Neymiş 'devlet PKK ile görüşüyormuş...'
Klasik devlette ve devlete dayalı yapılarda gözle görülür bir çözülme var. Çözülme derinleştikçe bu kaynaktan beslenenler siyasal olarak geriyor ve geriliyor. Toplumu daha çok yoran, hatta karşıtlaştıran tepkiler vermeye başlıyor.
Bence toplumsal barışın önündeki en önemli tehlike bu...
Çözüm sürecinde taraflar açığa çıktıkça ve toplum adına rol üstlendikçe, bu çevreler daha da saldırganlaşıyor; hatta açığa çıkan 'taraflara' karşı, 'derin taraflar' oluşturmaya, ilişkiler ve eylemler geliştirmeye yöneliyor...
Dörtyol olayı da böyle bir yönelimin sonucu gelişti.
Daha da gelişebilir...
* * *
Şimdi çok daha agresifler. Odaklandıkları tek şey, çözüm arayışına karşı toplumu galeyana getirmek. Arı kovanına çomak sokup kışkırtmak...
Neymiş 'devlet PKK ile görüşüyormuş', 'BDP ile aynı noktadaymış' 'Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda anlaşmışmış', 'Murat Karayılan da bir görüşme olduğunu kabul etmişmiş...' 'Bu da ihanet içinde olmakmış, devleti satmakmış...'
Daha neler neler...
Ne hurafeler, ne uydurmalar, ne kışkırtan cümleler... Özellikle de CHP ve MHP'nin yaptığı tek şey bu. Cemil Çiçek gibi hükümet kanadından da bazıları buna çanak tutuyor, güç veriyor...
Bakıp izleyen de kendini ortaçağ dünyasında sanır...
Ne basitlik, ne yüzeysellik... Türkiye için ne büyük ayıp!
Toplumsal amaç ve sorumluluktan kopunca böyle oluyor. Bir anda En 'büyük Türkiye sevenleri' bile Türkiye'yi geriye, karanlığa doğru itiyor.
* * *
Peki, olamaz mı?
Hükümet ile BDP aynı şeyleri söyleyip aynı çizgiye gelemez mi? Hatta bir adım öteye gideyim: Devlet PKK ile görüşemez mi, demokratik bir Türkiye için müzakere edemez mi? Ateşkes isteğini, silahların susma talebini olumlu bulamaz mı?
Türkiye iddiasını yitirmişlere göre bulamaz.
Peki ne yapar?
Onlara göre elinin tersiyle iter. 'Türkiye'nin geleceğinin, toplumsal barışın, adaletin, hoş görünün, demokrasinin canı cehenneme' der. 'Terör örgütü ve örgüte sempati duyanlarla pazarlık yapılmaz' deyip gün ağırmadan tepelerine biner...
Kan akıyorsa aksın...
Şehit veriliyorsa verilsin...
Kaynaklar tükeniyorsa tükensin...
Türkiye on yıl, yüz yıl geriye gidiyorsa gitsin...
Dedim ya, sorumluluk olmayınca; halkla, toprakla, vatanla, tarihle, kültürle bağ olmayınca; rant her şey olunca sonuç da bu oluyor...
* * *
Birilerinin bu rant cephesine, SÖZDE milliyetçilere, vatanseverlere dur demeli! Hatta en güçlü mücadele, en büyük demokrasi cephesi bunlara karşı kurulmalı.
Yoksa...
Bakmayın MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin 'Dağa çıkarız' dediğine; dağa çıkmazlar ama yer altına, derine inerler... Çeteler, şebekeler kurarlar. Derin eylemlerin alasını yaparlar. Dörtyol gibi provokasyonlar gerçekleştirirler...
Şimdi aklın yolu bir mi?
Bir.
O zaman toplumlar tarihine bakalım, kanla şiddetle sorunlarını kim çözebilmiş?
Çözmeye kalkışanlardan da hangisi ömür bill‰h yürütmüş?
Hiçbiri...
Sonunda 'aklın yolu bir' demiş; tartışarak, anlaşarak, müzakere ederek, ortaklaşarak çözmüş...
* * *
Günlük Gazetesi, çok güzel bir iş çıkarmış; Basklı tarihçi ve gazeteci Manuel Martorell ile bir söyleşi yapmış, bu söyleşiyi manşetine taşırken de çok güzel başlık koymuş: 'ÖNCE GÜVEN, SONRA ORTAK YOL HARİTASI...'
Fevkalade bir zamanlama ve harika bir manşet...
Türkiye'de güveni de, ortak yol haritasını da engelleyen, ha bire provoke eden, kah yer altına inen, kah yeryüzüne çıkan güçler var.
Böyle de olsa aklın yolu bir...
Güven ve müşterek yol konusunda ortak akıl oluşturulabilirse; yani sözde milliyetçi kesimlerinin çomağına rağmen taraflar kararlı durabilirse barış için ilk önemli adım atılmış olacak...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
