Devlet Devrim ve Sosyalist Demokrasi
GİRİŞ:
Sosyalist demokrasi sadece etik süreçleri kapsayan bir yapı olarak değerlendirildiğinde ulaşılacak nokta kanaatime göre , yaşam biçimi , dünya görüşü ,toplumsal vicdan olmaktan öteye geçemeyecek, kendi ilişki biçimleri tanımlanmış ve sınırlandırılmış statik bir süreç olarak karşımıza çıkacaktır.Etiğin üstünlüğü toplumsal yapılar içerisinde önemli bir yer tutacak olsada üretim ilişkilerinde toplumun sosyal dokusunda dönüşümleri hedeflemediği ölçekte yer yer sistemi yeniden tahkim eden yeniden üreten bir formülasyona doğru evrilebilecek, sisteme karşı mücadele edenleri sınıf kavramından uzaklaştırarak yerine cemaat kavramını ikame etmenin daha ussal olduğunu vaaz edebilecek yorumlara ulaşabilecek bir tehlikeyi de içermektedir.hatta bazı yorumculara göre devrime gerek olmadığı yönünde , reformlarla , kerteli olarak dönüşümün sağlanabileceği iddiasına temel dayanak olabilecektir. Bu nedenle devlet örgütünün ve toplumsal yapıların ilişki biçimlerinin incelenmesi , yanılsamaların açığa çıkartılması açısından zorunluluk olacaktır.
Marx ,esas olarak sistemetiğini oluşturmadan hemen önce devlet ve toplum ilişkilerini bunların gerçek yüzlerini ortaya çıkartacak bir yöntemi benimsemiş ve burjuva sivil toplum devlet ilişkilerinin eleştirisi ile işe başlamıştır.Ekonomi politiğin eleştirisine katkı da şöyle demektedir..’’Kafamda biriken kuşkuları gidermek için ilk giriştiğim çalışma hegelci hukuk felsefesinin eleştirisel bir çözümlemesi oldu.Araştırmalarım devlet biçimleri kadar hukuki ilişkilerin de ne kendilerinden ne de iddia edildiği gibi insan zihninin genel evriminden anlaşılamayacağı tam tersine ilişkilerin köklerinin hegelin 18,yüzyıl ingiliz ve fransız düşünürlerinin örneğine uyarak ‘’Sivil toplum’’ adı altında topladığı maddi varlık koşullarında bulundukları ve sivil toplumun anatomisinin de ekonomi politiğin içerisinde aranması gerektiği sonucuna ulaştı.’’ ‘’Marx burada tarihsel gelişim sürecinde iktisadi ve toplumsal ilişkilerin önemli rol oynadığını esas sorunun salt siyasal yöntemlerle çözülemeyeceğini çözümün toplumun derin dönüşümüne bağlı olduğu ölçüde gerçekleşeceğini anlatmaya çalışıyor, Siyasal reformlar yoluyla devletin dönüştürülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıyordu. ‘’
Devletin, insanın bilgeliğinden ziyade , toplumsal mücadele süreçlerinde bir sınıfın diğer sınıfa üstünlük kurması sürecinde oluşmaya başladığını tahakümün ana aracı olarak yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir düzende toplumu yeniden düzenlediği fikrine ulaşıyordu.
Bu tesbit , devlet örgütünün başına hegelin dediği gibi iyi ve ahlaklı hükümdarlar yada yöneticilerin gelmesi ile toplumsal sorunlar ve yoksulluk ortadan kalkmıyor , sistem eşitsizliklerden kaynaklanan sorunları çözmekte aciz kalıyordu.toplumun dönüştürülmesi ve buna göre eski devlet örgütünün yerine eskisinin ilişkilerini yeniden üretmeyecek yeni biçimlerin oluşmasını zorunlu kılıyordu.Marx ın devlet tanımı hemen yanı başında bir devrim zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Gerçekleşecek devrimin, eski köhnemiş ilişki biçimlerini tümden redetmeden eski toplumun bağrında ortaya çıkmış yeni ilişkilerin toplumda yeşerip yaygınlaşması mümkün olmayacaktır.
ÖZERK BİR YAPI OLARAK DEVLET:
Engels , ailenin devletin özel mülkiyetin kökeninde devleti anlatırken marxın sınıflı topluma ve devlete yönelik eleştirileri üzerinden yürüyerek bir tarif oluşturuyordu.
Tanımlama gayet açık olarak şöyle yorumlanabilir,tarihsel biçimleri ne olursa olsun sınıflara bölünmüş tüm üretim tarzlarının özelliğidir.devletin zorunlu ve kaçınılmaz işlevi tanımı gereği değişmez bir biçimde sınıf çatışmalarını denetim altında tutmak artığa el koyan mülk sahibi olan sınıfın yada sınıfların egemenleğini destekleyen tüm politikaları üstlenip yürütmektir.
Toplumsal planda yer alan sınıfsal konumlanışlar homojen halde bulunmaz.Toplum , Sınıfsal geçişler de dahil olmak üzere sürekli mülksüzleşenler ve yeni mülk sahipleri biçiminde akışkan ve geçişken bir süreçte ilerler Üretimdeki çeşitliliğin gereği Burjuvazi kendi içerisinde olabildiğince farklı kategorilere farklı çıkar birliklerine ayrılmıştır. burjuvaziyi derleyip toparlayıp sınıfsal çıkarlar gereği ortak bir momentte yeniden örgütleyen yapı devletin kendisinden başka bir şey değildir.devlet esas olarak mülksüzlere karşı mülk sahiplerini korumak için örgütlenmiştir.
Bu yorumu geliştirecek olursak devlet bu sınıf çatışmalarını denetim alma sürecinde ve artığa el koyan sınıfların genel çıkarlarını korumak amacıyla kişi ve gruplardan bağımsız onlarla birebir kaynaşmış olmayan kendine ait çıkarları ve mantığı olan bir örgütlenmeyi esas almak zorundadır.Ancak egemen sınıf ile devlet yöneticileri arasında temel bir çıkar çatışmasının olma olasılığı olanaksızdır. Ancak zaman zaman egemen sınıf içerisndeki çıkar gruplarının veya bir kısmının ,devlet le çeşitli gerilimler yaşamayacağı bazende açık bir mücadeleye girmyeceği anlamıda buradan çıkmayacaktır.toplumsal ilişkilerin devleti belirleyeceği savı son kertede doğrudur.Bu temel halka devletin görece özerkliği olarak adlandırılabilir.
Devlete bu özerkliği sağlayan diğer bir yan ise bürokrasinin özsel niteliğidir.katı bir hiyerarşi ile denetlenen yaptığı işe kesinlikle güvenilmeyen ancak yaptığı işin niteliğinden dolayı gelirleri itibarıyla toplumdan farklılaştırılan memurlar ordusu olarak tanımlanabilir.devletin genel çıkar ve yasallığının korunması ereğiyle hükümet gücünün temsilcileri uygulama memurları denilen bu kesim yönetsel çalışmaya yetenekli olduklarını kanıtlamak için sınavlardan geçirilmekte(bazen bu sınavlara dahi gerek olmaksızın ) ve bir maaş bağlanmaktadır.bürokrasinin gücünü kötüye kullanma olasılığının önüne geçmek için hiyerarşi ve sorumlulukla yetkelendirilmeleri ve bu yetkelerinin hükümran olan tarafından denetlenmesidir.bürokrasi burjuva sivil toplumun devlet biçimciliğini oluşturur(marx) bürokrat kamu yararı adına egemen olan sınıfın çıkarlarını gerek yasal düzenlemeler sürecinde gerekse yasaların uygulanma sürecinde korumak zorundadır.varlığının esası bu momenttir.bürokrasi toplumun nezdinde bağımsız ve herkese eşit uzaklıkta olduğu sanrısını yaratmak burjuva egemenliğini gizleyen yanılsamalar dizgesinin parçası olmak ve varlık imkanı ancak kendisine (insani özüne )yabancılaşmasıyla mümkün olan bir yapı olmak durumundadır.
YANILSAMALAR VE DEVLET :
Çünkü egemen sınıfın tamamının çıkarlarına yönelik politikalar uygulancaksa , devlet yöneticileri egemen sınıfın üyelerinden özerk olmasını zorunlu kılar.çünkü egemen sınıfın çıkarı mevcut üretim sisteminin bir bütün olarak korunmasıysa eğer bu üretim sisteminin korunması her türlü kişi yada gruptan daha öncelikli olmalıdır. Bu sistemin korunması esasta zor yoluyla olurken bir yandan da egemen olmayan toplumsal sınıfları var olan verili koşullarda yaşamalarına ikna etmek için her türlü yolu deneyerek yanılsamalar zinciri yaratılır.sömürülen sınıfları kendi konumlarına yabancılaştırmayı esas alan bir politika izlenir.bu konuda frankfurt okulunun mimarlarından adorno ya kulak verecek olursak yanılsamanın boyutu daha net anlaşılacaktır.’Batı modernleşmesi önce bireyi ‘’araçsal akıl’’ vasıtasıyla insanın doğaya hükmetme yetkisine sahip olduğuna inandırmaya çalışmıştır.’Oysa kapitalist toplum da birey tıpkı doğa gibi sömürünün nesnesi tıpkı doğa gibi alınıp satılan işi bitincede kenara atılan bir tüketim malıydı içinde yaşadığımız çağın kölelik zamanlarından farkı sömürünün doğrudan değil daha incelmiş biçimler altında dolaylı yollarla gerçekleşmesiydi . Özgürleşeceği vaat edilen birey her yerde zincire vurulmaya çalışılmış tahakküm aileden okula tüm toplumsal kurumlarda yeni baştan kendini üreten bir nitelik kazanmıştı.Bizce bireyin maruz kaldığı bu özgürlük yitiminin yegane çıkış yolu toplumsal bir devrimle mümkün olabilir.
DEVLET VE DEVRİM:
Bu devrimin oluşması ise toplumsal özelliklerin ve sınıf çelişkilerinin birebir yansımasının yanısıra yürürlükteki rejimin merkezine yerleşmiş çelişkilerin dışavurumunu da içerir.çelişkilerin artık var olan yöntemlerle çözülemez duruma gelmesidir.siyasal çatışma grupları salt toplumsal çıkarları ve güçler dizilişini içermez devlet içerisindeki çatışma süreçlerinde de bir karşılığı bir şekilde oluşmaya başlamış demektir.Lenin in devlet tanımına kısa bir dönüş yapacak olursak : sürekli ordu ve polis devlet iktidarının başlıca araçlarıdır başka türlü nasıl olabilir der.Lenin ayrıca devletin halk güçlerini ve devrimci hareketlerini bastırabileceğini bunu engellemenin yolunu da şöyle açıklar :eski rejimin baskı tekelinin kırılması ve devrimci silahlı güçlerin inşa edilmesi ile mümkün olabilir der.Baskı tekelinin kırılması ise devletin siyasal bir yapı olarak kendi içyapısal çelişkilerinin toplumsal kalkışma sürecinde uzlaşmaz noktalara evrilmesi ile mümkündür. Sonuç olarak, toplumsal devrimler salt sınıf ilişkilerini ,toplumsal değerleri,ve toplumsal kurumları değiştirdikleri ölçüde ya da daha fazla bir oranda devlet yapılarınıda değiştirip yeniden örgütlemek durumunda kalırlar .Devrimin kalıcılaşması ve başarısı bu performansa bağlıdır.
Ayrıca devrimci süreçlerin oluşması tek bir öncünün yoğun faaliyetine bağlanamaz.sürecin çok karmaşık ilişkiler ve çelişkiler yumağının içerisinden geçilerek mümkün olacağı düşünülmelidir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------*-Her nekadar adorno devrime ve devrimci duruma ilgisini yitirmiş bir filozof olsada onun
tespitlerinin çağımızda ‘’batı medeniyetini’’ kavrama süreçleri itibarıyla önemli olduğunu düşünüyorum_
Devrim ,sürecinde farklı biçimlerde konumlanmış ve harekete geçmiş gruplar ve çok sayıdaki çelişkilerin karmaşık katmanlarında taraf durumuna gelmişlerdir.Çünkü rus devrimine bakıldığında çarlık otokrasisinin yıkılması talebi sadece işçi sınıfına ait bir talep değildi. Bu konuda köylülüğün ve liberal burjuvazininde çarlığın devrilmesini istediğini hatta bolşeviklerin ilk anda burjuva demokratik devrimi desteklemekle yetindiklerini daha sonra bu desteğin yerini ‘’bütün iktidar sovyetlere sloganının’’ aldığını biliyoruz .Ayrıca devrimci kriz başlangıcında proleteryanın tek bir temsilcisi olmadığını bolşeviklerin ise proleteryanın nispeten daha sayıca az ve daha örgütsüz kesimlerinin desteğini aldığını söyleyebiliriz..
Eyleme geçen grupların her biri farklı yollardan gelişmiştir.devrimci süreçte çatışmalar ne kadar merkezi görünürse görünsün tek bir sınıf örgütünün yada tek bir sınıfın denetiminde olmamıştır.marxın paris komününe eleştirisi komünün oluşturan koalisyon güçlerinin çokluğu yada azlığı.değil ele geçirilen iktidarın yönlendirilmesindeki hatalarıdır.
Buradan tezimizi somutlarsak devrim öncesi devrimi oluşturan sayısız neden ve karmaşık ilişkiler bütünü içerisinde süreci doğru kavrayabilmek için şunu söylemeliyiz .devrim tek bir toplumsal gücün tek başına verdiği mücadeleler sonucundan ziyade farklı toplumsal güçlerin eski rejim altında yaşamalarının imkansızlaşmaya başladığı süreçlerde ortaya çıkar.burada proleterya yı tek bir siyasal parti temsil etmiyor olabilir sınıfın çeşitli örgütlülük ve deneyim düzeyindeki örgütlerinin konsensu sağlanmadan harekete geçmek ,devrimin diğer güçlerinin hesaba katılmamasının devrimin daha belkide başlangıç süreçlerinde kaybedilmesi ile sonuçlanabilecketir.
Ancak marxistler, toplumsal sınıfların , proleteryanın ve müttefiklerinin bilinç düzeyindeki farklılıklarını esas almak bu farklılıkları genel bir potada eritme çabasında olmak durumundadırlar.bu farklılıkları meşru görüp yürüyüşü bu minval üzerinden sürdürmek hareketi ilk başta sınıfın nezdinde güvenilir kılacak yegane unsurdur. Bu nedenle çoğulculuğu başka yerlerde aramak yerine sınıfın çoğul yapısını veri almak var olan verili duruma da teslim olmamak, sınıf bilincini sınıfın tüm katmanlarına yaymak zorundadırlar .
Marx gotha programının eleştirisinde nasıl bir devlet ve demokrasi tasarladığını çok net anlatmıştır.anarşistlerle yürtülen polemikler ve paris komünü deneyi proleteryanın devrimci diktatoryasının temellerini oluşturmuştur.marx çok net olarak altı çizili tanımı şu şekilde yapmaktadır.
‘’Kesinliği açık olan birşey varsa oda partimizn ve işçi sınıfının egemen durumu ancak demokratik cumhuriyet biçimi altında gelebileceğidir.Hatta demokratik cumhuriyet büyük fransız devriminin gösterdiği biçimde proleterya diktatörlüğünün özgül biçimidir. (Marx)
Özgürlükler sorunsalını lenin , marx ve engelsi mükemmel bir biçimde yorumlayarak Engels ‘in Bebel ‘e olan mektuplarında yazdıklarını değerlendirir
Özgür halk devleti safsatasına karşı şöyle yazar :Özgür devlet kendi yurttaşları karşısında özgür olan devlettir yani despotik bir hükümeti olan devlettir. Proleterya devlete gereksinim duyacaksa özgürlük için değil hasımlarını bastırmak için gereksinim duyacaktır.Özgürlükten sözedilmesinin mümkün olduğu gün devlet devlet olarak ortadan kalkmış bulunacaktır.Onun için biz devlet sözcüğünün yerine fransızca komün sözcüğünün anlamını sağlayan, karşılayan eski almanca sözcüğün gemeinwesen kavramının kullanılmasını önermekteyiz der
Gemeinwesen kavramını kullanılması bizi yanlış noktalara sürüklememlidir. burada sözü edilen tıpkı paris komünündeki gibi bürokratik- militer makinenin parçalanması olarak algılanmalıdır. Bürokratik yapı sadece memurları değiştirilerek ortadan kalkmaz.onu ortadan kaldıran şey memurların seçimle gelip gitmesi sürekli geri çağırılınabilir olması ücretlerininortalama bir işçi maaşından dah yüksek olmaması v.b yöntemler le sağlanabilir. .Bu durumda esasen siyasi pluralizm zorunluluk değildir. .proleterya kendi içerisinde konsensus sağladığı ve oradan devrime yürüdüğü ölçüde tek bir parti, sınıf partisi tarafından da temsil edilebilir. Bu parti sınıfın farklı eğilimlerinin varlığını meşru görerek kendi içerisinde bir konsensu sağlamış olabilir.İktidara yürüme sürecinde tek bir parti değil de sınıfın çeşitli eğilimlerini barındıran birkaç partinin konsensusu olarak da gerçekleştiği ölçüde de proleterya , sınıf partilerinde temsil edilmeye devam edilinebilir.Parti ile devletin içiçe geçmesinin engeli birden fazla işçi sınıfı partisinin varlığı değildir.bunun teminatı proleteryanın kendi kendini yönetme örgütlerinin ‘’temsili demokrasinin’’ yerine birebir ikame edilmesidir
‘’Devlet bir çifte iktidar konumlanışı içindeki yüzyüze mücadeleyle blok halinde yok edilmek ve ikinci iktidar olan sovyetler tarafından değiştirilmek ikame edilmek zorundadır ikame edilen devletin yerine gelen devlet gerçek anlamıyla bir devlet değildir ortadan kalkma sönümlenme yolunda bir devlettir.’’(nicos poulantzas)
.Devlet burjuvaziye karşı savaşımda , devrimde yararlanılacak geçici bir kurumdur açıktırki yararlanacak olan proleteryadır.(sınıfın kapitalist sistemin içerisinde oluşturmaya başladığı kendi kendini yönetmekurulları vasıtasıyla somut sınıf iktidarını anlamak gerekir.)Burada bir parti _ devletten yani devletle bütünleşmiş, ayırımları silikleşmiş bir yapıdan söz edilmez.
‘’Devletten ,özgürlük için değil proleteryanın düşmanlarını bastırmak için yararlanılır’’ bastırmak tam anlamıyla ezmek değildir der lenin eski düzeni kurmalarına engel olmak onları sürekli bağımlı durumda tutmak demektir.Buradan çıkartacağımız sonuç burjuvazinin mülksüzleştirilmesi sonrasında burjuva sınıfın fiziki varlığını ortadan kaldırmaktan ziyade sürekli denetim ve gözetim altında tutmak anlaşılmalıdır.komünist evreye ulaşılıncaya dek proleteryanın baskı tekelini elinde bulundurmasını anlamak ve bu tekelin mülksüzleştirilen sınıf ve katmanlara karşı kullanılmasının imkanları olan demokrasi yi gerçek içeriğine ulaştırmak yada kavuşturmak gerekmektedir.
Lenine göre ‘’ gelişmenin diyalektiği yada ileriye doğru seyri şöyledir.mutlakiyetten burjuva demokrasisine burjuva demokrasisinden proleterya demokrasisine proleterya demokrasinden demokrasisizliğe ‘’
Komünizme evrilmenin temel şartı demokrasisizlik (özgürlükler bütünü) ile demokrasi arasındaki mücadele belirleyecektir şeklinde de anlaşılabilir.özgürlük ve demokrasi kavramlarının eş anlamlı olarak kullanıldıkları yaygın bir kanaattir der , lenin sık sık biri diğerinin yerine kullanılır.ikinci enternasyonelin demokrasi kavramına yükledikleri anlam tamda burada yatmaktadır der.gerçekte demokrasi özgürlükleri dışlar.
-
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İç savaş döneminde kızılordu nun subayları erler tarfından seçiliyordu başarısızlık durmunda ise geri çağırılınabiliyordu. Sonradan bu özelliğin stalin tarafından küçük burjuva eşitlenmeciliği olarak değerlendirilip bürokrasinin ayrıcalıklı yetkiler ve apoletler le donatıldığını yeni bürokrasiye iktidarda yer açmak adına ,devrimin örgütlenmesi ve içsavaşa katılmış parti militanlarının siyaseten ve fiziken ortadan kaldırıldığı hepimizn malumudur. Ordudaki ilk bürokratikleşme eğilimlerini ise Troçkinin başlattığını tepeden denetim ilkesinin erlerin denetimine yeğ tuttuğunu, yine başarısız komutanlarını görevden almayıp tersine kurşuna dizdirdiği yine tarihsel diğer gerçekleri bizlere hatırlatmaktadır.
- ozantahir ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
