Oral Çalışlar’ın İdeolojik Yol Haritası…

Böyle bir yazıyı yazmak ne zamandır aklımda olsa da şu sıra yazmayı düşünmüyordum. Ne var ki, bugün Oral’ın “’Fethullahçılık Tehlikesi’ ve Hukuk” (Radikal, 29 Ağustos 2010) başlıklı yazısını okuyunca bu yazının yazılmasının zamanı geldiğine karar verdim.

Oral çok eski arkadaşım olur, 1968 yılından beri tanırım. O beni daha önceden, 12 Kasım 1966 anti-Amerikan mitinginden de hatırlıyor. O mitingde yakalanmış, polislerce bir hayli hırpalanmış ve diğer beş arkadaşla birlikte, 1960 sonrasında hapse giren ilk öğrenci grubunda yer almıştım. Bana daha sonradan anlatmıştı. Oral, Cemal Gürsel Meydanından Kızılay’a yürümek isterken polis tarafından önü kesilen kalabalığın içindeymiş ve benim polisler tarafından yakalanıp dövülüşüme tanık olmuş.

Oral’ı 1968’in o hareketli günlerinde DTCF’ye geldiğinde tanımıştım. Sanırım o sırada henüz ODTÜ öğrencisiydi. Daha sonra SBF’ye geçti ve kısa süre sonra SBF Fikir Kulübünün başkanı oldu. Ankara’ya gelmeden önce İstanbul’da okumuş bir yıl. Orada, Deniz Gezmiş’in Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) çevresinde yer almış. Deniz’in yakın arkadaşlarındandı.

Oral’la tanıştığımızda gençlik içinde MDD’ci akım almış başını gitmekteydi. İkimiz de MDD’ciydik. Ne var ki, o günlerde MDD’ci gençler arasında da ayrılıklar baş göstermeye başlamıştı. Oral, MDD’ci gençlerin en ateşlilerinin bulunduğu bir yerde SBF Fikir Kulübü Başkanlığı gibi zor bir görevi yerine getiriyordu ve daha o zamandan ihtiyatlılığı, hatta “aklıselimi”yle dikkatimi çekmişti. Tuslog binasını bastıktan sonra SBF Yurdunun bir odasında toplanmıştık. Deniz, benim de desteklediğim bir öneri atmıştı ortaya; “Çıkıp okulun önünde turlayan polislerle çatışalım.” Neredeyse çıkmak üzereydik ki, Oral bunu önledi. Bunun istenmeyen olumsuz olaylara yol açabileceğini söyledi. Haklıydı. Gitmekten vazgeçtik. Sanırım, keskin solculuğun alıp başını gittiği dönemde Oral gibi insanların varlığı harekette bir sağduyu dengesi olarak olumlu işlev görüyordu.

Oral, belki de bu ihtiyatlılığı ve “maceracı” eğilimlerden uzak duran tavrı nedeniyle, “maceracılığı” eleştiren “Beyaz Aydınlık”’ın ve daha sonra da Doğu Perinçek’in önderliğini yaptığı Maocu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) örgütlenmesinin en ön saflarında yer aldı. TİİKP, her ne kadar “Kırmızı Aydınlık”çılar ve soldaki diğer rakipleri tarafından “pasifist” ve “yeni oportünist” olmakla suçlanıyor idiyse de, aslında silahlı mücadeleyi savunan keskin bir sol örgüttü o zamanlar. Bu bakımdan, Oral Çalışlar’ın günümüzdeki, “Siyasette şiddeti bir yöntem olarak hayatımın hiçbir döneminde benimsemedim.” (“Kürtler içindeki farklılıklar ve PKK”, Radikal, 18.8.2010) sözleri gerçeği yansıtmamaktadır. Belki “ben bu konuda en geride gelenlerden biriydim” dese gerçeğe biraz daha yakın olurdu söylediği ama “hayatımın hiçbir döneminde benimsemedim” demek hem gerçek değil hem de geriye dönük bir inkârcılık. Ama neden?

Gerçekten de, silahlı mücadele de dahil, biz keskin solcuların ve Maocuların içinde belirgin bir şekilde ihtiyatlılığın ve ılımlılığın sesiydi Oral. Örneğin, biz hapiste, İbrahim Kaypakkaya’nın da savunduğu o zamanki anti-Kemalist fikirleri savunmaya başlayıp, bu fikirleri, daha sonra Doğu Perinçek tarafından rafa kaldırılan ilk Dev-Genç savunmasına nakşetmeye çalışırken, bu çabamıza en çok ayak direyen Oral Çalışlar olmuştu.

1974 yılında hapisten çıktıktan sonra Oral, TİİKP’nin illegal kesiminde görev aldı ve o dönem bu kesimde görev alanların hepsi gibi evlerde pineklemek zorunda kaldı. 1976 yılında, TİİKP’nin yanlış örgütlenme siyasetine karşı bir mücadele açtığımda beni ilk destekleyen Oral oldu. Oral daima aşırılıklara karşı bir insan olduğundan bu aşırı saçma örgütlenme siyasetinin sakatlıklarını da görmüştü. El ele verdik ve Doğu’nun direnişine rağmen “dar kapıcılıkla mücadele” kampanyasının başlatılmasına önayak olduk.

Oral, 1978 yılında, Partinin günlük gazetesi Aydınlık’ın yöneticisi oldu. Bu gazetenin izlediği devlet işbirlikçisi ve solu ihbar politikasında Doğu Perinçek ve benim de dahil olduğum TİKP merkez komitesinin diğer üyeleriyle aynı sorumluluğa sahip olduğu, ayrıca gazetenin yöneticisi olarak ek bir sorumluluk da taşıdığı halde, sanırım bu politikayı daha sonraları eleştirmekle birlikte, şahsı adına ciddi bir özeleştiri yapmış değildir.

Oral Çalışlar, 12 Eylül’dan sonra iyice sağa kaymış TİKP yönetiminin daha da sağ kanadında yer aldı. O zamanki parti yönetiminin cuntayı “ara güç” gören politikalarını destekledi. Bu politikayı 1982 yılında değiştirmeye kalkan, benim de içinde bulunduğum “dışarıdaki” yönetimin bu girişimini önlemek için Doğu’yla birlikte hapishaneden dışarıya uyarı mektupları yazdı. Keza, Stalin konusunda açılan parti içi tartışmada Stalinist Doğu Perinçek kanadını destekledi ve ideolojik tartışmaların yasaklanması yönünde fikir beyan etti. Dışarı çıktıktan sonra Doğu’nun önergesiyle yapılan bir oylamada “Stalin meselesinin parti içinde tartışılmasının yasaklanması” yönünde oy kullandı.

Birkaç yıl sonra, Partinin 1970’lerin sonlarında benimsediği, Çin tarafından empoze edilen, “Sovyet sosyal emperyalizmine karşı ABD ile ittifak” ve “milli çelişmenin baş çelişme olduğu” siyasetinin parti yönetimince değiştirilmesi oylamasında bu eski politikanın değiştirilmemesi için neredeyse tek başına diretti, fakat siyasetin değiştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu anlayınca, her zamanki uzlaşmacılığı ve ihtiyatlılığıyla, politikanın değiştirilmesine leyhte oy vermek zorunda kaldı.

1983 yılında, Doğu’lar ikinci kez tutuklandı, Oral bu tutuklama duruşmasına gitmediğinden benim gibi kaçak duruma düştü. 1984 Şubat’ında Oral Çalışlar ve Aydoğan Büyüközden’le birlikte Saçak dergisini çıkartmaya başladık. Oral ve Aydoğan bu derginin “Kemalist kanadı”nı oluşturuyordu ya da ben, Kemalist eğilimleri dolayısıyla onlara şaka yollu bu adı takmıştım. Gerçekten de Oral o sıralar oldukça Kemalistti.

1984 yılında PKK’nın ilk gerilla eylemleri sonucunda Oral’ın önerisiyle derginin bu konuda bir tutum açıklamasına karar verildi. Tutum yazısını yazmayı Oral üstlendi. Yazı, yazı kurulunun önüne geldiğinde şiddetle itiraz ettim. Oral, yazısında, PKK eylemlerini kınamakla kalmıyor, “Ordumuz”a ağıtlar yakıyordu. Benim itirazlarımla bu ibareler değiştirildi ama yazı yine de devlet yanlısı özünü korudu ve bu haliyle yayımlandı. Daha sonra, Doğu Perinçek, biz “dışarıdakileri” köşeye sıkıştırmak için bu yazının teslimiyetçiliğini eleştiri konusu yapmıştır haklı olarak.

1986 yılında, Doğu Perinçek yönetimine karşı bir sol muhalefet gelişti. Bu muhalefetin önderliğini ben, Necmi ve İlkay Demir yapıyorduk. Oral da bir süre sonra muhalefete katıldı. Ancak onun muhalefeti, bizim Stalin konusundaki ideolojik netliğimizden uzaktı, o sıralar hâlâ Stalin’i savunmaya devam etmekte, Hitler-Stalin paktını “dahiyane” bulmaktaydı. Daha sonra Stalin’i reformist tarzda eleştirmeye başladı. Aynı dönemde Oral eski gazetecilik günlerini hatırlayarak, serbest kaldığında bir medya organında yer almaya hazırlanan bir yönelim içine girmişti. 12 Eylül’den sonra “Dil Okulu”nda birlikte yattığı siyasi liderleri anlatan Liderler Hapishanesi kitabı bu gazetecilik yöneliminin ilk örneklerindendir. Bu kitapta, Oral, Türkeş’in “insani” yönlerini anlatmak gereğini duymuştu.

1988 yılında muhalefet Aydınlık hareketinden koptu ve o sırada artık legale çıkmış Oral Çalışlar ve Halil Berktay’ın başını çektiği Sosyalist Birlik dergisi yayımlanmaya başladı. Sosyalist Birlik, Moskova eğilimli TKP ile örgütsel birlik aramayı hedefleyen reformcu bir çizgiye girince 1990 yılı başında, bir grup arkadaşla birlikte bu dergiden koptum ve bu tarihten itibaren Oral Çalışlar’la yaklaşık yirmi yıl süren örgütsel birlikteliğim de sona ermiş oldu. Bundan sonra Oral Çalışlar’ı gazetelerden izleyebildim.

1980’li yıllardaki yönelimine uygun olarak medya alanına geçip köşe yazarı oldu, uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde yazdı. Bu gazetede, temel yönelimlerine uygun olarak dengeci bir çizgi izledi. Eski Kemalist eğilimleri dolayısıyla gazetenin temel yönelimleriyle çatışıyor değildi zaten ama bugünkü liberal-muhafazakâr eğilimlerini de dengeli bir şekilde ortaya koymaktan geri kalmadı. Doğrusunu söylemem gerekirse, en azından gazete sayfalarından izleyebildiğim kadarıyla, İlhan Selçuk’un ulusalcı çizgisine yalakalık yaptığına tanık olmadım.

Oral, son iki yıldır, şu andaki ideolojik yönelimine daha uygun düşen Radikal gazetesinde yazmaktadır. Buradaki yazılarında da geleneksel ihtiyatlılığı ve dengeciliği oldukça belirgindir. Bir yandan solu, Alevileri, Kürtleri kollamakta, bir yandan da bu kesimleri Fetullah-AKP taraftarı liberal-muhafazakâr çizgiyle uzlaştırmaya çalışmaktadır.

Yaklaşık bir yıldır beni en çok şaşırtan, Oral’ın Fetullahçılığı savunurken, kırk yıldır çok iyi tanıdığım ihtiyatlılığına hiç de uymayan bir “cesaret” ve ihtiyatsızlık içinde görünmesidir.

İşte örnekleri:

“Artık yeni kampanyalar birilerinin Fethullahçı olarak suçlanması üzerinden kuruluyor.” (“Ergenekon Davası ve Solcular”, Radikal, 21.7.2009)

“Son dönemde ‘yükseltilen’ en önemli korku ise, ‘Fethullahçılar devleti ele geçiriyorlar’ korkusu… Bu korkuya kapılan kesimlerin duydukları yoğun endişelere ve konuyu konuşmaya ayırdıkları zamanın genişliğine rağmen sahip oldukları bilgilerin son derece yüzeysel, tutarsız ve tarafsızlıktan uzak olması da işin ayrı bir boyutu… ‘Gülen cemaatı’ eğitim kurumları örgütleyerek, yurt dışında okullar açarak, yatırımlar yaparak genişliyor. Etkin bir medya ağına da sahip.” (“‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk…”, Radikal, 29.8.2010)

“Fethullah Hoca, dikkatli bir insandır.
Söylediği sözün nereye gideceğini, nasıl sonuçlar doğuracağını iyi bilir. Hoca’nın sözleri; Türkiye’deki İslami kesim içindeki farklı bir sesi, farklı bir yaklaşımı ortaya koyuyor.
Fethullah Gülen, son dönemde tırmanan İsrail-Türkiye gerginliğini doğru görmüyor. Bunun bölgedeki gelişmelere zarar vereceğine inanıyor. Dediklerini hükümete ‘gerilimi daha fazla tırmandırma’ şeklinde yapılmış bir uyarı olarak da okumak elbette mümkün.
Gülen’in bu hamlesini yalnızca Türkiye bağlamında düşünmek yüzeysel olur. Gülen hareketi küresel bir hareket. Dünyanın dört bir yanında okulları, işadamları bulunuyor. Buna bağlı olarak yaygın siyasi ilişkilerinden de söz edebiliriz.
Gülen hareketi belli ki Türkiye-İsrail ilişkilerinin bu kadar sertleşmesini kendi küresel ilişkileri açısından da yararlı görmüyor.” (“İsrail-Türkiye denkleminde Fethullah Gülen”, Radikal, 8.6.2010)

En az Fetullah Gülen kadar dikkatli ve ihtiyatlı bir insan olan Oral Çalışlar’ın satırlarındaki bu “ihtiyatsızlık”, ideolojik yönelimlerin çok çok ötesinde, bugünkü “reel dünya”nın gerekliliklerinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Gün Zileli
29.08.10

geçmişin geleceğe aktarımında tarih anlatımı

sayın gün zileli..

tarih anlatımları.., özellikle anı-tarih anlatımlarındaki.. kendini aklama ve bir günah keçisi bulup onun etrafında olumsuz tarihi açıklama bu arada da bazı gerçeklikleri atlama tarzlarını çok gördüm..

elbette bu tarzın ana amacı olumsuz geçmişin özeleştirisini vermek amacı gütse de aslında.. kendini bu olumsuzluklardan veraste tutmanın bir işleyişi olmaktadır..

ve daha önemlisi.., geçmiş sürecin içindeki bu olumsuz duruşların ve kişilerin bu işlevselliklerinin asıl nedeni noktasında açık olmamayı da gerektirmektedir..

sizin geçmiş ile ilgili.., yeterli özeleştiri verip-vermediğiniz noktasında yargılayıcı değilim.. ve verdiğinizi kabul ediyorum..

bu anlamda..,
aslında ben sizin.., tarihe tanıklığınız anlamında anlattığınız
her şeyi önemsiyorum..
yazınıza yapacağım itirazlarım da bu temellerde olacaktır.. ne sizin tarafınızdan ne de başkaları tarafından başka zeminlere çekilmemesini rica edeceğim..

yazı başlığı..;
((oral çalışların ideolojik yol haritası))
ama ideolojik yol haritası tanımını tırnak içine almadığınıza göre bu temelde ele almışsınız..
ama.., anlatımların bütününe baktığımda.., ortada .., ideolojik bir yol haritası değil.., her aşamada belirli bir misyon ile hareket eden.., tavır alan.., muhalif olan bir kişi algılıyorum..
yani.., bir yol haritası değil.., bir misyon ile hareket eden kişi algısı oluşuyor..

((Böyle bir yazıyı yazmak ne zamandır aklımda olsa da şu sıra yazmayı düşünmüyordum. Ne var ki, bugün Oral’ın “’Fethullahçılık Tehlikesi’ ve Hukuk” (Radikal, 29 Ağustos 2010) başlıklı yazısını okuyunca bu yazının yazılmasının zamanı geldiğine karar verdim. ))
bu gerekçeniz daha bir ilginç..!!!

anlatımlarınıza baktığımda.., çok daha "derin" ve de "anlamlı" bir dizi "duruşları" olmuş ama siz nedense bu son yazısından dolayı bunları yazmak zorunda kalmışsınız!!!????

(((“Artık yeni kampanyalar birilerinin Fethullahçı olarak suçlanması üzerinden kuruluyor.” (“Ergenekon Davası ve Solcular”, Radikal, 21.7.2009) )))
bu bence normal bir söylem.. bunu başkaları da dillendiriyor.. örneğin ben..

yaşananları bir cemaat üzerinden açıklamanın ardında yatan derin ilişkileri ve güçleri gizlemeye yaradığını iddia ediyorum.. oral çalışlar belki bu anlamda söylemiyor olabilir ama bu anlamda demiyor ise ne anlamda diyor belirtmeniz gerekirdi..,,
siz geçmişini anlatmışınız..

anlattıklarınız sonucu ise.., her aşamada.., bilinçli bir edim ve amaç ile hareket ettiği ve savunduğu da dahil.., muhalif ettiği noktalarda samimi olmadığı ortaya çıkıyor..,,
buna "misyon" adamı denir..

yani verilen misyona göre her renge giren ve o aşamada o rengin has adamı olan kişilere denir..
artık miyonu ne ise.. onu da siz bileceksiniz!!!

(((Oral, MDD’ci gençlerin en ateşlilerinin bulunduğu bir yerde SBF Fikir Kulübü Başkanlığı gibi zor bir görevi yerine getiriyordu ve daha o zamandan ihtiyatlılığı, hatta “aklıselimi”yle dikkatimi çekmişti. )))

aklıselimi.., tırnak içine almışsınız.. ama ihtiyatlılığı almamışsınız.. dikkatimi çekti..,
neden tırnak içine aldınız..???

((Oral, belki de bu ihtiyatlılığı ve “maceracı” eğilimlerden uzak duran tavrı nedeniyle, “maceracılığı” eleştiren “Beyaz Aydınlık”’ın ve daha sonra da Doğu Perinçek’in önderliğini yaptığı Maocu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) örgütlenmesinin en ön saflarında yer aldı.))

bu anlatımınıza bakıldığında bunun ideolojik bir tercih olduğu anlamında söylediğiniz algılanır.. ama sizde belirtmişsiniz..
tiikp de silahlı mücadeleyi savunurdu.. ve laftada olsa en keskinlerindendi..
oral çalışların bu noktada geri durduğu sözünüz biraz oturmamış..,, kişi olarak samimi olmadığı anlamında olabilir ama işllevsel olarak hiç de öyle değildi..
ek bir bilgi..; siz daha iyi bilirsiniz.. filistine bir hayli çok sayıda eleman gönderen de bunlardı..
sanırım o zamanlar var olan.., dabk içinde biri olarak dersim de görevli idi.. burası bir anlamda gerillanın ilk alanı gibiydi..

yaşım itibariyle o dönemlerde.., çok genç hatta çocuk sayılsam bile istanbul ve ankara odtü de olan abilerim sayesinde.., de bu tartışmalara şahit oluyordum..

((Bu bakımdan, Oral Çalışlar’ın günümüzdeki, “Siyasette şiddeti bir yöntem olarak hayatımın hiçbir döneminde benimsemedim.” (“Kürtler içindeki farklılıklar ve PKK”, Radikal, 18.8.2010) sözleri gerçeği yansıtmamaktadır. Belki “ben bu konuda en geride gelenlerden biriydim” dese gerçeğe biraz daha yakın olurdu söylediği ama “hayatımın hiçbir döneminde benimsemedim” demek hem gerçek değil hem de geriye dönük bir inkârcılık.))
(( Ama neden?)))
işte sormanız ve de açıklamanız gereken soru buydu..??
siz sadece sormuşsunuz..

((Gerçekten de, silahlı mücadele de dahil, biz keskin solcuların ve Maocuların içinde belirgin bir şekilde ihtiyatlılığın ve ılımlılığın sesiydi Oral.))
yoksa yanıt bu mu??!! bu ise.., fettullahçılara yaklaşım konusunda da aynı "karakter" işlemiş olmaz mı??!!!

(((Örneğin, biz hapiste, İbrahim Kaypakkaya’nın da savunduğu o zamanki anti-Kemalist fikirleri savunmaya başlayıp, bu fikirleri, daha sonra Doğu Perinçek tarafından rafa kaldırılan ilk Dev-Genç savunmasına nakşetmeye çalışırken, bu çabamıza en çok ayak direyen Oral Çalışlar olmuştu. )))
burasını ise "hiç" "anlamadım"!!!!!

anti-kemalist fikirleri aydınlık grubu savunmuyordu.. bunu dillendiren kaypakkaya muhalefeti oldu.. bu bilgim.., eksik olabilir düzeltir tarihe bir açıklık getirmiş olursunuz..
ve içerde ise aydınlık grubundan kimsenin savunduğunu da ben duymadım..
sizden de duymadım.. çünkü yıllarca o çizgi içinde kaldınız.. bir fikir sorgulaması başladı ise .., yerinde durmaz.. illaki nükseder.. ya baskı ile geriye düşer ya da "ikna" ile..,

sizde hangisi ve neden etkili oldu..?? açıklamamışsınız..

((1974 yılında hapisten çıktıktan sonra Oral, TİİKP’nin illegal kesiminde görev aldı ve o dönem bu kesimde görev alanların hepsi gibi evlerde pineklemek zorunda kaldı. 1976 yılında, TİİKP’nin yanlış örgütlenme siyasetine karşı bir mücadele açtığımda beni ilk destekleyen Oral oldu. Oral daima aşırılıklara karşı bir insan olduğundan bu aşırı saçma örgütlenme siyasetinin sakatlıklarını da görmüştü. El ele verdik ve Doğu’nun direnişine rağmen “dar kapıcılıkla mücadele” kampanyasının başlatılmasına önayak olduk. ))

bu "dar kapıcılık" !! nedir? neyi kasdettiniz bilemiyeceğim..
algıladığım kadarıyla.., gizli-dar ilişkiler ve sıkı hiyerarşi anlamında olsa gerek..,
ama 74 sonrasında gözümle gördüğüm kadarıyla aydınlıkçılar kapı kapı dolaşırken hiç de dar falan değillerdi.. bire bir markaj usülü çalışıyorlardı ve illegalite de yoktu.. bulunduğum ilde.. yine benden büyük abilerin evlerine geldiklerinde.., at sineğinden beter yapışıyor.., kapıdan kovsan bacadan giriyorlardı.. bu tarzları hiç değişmedi..
sizin itirazlarınız neye idi tam anlamamış olabilirim..

muhalefet mi??!!
yine aynı tarihlerde.. militan gençlik örgütlenmesi yapan.., ve o dönem de en geniş ve etkili kitleye sahip olan necmi dede necmi-ilkay ikilisini de biliyorsunuz..,
bunlar 1978 de perinçeğe katılma kararı aldılar.. bu noktada kimler ve nasıl etkili oldu.. açıklamanız gerekirken.., ortada sıkı bir muhalefet varmış gibi sunmanız bana yetersiz-eksik anlatım gibi geliyor..

1975-80 arasında.., aydınlığın işleyişi bilinir.. ve iç bağlarının köklülüğü de bilinir.. ve sol içindeki işlevi ve yarattığı tahribatta..,

(((Oral, 1978 yılında, Partinin günlük gazetesi Aydınlık’ın yöneticisi oldu. Bu gazetenin izlediği devlet işbirlikçisi ve solu ihbar politikasında Doğu Perinçek ve benim de dahil olduğum TİKP merkez komitesinin diğer üyeleriyle aynı sorumluluğa sahip olduğu, ayrıca gazetenin yöneticisi olarak ek bir sorumluluk da taşıdığı halde, sanırım bu politikayı daha sonraları eleştirmekle birlikte, şahsı adına ciddi bir özeleştiri yapmış değildir. ))
şahsı adına yaptığı özeleştiri size yeterli gelmemiş olabilir.. ama bana da.., hepinizin şahsınız adına yaptığı özeleştiri de hiç yeterli gelmemiştir.. bunu yargılama anlamında söylemiyorum.. sizlerden o dönemin işleyişi içindeki karanlık nokta ve ilişkileri açıklama anlamında bir özeleştiri beklediğimi anlatmaya çalışıyorum..

o dönemdeki bu politika.., tepkisel.., ideolojik gereklilik vs. nedenleri temelinde değildi.. öyle olsaydı.. bu noktada daha katı olan tip-tkp bu işe soyunurdu.. o dönem aydınlığın bir mit açık-legal organı olarak çalıştığını görmemek için kör olmak gerekirdi..

zaten kimse de.., sonradan o dönemi savunmaya kalkmadı..
87-88 olabilir.., cezaevlerindeki baskılara karşı bir açlık grevi girişiminde bir ilde perinçek partisinde.. bunu yapanlara tavır almıştım.. burada işiniz ne diye .., ve bu durumu örneklemiştim.. parti yönetimi bana.., bazı yazıları göstererek özeleştiri verdiklerini ispata çalışmışlardı..

sanırım siz hala onlarla beraberdiniz.. yada ayrılma aşamasında..

tüm bu olaylar ve işleyişlere bakıldığında.., oral çalışların.. ılımlı ve ihtiyat sahibi olmaktan öte her aşamada belirli bir misyona uygun davrandığı anlamı çıkıyor..

1- kaypakkaya isyanında da aynı tarzı işlet-miş(miş diyorum siz daha iyi açıklayabilirsiniz diye)
dabk içindeki bu muhalefeti onaylar gözükmüş ama bir yandan da kaypakkayayı "ikna"ya çalışmış ve sonunda perinçek yanlısı tarzını işletmiş..
neden..?

2- 78 e kadar olan sizin anlatımlarınızdan çıkardığım kadarıyla.., örgüt içindeki her muhalefeti onaylamış ama işleyişte merkeze dönük çalışmış..

3- ihbarcı tarzı işleten yönetim içinde yer almış ama.., nedense.., sonradan bunun neden niçin ve kimlerin "desteği" ile oluştuğunu sonrasında kendine saklamış.. sadece o aşamada "görevini" tam yapmış.. "saf" bekçi murtaza desem uymayacak..,

4- (( 1988 yılında muhalefet Aydınlık hareketinden koptu ve o sırada artık legale çıkmış Oral Çalışlar ve Halil Berktay’ın başını çektiği Sosyalist Birlik dergisi yayımlanmaya başladı. Sosyalist Birlik, Moskova eğilimli TKP ile örgütsel birlik aramayı hedefleyen reformcu bir çizgiye girince 1990 yılı başında, bir grup arkadaşla birlikte bu dergiden koptum ve bu tarihten itibaren Oral Çalışlar’la yaklaşık yirmi yıl süren örgütsel birlikteliğim de sona ermiş oldu. Bundan sonra Oral Çalışlar’ı gazetelerden izleyebildim. ))))

1988 deki ayrılık ise çok daha ilginç.., ideolojik olarak 180 derece farklı kulvara dönmek .. bana anlamlı geliyor..
sanırım bu tarihler.., perinçek çizgisinin(misyonunun) pkk ye kanca atma sürecine denk geliyor..
* sizce bunun etkisi olabilir mi?

* aynı tarihlerde.. özalın sol ile ilişkilenmeleri de var yani solda liberal bir alan açma girişimleri.. tbkp süreci sanırım.. belkide burada kendine "iş" arıyordu.. yine bunu siz açıklayabilirsiniz..

kısaca.. bunları size anlatıyor ve soruyorum.. benim için siz bir tarihsiniz.. sizi eleştirebilirim.. karşı da olabilirim.. yada sizi anlamaya çalışabilir destekleyebilirim de.. bunlar ayrıdır.. ama siz bir tarihsel dönemi bizzat yaşamış kişisiniz.. ve son duruşunuza güvenerek sizden tarihi bizlere doğru aktarmanızı istemem sizce doğal ve sammimi bir talep olarak görülmelidir..

bir anımı aktarark sonlamak istiyorum..

78 yıllarıydı.., necmi-ilkay demir ikilisini bulunduğum ilde yattıkları cezaevinde ziyaret ettim.. dy içinde bulunan biri olmama ve bazı bilgilere ve "yargılara" sahip olmama karşın bu tarih ve yaşamış kişiler mantığım ağır bastı.. kişisel olarak ziyaret ettim..
onlara neden diye sordum.. sosyal emperyalizmi anlarım.. ideolojik olarak thkp den kopmayı anlarım.. doğru bulmasam da anlarım.. ama bu yarattığınız yapıyı perinçeğe teslim etmenizi anlayamam dedim..

verdikleri yanıt..; çok gençsin.. "heveslisin" anlatsak anlayamazsın bunu ilerde yaşayarak anlarsın dediler.. gitme amacımın dışına çıkmamak için saygısızca davranmadım sadece dinledim..
yıllar sonra.. ankarada bsp nin ödp ye evrilmeden önceki son kongresinde yanyana oturuyorduk..

ilkay demir.. bir önergeye devrimci tarz argümanları ile itiraz etti..
yanıbaşında olduğumdan.., hangi hakla dedim.. 70 de nerdeydiniz.., sonra 78 de nerede yer aldınız şimdi ne anlatıyorsunuz.. bütün bu "dönüşümleriniz" ideolojik yalpalama ve arayış çabalarımı yoksa bir misyon gereğimi diye sordum..
önce kendinizi bu noktada ikna edin ve geçmişi açık net biçimde açıklayın çözümleyin ki.., şimdi inanırlığınız olsun.. dedim..

tarihsel süreçler içinde.. kişiler çok yalpalayabilir çok hata da yapabilir. ama belirli bir aşamada artık belirli bir olgunluğa ermiştir.. geçmişi çok sağlıklı analiz eder ve sonrası kuşağa deneyim olarak aktarabilir .., ki.., bence yaşanmış hatalardan çok daha fazla değerli şeylerdir..
ve gereklidir de..,

saygılarımla
suat