Referandum Yazıları (2) - Aleviler Ne Yapmalıdır?

Yazının birinci bölümünün sonunu; "Binkez kazılan çukura düştüğümüz kapıdan tekrar yola çıkıyorsak, aynı çukura binkez düşüyor olacağımızdan artık sadece yanlış yapmayız, tarihe, geleceğe, çocuklarımıza ve ödenen bedellere karşı suç işleriz. Ve bir kere daha suç işlememiz bekleniyor ne yazık ki bizden!.." diyerek bağlamıştım. Bu, nedensiz değildi.

Bu yazının hazırlandığı saatlerde, "Hacıbektaşı Veli'yi Anma ve Alevi Kültürünü Yaşatma" şenlikleri nedeniyle Hünkar huzurunda toplanan, Demokratik Alevi Hareketi yönetimi, ortak bir açıklama yaparak 12 Eylül'de yapılacak Referandum oylamasında "Hayır" oyu kullanacaklarını açıkladılar.

Alevilerin yıllardır mücadelesini vermeğe çalıştığı demokratik haklarının kazanımı doğrultusunda, Alevilerin çıkarına en uygun düşen tutumun "Hayır" oyu vermek olduğunu belirttiler. Gerçekten, AK Parti hükümetince hazırlanıp meclisten geçirilen sonra da, yok Anayasa Mahkemesi, yok Referanduma gitme gibi, devlet içindeki hakimiyet kavgasından başka, demokratikleşme bağlamında hiç bir karşılığı olmayan, ne Kürt halkının ne Alevilerin, ne işçilerin ne de emekçilerin gerçek anlamda hiç bir gereksinmesine yanıt vermeyen, hatta onları dikkate bile almayan "Anayasa Değişiklik" paketine "Hayır" demek, acaba gerçekten doğru bir tutum, doğru bir cevap mıdır?. Ya da en azından Kürtlerin, Alevilerin, işçi ve emekçilerin, ağır bedeller ödeyerek siyaset meydanına aktardıkları haklarının kazanımını zorlayacak, hiç olmazsa kazanım noktasına taşıyacak bir tutummudur?

İster Anayasal ister yasal olsun, bir yasa değişikliğinden sözetmiyorum. Yasalar nasıl yazılırsa yazılsın netice itibariyle nasıl yazıldıklarına da hükmedecek, onu yönlendirecek ve uygulamaya sokacak olan insanlardır ve onların zihniyetleridir. Bu Anayasal değişiklik, her şey bir yana, bir baştan bir başa yangın yerine çevirdiği bu ülkede kirli iç savaşı durduracak bir zihniyet değişkiliğine, artık iğrenç bir hal almış inkarcı ırkçı tırmanışı durdurup, halkların gerçekten kardeşleşemeye yöneldiği, eşit yurttaşlar topluluğu anlayışını öngören bir zihniyete kapı aralıyacak mı?. Kirli savaşı durdurup iç barışın yolunu açabilecek mi? En başta Kürt sorunu gibi en temel sorunların barışçı yollardan çözümü için gerekli ortamı hazırlayacak mı?

Her şey bir yana sadece bu açıdan bakıldığında bile "Hayır" deme tutumu ırkçı inkarcı zihniyeti tazelemekten öte hiç bir değişiklik getirmediği gibi ona meşruiyet kazandıracak olan "hayır" cı kervana katılmak dışında hiç bir anlam ifade etmemektedir. Yazımın birinci bölümünde, Referandum oylamasında başını MHP ve CHP'nin çektiği "Hayır" cıların tutumunun "Evet"çilerle aynı düzlemde olduğu zaten ifade etmiştim.,

Hacıbektaş'ta Aleviler adına yapılan açıklama CHP-MHP zeminindedir. Her ne kadar "Hayır" cı kararlarını gerekçelendirirken, "AKP hiç bir önerimizi bu güne kadar dikkate almadı" deseler de, dahası, "12 Eylül Anayasasına da AKP Anayasasına da karşıyız" deseler de, "Hayırcı" yaklaşımın Alevi Hareketini düşürdüğü zeminden onları kurtaramaz. Hiç bir demokratik değişimi zorlamaz. "Evet" çiliğin hedeflerini gerçekleştirmekten başka hiç bir hizmeti de olmaz. Yaşayacağız ve göreceğiz.

AK Parti hükümeti, bu güne kadar Demokratik Alevi Hareketinin hiç bir talebini dikkate almadı. Doğrudur. sadece dikkate almamakla kalmadı adeta onlarla ve onların gerçek çıkarlarıyla alay edercesine, açılım tartışmaları adı altında bir dizi oyun tezgahladı. İyi güzel de bu tutumunu sadece Aleviler için mi tezgahladı? Elbette hayır. En başta Kürt Halkı, yıllardır can pahasına bir mücadelenin içinde. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik isteğinin merkezinde duruyor ve dünyanın gözü önünde müthiş bedellerle mücadele sürdürüyor. Bütün Kürtlerle birlikte toplumun bütün kesimlerini derece derece etkileyen ve yine müthiş kan kaybına neden olan bir kirli savaşla birlikte yürüyor bu mücadele. Kürt özgürlük Hareketi bu sorunun artık savaşla değil, barış içinde demokratik yollarla çözümünü istiyor. Bu gerçek orta yerde iken AK Parti hükümeti aynı tezgahı onlara da çekmedi mi? İşçilere emekçilere çekmedi mi?.

Bu nokta son derece açık olmasına açık da, AK Parti hükümetinin karşısında CHP ve MHP nin tutumu acaba farklı mı. Demokratik Alevi Hareketinin ortaya çıktığı günden beri yeterli ya da yetersiz güncelleştirdiği istemler karşısında acaba CHP, AK Parti hükümetinden farklı bir şey mi söyledi?. Bu gün 'Hayır" cı kervanın ağırlıklı gövdesini oluşturup başını çekiyorken, farklı bir şey mi söylüyor. Alevilerin Anayasal statüsünün gerçekleşmesini mi istiyor, Diyanetin kaldırılmasını mı istiyor. Zorunlu dinderslerinin kaldırılmasını mı, ya da en basitinden şu inkarcı ve ırkçı zihniyetten bir nebze olsun esneme mi talep ediyor?

İç savaşın durdurulmasına, Kürt Özgürlük Hareketinin ilan ettiği bilmem kaçıncı Ateşkese insan gibi bir yanıt verip , hiç olmazsa Referanduma kadar karşılıklı ellerin tetiklerden çekilmesini mi istiyor?

Tabi ki ne dün farklı bir tutuma girdi ne de bugün giriyor. Ya ne yapıyor Kürtler, Aleviler, işçiler, kadınlar, ne derse desinler, o cumhuriyetin kurucu partisi olarak bildiğini okuyor, dahası, Dersim Kürt- Alevi katliamının, günün devrimci şartlarının getirdiği normallik olduğu üzerine ahkam kesiyor!. Tüm demagojik çarpıklığına, faydacı fırsatçılığına, Dersim' de bırakınız geçmişi, şu günde dahi dağı- taşı bombalatmaya devam ettirmesine karşın, ilginç değilmi, bu ağız dalaşında, AK Partinin ve Hükümetin başı Erdoğan, "Dersimde katliam yaptınız, on bin yirmi bin elli bin insan katlettiniz" diyor da, Hacıbektaş'ta ak sakallarıyla kimi Pirlerin ya da Dedelerin kucaklarını açarak bağırlarına bastıkları CHPnin taze başkanı Kılıçdaroğlu, Dersim Kızılbaş katliamının, devrim şartlarının getirdiği duruma uygun olduğunu söylüyor!."O günün şartlarında normaldir" diyor. En başta Ermeniler olmak üzere Rumlara, Asurilere, Kürtlere karşı başından beri yürütülen soykırım katliamlarını "öyle yapmasaydık Türk ulus devletini inşa edemezdik" diyen AK Partili Bakan Cemil Çiçek'ten bir farkı var mı Alevi kökenli hatta bir de Dersimli Kılıçdaroğlu'nun!?..

Aslında bu tutumun gerçekten Alevi çıkarlarına dayanmadığını görmek ve bilmek için zorlanmak gerekmiyor. Bu anlayışın arka planında her zaman manüple edilmeye ve kolayca kaşınmaya yatkın geleneksel şeriatçı karşıtı Alevi zihniyetinin gölgesine sığınarak, statükoculurla aynı kefede kalmak yatıyor. O değilse bile mümkün olduğunca Kürt Halkıyla aynı kulvarda gözükmemek yatıyor!..Bunu söylerken bile müthiş acı duyduğumu belirtmeliyim ama artık söylemek de zorundayım. Bu kadar olmaz. Alevileri bir tür arka bahçeleri gören zihniyet, başından beri onları devletleştirdiğini, cumhuriyetleştirdiğini varsayan zihniyettir. AK Partinin "Kürtleri", AK Partinin "Alevileri" var da CHP nin MHP nin "Alevileri" yok mu, olmadı mı? Al birini vur ötekine, Dün, sözgelimi CHP nin "Alevileri" ile önümüzü kesip canımıza okuyorlardı, bu günde, AK Partinin "Aleviler"iyle aynı devlet aynı uygulamayı sürdürüyor.

Ben bunları söyledim diye, her zaman olduğu gibi yine bir kısım kardeşlerimiz için için homurdanacaklardır. Duruma göre komünist olduğum üzerine, Kürt olduğum, PKK. lı olduğum üzerine her yolu mubah oluşturulmuş önyargılar kaşınacaktır. Ben de her zaman olduğu gibi yine aynı şeyleri söyleyeceğim, cümle Mazlumların, özgürlük, eşitlik, kardeşlik kavgalarında kendilerini hangi isimle varetmişlerse ben oyum ve hakedebilmişsem, bu sadece bana onur verir diye yanıt vereceğim. Gerisiyle kimse uğraşmasın, gelin gerçeklerileri konuşalım. Bedel ödüyoruz, ödenmiş bunca bedele ve bedelgaha doğru yanıt verelim, Gelin, bu kanlı zalim gidişi durduralım. Onu üreten zihniyeti değiştirelim ve gelin kadim "Bin Tanrılı Ülkede" yine bin çiçek bir arada harman olsun!..

***

Çarşambanın gelişi perşembeden belliydi. Hünkar Meydanında "Hayırcı" kervana katılınacağı, ne edilip yapılıp CHP ile aynı kulvarda yürünmeye karar verileceği belliydi. Baykallı CHP ile CHP kulvarında olmanın artık suyu çıkmıştı. Her şey bir yana son "Dersim Katliamı"nın Öymen tarafından, güncel kirli savaştaki kan ve can kaybına örnek diye gösterilmesiyle açığa düşen, inkarcı ve ırkçı Cumhuriyet kurucusu CHP ve Devlet zihniyeti karşısında, en azından biz Kürt kökenli Aleviler karşısında bir hayli zorlaşmıştı. Kılıçdaroğlu operasyonu bu zorlaşmayı sulandıran bir etken oldu !. Ve pratik olarak olmasa biele zihniyet olarak varolan içimizdeki CHP "Alevisi harekete geçti.

Bakınız, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu'nun 28-30 Mayıs 2010 tarihleri arasında gerçekleşen 3. Olağan Kurultayı'nda bu zihniyet kendisini, "etten önce kazana düşmek" bağlamında, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığına seçilmesini selamlayarak açığa vurmuştur. CHP nin yeni Başkanı en azında Aleviler için ne demiştir, nasıl bir zihniyet ve proğram değişikliği önermiştir de içimizdeki zihniyet etten önce kazana düşmüştür!..

3.Olağan Kongrenin sonuç itibariyle karar altına aldığı ve ilan ettiği Kongre kararlarının altıncısı bu selamlamayı şöyle ifade ediyordu:

"6. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığına seçilmesinden dolayı kendisini kutluyoruz. Alevi kimliğinden dolayı kendisine gelecek her türlü saldırının karşısında olacağız. Kılıçdaroğlu öncülüğünde CHP nin son dönemlerindeki tabanından kopuk siyaset anlayışından uzaklaşıp, laik, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir Türkiye için, varolan Alevi, Kürt ve azınlıklar sorununa, işçi ve emekçilerin haklarına sahip çıkan, evrensel sol, sosyal demokrat bir partiye dönüşmesini talep ediyoruz."

Yukarda, "Etten önce Kazana Düşmek" dedidiğim tamda budur işte. Alevi bir anne ve babadan doğmuş olmanın ötesinde Alevilikle hiç bir bağı bulunmayan,, gerek dünya görüşü olarak, gerek zihniyet, proğram, inanç ya da inançsızlığı olarak, tepeden tırnağa bürokratik kast CHP olan Kılıçdaroğlu; taze CHP Genel Başkanı olmuş Kılıçdaroğlu, bırakınız seçildiği günleri, o günden bu yana geleneksel CHP çizgisinin hilafına ne söylemiştir?!.

Ne söylemiştir de, daha o gün Kılıçdaroğlu'nun "arkasında olacağınızı"açıkladınız? Eğer kararaınızın son cümlelerinde dillendirdiğiniz, üstteki desteğinizin asma yaprağı olmaktan öte bir anlamı var idiyse o istek ve beklentileriniz hakkında olsun, bu güne dek nasıl bir değişiklik geçirdi Kılıçdaroğlu ve Kılıçdaroğlu'lu CHP?

Aleviler hakkında Kürtler hakkında, Ezidiler, Süryaniler hakkında giderek işçiler emlekçiler hakkında konu, her zaman bir asayiş sorunudur CHP ve temsil ettiği, hatta analık ettiği zihniyet için. Gerçek tamda böyle iken Demokratik Alevi Hareketi, Hünkar huzurunda "Hayır"cı kervana katıldığını ilan ediyor ve aynı meydanda Kılıçdaroğlu'nu bağrına basıyor. Bu yaklaşımın, belki Dersim'e taş atmayacak ama "gül atacağı" kesin değil midir!...

Mekânı nur Kurban Baba'ya bilir bilmez ükelalık yaparak, "Baba falanca Hacca gitmiş" derdim. O da kırçıllaşmış pos bıyıklarını sıvazlayarak," yavrum" derdi, "bu meydan Kâbe'nin doğuş kapısıdır. Eğer birileri sevap olsun diye Kâbeye gidiyorsa, bu, onun bileceği bir şeydir. Yok eğer hac olmak diliyorsa kapı buradadır, Yol buradadır. Burası Kabe'nin serçeşmesidir."

Kurban Baba'nın sözünü güncellemek istiyorum. Manevi huzurunda, engin hoşgörüsüne sığınarak. Belki cümle Aleviye merkez olmaya devam ediyor Serçeşme ama Serçeşme ölçüsünü hep kadim Dersimden aldı. Dersim'in Dersim olmasının arkasında Yol ölçüsünün sırrı vardır, o yüzden Dersim denmiştir kadim Mamiki'ye ya da Anamisi, Mananalis Komanasına. Bu nedenle Serçeşme ve o meydanda karar yürütenler, pusulayı şaşırmamalıdırlar!. Dersimde bir soykırım yaşandı, soykırım hem beyaz olarak hem de fili olarak yaşandı dahası yaşanmaya da devam ediyor. Bizans'tan bu tarafa, Sasani'den bu tarafa, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan bu tarafa o kutsal topraklarda kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı. Postal o topraklardan hiç çıkmadı. bu satırların yazıldığı sırada bile dağ taş bombalanmaktaydı. Hacibektaş'ta alınan "Hayır" kervanına katılma kararı, bunu önlemeye cevap olacak mı?. Eğer olacak diye düşünülüyorsa, o Meydanda Kılıçdaroğlu'nu kucaklamadan önce bu gerçek sorulması gerekmiyor muydu?

Son yüzyıl içinde Serçeşe makamı üçkez ölçüyü şaşırmıştır! Sonuç ise ortada!.. Anadolu'nun ve Yukarı Mezopotamya'nın Alevilerinin bugünkü varisleri sözkonusu ölçüsüzlüğün ortaya çıkarttığı yıkıntının altından kalkmaya çalışıyor bugün.

Birinci kez, 1900'lü yılların başlarında ortaya çıkan Osmanlı-Rus harbi sırasında, O savaşa, Dersim'e rağmen katılma kararı almakla ölçüden sapılmıştır. Çumhuriyetin başındaki katılım yanılgısını döşeyen yanılgıdır bu ve Yolevladının arkadan Osmanlı önde Rus ordusunun ateşi altında kırıldığı biryana, çoğu donarak yok olmasıyla sonuçlanmıştır. İkinci kez ise, buradaki aldığı yarayı bir biçimde tamir edeceğini düşünerek ama hesabını kitabını da ona göre yapmadan, üstelik Dersim'in katılıp katılmama düşüncesini dikkate almadan, Atatürk'e katılma sözü vererek göstermiş, nihayet üçüncü kez de Dersim katliamında suskun kalarak göstermiştir ölçüden sapmayı?. Hünkar huzuru bir arınma durunma meydanıdır. Irkçı, inkarcı ve katliamçı sistemden, en azından Aleviler için bir yüzleşme istendiği yerde, sözkonusu ölçüsüzlükler için dar olunmalıydı!.

Kuşkusuz söylenecek çok söz vardır. Dilim döndüğünce dillendireceğim de. Hep söylediğim gibi Demokratik Alevi Hareketi, her vesileyle ülkede artık çözüm için dayanılmaz beklenti yaratmış temel konularda, tarafını doğru belirlemek zorundadır. En temel çözücü bir rolü doğal olarak üstlenmiş, herşey bir yana son üç yıldır evine girmeyen Kürt halkının çözümleyici gücünü görmek zorundadır. Kaderleri müthiş şekilde birbirine bağlanmış durumdadır. Kürt Halkı çözümleyici iradesini hangi noktada nasıl ortaya koyuyorsa, Alevi hareketi, CHP nin ve MHP nin ne dediğini duymadan önce buraya kulak kabartmak tavır ve tutumunu ona göre belerlemek durumundadır ve bu onun olmazsa olmaz çıkarınadır. Tabi ki, Kürt Halkının iradesini temsil eden makamların davranışı da böyle olmak durumundadır.

Evetci hükümet tarafı ile Hayırcı sözde muhalefet CHP-MHParasındaki kayıkçı kavgasının anlamı, belki Fırat'ın batı yakası için bir şey ifade edebilir ama Fırat'ın doğu yakasında hiç bir anlamı bulunmamaktadır. Tabi ki, Alevi Meydanı için de çözümleyici olmak bağlamında, hiç bir şey iade etmemektedir. Bu nedenle Aleviler de, Kürt iradesi gibi BOYKOT diyerek hükümeti, devleti pazarlığa zorlamalıydılar.

Uzun yıllardar özellikle her seçim döneminde Boykot gibi yada demokratik hakların kazanımında "Genel Grev"gibi söylem ve istemlere sıkça tanık olmuşumdur. Samimiyetle belirtmeliyim ki, belki de ilk krez gerçek karşılık bularak gündeme getirilmiştir BOYKOT kararı. Alevi Hareketi bunu atlamamalıydı.

****

Özetle sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum; ister asker yapsın isterse sivil, Türkiye Cumhuriyeti'ne hükmeden egemenlerin ister şu kesimi isterse şimdiki resmi kavganın tarafı olan ve AK Partisince temsil edilen kesimi yapsın farketmez; gelmiş geçmiş bütün Anayasal değişikliklerin arka planında, sistemin "Yok" saydıklarıyla giriştiği ve girişeceği ilişkinin niteliği varolmuştur. Bir tekmil anayasa ve yasa yapıcılar bu kategorilerin: Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Asurilerin, Lazgilerin ve bunun gibi tekmil yok sayılması gereken kategorilerin, inkar edilmesi, yok sayılması anlayışını temel almışlardır. En olumlu sayılabilecek değişikliklerin dahi arka planında bu kangrenlenmiş inkarcı ve imhacı anlayış vardır.

Oysa, gelinen tarih evresinde, bu tarihin ortaya çıkardığı yakıcı toplum pratiği çerçevesinde, yapılacak her anayasal, yasal değişikliğin artık hesaba katması gereken ana konuda, sözkonusu toplum kategorilerine ilişkin değişiklik istemleri olmak zorundadır. Öylesine zorundadır ki, ekmek ve su gibidir.Olmazsa olmazdır artık ve bu aşamada hiç bir oynamaya mahal yoktur. Yukarı Mezopotamya adeta bir yangın yeridir ve bir tekmil yoksul Kürt halkı ayaktadır. Bir bütün Anadolu insanı bu yangından derece derece nasibini almaktadır. Yoksul Kürt halkından hemen sonra topun ağzında Aleviler, özelliklede Kürt kökenli Aleviler ve Ezidiler bulunmaktadırlar ve yok sayılan iki özellikleri nedeniyle yangının tam orta yerindedirler. Dersim alanından tarihinin hiç bir döneminde top-tüfek eksik olmamış bu gün de eksik değildir. "Sivas Sivas" diyen bir tekmil Alevi örgütlülüğü, Sivas'ın da kadim Dersim alanı olduğunu döne döne kafasına yerleştirmelidir.

Hele bir bakın Fıratın doğusunda her gün bir "Sivas" örneği yaşanmaktadır. Bunlar görülmediği sürece Demokratik Alevi Hareketinin "Sivas Madımak öteli, müze olmalıdır" talebinin bir anlamı var mı?, Sivas pratiği öncelikle Alevi Hareketine ibret olmalıdır. Daha dün, Dersim'in vazgeçilemez Piri , Seyit Rıza'nın heykelinin açılışı nedeniyle yapılan bir salon töreninine, saatli bir bomba konulmadı mı? Yapanlar ve yaptıranlar, bütün yok sayılanlarla alay edercesine açıkca orta yerde değil mi?Bir bütün Demokratik Alevi Hareketi yeri göğü ayağa kaldırmalıydı ama küçücük bir açıklama dahi yapmadı.

Şimdi, hangi Anayasal değişişiklik bu gidişe dur diyecektir?.

Bir tekmil Aleviler, sözde bir tutum imiş gibi CHP ile MHP nin ağırlıklı gövdesini oluşturduğu "Hayır" cı tarafın meydanında durmaktan vaz geçmeli ve hem hükümet edenleri hem de hükmedenleri, Anayasal düzenin temel hükümlerinde değişiklik yapmaya, bu bağlamda da yeni bir Anayasa yapmaya zorlamalıdır. Bu tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar hem olgunlaşmış hem de bir tekmil buzdan şatoları yıkmak üzere kapıya dayanmış bir çözüm isteğidir.

BOYKOT tarafı işte bu isteği zorlamaktadır. Şu veya bu kırıntıyla, üstelik pratikte hiç bir anlamı olmayacak değişiklikle avunmak istememektedir. Bunun bedelini de haddinden fazla ödediler, ödemeye de devam etmektedirler. Demokratik Alevi Hareketi de farklı davranmamalıdır.

Sözün kısası, bu bağlamda Demokratik Alevi Hareketi bir yol ayırımındadır. Ya referandumu vesile ederek asimilasyona dayalı geleneksel ezberini bozacak ve olması gereken kulvarda yerini alacaktır ya değilse o da kırılacak ve ayrışacaktır. Bu noktada biz Kızılbaşlar, gönlümüz Alevi hareketinin daha büyük ve daha sağlam birliklere ulaşmasından yana olmakla birlikte, aklımız ve fikrimiz, bıçağın kemiğe dayanması örneği, bu kapıya gelip dayanmıştır. Biz Kızılbaşlar yol ayrımındayız ve bizim yerimiz tabi ki BOYKOT kulvarıdır