Referandum üzerine değinmeler...

Referandum politik tutumlar üzerinden bir sınıfsal dizilişi de ortaya çıkardı.

Anadolu sermayesi, TÜSİAD'la özdeşleşen sermayenin asker sivil bürokrasi ile birlikte devlet içindeki egemenliği karşısında kendine yer açma girişimleri ciddi çatışmalara yol açtı. Referandum, bu sermaye kesiminin devlet aygıtı içinde yer edinme girişimleri olarak karşımıza çıktı. Değişik toplumsal kesimlerden destek bulması için paketin içine serpiştirilen 'tuzak' maddeler epey tartışma da yarattı.

İşçilere, memurlara, kadınlara, engellilere, 12 Eylül mağdurlarına vb. yetersiz de olsa haklar veriliyordu. Ve bu haklardan Türkü'yle Kürdü'yle hepimiz yararlanacağımıza göre neden boykot denilirdi ki?

1961 Anayasası işçilere, memurlara bu günküyle kıyaslanmayacak derecede haklar tanıdığına göre; 1961 Anayasası'na neden karşı çıkılırdı ki? Ve bugün askeri vesayet ve darbeleri meşrulaştıran önemli bir adım olan 1961 darbesi ürünü anayasa, bugünkü 'yetmez ama evet'çilerimizin mantığıyla bin kere 'evet'i hak etmişti sanırım.

'Evet' diyen gerek sivil toplum örgütlerine gerek partilere baktığımızda, ardındaki temel sınıfsal gücün Anadolu sermayesi olduğunu görürüz. Bu sınıfsal güç din ve cemaatler aracılığıyla, alt toplumsal kesimlerin desteğini sağlamış görünüyor.

Liberal demokrat aydınlar, demokratlıklarından esneterek, bu sermaye kesiminin reformcu girişimleriyle bir tür ittifak oluşturdular.

'Evet'in motoru, temelindeki sınıf Anadolu sermayesidir.

'Hayır'cıların ardındaki temel gücü 'İstanbul merkezli' sermaye ve asker sivil bürokrasisi bileşimi oluşturuyor. AKP iktidarı dönemine kadar bu blok, başka toplumsal güçleri ortak etmeksizin devlette hakim güçtü.

Siyasal alana bunun yansıması, 'evet' yönünden baktığımızda AKP, BBP, SP olarak; 'Hayır' yönünden baktığımızda CHP, MHP olarak görülüyor.

Sermayenin egemenlik kavgasında Türk sosyalizminin böylesine savrulması ise ilginç.

Evetten hayıra ve boykota kadar geniş bir yelpazeye savrulan Türk sosyalizminin büyük bir kesiminin gerekçelerinde 'Kürt sorunu' temel teşkil etmiyor. Diğer bir deyişle 'Kürtler yoksa biz de yokuz' diyerek devrimci demokrasiye güç vermek yerine, bakkal hesabı yapıp k‰r ve zarar hanelerine paket maddelerini yazarak 'evet' ya da 'hayır' diyorlar. Her biri kendi meşrebince sermayenin şu veya bu kanadına oy taşımaktan zerre kadar rahatsız olmuyorlar ama 'boykot' deyip de devrimci demokrasinin yanına düşmemek için elli türlü teori üretebiliyorlar. (Bakınız Lenin'in boykot taktiğine!) 'Yetmez ama evet'çilerimiz ise boykot diyen devrimci demokrasinin tutumuna çok şaşırıyorlar. En aklı başında olanları (mesela M. Belge) bile 'pakete 'evet' oyu çıkmasının sonucunda gerçekleşecek olan şeylerin hepsinin bu ülkede yaşayan Kürt yurttaşların işine yarayacak şeyler' olması karşısında boykot tavrında 'akla yatkın bir gerekçe' göremiyorlar. Ve BDP'ye kendisine danışılmadığı için küsen ufak çocuk muamelesi geçerek BDP'nin insanlar gözünde itibarını sarsmaya çalışıyorlar.

Bu ülkede 'Kürt yurttaş' olmadığını yazarı bilmez mi sanki.

Kürt olarak yurttaşlık haklarından yararlanamazsınız. Diğer bir deyişle 'Kürt yurttaş' olamazsınız. Türk yurttaş olabilirsiniz. Kürt olarak değil, Türk olarak bu paketten -ne getiriyorsa- yararlanabilirsiniz. Mesela parlamento kürsüsüne çıkıp ben bu ülkenin 'Kürt yurttaşı' olarak diye başlayan bir yemin ederseniz başınıza gelmedik kalmaz. Ülke siyaseti de devleti gibi Türklük üzerine, etnisite üzerine bina edilmiştir. Temel sorun, Kürt sorunu değil, bu egemen etnik siyasetten kurtulma sorunudur.

Bakmayın siz BDP'ye yönelik 'etnik siyaset yapıyorlar' hamasetine (bunu liberaller açıkça, bazı sosyalistler ise daha bir teoriye uydurarak yapıyorlar). Bugün siyaset alanında bulunanların tümü Türk etnisitesi üzerinden siyaset yapıyor. Yeminleri etnik, eğitimleri etnik, dilleri etnik, yasaları ve anayasaları etnik, marşları etnik, bayramları etnik, törenleri etnik... Bu etnisite içinde boğulanların BDP'yi 'etnik siyaset' ile suçlaması komik kaçmıyor mu size?

Göremiyorlar ki bu ülkedeki 'Kürtler', bakkal hesabı yapmanın çok ötesine geçtiler.

Türk aile sofrasına gelecek olandan Kürt besleme olarak fayda görmekten öte, bizzat kendi dil ve kimlikleriyle eşit ve özgür yurttaş olarak sofrada bulunmak istiyorlar.

'Yetmez ama evet' deyin diye 'Kürtlere' yol gösterenler, Anadolu sermayesini devrimci demokrasinin çıkarları için sıkıştırmak yerine, tersine sermayenin çıkarları için devrimci demokrasiyi sıkıştırmaya çalışanlardır. Devrimci demokrasinin değil, Anadolu sermayesinin eli güçlendirilmektedir.

Bunu öylesine incelikle ve cinlikle yapıyorlar ki, BDP'nin değil, tabanının 'evet' demesini istiyorlar. Yani 'Kürtlerin' 'Kürt' olarak değil, ortak iradelerini bırakıp tek tek 'birey' olarak 'evet' demeleri gerekiyor. Çünkü 'Kürt' ortak iradesi olarak 'evet' demek; Anadolu sermayesinin yakasına yapışmış MHP milliyetçiliğine İç Anadolu oylarını da kaptırmak anlamına gelecek (Ege ve Akdeniz'i kaptırmış gibi). Çünkü 'Kürt' ortak iradesi olarak 'evet' demek yaptıkları 'Türk etnik' siyasetine zarar verecek.

Liberal demokrasi 'Kürt'lerden Kürt olarak oy vermelerini değil, Türk vatandaşı olarak oy vermelerini istiyor. 'Kürtler evet diyecek' maniplasyonu bundandır. Çünkü örgütlü Kürdün oyunu isteyen kişi, doğal olarak onun talepleri için AKP'yi sıkıştırırdı. Bizim liberal demokratlar ise AKP'ye teslim olması için devrimci demokrasiyi sıkıştırıyorlar -talepleri gerçekleşemez diye- başından beri.

Böyle bir hakkı da haddi de demokratım diyen birisinin kendinde görmesi ilginç. Bu topraklara özgü bir durum.

Liberali liberal; sosyalisti sosyalist de demokratlıkta bir sorun var sanırım.

tyfnsen@yahoo.com

istanbul sermayesi ve anadolu sermayesi.., kedigillerdendir..

sayın tayfun şen..
((Anadolu sermayesi, TÜSİAD'la özdeşleşen sermayenin asker sivil bürokrasi ile birlikte devlet içindeki egemenliği karşısında kendine yer açma girişimleri ciddi çatışmalara yol açtı.))
burada sözü geçen ""anadolu sermayesi"" tanım-tespiti sıkça kullanılır oldu.. diğer söylemi ile anadolu kaplanları..

bir zamanlar.., kore mucizesi ve kore kaplanları vs. gibi manüpleler vardı.. bir tarım ülkesi olan kore bir anda elektronik sanayiden otomotive kadar hızla gelişmişti..
öve öve bitiremiyorlardı..

ama kimse de sormuyordu.. kore de bir içsel sermaye birikimi ve sanayi-teknolojik içsel gelişme tarihsel süreci varmıydı.. ??????
haliyle yoktu..
kore malezya-hindistan taywan gibi kendisine biçilen role göre düzenlenmişti.. şimdi de çin bu işlere "atladı"...

anadolu sermayesi yada kaplanları.. ne zaman? hangi "savan" da.., ne ile birlikte ortaya çıktı ve "tüylendiler"! hiç soran yokmudur..

kobi işleri bilinir.. yurtdışındaki gurbetçi birikimlerinin denetimli sisteme akması ve yine geleneksel yastık altı-kefenlik-sünnetlik-düğünlük birikimlerinin de sisteme akması sürecidir..
hiç unutmam .., unutmam çünkü yarım saat sonra basılıp yakalanmıştım..

1981 de.., başbakan..,bülent ulusu.., haber saatinde.., bas bas bağırıyordu.. yastığınız altında kefenlik ve gelinlerin kolunda neyiniz varsa.. bankerlere yatırın kazanın diyordu..
sonrası malüm..

kobiler ve cematcilik adı altında tonlarca para toplandı.. ve "yatırımlar" yapıldı..
tüm bunlar devletin denetiminde ve desteğinde yapıldı..
o dönemi unutmamışsanız.. şimdiki bu anadolu kedileri yada sermayesi dediğiniz şirketlere bir bakın.. eskiden ne ile başlamışlar ve ne pazarlıyor yada üretiyorlardı..

batının ikinci kalite mallarını içerde pazarlıyorlardı.. batının eski tektolojilerini alıp üretimhaneler kuruyorlardı..

bu anlamda.., var olan sermayenin dışında değillerdir.. yani küresel sermayenin denetimi dışında değillerdir..
içerdeki çekirdekleri toplayıp.., dövizle yapılan alımlarla ve mal ve de teknoloji ile işlerini kurdular!!!

mengen verzalit fabrikasını inceleme olanağım oldu.. yine bir dizi pazarlama şirketlerini.., ve tahtakalede ki değişimi..
sürece katılmamakta direnen faber kastel batırıldı.. ve bu firmanın küresel ana markası bilinir..
sonrasında bir dizi ithalatçı türedi.., koreden-hindistandan vs. mallar gelmeye başladı..

kısaca.., klasik yeddi eminci eski sermaye-ekonomi işleyişi alttan zorlandı.. yani dönüşüme zorlandı..

tümü küresel şirketlerle "evlilikler" yaptı.. aslında buna evlilik denmez.., asıl sahipleri işlere el koydular.. bunu.., öncelikle.., banka-sigorta-finans kurumlarında görebilirsiniz..
sonrasında.., gidadan marketlere hatta donumuza kadar tüm işlerde bu "ortaklaşmalar" tamamlandı..

ortada bir.., anadolu sermayesi yoktur.. sadece türkiyenin yeniden düzenlenmesi süreci vardır.. ve çatışma buna ayak sürüyenler ile işi yürütenler arasındaki çatışma demek gerekir..

yoksa.., türkiyede iki ayrı sermaye güç bloğu varmış gibi sunmaya kalkarsak başa döneriz..

(((('Hayır'cıların ardındaki temel gücü """"'İstanbul merkezli' sermaye""""" ve asker sivil bürokrasisi bileşimi oluşturuyor. )))

1913 lerde.., ermeni-rum sermayesini tasfiye sürecinde yerine.., önde.., devşirme-dönmelerden oluşan arkasında ise.., batı ilişkili yerel yahudi sermayesi olan bir yapı yaratılıyordu..

""istanbul sermayesi"" tanımı bu zamanlarda ortaya çıkmıştır.. özellikle kara-kemallerin yürüttüğü bu ittihatçı girişim.., istanbul merkezli idi.., preferinde de aynı tarzlarda ve bağlantılı girişimler vardı..

türk ticaret bankası adapazarında.. 1913 de kuruldu.. adı .., islam ticaret bankasıydı sonradan(1924-28) günün paradıgmasına uygun.., "türk"leşti.. ve de dönüştürüldü..,
bu operasyonel süreç çok ilginçtir..

adapazarında aynı tarihlerde ermeniler.. terörist diye yakalanmıştı.. çünkü adapazarındaki en büyük sermayesel güç olarak "müslüman"(dönme-devşirme) ve yahudilerden sonra bunlar geliyordu ve üretim alşanında köklere sahiptiler..

yine aynı banka bir deklarasyon yayınlar..(1924) .. deklarasyon iş bankasına karşıdır.. ve bu girişimlerin yabancıların işi olduğu ve asıl yerli bankanın kendileri olduğu belirtilir..

sonuç olarak bu yapı ikna!! edilir ve dönüşür.. yani islamdan "türkleşmeye" dönüşür..

gerek koç gerek sabancı ve karamehmet -has vs. gibi "yerli" cumhuriyet sermaye güçlerinin süreçleri de bilinir.. arkalarında kimlerin desteği vardı.. tarihsel kökleri varmıydı..

kısaca.., o dönemlerde.., (1923-25)
sizin.., ""istanbul sermayesi""" dedikleriniz bu ittihatçı kalıntıları idi.., içlerinden direneler tasfiye edildi.., kara kemallerin cavitlerin asılmaları bir yanı ile budur..

""istanbul sermayesi"" denilen ittihatçı yapı tasfiye edilirken yine şimdi söylendiği gibi bazı anadolu "kedileri" devreye sokuldu.. çoğunun kayseri menşeli olmaları tesadüf olmasa gerek..,
onlar.., o zaman.., yani i.terakki sürecinde anadolu da alt sermeye kesimi idiler..
cumhuriyet i.terakkiden kalan "inatçıları" tasfiye ederken deverye bunları soktu.. yani bunlar.. halkın argo değimi ile.., ""cumhuriyet çocuğudur""

haliyle ikinci cumhuriyet dönemi başlarken de.., yeni "cumhuriyet çopcukları"" da devreye sokuluyor.. ama ilki gibi değildir.. var olan yapılar asla değişmez..

bunlara şunun için değiniyorum.. yani ciddi vehamet taşıdığını iddia ediyorum..

""anadolu sermayesi"" dendiğinde bu nedir diye yanıtlamak gerekir..
tarihsel kökleri olan yerel sermaye mi?? öyle ise.., """istanbul semayesi"" denilenler uzaylı mı??

bunlar çatışıyor ise.., küresel egemen sermaye hangi tarafın iplerini tutuyor.???

bilindiği gibi marksistler arasında ve özellikle leninist-stalinist olanların arasında.., bir milli ve işbirlikçi sermaye ""tezleri"" vmevcuttur..,
bu tarz yaklaşımlar .., bu tezlerin temelinde bir mevzilenmeyi de gerektirir..

bazıları bunu çoktan yapmış.., yeni düzenin demokrasi olacağına ve yeni sermayenin de bunu başaracağına inanıyorlar.. ve kendilerine bir devre-mülşk edinmek için paçalarında dolaşıyorlar..

bazıları ise..; buna anti-emperyalizm!! adına itiraz ederken.., "eskilerinin ayak izlerini takip edip.., 1923 lere öykünüyorlar..

bence..,
olan biten.. yeniden organize edilen şirketteki yönetsel ve üretimsel kadronun düzenlenmesi.., dönüştürülüp yeni sürece uygun durşa gelmesi..,
buna.., itiraz edenlerin .., bazılarının emekliye ayrılması yada zorlanır ise.., malülen emekliye ayrılması işleridir..

saygılarımla

suat