Yaşayan bilir...
Buna hep inanmışımdır. Çok yazan, çok okuyan, araştıran, kafa yoran da çok bilebilir ama gerçekte 'yaşayan çok daha bilir.' Çok daha anlar, hisseder. Çünkü yaşadığı şey, kendi hayatı, kendinden bir parça gibidir.
Haliç'te Yaşayan Simonlar; Dün Devlet Bugün Cemaat' kitabıyla bir anda gündeme oturan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da 'yaşayanlardan biri...'
Diyarbakır'da da 8 yıl kadar görev yapmış olan Avcı'nın benim için önemli olan Kürt sorunu konusunda altını çizdikleri; hatta bas bas bağırdıkları... Yazdıklarından dolayı merkeze alınmış olması bile kurduğu cümlelerin etkisini azaltmıyor:
'Şimdi de Öcalan ve PKK ile görüşülemez deniyor? Peki, kiminle görüşülecek?
Bugün için PKK demek Öcalan demektir. Bu açıdan muhatap Öcalan'dır.
Öcalan muhatap alınmadan da hiçbir sorun halledilemez.
(...)
PKK ve Öcalan'ın bugünkü tavrı ve içinde bulunulan durum Türkiye için büyük bir şanstır. Türkiye bu nimetin farkında değildir. Bu savaşın bitmesi için bütün şartlar olgunlaşmış ve her şey hazırdır.'
Savaşın bitmesi için gerçekten de şartlar olgunlaşmıştır. PKK ve Öcalan'ın yeni tarih, devlet ve toplum algılayışları Türkiye için, çözüm için gerçekten de büyük şanstır.
Ancak Türkiye hâlâ bu nimetin farkında değildir...
Fotoğrafın Dili:

Barışmak
sizce çok mu zor, çok mu uzak hâlâ?
Haftanın 'GÖR' dedikleri
Haftanın sözü: 'Önemli olan görüşmedir, görüşmeyi yapan devlettir. Gelenlerin Genelkurmay'dan, istihbarattan veya sivil otoriteden olmasının önemi yoktur, devlet sıfatıyla görüşüyorlar.' (A.Öcalan/ANF)
Haftanın itirafı: 'Günah sadece PKK ve Öcalan'da mı, bizim günahımız yok mu? Bence devletin günahı daha fazla' (Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı)
Haftanın yorumu: '1) Gerçek, 2) Adalet, 3) Af, 4) Güven
Toplumsal mutabakatın anahtarı kavramlar bunlar.' (Derya Sazak/Milliyet)
Haftanın Pinokyosu: 'Terör silahsız çözülmez' (Genelkurmay Başkanı Koşaner)
Haftanın benzetmesi: 'Bu takım hepimizin, halkımızın, Diyarbakır'ın, Amed'in takımıdır.' (DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk)
'Aslında Diyarbakırspor biraz da Barcelona'dır zaten.' (BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş)

Haftanın yorumu: 'Yakın tarihimizin en kanlı, en dehşet verici çetesi (Yüksekova çetesi -bn-) gözlerimiz önünde 'firar' edecek mi, edemeyecek mi?
Beklediğim karar çıkmaz ise...
'Zamanaşımını yaratmaya muktedir çeteler devleti' olmasaydık, nasıl olurduk, diye soracağım...
Çünkü son 16 Mart 1978 yılında, bomba atarak yedi öğrenciyi öldüren, otuzundan fazlasını da yaralayan katliam sanıkları da paçayı aynı yöntemle kurtarmıştı...' (Bir Çete Daha Bugün Kurtuluyor mu? Mehmet Altan/Star)
Haftanın haberi: 'Ve Yüksekova Çetesi 'zamanaşımı' oldu. Türkiye'de Susurluk Çetesi öncesinde ortaya çıkarılan ve aralarında korucubaşları, subaylar ile itirafçıların bulunduğu Yüksekova Çetesi davası bu akşam 'zamanaşımından' dolayı tarihe karışıyor.' (ANF)
Akıl Yürütmeler
Basın geleneğini, okur temsilciliğini ve hissettiklerini gazeteci-yazar Hüseyin Aykol'a sorduk...
Uzun yıllardır demokratik basın geleneğinin içindesiniz. Çok şey yaşadığınız gibi tanık da oldunuz. Ne hissediyorsunuz?
Yaklaşık kırk yıldır devrimci mücadelenin içinde olan biri olarak 1980 öncesi yıllar ve 12 Eylül faşizmi koşullarındaki cezaevi yıllarım bana az şey öğretmedi. Ancak son 20-30 yılda neredeyse yüzyıllık bir sosyal gelişim gösteren Kürt halkına en yakından tanık olmak muhteşem bir şey...
'Bende özel bir yeri var' diyebileceğiniz bir dönem, bir zaman aralığı olmuştur mutlaka.
Kürt halkının yüzyıla eşdeğer sosyal gelişimine tanık oldum demiştim ya, bu sürecin içindekilerle, hele hele bu süreci en başından beri yönetenlerle bir gazeteci olarak tanıştım ve röportaj için uzun boylu sohbetler yaptım ya, bu Avrupa'da yapılan ve benim de gazeteci olarak izlediğim zirvelerde tanıştığım devlet başkanlarınkinden daha değerli, unutulmaz saatlerdir...
'Okur Temsilcisi' çalışması gibi son derece efor isteyen zorlu bir çalışmayı sektirmeden yürütüyorsunuz. Sizi bu kadar bağlayan ne oldu?
Okur Temsilcisi, okur ile gazete yönetimi arasında bir nevi hakemlik yapan kişidir. Ama bizde bu durum, daha çok cezaevlerindeki okurlarımız ile gazete arasındaki köprü olarak gelişti. Bir kere onlar -cezaevlerindeki okurlarımız- en değerli insanlarımızdır. Onları -hani meşhur bir deyimdir ya- cami avlularından toplamadılar. Toplumun en hassas insanlarıdır, halkı için bir şeyler yapmak istedikleri için -herkesin yapmaktan çekindiği şeyleri yaptıkları ya da yapmaya çalıştıkları için- suçlu ilan edildiler.
Bu süre içinde içeridekilerle nasıl bir bağ gelişti... Örneğin kendinizi hiç içeridekilerden biri gibi hissettiğiniz oldu mu?
Elbette şöyle bir durum var. Nasrettin Hoca eşekten düşmüş. Halk hemen koşuşmuş ve 'Aman hocam, nasılsın, bir hekim çağıralım mı?' diye. Hoca da demiş ki, 'Siz bana eşekten düşmüş birini çağırın. Beni en iyi o anlar. Valla ben de eşekten düşmüş biriyim. 'İyileşip' hayata katılmam, on yıl kadar sürdü. Nelere kızıyorlarsa, ben de o konulara kızıyorum. Nelere çok seviniyorlarsa, ben de onlara seviniyorum.
Ya tutsak çocuklar, neler yazıyorlar size...
Valla bu konuda bir şeyler söylemek istemiyorum, yoksa mahkemede onların aleyhine delil olur. Şaka bir yana, insanların daha bu yaşta pek çok şeyin farkına varması, olağanüstü bir şey. Yani hiçbir şeyden yakınmıyorlar, olup bitenler hakkında bana ders verecek durumdalar. Aynı cezaevinde olsak, 'Heval, hadi şurdan iki çay kap da gel' diyebilirler ki, dedeleri olarak 'hayır' demem, diyemem...
İçeridekilerin dünyası ile dışarıdakinin duygu dünyası çok mu uzak? Yoksa...
Bu konuda Nasrettin Hoca gibiyim. Yani her iki taraf da haklı. İçerdekilerin gündem maddeleri arasında -hadi kendime kıyak yapayım- Hüseyin Aykol'dan mektup gelmesi ya da ona gönderdiği yazısının o hafta yayınlanması, bir numara olabilir, haklı olarak. Hani şu 'Akyol' denilen şahsın ise öncelikle geçim sorunu vardır gündemin başında. Oğlunu bu hafta biraz ders çalıştırmazsa, okulda bir yıl kaybedecektir ki, bu çok kötü bir şey olur. Haftalık gazete için bir dosya hazırlamalıdır. Gelecek hafta için çağrıldığı bir gazetecilik ya da buna benzer atölye için hazırlık yapmalıdır. Bu haftaki köşe yazısına bir konu bulmalıdır. Canlı olarak katılacağı televizyon yayını için gelişmeleri yeniden gözden geçirmelidir. Kitap çalışması varsa... Aman tanrım içerdekilere ne zaman vakit gelecek? Aslında her sabah, ilk yaptığı işlerden biri postaneye gitmektir bu hevalin. Sevmese, saygı duymasa, mümkün mü...
DELİL KARAKOÇAN
Görüş ve önerileriniz için: cozumdefteri@hotmail.com
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
