Erkekleştirilmiş Kadın Hafızası
Var olan dünyada kadın kimliğimizle, kadın sesimizle, kadın yüreğimizle… bir yerlerde olmak, istediğimiz düşünüşlerimizi ifade etmek, istediğimiz zaman karar vermek… çok zor. Kadın olarak var olabilmenin yolu erkekleştirilmiş zihinler, erkekleştirilmiş duygulardan geçiyor.
Ne zaman ki erkek gibi düşünülürse, erkek gibi davranılırsa o zaman kabul söz konusu olabiliyor. Başka türlüsü çok nadir kabul ediliyor. Kadının kendi duygularını ifade etmesi durumunda, genel olarak hoş karşılanmıyor. Çünkü kadının duygusu, insanların ezberlenmiş duygusuzluklarına ters düşer. Bu yüzden de ifade edilen söz ve duyguya önem verilmez. Duymamazlıktan gelinir.
Asker annesi olan bir kadının, oğlunun ölmesi sonucu, “vatan sağ olsun” demesi, gerçekte kadının duygusunu ifade etmez. Bu sözü söyleyen bir kadının içinde yanan ateşi ancak bir anne, bir kadın anlayabilir ama bu yaşam içinde bunu ifade etmesi gerçek duygularını söylenmesi engellenir.
Hiçbir kadın oğlunu savaş için ölmesine göz yumamaz. Hiçbir anne, ölmesi ve öldürtmesi için oğul doğurmaz. “Vatan sağ olsun” , “şehitler ölmez vatan da bölünmez” söylemleri insanların içinde yanan ateşleri söndüremez, bu sözler annenin yüreğinde yanan ateşi söndürmeye yetmez, aksine annenin içinde yanan ateşi daha da körükler.
Bu bakımdan gerilla anneleri, hem kendi evlatlarının hem de askerlerin ölmesiyle içlerinde yanan ateşi belirtirler, bu yürekliliği gösterebiliyorlar. Ama bir asker annesi bunu söyleyemiyor. Gerilla anneleri şimdiye kadar birçok defa çağrıda bulundular kanın durması için ön ayak olabileceklerini ama maalesef bu anlaşılmıyor. Buradan da anlaşılıyor kadının kendi oğlu için, yaşadığı ülke için dünya için söz söyleme yetkisi kendinde bulamıyor. Kendini bu konuda kısıtlıyor, bu acıya katlanmaya çalışıyor…
Vatan ve kadın namus ile özdeşleşmiştir. Vatanı kurtarmak namuslu erkeğin görevi olduğu gibi, kadını korumak, kollamak da erkeğin görevi olmuştur. Erkek, vatan ve kadın üzerinde söz söyleme hakkını kendinde bulmuştur. Erkek bunu kabul ederek aslında kendisinin ne durumda olduğunu göremez.
Her nasıl oluyorsa, tecavüz eden erkek, tecavüze uğrayan kadını öldüren ağabey, baba, amcaoğlu erkek olmak bir suç değil de, tecavüze uğrayan kadın olmak suç olmuştur ki cezası da ancak ölüm olmuştur.
Böylesine bir yaşamda “namus” kavramını içselleştiren namusla yatıp kalkan erkek nasıl oluyor da tüm kadınlarla yatmayı istemeyi kadını cinsel bir nesne olarak görmeyi namussuzluk olarak görmeyi kabul etmiyor.
Kadınların, bu şekildeki “namuslu erkekler” içinde kendilerini var edebilmesi için kendi dillerini, yüreklerini, sözcüklerini bulmalıdırlar. Erkek egemenliğine son vermek için kendisi egemen olma yoluna girmemeli. En başta erkeğin gittiği yoldan gitmemeli. Yapması gereken iktidar olmak, iktidarı paylaşmak olmamalı. Yapması gereken iktidarı yıkmak olmalıdır.
Kadınların iktidarda üst mertebelere yükselebilmesi gene kadının erkekleştirilmiş düşünceleriyle olabiliyor. Bir kadının başbakan olması durumunda konumu itibariyle bir erkekten daha erkekçe davrandığını, konuştuğunu Tansu Çiller’ den biliyoruz ve bunun gibi örnekler Türkiye ve dünyadan pek çok verilebilir.
Tabi sadece kadın ezilen konumda değildir, erkeklerde ezilen konumdadır. Dışarıdayken ezilen konumda olan erkek eve geldiğinde tüm gerginliğini, ezilen konumdayken bastırmış olduğu tüm duygularını evdeki kendin daha zayıf konumda olan kadından çıkarıyor.
Kadınların hapsedildiği evden çıkması, kadının özgürlüğü için yeterli olmadı. Zaten olamazdı, çünkü başlangıç yanlıştı, yol ve yöntem erkeğin yöntemiydi.
Kapitalist üretim anlayışıyla evden çıkan kadın, sanayinin ucuz iş gücüne getirildi. Kadının emeğinin sömürülmesi bir kapitalist için çok zor değildi. Çünkü kadın her şeye razı olan, hiç yoktan iyi demeye alıştırılmıştı.
Kadının çalışmasıyla, kendisinin yükü daha da arttı. Çalışması evdeki işlerin yapılmasının paylaşılması gerektiği söz konusu olmamıştı. Kadın daha çok çalışarak iki işi birlikte yürütmeye çalışıyor.
Çalışmayan kadınlar da dolaylı olarak bu üretime katılıyorlar. Bu, evde yemek pişirerek, çocuk bakarak, kocası için cinsel tatmin aracı olarak.. dolaylı olarak işçinin (kocanın) verimliliğini arttırıyordu.
Kadın, yaşamının herhangi bir döneminde, kendini düşünerek, kendisi için söz söyleyebilmeyi hak olarak göremiyor. Birilerinin (bu evdeki baba, koca, ağabey..) onayıyla işe girebiliyor, çalışabiliyor.. babanın onayı olmadan okula gidemiyor, okuyamıyor. Yapmak istedikleri her zaman ikinci plandadır. Önceliği her zaman evdeki erkeğin dediğidir. Bundan başka seçeneği de çoğu zaman olmaz.
Zaman geçtikçe erkeğin söylemini kadın öylesine içselleştiriyor ki, artık erkek söylemese bile kadın erkeğin düşündüğü gibi kendini kontrol eder duruma geliyor. Bu şekilde beyin kenetlendiğinde kadın serbest bırakılsa bile düşünceleri özgür olmadığı için beyin erkeğin söylemlerini uygulamaya devam eder.
İşte bu kenetlilik sürecinden sonra kadına özgürlük verildiği söylenirse bu ne kadar gerçek olabilir ki?
Kadının özgürleşmesi, insanın özgürleşmesi için önce beyinlerdeki erkekleştirilmiş hafızaların farkına varılması lazım. Bundan silkinildikten sonra kadın kendinin farkına varılabilir ve ancak o zaman kendi özgürlüğümüzü yaratabiliriz…
- fikriye ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

KADIN
GERÇEKTENDE DURUM TÜM KİRLİLİĞİYLE DEVAM EDİYOR NE KADAR İYİLEŞME YAŞARNIYOR DENİLSEDE. DÜSÜNÜN BİR KADINA EZİLDİĞİNİ SÖYLEDİĞİNİZDE SANKİ ENE BÜYÜK EZİYETİ SİZ YAPIYORMUŞSUNUZ GİBİ BİR HAVA YARATIYOR O KADINDA. ERKEK KADININI YARTIKEN SADECE ONUN DÜŞÜNSEL ANLAMDA DEĞİL YAKLASIM TARZI OLARAKTA KENDİSİ GİBİ YAPIYOR. PARÇADA KADININ EV İÇERİNDER ÇIKARTILMASINDAN SÖZ EDİLİYOR. BURADA SADECE ÇIKIRMAK YETMEDİ DOĞRU AMA SORUN ÇÖZÜMEDİĞİ İÇİN KADIN EVİN İÇİNDE BİREYLERLE YAŞADIKLARINI BU KEZ DE BÜTÜN BİR İNSAN TOPLULUĞYLA YAŞAMAYA BAŞLADI. YANE SORUN DAHA DA DERİLEŞTİ. DAHA DA İÇİNDEN ÇIKILMAZ HALE GELDİ. O'DAN ONLARA DOĞRU BİR YOL ALDI. TABİ Kİ KADININ DIŞARI ÇIKARILMASINA KARŞI DEĞİLİM BURADA KADININ SÖMÜRÜLMESİ DE SÖZ KONUSU. ASLINDA KAPİTALİZMİN GETİRDİĞİ KAYDELER VE KURALLAR IŞIĞINDA KADIN EVDEN ÇIKARILDI VE BOŞ OLAN ÇALIŞMA ALANLARI KADININ DÜŞÜK ÜÇRETLE ÇALIŞTIRILMAYA BAŞLANDI. DURUM GERÇETEN ÇOK DERİN VE İÇİNDEN ÇIKILMAZ. FİKRİYE ARKAŞA SELAMLAR ERKİLLİĞİMİZE BAŞKALDIRDIĞI İÇİN.