Türk sosyalizmi ve iki yazı...

Yıldırım Türker 23 Ağustos 2010 tarihli Radikal gazetesinde 'Evet! Boykot' başlığıyla bir yazı yazdı. Bu güzel yazısı şu cümleler ile bitiyor: 'Bu oyunda Kürtleri oynatmıyorsanız, ben de oynamıyorum.'

Yine Demir Küçükaydın Köxüz sitesindeki 'Amneziye Karşı-Anayasa Referandumu Vesilesiyle (1)' başlıklı yazısında şunları yazmış: 'Açıkça şunu da belirtelim ki, Kürt Özgürlük Hareketi 'Boykot' değil de örneğin 'Evet'i veya 'Hayır'ı uygun görseydi, doğru ya da yanlış demeden onu da desteklerdik.'

Türk sosyalizminin yabancısı olduğu bir yaklaşımdır bu.

'Kürt' olmak yaklaşımıdır; siyah olmak, eşcinsel olmak, kadın olmaktır.

Ezilenin, aşağılananın, itilenin tarafında olmaktır.

Köle sahiplerinin eşitlenmesi çabasında köleler tarafında olmaktır; erkeklerin eşitlenmesi çabasında kadınların tarafında olmaktır, beyazların eşitlenme çabasında siyahların tarafında olmaktır, Müslümanların eşitlenme çabasında Müslüman olmayanların tarafında olmaktır, Hıristiyanların eşitlenme çabasında Hıristiyan olmayanların tarafında olmaktır, İsraillilerin eşitlenme çabasında Filistinlilerin tarafında olmaktır, Türklerin eşitlenme çabasında Türk olmayanların tarafında olmaktır, heteroseksüellerin eşitlenme çabasında eşcinsellerin tarafında olmaktır... Türk sosyalizmi taraf olmamak için 'evet' diyor; taraf olmamak için 'hayır diyor ve hatta taraf olmamak için 'boykot' diyor.

Taraf olmamak içindir 'Evet', 'hayır' ve 'boykot' üzerine olan gerekçeler ve teoriler.

Ne kadar da değerli oyumuz varmış tanrım... Demokrasi mücadelesinin Kürtleri yok sayan bir paketten geleceğine inanıyoruz /veya inanmıyoruz da, yoksullara dayanmış bir kitlesel devrimci demokrasinin güçlendirilmesini görmezden gelebiliyoruz. Diyemiyoruz ki, 'Kürtler yoksa biz de yokuz'... Bırakın zavallı bir değişiklik paketini, Kürdün olmadığı en demokratik bir anayasa bile umurumuzda değil... BDP'yi yok saymak bizi de yok saymaktır, Kürtleri yok saymak bizi de yok saymaktır demek ne kadar da zormuş meğer.

Keramet 'evet'te, 'hayır'da veya 'boykot'ta değil; devrimci demokrasinin varlığındadır.

Egemenlerin iki kesimi karşısında ezilenlerin elini güçlendirmek için ne yapılması gerektiğini belirlemek bu kadar mı zordu?

Egemenlerin iki kesimi için de boykotun bir kabus olduğunu görmek için Başbakan'ın Van konuşmasını izleyin. Başbakan Van'da 'evet'ten vazgeçmiş, önceliği sandığa gidine vermiş. Kendi mitinginde 'sandığa gidin ister evet ister hayır verin' diyor; Fırat'ın doğusunda CHP, MHP ve AKP yine birleşmiş durumda. Orada referandum 'evet' 'hayır' üzerinden değil; sandığa gidilip gidilmemesi üzerinden belirleniyor.

Egemenlerin, alttan gelen demokrasi mücadelesini ezmek için böylesine birlik yapabildikleri koşullarda Türk sosyalizminin devrimci demokrasiye 'desteği'ne bakın siz.

Efendim bu paket yetersiz de olsa ileri bir adım, onun için 'yetersiz ama evet' diyoruz.

Başka; bu paket 12 Eylül Anayasası'nı yama yapma manevrası, bu oyuna gelmiyor 'hayır' diyoruz.

Başka; egemenlerin seçenekleri dışında bir 'üçüncü yol' için boykot diyoruz ve üçüncü cepheyi yaratacağız.

Başka; Kürtlerin boykot tutumu haklı, ama batıda 'yetersiz ama evet demek' gerekir.

Bu yaklaşımların gerekçelerine baktığımızda, tümünün de demokrasi için olduğunu görüyoruz. Birbirlerinin zıttı politik tutumların gerekçeleri aynı noktaya basıyor, demokrasi.

Demokrasi programı olmayanların, demokratik cumhuriyet yaklaşımına uzak duranların aynı gerekçeye dayanarak üç farklı tutum almalarında aslında şaşılacak bir şey yok.

Demokrasi ise bu üç yaklaşımın gerekçesi olurken, gerçekte iyice anlaşılmaz hale geliyor. İlginci bu üç tutumu sergileyenlerin de 'işçici' olması. Ve iki sermaye kesiminin karşısında duran 'Kürt' Özgürlük Hareketi'nin devrimci demokrat gücünü dikkate almaksızın, demokrasi için referandum tutumu belirlemeleri.

Y. Türker gibi 'Kürtler yoksa ben de yokum' diyememeleri.

Veya D. Küçükaydın gibi devrimci demokrasinin güçlendirilmesi için tutum geliştirememeleri. Oy vermeyi veya vermemeyi, Kürt Özgürlük Hareketi'nin güçlendirilmesine, onun egemenler karşısında elini güçlendirmeye yönelik bir taktik olarak ele almamaları.

Türk sosyalizmi asıl Fırat'ın batısında 'boykot' demeli.

Başbakan Van'da 'sandığa gidin, ne oy verirseniz verin' derken, bir bütün olarak egemenlerin çıkarlarına nasıl sahip çıkıyorsa; ve sandığa gitmenin Kürtlerin demokratik örgütlü iradesini yok saymak olduğunun farkındaysa; Türk sosyalizmi de batıda aşağıdakilerin, ezilenlerin demokrasi mücadelesini bir bütün olarak sahiplenmeli ve 'Kürtler yoksa biz de yokuz' demeliydi. Devrimci demokrasinin güçlendirilmesinin yolu buydu. Türk milliyetçiliğine karşı tutum böyle geliştirilebilirdi.

'Yetmez' kısmında Kürtler olunca (Ve biz de eğer 'Türk' isek) , peşinden 'evet'i demek kolaylaşıyor kuşkusuz. Oyuna katılmak için, ilk elden çıkarılacak olanın Kürtler olması nasıl açıklanabilir ki başka? Türkler arasındaki eşitlik girişimlerinin doğal gelişimi ile birlikte Kürtleri de kapsayacağı mı düşünülüyor?

Önce biz, beyazlar, köle sahipleri, Türkler, erkekler, İsrailliler, heteroseksüeller eşitlenelim mi diyorsunuz? Böyle bir sosyalizmin imtiyazlılığı ortadan kaldıracağına beni inandıramazsınız. Benim sosyalizmim bu değil.

Benim sosyalizmim beyaz değil, Türk değil, erkek değil, İsrailli değil, Müslüman veya Hıristiyan değil, heteroseksüel değil..