TV ekranlarına yansıyan ötekileştirme halleri…

Son zamanlarda televizyon dizileri vahim bir hal almaya başladı. Özellikle Kürtler ve kadınlar konusunda el birliği etmişçesine karalama yayınları yapılıyor…

Medyanın ne kadar etkin bir güç olduğunu şüphesiz hepimiz biliyoruz ve medyayı kullanarak toplumda nasıl ciddi bir algı sorunu yaratılmaya çalışıldığını da… Televizyonda bunun en önemli araçlarından biri…

Türkiye gibi ülkelerde televizyon izlenme oranları çok yüksek, sıradan halkın özellikle kadınların neredeyse tek eğlence ve sosyalite aracı televizyon ama bu araç, daha çok sorgulatmayan verilenle yetinmesini bilen bir toplum yaratmak için kullanılıyor. Kışın dizi, yazın yarışma programları izlettiriliyor. Yapılan magazinsel haber programları, sabahları işkenceye dönüşen kadın programları, özellikle kadınları hedef alan yerli diziler sokağa başka türlü yansıyor…

Neredeyse her bir televizyon kanalında her gün birkaç tane yerli diziye rastlamak mümkün, bu diziler vasıtasıyla cinsiyetçi, ötekileştirici, teşhirci söylemler olağan sayılıyor. Yayınlanan dizilerin birçoğunda kadınlar ya “mağdur” ya da “teşhirci” olarak yansıtılıyor. Kürtler ya ”kaba” ya “tozcu” ya da “terörist” olarak, eşcinseller ise her türlü aşağılamanın öznesi olarak gösteriliyor. Bu tür programlar neredeyse barışın, insani ilişkilerin gelişmesini engellemenin yöntemi gibi kullanılıyor, bu durum doğal olarak ta tahammülsüzlüğü, saldırganlığı, nefret suçlarını artırıyor.

Dizide kadınlar tecavüze uğruyor, tecavüzün bir insanlık suçu olduğunu anlatmak yerine, “çok hopladı, zıpladı, hak etti” algısını toplumda yerleştirme eğilimi belirginleşiyor. Yine dizide kadınlar kocaları tarafından aldatılıyor, aldatmanın ciddi bir özgüven eksikliği olduğunu anlatmak yerine“zaten güzel değildi, diğeri daha hoş” algısını yerleştirmeye ve kadının ezilmişliğini küçümsemeyi öne çıkarıyor, dizide adam önüne geleni vuruyor, kırıyor, “vayy be erkek dediğin böyle olmalı” algısı yine toplumda kabul görüyor. Yani ucube bir toplum yaratılmak isteniyor ve başarılıda olunuyor…

Dizilerde daha fazla reyting için yapımcılar ve senaristler kaliteli ürünler sunmak yerine, içi boş, ucuz, kolaycı, halkın geri yanlarına seslenen yapımlara yöneliyorlar. Ayrıca, dizilerde kadın hep mağdur olmak zorunda, öyle bir beklenti var. Erkek ise hep güçlü, girişken, maço…

Dizi izleyicisi başrol oyuncularını bir ilah gibi görmeye başlıyor, onlar gibi giyinmesi, onlar gibi davranması neredeyse bir kültür hadisesi, bir zorunluluk gibi, en çokta gençler ve çocuklar etkileniyor bu durumdan, okul önlerinde dizi karakterlerinden fırlamış tipleri çok görürsünüz, adeta bu yerli diziler üzerinden yeni tüketim biçimleri yaratılması hedeflenmektedir.

Bazı dizilerde toplumsal gerçeklerle yüzleşme varsa, sistemi sorgulamak varsa, bir kalite varsa tıpkı yakın zamanda “Bu kalp seni unutur mu?” dizisindeki gibi işkencecileri teşhir etmek varsa, dizi yayından kaldırılıyor, gerekçe ise “reyting” almadığı uydurması...

Önemli olan bu dizilerde ya da TV programlarında, bu tarz şiddete maruz kalmış insanlar için, aydınlatıcı programların olması, mesela şiddet gören kadın ne yapmalı? Nereye başvurması gerekiyor? Hakları nelerdir? Kimlerden yardım alabilir? Nereye gidebilir? Nerede barınabilir?

Eşcinselleri, aşağılama yerine, onlara acınası hastalıklı yaratıklarmışçasına bakmak ya da alay konusu yapmak yerine, toplumu bilinçlendiren, onları ötekileştirmeyen programların yapılması bir kayıp olmayacaktır.

TV dizileri insanlara yaşamlarında köklü değişiklik yapmamalarını çünkü bunun sorunlarını çözmeyeceğini, değişiklik yapmaya kalktığında ise başına birçok belanın, problemin geleceğinin anlatıldığı örnekler ile doludur. Elindekiler ile yetinmesi salık verilir. İnsanlar karşı çıkmaları gereken adımları atmak yerine var olanı kabullenmek durumunda bırakılmak isteniyor. İnsanlar bu diziler vasıtasıyla örselenen hayatlarını yeniden üretmek yerine ona rıza göstermek durumunda bırakılıyorlar. Bu çerçeve onları sisteme bağlayan, ona karşı durmalarını, itiraz etmelerini engelleyen nötralize eden bir yapıdadır.

Toplum buna itiraz etmediği sürece, gelecek nesillerin nasıl bir mizaçta büyüyeceğini tahmin etmek çok da zor olmasa gerek…

Esra ÇİFTÇİ

e.ciftci96@gmail.com