Aşamayanın aşılacağı bir tarih süreçi yaşanıyor
Kapitalizm, kendinden önceki toplumsal sistemlerden farklı olarak, kendini aşarak, bir üst düzeyde üreterek varlığını idame ettirdi. Diyalektiğin aşmayan aşılır yasasını bizzat kendisi uyguladı. Rekabet döneminden, tekelci sermaye ihracı dönemine, sermaye ihracından, taşıma harekatı sürecine kendi öz dinamikleri ile geçti. Varmış olduğu globalizm düzleminde bütün dünyayı kuşattı. Girdiği her yere kendi egemenliğini ve karakteristik özelliklerini de taşıdı. Globalizm, sermaye ihracının belirleyici konumunun yerine, taşıma harekatını koyarak, sermaye ihracı döneminden kalma bir çok faktörü aşıyor. Taşıdığı özellikleri, sermaye ihracı döneminden kalma ne varsa onların yerine ikame ediyor. O nedenle sadece kendini aşıp değişmiyor, girmiş olduğu ülkeyi de kendine denk bir şekilde değişime uğratıyor. Türkiye bunun en somut örneği durumunda.
İktisadın üretim, tüketim, üleşim gibi doğal yasaları ile, kapitalizmin, yapısal dokusunda var olan ante-gonistik çelişki, henüz kesin bir çatışmaya girmedi. Başka bir anlatımla, üretim güçleri ile üretim ilişkileri bir kesişme noktasına varmadı. O nedenle kapitalizm bu yasaları da değerlendirerek, rekabet ve sermaye ihracı evrelerinden geçerek globalizme büyüdü. Globalleşen kapitalizm, bir dünya sistemine dönüşürken, Türkiye’nin de bir iç dinamizmi haline geldi. Bu yapısallığı nedeniyle, Türkiye’yi iç başkalaşım amaçlı bir devinim içine soktu. Evrensel düzlemde, sistem içi iç başkalaşımlar yaşanırken, Türkiye’nin politik coğrafyası ile üniter devlet yapısı, o yapının egemen ideolojisi köklü bir şekilde değişiyor. Eski üniter yapı ile Türkiye’nin yönetilmesi olanaksız hale geliyor. O nedenle, üniter devlet yapılanması, kesin değişmek zorunda kalıyor. Coğrafi olarak bir değişiklik olmayacaksa bile politik coğrafya da alan farklılaşması kaçınılmaz durumda.
Türkiye, iki dinamizm tarafından değişime zorlanıyor. Bir yanda globalizm, Türkiye devlet yapısı, ideolojisi, ekonomi –politikasını kendi çıkarları doğrultusunda, yeniden dizayn ederken, Özgürlük hareketi de, Kürt halkının çıkarlarını sisteme dayatmış durumda. Devlet kabul etse de etmese de, yerel yönetimlerden, yasal partilere ve parlamentoya kadar artık bir Kürt politik coğrafyası oluşmuştur. Söz konusu politik coğrafya, çok dinamik olduğu gibi toplumsal ilerlemeye önemli bir ivme de katıyor. Genç, dinamik, aktif, atak karakteri ile toplumsal ilerleme sürecini ivmeleyen Kürt özgürlük hareketi, İdeolojisi, yapısal bütün dokuları ile eskimiş, çürümüş olan devleti temellerinden sarsıyor. Bu yapısal sarsılma, devleti bütün iç dokuları ile birlikte, ekonomi-politiği, dış politikası, değerler bazındaki öncelikleri de değişime zorluyor.
Kendini aşamayanın aşılması bir doğa kanunudur. Türkiye’yi onlarca yıldır, bir kalıp içine sokan, dondurarak donuklaştıran, değişimin bütün kapılarını kapatan ordu da, eski özelliğini kaybetmekte ve aşılmaktadır. Yakın bir gelecekte, ne Türk ordusu eski ordu olarak kalacak, eski fonksiyonunu koruyabilecek ve politikadaki eski rolünü oynayabilecektir, ne de Ordunun onlarca yıldır yapısal ve ideolojik olarak şekillendirdiği sistem eski sistem olacaktır. Ve ne de, Onlarca yıldır ordu ve eski devlet yapısının , ideolojisi, politikası doğrultusunda şekillenmiş olan, sağ ve burjuva sol partiler eski ideolojik, politik, ve örgütsel yapılanmaları ile kalabileceklerdir. Gelişmeleri göremeyen ona denk bir değişim yaşamayan bütün yapılar ya yok olacak ya da kendi karşıtlarına dönüşeceklerdir. Örneğin, kendini gelişmelere denk bir şekilde yenileyemeyen MHP, eski tas eski hamam devam ederse, ya karşıtı gibi gördüğü, AKP’ye, ve ya başka bir partiye dönüşmek, ya da marjinalleşerek yok olmak durumunda kalacaktır.
Türkiye’yi devindiren gücün global olanı, CHP’ den geçemedi. CHP’yi, Türkiye devinimin ters istikametine doğru yönlendiren Diniz Baykal dan vaz geçti. Bir gecede bilinemeyen bir el Baykal’ı resimledi aynı gecede söz konusu resimleri, sanal dünya sızdırdı ve Deniz Baykal’ın siyasi hayatını bitirdi. O çok kurnaz, ceberut, rakip tanımaz, her türlü ahlak değerlerinin ötesine geçerek, yıllarca koltuğunu koruyan Baykal, neye uğradığını şaşırarak, istifa edip, evine çekildi. Yerine; Baykal’ın ağzına bile almadığı, genel af, türban yasağını kaldırmayı isteyen, Muğlalı kışlasının ismini değiştirmeyi öneren, Kürt sorununu çözmeye talip olan, Alevi sorununa çözüm önerileri üreten, Türkiye’yi AB üyesi yapmayı taahhüt eden Kemal Kılıçdaroğlu’nu oturttu.
Başka bir anlatımla, Türkiye yi, globalizmin devindirdiği yönün ters istikametine yönlendirmeye kalkan Baykal’ın yerine, Türkiye’nin yön tayınını, global devinimin istikametine doğru yapan Kılıçdaroğlunu getirdi. Dolaysıyla CHP önemli bir değişim yaşadı. Globalizm, CHP’ de sadece bir değişim yapmakla kalmadı, global sermayenin planlarını hayata geçirmede yetersiz kalarak, patinaj etmeye başlayan AKP’ nin karşısına bir alternatif de çıkartmış oldu. Bir zamanlar, önemli bir basın kesimi, Baykal’ın CHP başkanlığını bırakmayacağını, AKP’ nin ise Alternatifinin henüz olmadığını, dolaysıyla da AKP iktidarının uzun bir süre daha devam edeceğini tartışıyordu. Ama bir gecede bütün bu yaklaşımlar değişime uğradı. AKP ise, artık alternatifsiz olmakla öğünme şansını kaybetti.
Globalizm kendi sistemini oturturken, devrim ve karşı devrim güçleri arasındaki yapılanmayı da değişime uğratıyor. 20. y. yılda devrim güçleri ile karşı devrim güçleri arasındaki ayrım net olarak burjuvazi ile proletarya idi. Ama bu gün bu ayrım daha karmaşa bir durum arz ediyor. Artık sadece akla kara gibi, burjuva sistemine karşı, işçi sınıfının sisteminin kurulması için mücadele eden, işçi sınıfı ile sistemini korumaya çalışan burjuva sınıfı yoktur. Sisteme karşı mücadele eden, ama işçi sınıfı gibi, kapitalizmin yerine sosyalizmi kurmak gibi net bir amacı olmayan, sınıf yapısı itibarı ile de homojen değil heterojen olan: yeşiller, çevreciler, sol parti ya da örgütler, eş cinseller, sınır tanımayan doktor, hukukçular, Feministler vb. gibi daha isimin sayamadığım onlarca yapılanmalar, nitel ve nicel bakımdan çok önemli bir güç oluşturuyorlar. Sisteme karşı mücadele eden fakat sistem yerine sosyalizmi kurmayı net bir şekilde tasarlamamış olan, alabildiğine heterojen, alabildiğine bir talepler çokluğu, alabildiğine karmaşa bir mücadele arenası, oluşmuş durumda.
Bu nesnel nedenden dolayı, 20. y. yılın devrimcilerinin yüz yüze olduğu homojen sınıf ayrımı, homojen talep ve karşı sistem önerisi olgusu ile 21. y. yılın, son derece çeşitli yapılar, talepler, dengeler olgusu bir birinden önemli farklılıklar arz ediyor. Geçmişin homojenliği nesnel olarak aşıldı. Ama onu öznel ve ideolojik politik üretme yöntemiyle aşamayanlarda artık aşılmanın eşiğine gelmiş durumda. O nedenle 20. y. yılı sosyalist düşünce tarzı ve ideolojik, politik üretme yöntemine bağlanıp kalmış olanlar, 21. y. yılın karmaşa sorunlarına çözüm üretemez, geçmişte kalırlar. Yaşanmakta olan süreç, geçmişin aşılmakta olan nesnel koşullara çengel gibi takılı duran bütün özneleri yıkıma götürecektir. Değişen koşullar çengelin asılı olduğu nesneyi yok edince, eşyanın tabiatı gereği, ona bağlı özne de boşluğa düşmek durumunda kalacaklardır.
Bu yasanın somut işleyişini yaşayarak da görüyoruz. Kürt özgürlük hareketine ön gelen süreçte ki, toplumsal ilerlemeye öncülük eden dinamizm, Kürt dinamizmini de içinde taşıyan Türkiye sosyalist hareketi idi. 20. y. yılda, toplumsal ilerlemeye öncülük etmiş olan, Türkiye sol dinamizmi, 12 Eylül faşizmi tarafından ezildi ve doku değişikliğine uğratıldı. Yaşamış olduğu, söz konusu yıkım ve daha başka nedenlerle bu gün eski görevini yerine getiremiyor. Ama her konuda olduğu gibi, bu konuda da doğa boşluk tanımadı. O nedenle, Türkiye’nin toplumsal ilerlemesine öncülük eden dinamizm değişti. Bu gün bütün somutluğu ile görüldüğü gibi bu dinamizm Kürt özgürlük hareketidir. Türk solunun ve sosyalist hareketinin, Kürt özgürlük hareketine eski ağabeylik taslaması günümüz gerçekliği ile asla bağdaşmaz. Türkiye sosyalist hareketi, kendisini aşamadı, yeniden ve bir üst düzeyde üretemedi. Kürt özgürlük hareketi bunu başarıyla yaptı. O nedenle de doğanın diyalektiği öncülük görevini ona devretti. Türkiye sosyalist hareketi ve Özgürlük hareketi,önce bu somut gerçekliği görüp ona dank politikalar geliştirip, karşılıklı katkı ve katılımlarla, gelecek için birbirlerini şekillendirmelidirler.
Dünyada, bölgede ve Türkiye de yaşanmış ve yaşanmakta olan gelişmeler, Türkiye toplumsal ilerlemenin lokomotifinden önemli bir değişimin oluşmasına neden oldu. Bu temel değişimi göremeyen, buna denk ideoloji, teori, politika ve siyasal yapılanma üretemeyen sol ve sosyalist güçler, eşyanın tabiatı gereği, tarihin gerisine düşerek sürecin dışında kalacaklardır. Aynı diyalektik yasa, Özgürlük hareketi için de işleyecektir. Yaşanmış ve yaşanmakta olan tarih, ekonomik, sosyal, siyasal gelişmeler, toplumsal ilerleme sürecinin oluşturmakta olduğu işlev ve doğal görev; özgürlük hareketinin, Türkiyelileşen, Türkiye genelini kucaklayan, onun gerekli kıldığı, görevi üstlenen, toplumsal ilerlemesine öncülük eden bir boyuta çıkması ve kendini bu boyutta yeniden üretmesidir. Özgürlük Hareketi Kürt boyutunu aşıp,Türkiye boyutuna büyüme yeteneği gösteremezse, diyalektik yasaların, onu da toplumlar tarihinde sararmış sayfalardaki yerine göndermesi kaçınılmaz olur.
Özet olarak belirtmiş olduğum bu olgular, önü alınmaz bir doğa kanunu gibi, toplumsal ilerleme hareketi ve diyalektik yasanın muharrik gücü ile tarihteki yerine doğru ilerliyor. Doğanın diyalektiğine denk bir itimle, tarihi yerine doğru ilerleyen bu gelişmeleri, somut verilerle, hipotetik yöntemle irdelemeyen, geleceğe yönelik olarak sentez yapma yeteneği gösteremeyen, sağcı politikalar da, solcu politikalar da, sosyalist geçinenlerde tarihin, sarı sayfalarında kalmaya mahkum olacaklardır. Gelinmiş olunan bu kritik ortamda, Özgürlük ve Türkiye sosyalist hareketine, çok önemli görevler düşüyor. Kuşkusuz, hiç kimse ve hiçbir devrimci hareket, yanlış yapmama konusunda noter senetli değildir. Herkes ve her örgüt yanlış yapabilir.
Ama bu süreçte yanlış yapmamak ya da hiç olmazsa az yanlış yapmak için büyük gayret göstermek gerekiyor. Bu bakımdan referandumda alınmış olunan boykot tavrı çok önemli bir kilometre taşı olarak görülüp, değerlendirilmelidir. Boykot oranının çok ya da az olmasının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, şoven devletin, global kapitalizmin zor ve zorbalığının karşısına, halkların kendi kaderini tayın etme hakkı ilkesi, emeğin ve emeğe dayalı demokrasinin egemen olması doğrultusunda, kararlı bir tavırla durmuş olan, Özgürlük hareketi ve Türkiye sosyalist güçlerinin kalıcı birliğinin sağlanmasıdır. Türkiye’nin bütün sorunlarının çözülmesi, Türkiye’nin bu ülkede yaşayan herkesin ortak vatanı, mutlu yaşadığı, kardeşliğin, barışın ülkesi haline gemlisi bu birliğin sağlanması ve Türkiye politikası üzerinde etkin hale gelmesi ile mümkün olacaktır.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
