Sen şuna sansür desene

Taraf gazetesi ile BDP arasında yaşanan tekzip vakası Ahmet Altan'ın yeni bir tavır ilanına neden oldu. Elbette bir gazeteci bir siyasi parti genel başkanını eleştirebilir. Ancak bu eleştirinin dili, gazetecinin de seviyesini ortaya koyar.

Gazetenin manşete taşıdığı ifade için parti tekzip gönderiyor. Hiçbir gazete, manşetinin tekzip edilmesini istemez. Ancak söz konusu haberin sunuluş biçiminden ister parti sözcüleri sorumlu olsun isterse gazete editörleri, hiçbir neden 'bundan sonra size yer vermeyeceğiz' demeyi haklı kılmaz. BDP haberlerine yer vermemek gazetecilik açısından çok yeni bir tutum değildir. Çoğu basın organı bu sansür ve ayrımcılığı eskiden beri yapmaktadır. Bu kervana Taraf gazetesinin de katılması kime ne kazandırabilir?

Gazeteciler ifade özgürlüğü konusunda toplumun ileri noktasında durmalıdırlar. Kendilerini tekzip eden, hatta satın almama kampanyası yapanlara karşı bile objektif davranmak bir meslek sorumluluğudur. Adı Taraf bile olsa gazetecilik, bir noktaya kadar tarafsız olabilmeyi zorunlu kılar. Gazetecilik sadece gerçeklerden yana taraf olabilme becerisidir.

Sünnetçi başı

Sünnet konusunu tüm dünya ve özellikle insan hakları savunucuları 'kadına yönelik uygulama' üzerinden tartışıyor. Arap ve Afrika toplumlarında inançla karışık gelenek olarak görülen bu uygulama eleştiri konusu yapılmaktadır.

Bizde ise konu h‰l‰ PKK üyelerinin sünnetli olup olmaması üzerinden yapılmaya devam etmektedir. Son olarak Cemil Çiçek yeniden konuyu gündeme taşımıştır. Türkiye'de yurttaşımız olan 'sünnetsizler' gerçeği Sayın Bakan'ın hiç aklına gelmiyor. Bu tavrın açık bir ayrımcılık olduğunu göz ardı ediyor.

Dahası galiba Çiçek bu konunun tarihi tartışmalara yansımasından da habersiz gözüküyor. Ermeni tehciri sırasında 'Müslüman' olmaya zorlamak için hazırlanan sünnet törenleri komedi ile karışık trajediye dönüşmüştür.

Daha ilginç bir olay ilk dönem İslam tarihinde yaşanmıştır. Yeni fethedilen topraklarda ahaliyi Müslüman olmaya ve dolayısı ile sünnet yaptırmaya zorlayan valiye halk tepki gösterince merkezden sert bir uyarı gelir. 'Bizim Peygamberimiz sünnetçi başı olarak gönderilmedi' denir.

Ne diyelim Müslümanlık adına ahlak, adalet gibi değerlerden bir şey kalmayınca, dini 'sünnetli' olma konusuna indirmekten başka çare kalmıyor.

Korkan göz ve PKK ile diyalog

İktidar partisinin en büyük korkusu PKK ile diyalog kurulduğu suçlamasına maruz kalmaktı ve korktuğu başına geldi. Açılım gibi büyük bir projenin bile askıya alınmasına neden olan bu korku şimdi açıkça tartışma konusu oldu.

Kurulan diyalog ne kadar yeterli, ne kadar sağlıklı tartışmasını bir tarafa bırakalım. Ancak savunmanın gerekçesini oluşturan 'hükümet değil devlet görüşür' tezi başka bir vahametin yansımasıdır. Bir yandan devletin tüm kurumlarının seçilmiş hükümete bağlılığı, demokrasinin gereği olarak ele alınırken, diğer yanda sorumluluğu 'devlet' denilen meçhule devretmek garip bir durumdur. Bu algı 'devletin kutsallığı' anlayışının yansımasıdır. Diyalog yanlış bir iştir ama 'devlet' yaparsa caizdir, yaklaşımı bu savunma ile meşrulaşmaktadır.

Türkiye'de kan dökülmemesi için diyaloğu açıkça savunacak bir siyasi irade ortaya çıkmadıkça Türk toplumunun çözüme ikna edilmesi mümkün değildir.