjuvaziye ve çarlığa karşı ittifakını, sistemli olarak savunmuşlardır, ama buna rağmen, burjuvaziyi çarlığa karşı desteklemekte hiç bir zaman kusur etmemişlerdir (örneğin iki dereceli seçimlerde ya da seçimlerin ikinci döneminde olduğu gibi) ve hiç bir zaman, burjuva devrimci küçük köylüye karşı, sosyalistlik iddia eden küçük-burjuva demokratlar olarak suçladıkları "devrimcl-sosyalistle-re" karşı, en sert ideolojik ve siyasî mücadeleyi durdurmamışlardır. 1907'de bolşevikler, kısa bir süre için, "sosyalist-devrimciler" ile Duma seçimlerinde belirti bir siyasî blok teşkil etmişlerdir. 1903'ten 1912'ye kadar menşeviklerle bazan yıllarca süren yoldaşlık ettik ve aynı sosyal demokrat parti içinde kaldık, ama onlarla, proletarya üzerinde burjuva etkisinin ajanları olarak ve oportünist olarak ideolojik ve siyasî alanda mücadele etmekten bir an bile geri durmadık. Savaş sırasında "kautskyciler"le, sol menşeviklerle (Martov) ve "devrimci-sosyalistler"le (Çernov, Natanson) bir çeşit uzlaşma yaptık; Zimmervvald ve Kiental kongrelerine onlar birlikte katıldık, onlarla ortak bildiriler yayınladık; ama "kauts-kicilere", Martov ve Çernov'a karşı ideolojik ve siyasî mücadelemizi durdurmadık, onu gevşetmedik (. . . )" (Lenin, "Bir Çocukluk Hastalığı. . . " s. 73-74)
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
