Demokratik Ulus İnşa Edilemez.

İnsanlığın literatürüne ilk çağlarda giren demokrasi kavramı, gerçeğe dönüşmesi; yani yaşamla buluşması ve serpilip gelişmesi ancak kapitalizmde mümkün olmuştur. Devletler ilk oluşumundan, yani embriyo halinden sıyrılır sıyrılmaz, monarşiye yani krallığa dönüşmüşlerdir. İlk çağlarda ki demokrasi, devletlerin embriyo haliydi. Devletler ilk oluşumunda toplumun geniş kesimini içerir. O nedenle, yani geniş kesimleri içerdiği için, devletlerin ilk biçimleri demokrasi olmuştur. Ancak sermayenin çok minik olduğu o süreçte ilk devletler demokrasiyi hemen terk etmiştir. Demokrasilerin yaşam iksiri de sermaye dir. 16. Yüzyılla birlikte genişletilmiş yeniden üretimle büyümeye başlayan sermaye, demokrasiyi insan yaşamına yeniden davet etmiştir. Demokrasi, bölüşümü düzenlemek için davet edilmiştir. Bölüşümü düzenleyecek olan hukuk, bölüşülecek olan ise artı değerlerdir.

Ancak kapitalizmin ilk yılları ve olağan dışı dönemler, artı değerler sadece devlet ve kapitalistler arasında paylaşılmıştır. Bu süreçler için sınırlı da olsa bir demokrasiden söz edilecekse oda kapitalistler için demokrasidir. Toplumların diğer kesimlerine artı değerlerden pay verildiği süreçler ise dışarıdan artı değerlerin aktığı süreçlerdir. Yani emperyalizm sürecidir.

Emperyalist soygunlarla, petrol ve doğalgaz satışı ile gelen sermayeler, başka bölgelerde üretilen yani dışarıdan gelen artı değerlerdir. Tüm topluma, bunu farklı oranlarlada olsa yansıtan hak hukuk sistemi için de demokrasi denilir. Yani genişlemiş demokrasi. O nedenle demokrasi bir anlamda artı değerlerin bölüşümüdür. Artı değerlerin, toplumla bölüşüldüğü her devlette demokrasi toplumsaldır. Kapitalizmin demokrasisinin zirve yaptığı süreç 1950 ile 2000 yılları arasıdır. Zirve yaptığı bölgeler ise emperyalist ülkelerdir. Sosyalizmin ara yolu siyasetçileri, bu ülkelere hayrandırlar. Demokrasi denildiğinde, hep Avrupa demokrasisini örnek gösterirler.

Demokrasinin temsili veya doğrudan olması çok önemli değildir. Önemli olan artı değerlerin bölüşümüdür. Böyle bir bölüşüm yoksa istenildiği kadar halk iktidarı denilsin biz buna halk demokrasi diyemeyiz. Örneğin Çin halk cumhuriyeti. Burada ki artı değerlerin bir kısmı dışarıya giderken, bir kısmı da genişletilmiş yeniden üretime ve devlet bürokrasisinin finansmanına gitmektedir. Üretilen artı değerlerden Çin halkına pay verilmez. Çin üretken emekçileri köle gibidir. Çin emekçilerinin hareket serbestisi oldukça sınırlıdır. Sadece bürokrasi ve sermaye yöneticilerine hareket serbestisi mevcuttur.

Gorbaçov çizgisinin Türkiye temsilcilerinden Haydar Kutlu “sermaye tabana yayılmalıdır” demiştir. Sermayenin tabana yayılmasını açarsak bu şu demektir. Artı değerlerden pay almalıyız demektedir. Artı değerlerin bir kısmı kapitalistin ve devletin finansmanına giderken, kalan kısmıda sabit sermayenin içine katılır. Bunların dışında sermayenin tabana yayılması şöyle mümkün. Dışarıda Türkiye’ye artı değerler akarsa emekçi sınıflar dışarıdan gelen artı değerlerden, içeride yüksek ücretler ve sübvansiyonlarla pay alacaklar. Bu payları; tahvil, bono, hisse senedi ve mevduat gibi değerlere dönüştürürlerse onlarda sermaye sahibi olur. Böylelikle hem toplumu sermaye sahibi yapacaklar, hemde demokrasinin kapsamına almış olacaklar. Şimdi anlıyoruz, emperyalist ülke komünist partilerinin sessizliğinin nedenlerini. Demek ki demokrasi dedikleri açık açık artı değer sömürüsünden pay istemekmiş. Ne yazık ki Artı değerlerin nereden geldiği, sosyalizmin ara yollarnda siyaset yapan arkadaşlarımız için çok önemli değildir.

Anlatmak istediğim, demokrasi sermayeye özgü bir işleyiştir. Demokrasinin peşinden gidenlere sormak gerekir. Nerede ki artı değerden, ne kadar pay istiyorsunuz? Sosyalizm sonrası Rusya ya gelen demokrasi, doğal gaz demokrasisidir. Dünyada ki artı değerlerin önemli bir bölümünü ele geçiren Avrupa, elinde ki artı değerlerin bir kısmını Rusya’ya doğal gaz karşılığı kaptırmaktadır. Elinde ki artı değer miktarlarında eksilme olunca, kendi halklarının sermaye ve demokrasi olanaklarını kısmaya başlamışlardır. Rus devleti de bu artı değerlerin bir kısmı ile kendisini finanse ederken kalan kısmını da halkıyla paylaşmaktadır. Böylelikle sosyalizmde bulamadıkları demokrasiyi, doğal gaz sayesinde bulmuşlardır.

Demokrasi konusunda öylesine ilginç ifadelerle karşılaşıyoruz ki örn. Kürt hareketinin lideri şöyle diyor. “Demokratik ulus, bir ruh ise demokratik özerklik bunun bedenidir”. Liderin dediğini açalım; demokratik ulus, iki biçimde gerçekleşir. Birincisi dışarıdan gelen artı değerleri, sermayeye katıp tabana yayarak. Ancak bunun için emperyalist olmak gerekmektedir. İkincisi ise tüm ulus üretken emekçi karekterine bürünecek ve üretilen değerleri de küresel sermayeye kaptırmayacak. Bu iki seçenek te olanaklı görünmüyor. 1- Olası kürt özerk bölgesi emperyalistleşemez. 2- Tüm ulusun üretken emekçi karekterine bürünmesi bilgi yoğun teknolojili üretimin, üretim sistemine egemenliği nedeniyle realize olamaz. Zaten üretilen değerlerin küresel ölçekli sermayeye kaptırmamak ise nesnel nedenlerden dolayı mümkün değildir. İlaç, tohum, enerji, teknoloji, uydu, bilişim, iletişim vb. stratejik ürünler küresel sermayenin elinde. Bu ürünlerin kullanım değerleri çok yüksek. Ayrıca bu sistemi organize eden“küresel hegomanya” mevcut. Dünya pazarının dışında olmayı göze alamıyorsan, küresel koşullara tabi olacaksın.

Konuyu Çin’le benzeştirirsek. Çin’de üretken emekçi miktarı öylesine fazla ki Çin’de yaratılan değerler, Çin’de kalmış olsa Çin ekonomisine erişilmez. Çin devleti ve ÇKP neden “demokratik ulus” kavramını keşfedememiş? Onlar kürt liderinin çokmu gerisinde? Tabi ki hayır. Onlar pratiği yaşıyor. Kaldı ki Çin devleti, halkının önemli bir bölümü açıktan köle olmasına karşın bile, bu günkü konuma itiraz edememektedir. Hatta bu durumun devamının risk edilmemesi için ödünler vermektedir. ABD’den 2 trilyon dolar alacağını sürekli erteliyor. Bunlar olası kürt özerk bölgesi için zor konular. Demokratik ulus demek kolay. Ancak koşullar böyle bir yakıştırmayı yaşamın dışına iter. Demokratik ulusu inşa edeceğiz diyenler, ancak idealist insanları ikna edebilirler.

Demokrasi direk sermaye ile ilgilidir. Orta doğunun petrol zengini ülkeler, kültürel olarak demokrasinin neresinde duruyorlar dersiniz? Demokrasi kim, onlar kim denilir. Kendileri çöl bedevisi olabilir. Ancak petrollerle değişen artı değerler kendi ülkelerine akmakta. Tabana da dağıtılan artı değerler, Çölde monarşiler altında demokrasiyi yaşatıyor. Libya buna güzel bir örnektir. Demokrasi aynı zamanda özgürlük değilmidir. Adamlar bal gibi özgür. Sermaye sahibi, sahip olduğu sermaye miktarı kadar özgürdür.

Hem yoksul, hem serbest yaşayan insanların olduğu ülke varmıdır? İstisna olarak Küba denilebilir. Peki Küba bu gün ne yapıyor? İnsana yabancı pis işlerle iştigal olmak zorunda kaldı. Kendi halkını bulaştırmadan bunu yapmaya çalışıyor. Nereye kadar? Sözünü ettiğim pis işler, fuhuş ve kumar. Bu sektörler Küba sınırlarının içinde yabancılara hizmet vermektedir. Küba halkı demokrasi yaşayacaksa bunun bir bedeli olmalıdır. Demokrasi miktarı kadar sermayenin, Küba topraklarında faaliyet göstermesi gerekmektedir. İşte demokrasi böyle bir şey. Sermayesiz olamıyor. Küba için başka bir seçenek, üretken emeğin sermayeye dönüşmesi. Eğer bu seçenek olanaklı olmuş olsa idi Küba halkı bunu tercih ederdi. Çin’e bakmayalım. Çin bunu gerçekleştirebilmek için, bir çok koşulu bir araya getirdikten sonra, kendi halkının köle olma pahasına, bunu realize etmiştir. Çin bu aşamaya 1975 ten bu yana izlediği değişim siyasetleri ile gelmiştir. İyidir demiyorum. Ancak gerçek budur. Üretken emekle sermaye yaratacak koşulların dışında kalan Küba halkı, ne yazık ki yabancılaşma tehditi altındadır.

20. yy ın anlı şanlı devrimleri, salt devletleri ayakta tutma pahasına, sermaye aramanın peşinde heba olmuştur. Halk devrimleri ezilen sınıflara demokrasi gelmesi için yapılmıştır. Halk hükümetleri burjuva hükümetlerine göre çok daha genişletilmiş demokrasiyi içermekteydi. Ancak o demokrasileri ayakta tutabilmek için sermaye aramak zorunda kalmışlardır. Temin ettikleri sermaye, devletlerini ayakta tutmuştur. Ancak insanlarını yabancılaşmanın içine itmiştir. Emperyalist ülkelerde ise tabandan çekilen sermaye, tabana da yansıyan demokrasiyi tarih etmiştir. Sosyal demokrasi artık yok.

Görülüyor ki demokrasi, sermaye sayesinde olabiliyormış. Demokrasi istediğimiz zaman, istediğimiz bu demokrasinin kaynağında üretken emeğin ürettiği artı değerlerin olduğunu bileceğiz. Yani bize gelen demokrasi, birilerinin sömürülmesi neticesindedir. Günümüzde demokrasi istemek masum bir istek değildir. Demokrasi isteyenlere söyleyeceğimiz söz "barbarların yolundasınız" biçiminde olacaktır.

devekuşu.. kuş mu? deve mi?

Cahilin devekuşu tarifi..
Cahil devekuşunu tarif ederken.. devekuşunu.., anlattığı kişiye yada ikna etmesi!! Gereken konuya göre biçimlendirir... duruma göre o bir devedir diye söze başlar.. ve sonrasında deve ile kuş arasında gider gelir.. yada.., o bir kuştur diye başlar.., yine kuş ile deve arasında gider gelir..
Demokrasiyi kendine göre tarif etmiş..
((İnsanlığın literatürüne ilk çağlarda giren demokrasi kavramı, gerçeğe dönüşmesi; yani yaşamla buluşması ve serpilip gelişmesi ancak kapitalizmde mümkün olmuştur)))
Burada.., demokrasiyi .., kapitalizm ile somutlaştırmış.. yani kapitalizm öncesi böyle bir şey yok anlamına getirmiş.. öncesi demokrasi değildi.. öyle görünüyormuş.. !!
(((Devletler ilk oluşumundan, yani embriyo halinden sıyrılır sıyrılmaz, monarşiye yani krallığa dönüşmüşlerdir. İlk çağlarda ki demokrasi, devletlerin embriyo haliydi. Devletler ilk oluşumunda toplumun geniş kesimini içerir. O nedenle, yani geniş kesimleri içerdiği için, devletlerin ilk biçimleri demokrasi olmuştur.))
(((. İlk çağlarda ki demokrasi, devletlerin embriyo haliydi.))) anlaşılan..,!! devlet demokrasiden doğuyor!! Demokrasi yani halkın yönetime katılım oluştukça devlet oluşmaya başlıyor..!!!
Yazar!!!..; devleti de demokrasiyi de devekuşu tarifi misali ele almış.. anlatımlarına bakıldığında..;
İnsan topluluklarının.., bir araya gelmesi sonrası oluşan organizasyon.., içinde toplumun geniş kesimini içeren yönetsel işlev.. demokrasi oluyor.. bu doğru tarif ile yola çıkıp.., kuşa deve diyor.. devletlerde bu demokrasi içinden doğuyor.. !!
((Devletler ilk oluşumunda toplumun geniş kesimini içerir. O nedenle, yani geniş kesimleri içerdiği için, devletlerin ilk biçimleri demokrasi olmuştur)) !!!!!!!!!!!!!!!!! halkın söylemi ile.. o kadar da değil.., yok deve..
Burada bir soluk alalım..
İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları ilk topluluklara komünal yapılar deniliyor.. yada.., burjuva ağzı ile “ilkel” komünal yapı..
ilkelliği nereden geliyor bilemeyeceğim..!! bildiğim bir şey varsa.. burada.., tüm toplum üyelerinin eşit özneler olarak yönetsel işleve katıldığıdır.. yani.., yazara göre söylersek.., ilk yada ilkel!! Devlet burada başlıyor!!!
Sonra ne oluyor ise.. bu “durum” bozuluyor..!!
(((Devletler ilk oluşumundan, yani embriyo halinden sıyrılır sıyrılmaz, monarşiye yani krallığa dönüşmüşlerdir))
Embriyo halinden sıyrılmak..; genetik kodlamaların tamamlanması ve kodlamalara uygun biçimlenmesinin gelişme sürecinin başlamasıdır.. bu cümleyi laf olsun diye kullanmadıysa.. bu anlama gelir..
Ve.., (( başlar başlamaz da.., monarşiye yani krallığa dönüşüyor)) devlet demokrasiden doğuyor ve kapitalizm ile en “mükemmel” haline erişiyor ise.. bu monarşiye dönüşmesi..,yani.., embriyo halinden gelişme haline dönüşen bir şeyin.., içten yada dıştan yapılan bir müdahale ile bozulma halidir..
Ne oldu da bu bozulma yaşadı “tarifçi” yazar bunu şöyle açıklıyor..
((Ancak sermayenin çok minik olduğu o süreçte ilk devletler demokrasiyi hemen terk etmiştir. Demokrasilerin yaşam iksiri de sermaye dir. 16. Yüzyılla birlikte genişletilmiş yeniden üretimle büyümeye başlayan sermaye, demokrasiyi insan yaşamına yeniden davet etmiştir. Demokrasi, bölüşümü düzenlemek için davet edilmiştir. Bölüşümü düzenleyecek olan hukuk, bölüşülecek olan ise artı değerlerdir.))
((Demokrasilerin yaşam iksiri de sermaye dir.))) çok ilginç bir tespit.. ve gerekçesi ise çok daha ilginç..
((16. Yüzyılla birlikte genişletilmiş yeniden üretimle büyümeye başlayan sermaye, demokrasiyi insan yaşamına yeniden davet etmiştir. Demokrasi, bölüşümü düzenlemek için davet edilmiştir.))
Sermaye büyüyüp geliştikçe.. ve toplumsal yaşamda etkinleştikçe.. demokrasi de gelişiyor.. hatta bunu bizzat sermaye kendisi insanlık için yapıyor..!!! üstelik ne için yapıyor.. ???
(((. Demokrasi, bölüşümü düzenlemek için davet edilmiştir.)) bu da çok doğru.. ekonomik alanı birebir tarif etmez.. yönetsel bölüşümle ilişkilidir ama bu anlamda da.., maddi üretim sonucu elde edilenin daha adaletli bölüşülmesi için ortam sağlar.. elbette bunu zorlayacak güç olur ise..
Ama yazar tüm bu işleri sermayeye yüklemiş.. ((Bölüşümü düzenleyecek olan hukuk, bölüşülecek olan ise artı değerlerdir)) buda doğru bir söz.. bölüşümdeki adaleti sağlayacak olan.. o toplumsal organizasyondaki hukuktur.. yani devlettir yani sistem kural ve kurumlarıdır..
Da.., böyle “insancıl” sermaye nerde vardı da biz görmedik.. sermayenin karakterine uygun bir şey mi??
““gelin canlar bir olalım.. artı-değeri demokrasi ile sermaye sayesinde bölüştürelim”” anlıyorum.. burada da yok deve diyeceksiniz..
Ricardo ya adam smıth e gel kapitalizmi ve sermayeyi sola öv desen bu kadarını onlar bile beceremezdi.. hatta hızını alamamış sermayenin yayılmacı dönemini de övüyor..
((Ancak kapitalizmin ilk yılları ve olağan dışı dönemler, artı değerler sadece devlet ve kapitalistler arasında paylaşılmıştır. Bu süreçler için sınırlı da olsa bir demokrasiden söz edilecekse oda kapitalistler için demokrasidir. Toplumların diğer kesimlerine artı değerlerden pay verildiği süreçler ise dışarıdan artı değerlerin aktığı süreçlerdir. Yani emperyalizm sürecidir.))
Anlaşılan.., demokratik ve paylaşımcı bir toplum olabilmek için emperyalist olmamız gerekiyor.. yani sömürgeler bulmamız yaratmamız gerekiyor.. çünkü.., (( Toplumların diğer kesimlerine artı değerlerden pay verildiği süreçler ise dışarıdan artı değerlerin aktığı süreçlerdir. Yani emperyalizm sürecidir.))

Bu garabet düşünce örgüsü ve tarifleri bir yana.. yazar kendi tarifini yine kendisi yerle bir ediyor..
(((Kapitalizmin demokrasisinin zirve yaptığı süreç 1950 ile 2000 yılları arasıdır. Zirve yaptığı bölgeler ise emperyalist ülkelerdir.))
Yazar.. sunduğu mantık çerçevesine göre.., bu tarihler arasında almanyayı bir yere.., oturtabilirse oturtsun bakalım.. çok merak ediyorum nasıl “becerecek”..
1950 öncesi Almanya.. tüm avrupaya hakimdi.. ve en gelişmiş dönemiydi.. hatta tüm alman toplumu da bu rejimi destekliyordu.. da.. bu demokrasimi idi.. değildi..
1950 sonrası almanyası yenilmiş yıkılmış ve marşall yardımları ile ayakta tutuluyordu.. ama 1950 öncesinden daha fazla demokrasi vardı..
(((Demokrasinin temsili veya doğrudan olması çok önemli değildir. Önemli olan artı değerlerin bölüşümüdür.))
Aferin..!! yani toplumun yönetsel alandaki hakları etki gücü ve bunu sağlayan hukuk ve yapıların olup olmaması çok önemli değil-miş!! Önemli olan karnının doyması imiş.!!
De.., bunu ne sağlar.. bunu anlamaya çalışalım.. ((Önemli olan artı değerlerin bölüşümüdür.))
Öncelikle sermaye nedir bunu öğrenmesi gerekiyor.. sermaye..; artı-değerlerin el konulması ile olan birikim değil ise nedir..!!
Sermaye bu “artı-değer” birikim işini adaletli yapıp el koyduğu “artı-değer”leri “bölüştürecek!!!
Ye koçum-marabam.., yarasın.. ki.., diğer halkları sömürebilelim.. sende fazla beslen.. buna da demokrasi diyelim..

Haksızlık yapmayayım.. yazar bu garabet anlatımının ne anlama geldiğinin farkında değil yada ilgilenmiyor.. o işi başka bir yere getirebilmek için bunca saçmalıkları sergiliyor..

Kuş familyasına ait bir canlıya deve dedikten sonra.. Hutbenin mevzusuna buradan başlıyor..
(((((Gorbaçov çizgisinin Türkiye temsilcilerinden Haydar Kutlu “sermaye tabana yayılmalıdır” demiştir. Sermayenin tabana yayılmasını açarsak bu şu demektir. Artı değerlerden pay almalıyız demektedir. Artı değerlerin bir kısmı kapitalistin ve devletin finansmanına giderken, kalan kısmıda sabit sermayenin içine katılır. Bunların dışında sermayenin tabana yayılması şöyle mümkün. Dışarıda Türkiye’ye artı değerler akarsa emekçi sınıflar dışarıdan gelen artı değerlerden, içeride yüksek ücretler ve sübvansiyonlarla pay alacaklar. Bu payları; tahvil, bono, hisse senedi ve mevduat gibi değerlere dönüştürürlerse onlarda sermaye sahibi olur. Böylelikle hem toplumu sermaye sahibi yapacaklar, hemde demokrasinin kapsamına almış olacaklar. Şimdi anlıyoruz, emperyalist ülke komünist partilerinin sessizliğinin nedenlerini. Demek ki demokrasi dedikleri açık açık artı değer sömürüsünden pay istemekmiş. Ne yazık ki Artı değerlerin nereden geldiği, sosyalizmin ara yollarnda siyaset yapan arkadaşlarımız için çok önemli değildir.))))
Başlardaki saçmalıklarını ve temellendirmelerini unutmuş yada herkes benim gibi nasılsa onlarda unutur diye düşünüyor ki.. son darbeyi vuruyor!!
((((Anlatmak istediğim, demokrasi sermayeye özgü bir işleyiştir.)))
Demokrasi nedir..?? demokrasi .., bir toplumsal organizasyonda.., üyelerinin yönetsel işleve katılım ve etki gücü ile tanımlanır.. yazar buna itiraz ederse.. kendisinden bir alıntı ile yanıtı peşin vereyim..
(((Devletler ilk oluşumunda ””” toplumun geniş kesimini içerir.””” O nedenle, yani geniş kesimleri içerdiği için, devletlerin ilk biçimleri demokrasi olmuştur.))
Buradaki.., “” geniş kesim tanımı”” sanırım şişmanları kastetmiyor.. yada relax kişileri.. toplumsal katılımdaki sayısal çokluğu ve etki gücünü kastediyor.. hal böyle ise.., sermayenin buradaki yeri ve işlevi nedir..?? haydar kutlu ile anlatılana bakılır ise.., sermaye ne kadar toplumsal tabana yayılır ise o kadar demokrasi olur anlamı çıkıyor.. başkaca bir ilişkisi de olmaz.. site devletleri dönemi gibi desem yine uymaz.. orada zaten sermaye sahipleri arasında demokrasi vardı.. ve olmadığı zamanlarda.. bunlardan birinin yada bir oligarşik grubun siyasi zor ve askeri zor ile işe el koyması sayesindedir ki.., burada bile.., sermaye işleyişine müdahale yoktur.. siyasi erk noktasında müdahale vardır..
Yine devletin varlığı ve gelişimi ile demokrasiyi ilişkilendirdiğine göre.. ve demokrasiyi de sermaye ile ilişkilendirdiğine göre.. ve sonra da.., sermayenin tabana yayılma oranı ile demokrasiyi tanımladığına göre.. bu yazar.. haydar kutlu ya neden kızıyor anlamış değilim.. demokrasi=sermaye ve paylaşımı.., devlet ise.. bunun organizasyonu..
Sen hem.. demokrasi halkın geniş kesiminin katılımı diyeceksin ve bunu da devlet ile ve kapitalizm ile olumlayacaksın.. arkasından da..,
(( Demokrasinin peşinden gidenlere sormak gerekir.)) diyerek “hesap” soracaksın.. neyin peşinden gitsinler..insanlar..; toplumsal.., organizasyonlar içinde yaşarlar.. bu organizasyonların yönetsel biçimleri ve maddi yaşam üretimi sonrası paylaşım biçimleri o organizasyonun karakterini.., içeriğini belirler.. sen devleti bu anlamda asıl fenomen olarak sun sonrada emperyalizm de.. bu ne biçim kafa karışıklığıdır.. nasıl bir organizasyon öneriyorsun.. içeriği nedir??
Hiçbir şeydir.. çünkü amacı başkadır.. kendi anti-Kürt şoven histerilerine “bilimsel” zeminler bulmaya çalışıyor..
((Demokrasi konusunda öylesine ilginç ifadelerle karşılaşıyoruz ki örn. Kürt hareketinin lideri şöyle diyor. “Demokratik ulus, bir ruh ise demokratik özerklik bunun bedenidir”))))
Bunun neresi ilginç.., yani saçma ve anlamsız.. .bunu söyleyene göre değil onun adına kendisi açıklıyor.. hazret..!!
(( Liderin dediğini açalım; demokratik ulus, iki biçimde gerçekleşir. Birincisi dışarıdan gelen artı değerleri, sermayeye katıp tabana yayarak. Ancak bunun için emperyalist olmak gerekmektedir. İkincisi ise tüm ulus üretken emekçi karekterine bürünecek ve üretilen değerleri de küresel sermayeye kaptırmayacak.))

Demagoji bile belirli ilkelerle yapılır.. yoksa kimse yemez.. yazar ise bunu bile atlayıp.., abartmış..
Sayın Öcalan adına öcalanın ne dediğine karar veriyor ve “anlatıyor”.. baştaki garabet anlatımları da bunun içindi.. demokrasiyi sermaye ile ilişkilendirmesinin amacı bu idi.. saçmalamış önemli değil.. sonradan bir şeyi şekilsizleştirmek için bunu “yapmak” zorundaymış meğer..
(((demokratik ulus, iki biçimde gerçekleşir. Birincisi dışarıdan gelen artı değerleri, sermayeye katıp tabana yayarak))
Bırak demokratik olmasını.., ulus olmak için öncelikle devlet ve bir coğrafi-siyasi sınır gereklidir.. bunlar olmadan ulusal bir sermayeden de bahsedilemez.. Avrupa böyle yaptı.. dışarıdan gelen .., artı-değeri sermayeye katmış-mış..!! sanki değişik bir şey olmuş.. bu sermayenin varlık işleyişi ve tarihsel işlevi değil.. de.., illaki bunu ulus olunca becerebiliyor.. eğer ulus bu ise.., uluslaşma tarihin başlangıcından beri var.. yada.., “içerdeki” artı-değeri sermayeye katmak ulus olmaya yetmiyor.. illaki dışarıdan bir artı-değer kazanmak gerekiyor.. sermayenin kendi varlığı.., zaten bu değil mi? Bireysel üretimin birikimleri değil.. artı-değer ile birikenlerin bileşeni.. kaldı ki!1 bu bile sermayeyi tarif etmeye yetmez.. kabilenin ortak üretimi ve talan dahil birikimleri.., toplumsal mülkiyette kaldıkça .., sermaye denilemez.. çünkü bu birikimlerin tasarrufu kimin-kimlerin ve hangi hukukun tasarrufundadır bu önemlidir.. buda yetmez.. devir işlemi de önemlidir.. sermaye yani birikim.. devri kendi yapısı temelinde bir devir işlemi yaşatıyor ise.., sermeye denilir.. yoksa.., toplumsal mülkiyete dahil edilirse o sermaye olmaktan çıkar..
Bir sermayenin sahibi eli ile topluma belirli oranlarda ve amaçlarla yada zorunluluklarda dağıtılmasına demokrasi demekle işi batırmış.. ve bunu yapan devlet diyerek de üzerine tüy dikmiş..
Kalkmış sayın öcalanı “eleştiriyor..!! Öcalan bırak ulus-devleti devleti red ediyor.. bu anlamda.., bir topluluğun kendisini tanımlaması ile sermaye ve devlet olarak tanımlamasını ayırıyor.. ikincisini red ediyor..
Sayın öcalanın sözlerini deve-kuş tarifi gibi kendince tarif etmen.. yok deve sözünü bir kere daha gerekli kılıyor..
(((İkincisi ise tüm ulus üretken emekçi karekterine bürünecek ve üretilen değerleri de küresel sermayeye kaptırmayacak.)))
Bunun olabilmesi için yine devlet gereklidir yani siyasi-coğrafi sınırlar ve içinde bununla tanımlanan bir topluluk.. sosyalist ulus devletler içeriği bu olabilir.. ve bence buydu.. ama kapitalizmi ve özellikle sermayeyi.., tanımayan bunun gibi garabet söylemlerde bulunur..
Ve.., sayın öcalanın ulus-devleti de red ettiğini es geçiyor..
Sermayenin küresel tanımı onun bir ulus yada bir devlet sınırı ile kalmayan bir olgu olmasından kaynaklıdır.. bir tercih değil.. bir yapısal özelliktir.. ekonomik anlamdaki işleyişleri haliyle sınır kabul etmez.. ve yönetsel işleyişleri de sınır kabul etmez.. sermayeyi.., şirketler-gruplar gibi tanımlamaya benziyor.. ama.., bunların içinden birinin yada bir grubun diğerleri üzerinde hakimiyet kurması yada kendine eklemlemesi olayının da küreselleşmek olduğunu da görmüyor..
kısaca .., yazar.. en çok itiraz ettiği devletçi-ulusçu bir mantık temeline sahip.. farkında değil..
başkalarının adına kendince açıklama yapıp.., kendince tanımladıktan sonra.., işin ukalalık yanına başlıyor..

((Bu iki seçenek te olanaklı görünmüyor. 1- Olası kürt özerk bölgesi emperyalistleşemez.)))
Buna ne demeli şimdi..!!!
Özerk bir bölgenin emperyalist olması olanaklıdır diyen mi var..!! devlet olabilirse bu olanaklıdır.. ki çağımızda emperyalizmin devletler ile tanımlanmasının saçmalığını en cahil bile biliyor.. ve yazar da bunu biliyor.. sürekli kendi bildiklerine ters tanımlarla yola düzülüyor.. hem küresel sermaye diyeceksin hem de bir devlet tanımı ile emperyalizmden bahsedeceksin.. sormak gerekir.. çağımızdaki küresel sermayeyi hangi emperyalist devlet temsil ediyor.. bu bir tane mi? Yoksa birkaç tane mi? Bir tane yada birkaç tane olsa dahi bunlar bir devlet ile tanımlanıyor ise.. her biri birer.. ulusal sermaye olmuyor mu?
Kürt özerk bölgesi yada kürt devleti olmak ile emperyalistleşmek yolu ile uluslaşmayı nasıl birleştirdin.. helal olsun..
(((2- Tüm ulusun üretken emekçi karekterine bürünmesi bilgi yoğun teknolojili üretimin, üretim sistemine egemenliği nedeniyle realize olamaz. Zaten üretilen değerlerin küresel ölçekli sermayeye kaptırmamak ise nesnel nedenlerden dolayı mümkün değildir. İlaç, tohum, enerji, teknoloji, uydu, bilişim, iletişim vb. stratejik ürünler küresel sermayenin elinde. Bu ürünlerin kullanım değerleri çok yüksek. Ayrıca bu sistemi organize eden“küresel hegomanya” mevcut. Dünya pazarının dışında olmayı göze alamıyorsan, küresel koşullara tabi olacaksın.)))
Hadi bakalım.. kendi söylemini kendin çürüt buna denir..
(( Liderin dediğini açalım; demokratik ulus, iki biçimde gerçekleşir. Birincisi dışarıdan gelen artı değerleri, sermayeye katıp tabana yayarak. Ancak bunun için emperyalist olmak gerekmektedir. İkincisi ise tüm ulus üretken emekçi karekterine bürünecek ve üretilen değerleri de küresel sermayeye kaptırmayacak.))
Sayın Öcalan böyle demedi ama.., yazar o dedi diye söylese de.. ne olur ne olmaz noktasında bilir kişi olarak söylediklerini ele alalım..
Demokratik-Ulus olabilmenin iki koşulu var-mış!!
1-(((Dışarıdan artı-değer sağlamak yani emperyalist olmak)))).. bahsettiği.., bir devlet ve ulusal bir sermaye.. yani şimdiye kadar var olan demokratik-uluslar böyle var olabilmiş..
(((Devletler ilk oluşumunda toplumun geniş kesimini içerir. O nedenle, yani geniş kesimleri içerdiği için, devletlerin ilk biçimleri demokrasi olmuştur.)) yani.., sermaye.., devlet eli ile demokratik bir toplum yaratmış buna uluslaşma diyor.. ne oldu bunlara.., sinek mi? Kaptı da.., şimdi..,
((Ayrıca bu sistemi organize eden“küresel hegomanya” mevcut. Dünya pazarının dışında olmayı göze alamıyorsan, küresel koşullara tabi olacaksın.)))
Küresel bir hegemonyadan bahsediyorsun.. bu hegemonya hangi ulusa ait.. yada devlete..
Aslında sormak gerekir..
Kürtler nedir..????
Emperyalist olamayacakları.., yani dışarıdan artı-değer kazanıp içerde “dağıtamayacakları için .., demokratik-ulus olmaları olanaksız.. öyle ise ne ulus!! Bunlar..
Anti-demokratik mi? Yada.., tarihsel olmayan mı? Nedir.. kuş mu? Deve mi?
Kürtleri attık kenara.., İtalyanlar ne.., Polonyalılar ne.., İngilizler ne..?????
İngilizler..; dışarıdan artı-değer kazanıp içeriye “üleştiriyor”.., demek ki demokratik-ulus olabilmişler.. Polonyalılar değil.. gayet anti-demokratik..!!!!
(((((Demokrasi direk sermaye ile ilgilidir. Orta doğunun petrol zengini ülkeler, kültürel olarak demokrasinin neresinde duruyorlar dersiniz? Demokrasi kim, onlar kim denilir. Kendileri çöl bedevisi olabilir. Ancak petrollerle değişen artı değerler kendi ülkelerine akmakta. Tabana da dağıtılan artı değerler, “”””””Çölde monarşiler altında demokrasiyi yaşatıyor.”””” Libya buna güzel bir örnektir. Demokrasi aynı zamanda özgürlük değilmidir. Adamlar bal gibi özgür. Sermaye sahibi, sahip olduğu sermaye miktarı kadar özgürdür.)))))
(((((Hem yoksul, hem serbest yaşayan insanların olduğu ülke varmıdır? İstisna olarak Küba denilebilir. Peki Küba bu gün ne yapıyor? İnsana yabancı pis işlerle iştigal olmak zorunda kaldı. Kendi halkını bulaştırmadan bunu yapmaya çalışıyor. Nereye kadar? Sözünü ettiğim pis işler, fuhuş ve kumar. Bu sektörler Küba sınırlarının içinde yabancılara hizmet vermektedir. Küba halkı demokrasi yaşayacaksa bunun bir bedeli olmalıdır. Demokrasi miktarı kadar sermayenin, Küba topraklarında faaliyet göstermesi gerekmektedir. İşte demokrasi böyle bir şey. Sermayesiz olamıyor. Küba için başka bir seçenek, üretken emeğin sermayeye dönüşmesi. Eğer bu seçenek olanaklı olmuş olsa idi Küba halkı bunu tercih ederdi.)))
Yorumlamaya gerek var mı??
Ne ka sermaye o kadar demokrasi..!!!!
Fuhuş-uyuşturucu vs. nin de sermayenin gelir alanları olduğunu yani sermaye olduğunu bilmiyor … “sanırım””..
Ne kadar fuhuş-uyuşturucu yani sermaye.., o kadar demokrasi..!!!!!
En çarpıcı olanı da alttadır..
(((((Görülüyor ki)))
Evet.., sayende!! çok iyi gördük..!! bu kuş değil deve imiş..!!!
((((demokrasi, sermaye sayesinde olabiliyormış. Demokrasi istediğimiz zaman, istediğimiz bu demokrasinin kaynağında üretken emeğin ürettiği artı değerlerin olduğunu bileceğiz.))) ona göre ha…. Sakın cahillik yapmayın..
(( Yani bize gelen demokrasi, birilerinin sömürülmesi neticesindedir. Günümüzde demokrasi istemek masum bir istek değildir. Demokrasi isteyenlere söyleyeceğimiz söz "barbarların yolundasınız" biçiminde olacaktır.)))
Ne isteyelim..?????