Kültür -1
Kültür nedir? Nasıl tanımlanabilinir? Bu konuya ilişkin değişik gibi görünen, ama özü ifade eden bir kaç görüş dile getirilebilinir. Kültür için genel anlamda,"doğaya rağmen" insanin yarattığı her şeydir denilebilinir. Kültür yasam tarzıdır. Kültür kimliktir, Kültür bir halkın yada bir ulusun tarihten bu yana kendini var etme tarzıdır, onun dilidir, onun ilişkileri ve yasam tarzıdır. Her halkın ve ulusun tarihten bu yana yarattığı değerler ve bir de bu değerlerle kendisini ifade etmesidir. Bu konuya kafa yoranlar her acıdan "tamam, kültür tanımı işte budur " dedikleri bir tanım yoktur. Araştırmacılar kültüre yönelik 163 tanım tespit etmişlerdir. Bu elbette kültürün tanımlanamayacak bir şey olduğu anlamına gelmez. Kültürün tanımı yapılırken, bütün tanımlamalar içerisinde değişmeyen 4 ayrı tanımlama gibi duran ama değişmeyen unsurla izah edilmeye çalışılır. 4 tanımlamada da insanla ilişkili bir durumu anlatmaya çalışır. "DOĞAYA RAĞMEN" insanın yaratımından, insanın yaşam tarzından, insanın kimliğinden, bir de insanın bir halk olarak tarihte yarattığı şeyler biçiminde birer kavramlaştırma yapılmaya çalışılıyor.
Bilge insan kültürü "bir toplumun zihniyetini, düşünme kalıplarını, dilini ifadelendirirken, geniş anlamda buna maddi birikimlerinin de eklenmesi" olarak ifade eder. Yani insanin tüm tarihi boyunca yarattığı değerleri ifade eder.
İnsanlık milyonlarca yıllık bir oluşum surecine dayanır. İnsan on binlerce yıldır toplumsal bir varlık biçiminde bilinçli bir şekilde yaşamaktadır. İnsan o kadar muazzam şeyler yaratmış ki, onları getirip bir tanımlama içerisinde hapsetmek mümkün değildir.
Bir varlık olarak insanin yeryüzünde yaşaması için karşılaması gereken temel ihtiyaçları vardır ki; açlık, korunma ve cinsellik güdüleri vardır. Bu güdülere cevap verilmesi uğraşısı en basit yasam davranışıdır. Güdülere dayalı yasam en basit yaşamdır. Örneğin hayvanlarda böyle yasar. Ama insan böyle olmaz en azından olmamalıdır. Böyle olmaması içinde kültür yaratması gerekir. İnsanin kültür yaratan bir varlık olmasının temelinde bu güdülere cevap verme uğraşısı vardır. Kültür oluşması için güdüler başlangıç noktasıdır (neolitik çağ denilebilinir) insanin güdülere karşı verdiği mücadeleyle yarattıklar ilk kültürleşme olgusudur. İnsan kendini var etmeye yeltenince (uğraşınca), diğer canlılardan değişik bir ortam ve ilişkiye muhtaç olduğunu da sanırım ilk defa güdüleriyle hissediyor. Böyle bir evrede toplumsallaşma evresi başlıyor. Toplumsallaşınca da, bu zayıf yanlarının giderilmesi çabasından edindiği şeyler kendisini bir maceraya sürüklüyor (Hegel)
Toplumsallaşmak herhangi bir havan sürüsü gibi olmak değildir. Değişim ve dönüşüm yaşayan insan, yeryüzündeki herhangi bir varlık ve herhangi bir canlı gibi değildir. Kültür dediğim yaratım yada değişim ve dönüşüm, yeryüzünde olmayan, ama insanlar tarafından yeryüzüne mal edilen olgulardır. İnsan bunu tanrı gibi öyle yoktan varetmiyor(!). Doğa üzerindeki diğer canlılardan yararlanarak ve mevcut diğer maddelerden değiştirip dönüştürdüklerinin katkısı ile kültür yapıyor.
İnsanın yeryüzü üzerinde yarattıkları doğal olmayan şeyler olduğu için, insanın kendi aklınca tanımlanması ve anlamlandırması gerekiyor. Bu anlamlandırma da emek sureci ve karşılanan ihtiyaç önemli rol oynuyor. Ağaç dışımızda bir varlık olarak vardır, ama yeryüzünde ağaçtan gemi yoktur. Yeryüzünde tas vardır ama tastan ev yoktur. Koyun vardır ama yoğurt yoktur. Yün vardır ama elbise yoktur. Ses vardır ama müzik yoktur; güzellik vardır ama heykel yoktur. İşte bunları insan yapar. Kültür bu yaratım sonuçlarının tümüdür. Yeryüzünde hiçbir canlı ağacı belli evrelerden geçirerek keresteden ev yapamaz. Bunun için insanin yaptıklarına kültür diyorum, bu anlamıyla da insanin kimliği oluyor.
Kültür insan urunu bir şeydir, yani insani bir yaratımdır. İnsanın toplumsal yaratımları evrenselleşebilinir de, böyle bir karakteri de vardır. İnsanın toplumsal merkezli temel ihtiyaçları her yerde birbirine çok benzer. Dolayısıyla bu temel ihtiyaçları gideren yaratımlar neyse evrenselleşebilinir. Onların kimliği yoktur, kimliği insandır. Toplumsallığın, analitik akıl dediğimiz ve içinde insanın zihnini ve duygularını kullanarak, yönlendirerek, amaç belirleyerek, plan ve proje çizerek, tasarımda bulunarak kendisini geliştiremediği bir süreci vardır. Bu donemde toplumsal sürecin bir ilk i yaratılıyor. Bilindiği gibi insanlığın her aşamasında ilkler çok önemlidir. Bu ilklerin karakterinde en çarpıcı yan, olması gerekenlerin olmasıdır. Yani gelişigüzel, birilerinin canı sıkılmış diye yapılmış bir şeyler değildir veya bugün olduğu gibi kapitalist şirketlerin daha çok para kazanmak için kafa patlatarak zoraki yarattıklarına da hiç benzemiyor. Karakteri kesinlikle böyle değildir. Bu anlamda ilk kültürel yaratımlar toplumsal varlığın yaşamı için, onun özüne uygun olarak ortaya çıkıyorlar. Bunun için hem ilk insan yaratımları, hem de bunlar etrafında bunlarla birlikte oluşan toplumsal bicim herhangi bir toplum biçimi değildir. Yani gelişigüzel gelişmemiştir. İlk emirden bahsedersek buda kesinlikle doğa yasalarına uyum-toplumsal özün devreye girmiş olmasıdır. Toplum-doğa, toplum-birey ilişkisinin doğruya yakın kurulmuş olmasıdır.
Kültür için belirttiğim önemli bir hususta, insanın doğayla olan ilişkisinde, kendisiyle doğa arasına araç koymasıdır. İnsan biyolojik yapısı ve fiziki gücü itibariyle direkt doğayla karşı karşıya geldiğinde ciddi zaaflar yaşayan durumdadır. Bütün insan üretimleri yada ürünleri aynı zamanda insanın kendisiyle doğa arasına koyduğu araçlardan faydalanarak geliştirdikleridir de. Hangi ürün veya yaratımı ele alırsak alalım; her ürün veya yaratım insan açısından mutlaka bir araçta gerektiriyor. Mesela; düşünce bu anlamda insanın doğayı okumasını sağlayan bir araçtır, dil insanların kendi aralarındaki ilişkileri geliştirebilmesi için başvurduğu bir araçtır. İnsan kendisini korumak için geliştirdiği ve desteğine başvurduğu bir yığın araç var. Her aracın değişim ve dönüşümü insanda aynı bir düşünce pratiğe yol acıyor.
- Ali Madenkuyu ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
