'Dedelerden talimat' meselesi Alevi açılımı ve radikal laiklik

Başbakan meramını anlatmakta, kendini ifade etmekte zorlanan birisi değildir. Ancak söylediği kimi sözler 'eğer kendisini gayet iyi ifade ediyorsa' vahim bir ayrımcı zihniyetin yansımasıdır. Adalet Bakanlığı'nda kadrolaşma tartışmalarına Seyfi Oktay üzerinden gönderme yapan Başbakan Erdoğan, 'artık dedelerden talimatla atama dönemi bitti' diyor.

İlk bakışta, 'ne var bu sözlerde, tam da kayırmacılığa karşı bir tutum sergiliyor Başbakan' şeklinde düşünebilirsiniz. Ancak Türkiye gerçekleri bunun tam tersini ortaya koymaktadır. İnsanların inançlarından dolayı kayırmacılıktan faydalanması ne kadar yanlışsa, özel bir dışlanmaya tabi tutulması da bir o kadar ayrımcılıktır.

Ne yazık ki Türkiye inanç ya da etnik köken dolayısı ile ayrımcılığın en yoğun biçimde yaşanmaya devam ettiği bir ülke konumundadır. Ayrımcılığa tabi tutulan kesimler değişse de, ayrımcılığın sistematik bir politika olarak uygulanmaya devam etmesi değişmemektedir.

Başbakan'ın sözleri bir zihin haritasının yansımasıdır. Bu zihin dünyası ile gerçekleştirilebilecek 'Alevi açılımı' konusunda tartışma yapmaya bile gerek yoktur. Açılıma herkesten çok kendisinin ihtiyacı olduğu izlenimi veren bu tutum, en azından özür dilemeyi, yeni bir izah getirmeyi gerektirir. Buna bile ihtiyaç duyulmaması endişe vericidir.

Türkiye bürokrasisinde hangi cemaat ya da tarikatın ne kadar etkili olduğu konusunda açık veriler vardır. Cemaat taassubu kimi bakanlıklarda o denli katı uygulamalara neden olmaktadır ki, adeta diğer cemaat ya da tarikat mensuplarının tayin ya da ihale imkanlarından faydalanmasına fırsat verilmemektedir. Hangi bakanlıkta kimin sözünün geçtiğini, Başbakan herkesten iyi bilmektedir. Hatta bazen dengeleri sağlamak üzere, Başbakan, bakanların yetki alanına bile müdahale etmektedir. Bütün bunların farkında olan bir başbakanın 'Aleviler' konusunda sarf ettiği sözler 'laiklik' algısını da ortaya koymaktadır.

Laiklik, dışlamayı meşrulaştırma rejimi olmamalıdır. Bu denli katı ve radikal laik anlayıştan Türkiye çok çekmiştir. Başbakan'ın sözleri, bu katı ve inanç örgütlenmelerini dışlayan laiklik anlayışının yeniden üretildiğini, meşrulaştırıldığını göstermektedir.

İnsanların sosyal hayatta bir inanç grubuna mensup olması çoğulculuk penceresinden ele alınmalıdır. Aksi takdirde tek tipleştirme bir devlet politikası olarak 'laiklik' adı altında hüküm sürmeye devam eder.