Kılıçdaroğlu'nun çıkışları
Kürt sorununun çözümsüzlüğe mahkum edilmesinde en etkili partilerden biri CHP. Hatta tarihsel mirası açısından Kürt sorununu yaratan politikaların sahibi olan bir parti. Dolayısıyla çözüm sorumluluğu olan bir parti.
Bir süredir bu parti 80 yıl yürüdüğü gibi yürüyemeyeceğini görüyor ve çıkış arıyor gibi. Bu çıkış arayışı köklü bir değişimi mi hedefliyor, yoksa kimi ambalaj farklılıklarını mı içeriyor göreceğiz.
Ancak yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun birkaç gündür sürdürdüğü Bölge ziyareti önemsenmeyi hak ediyor. Genel başkan olduğundan bu yana Kürt ve Alevi kimliğini dillendirmekten kaçınan ve Kürt sorunundan bahsederken bir türlü Kürt kavramını kullanmayan Kılıçdaroğlu, statükocu ve sorun yaratıcı klasik CHP politikalarının temsilcisi gibi görünürken, şimdi Bölge'de söyledikleri ile bu konuda çıkış aradığı izlenimi yaratıyor.
3-5 yüz kişiye hitap etme pahasına Bölge'ye gelen Kılıçdaroğlu, umuyoruz ki bu ziyareti ile CHP'nin şimdiye kadar izlediği Kürt politikasının nasıl da partisini Bölge'den sildiğini görmüştür. Bu görüntünün CHP'de bir sarsılma yaratmak kadar yapıcı politikalara yönelmeye yol açması önemlidir. Kılıçdaroğlu'nun Van, Batman gibi yerlerde partisi adına özeleştiri vermesi geldikleri konumu aşma sözü olarak algılanabilir mi? Belki henüz net bir şey söylemek için erken. Ancak buralarda söylediklerinin son günlerde Bölge'de mitingler düzenleyen AKP Genel Başkanı Erdoğan'dan daha ileri olduğu kanısındayım. Kılıçdaroğlu sadece birkaç yüz kişilik dinleyicisine rağmen Kürt sorununda çözüm için yetersizliklerle dolu olsa dahi somut kimi çözüm yaklaşımlarından bahsetti. Seçim barajının indirilmesinden, anti-demokratik hukuk maddelerinin değiştirilmesinden, adalet ihtiyacından bahsetti. BDP'nin ağırlıkta olduğu bu Bölge'de BDP'li belediyeye teşekkür etme mütevazılığı gösterdiği gibi, BDP'ye karşı kullandığı saygılı dil ile Bölge halkının iradesini incitmemeye çalıştı. Bu önemli. Çünkü AKP, BDP'yi Kürt sorununun çözümü için en önemli güç ve avantaj olarak görmek yerine pazar rekabetçileri gibi yaklaştı. BDP'ye oy verenlerin iradesine saygısızlık ettiğini düşündürtecek denli bir rakip psikolojisi ile politik dil kullandı.
Bunun yanında Kılıçdaroğlu, Kürt sorununun çözümünde ve savaşın bitirilmesinde en önemli muhataplardan olan Öcalan'la görüşülebileceğini, zaten daha önceki hükümetler döneminde de görüşüldüğünü bütün açıklığı ile söyledi. Oysa mevzu gündeme geldiğinden bu yana Başbakan Erdoğan, 'ben görüşmedim, o görüştü' muhbirliği içerisinde. Sanki ortada suç var. Bir türlü 'çözüm için kiminle olsa görüşürüm arkadaş' diyemedi. Af tartışmalarından bahsetmiyorum bile.
Şimdi tüm bu görüntü içerisinde CHP'nin köklü politika değişikliğine gittiğini söyleyebilir miyiz? Şimdilik hayır! Çünkü Kılıçdaroğlu'nun Van'da Öcalan'la görüşülebileceğini söylediği saatte CHP'li Kemal Anadol, Ankara'da Öcalan'la kimin niçin konuştuğunun hesabını istiyordu. Bu da şunu gösteriyor; CHP yönetimi henüz Baykal sürecinin temsilcilerinin ve zihniyetinin ağırlığına sahip. Kılıçdaroğlu'nun Bölge'de iyi niyetli olduğunu düşündüğüm açıklamalarının parti politikası haline gelmesi için CHP yönetiminin ciddi bir reorganizasyona ihtiyacı var. Bu aynı zamanda bir zihniyet dönüşümüne de ihtiyaç olduğunun göstergesi.
CHP bunu yapmak zorunda mı? Eğer silinmek istemiyorsa evet. CHP bu ülkenin yeniden etkin merkez partilerinden olmak istiyorsa yarattığı Kürt sorunu ile yeniden tanışmak, bu sorunun çözümü için sorumluluk üstlenmek zorunda. Bu da yetmez sorumluluk üstlendiğini göstermek zorunda. Kürt sorunu ve çözümü ile ilgilenen CHP sadece kendini kurtarmaz, çözüm sürecini de hızlandırır. Kürt sorunu ve çözümüne ilişkin merkez partiler içinde tek söylem sahibi olan AKP'nin tekelini kırar.
Daha önce de bir yazımda Kürt sorununu tanıyan, dillendiren ve çözümünden bahseden tek partinin AKP olduğundan bahsetmiştim. AKP bu alanda kurduğu tekelle Bölge'de bulunan tek merkez parti oldu ve devlet içerisindeki konumunu da bu ilişki belirledi. Kürt sorunu AKP'nin bir tür varlığını sürdürme alanı oldu. Bunca önemli katkıya rağmen konu ve Bölge üzerindeki tekelini AKP, çözüm için kullanmadı. Tekelini koruma derdiyle enerjisini, sorunun çözümünde Bölge'nin temsilcisi olarak görülen BDP ile rekabete harcadı. Bölge'deki devletin tek merkez gücü olarak sorunu, varlığını sürdürmenin aracı haline getirdi. Bu yüzden hoyrat ve şiddeti tırmandıran politikaların sorumlusu oldu. Çözüme de ancak bu kertede yaklaşım gösterdi. Şimdi bir merkez partisi olan CHP, eğer sorunu tanıyıp 'çözümde varım' derse, AKP'nin tekelini kırarsa çözüm daha yakın olur, bu sorun üzerinde milliyetçilik yarışı yerine belki de çözüm yarışı başlar. Böylesi bir yarış bu ülkenin hanesine daha çok özgürlük, daha çok demokrasi, daha çok eşitlik, daha çok adalet olarak yazılır. Böyle bir ortamda köklü çözüm, güçlü Türkiye olur...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
