Bir başka kırım: Kültürel soykırım

Kültürün kelime ve kavram olarak değilse bile anlam ve muhteva bakımından insanlığın tarihi kadar eski olduğu bilinen bir gerçektir. Hangi kültür tanımını esas alırsak alalım, ulaşacağımız sonuç şudur ki; her toplum kolektif aklın eseri olan bir dünya görüşünün, toplumsal hafızasının kabulleriyle pekiştirilmiş bir ahlakın, hukukun sanat ürünlerinin vb, uzun bir geçmişi yansıtan folklorun şekillendirdiği bir hayatı yaşar. İşte bu hayat kültürün kendisidir.

***

Farklı kültürler birbirlerini güçlendirip zenginleştirirler. Bu karşılıklı etkiyi kültürlerin eşitlik içinde bütüncül ilişkiler kurmasına ve barış içinde bir arada yaşamasına imkan tanıdığımız ölçüde görürüz. 'Çeşitlilik içinde birlik' sağlayabilmenin yolu da böyle bir tavrı göstermekten geçer.

Türkiye'de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet böyle bir duruş göstermedi. Geçmişiyle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı buradan hareketle, çoğalıp dal budak salmayı değil, var olan gerçekliği inkar ve imhayı tercih etti. Bunu da bünyesinde yer alan değişik kimliklerin tarihi, kültürel ve sosyal iç dinamiklerini bozarak bu doğrultuda zorla kendi etnik grubuna katılmasını sağlamaya çalışarak yani kültürel soykırım uygulayarak yapmaya çalıştı. Buna karşı direnenleri de imhaya yöneldi.

Her insanın kendi kültürüyle var olması onu tüm alanları kapsayacak biçimde ilerletmesi kadar doğal ve masumane bir hak düşünülemez. Bir toplumun herhangi bir nedenle bu haktan mahrum edilmesi, kültürünün yok sayılması ve bu kültüre ait değerlerin inkar ve imha edilmesi kültürel soykırımdan başka bir şey değildir.

Soykırım sadece fiziksel-biyolojik anlamıyla bilinir ve kullanılır. Oysa kültürel boyutu da bundan çok farklı değildir.

Hukukçu düşünür Rafael Lemkin'e göre soykırım sadece bir milletin ya da etnisitenin üyelerinin biyolojik olarak yok edilmesi değil,aynı zamanda onun kültürel ve milli değerlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Biyolojik soykırım insanı 'soy'undan ötürü 'kırmak'ise, kültürel soykırım da bir soyun kültürünü kırmaktır. Yani kültürel soykırım da kasıtlı imha anlamına gelir. Bu imha sadece bir yapının bir kalıntının tahrip ya da yok edilmesi değil; bir kimliğin dili başta olmak üzere tarihi, sosyal, sanatsal, edebi her türlü ögesini zorla değiştirmek ve yok etmeyi de içerir. Bu anlamıyla kültürel soykırım da bir inkar ve imha hareketidir.

***

Kültürel soykırımın tarihteki açık örneklerinden biri olarak 19. yüzyılda Aborijinlerin maruz kaldığı uygulamalar gösterilir.

***

Avusturalya hükümeti Aborjinleri yok etmek için 19. yy'da biyolojik soykırım dışında aborijinlerin yaşadıkları bölgeleri tahrip etmiş, bölgelerindeki otlakları yakmış, bitki örtüsünü yok etmiş -ki Aborijinler yurt bildikleri bölgelerinden uzaklaşsın. Bununla da kalınmamış aborijin çocuklar ailelerinden koparılmış, yatılı okullara yerleştirilerek gelenek, görenek ve ana dilinden bi haber kuşaklar yetiştirilmiştir. Dönemin valisinin durumu özetleyen şu sözleri artık kaynaklara geçmiştir; 'Siyah adam. Biz seni mutlu etmek istiyoruz; ama mutlu olmak için beyazları taklit etmen lazım. Onlar gibi kıyafetler giy, beyaz adamı sev ve ingilizce konuşmayı öğren...'

Şimdi bu zihniyeti ve uygulamayı kendimize adapte edersek; 'Ey Kürt. Biz seni mutlu etmek istiyoruz; ama mutlu olmak için Türkleri taklit etmen lazım. Onlar gibi kıyafetler giy. Türkleri sev ve Türkçe konuşmayı öğren...' Buna yakılıp yıkılan köyleri ateşe verilen ormanları, yatılı bölge okullarını, mecburi iskanları, Kürtçe yasağını, 'dağ türkü' ve 'ne mutlu türküm diyene' vb. retoriğini de eklersek aborjinlerden çok bir fark kalıyor mu dersiniz? Varsa da bugün az da olsa aborjinlerin bir kısmı kendi kültürlerini kendi bölgelerinde yaşatabilmektedir.

***

Devlet, özünü bu ve benzeri görüşlerden oluşturdu. Bu mantalite ve paranoyalar hiç değişmedi. 'Her şey Türk tarafından, Türk'e göre, Türk için... Vatan mevzubahis olduğunda gerisi teferruattır' söylemine dayanarak yapıldı.

Bir halkın kimliğini, dilini, kültürünü yok sayma ve yok etme, türlü politika ve baskılara rağmen mümkün olmadı. Olmadı ama bu konudaki politikalar daha ince, daha derinleştirilmiş yöntemlerle sürdürülmek, içi boşaltılarak işlevsiz kılınmak isteniyor. Yani kültürel soykırım devam ettirilmeye çalışılıyor.

***

Türkiye hala resmi, yapay tarih ezberleri olan bir ülkedir... Filozofun da dediği gibi kirli ayaklarının üstüne temiz çorap giyerek kendini temiz zannediyor.

Bu ülkede pek çok kırmızı çizgi ve tabular vardır tarihle ilgili... Bunlar resmi ideolojinin gazladığı milliyetçilikle, ırkçılıkla korunuyor hala.

İstesek de istemesek de küresel yapının geldiği bu noktada; kimlik, kültür, vatandaşlık gibi kavramları Türkiye açısından yeniden tanımlamamız gerekecek. Cumhuriyet'in ve demokrasinin gelişmesinde kritik rol oynayacak kültürel farklılığı/çeşitliliği homojen bir ulusal kimlik kisvesi altında tanımlamakta ısrar edersek varılacak yer çatışma ve ayrışmadır.

Zihinlerdeki kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek bir akla ihtiyaç var. Artık bilinmelidir ki huzur ve barışın önündeki en büyük engel, kişilerin bakış açısını daraltan ve her şeye kuşku ve düşmanlıkla baktıran ırkçı ve bağnaz mantalitedir.

Gerçeklerden kaçarak ve korku duvarları kurarak ancak insanlar arasında düşmanlık yaratılabilir. Barış içinde yaşamanın koşulu gerçek anlamda çokkültürlü bir ülke yaratmaktır.

***

'Bu dünyada hayatta kalabilmek için beyaz adamın dilini öğrenmeliyiz, ama sonsuza kadar yaşamak için kendi dilimizi bilmemiz gerek' der bir kızılderili atasözü.

İnsani duyarlığa yakışan ve aslolan, bize yitirilmeye çalışılan 'değer'lerimize, yüreğimiz, beynimiz ve duruşumuzla sahip çıkmak olacak.

A.Hicri İZGÖREN
hicriizgoren@gmail.com