AKP’yi zayıflatmak için lütfen…

Bizim Türk sosyalizmi Kürtlere silah bırakmanın yararlarını anlatıp, bunu politikanın bir gereği gibi sunarken; devlete ve hükümete silah bırakmanın koşullarını yaratması için neden kolları sıvamıyor?

Siyasal liberalizmle bu noktada bir düşünsel ortaklıkları var.

Liberal düşünce, dünyanın gelişmesi karşısında, devletlerin ellerindeki devasa silahlı güçlerin varlığı konusunda tek kelime etmeksizin (Bizdeki liberal demokratlar ise daha güçlü karakollar ve attığını vuran profesyonel askerleri savunur) ve bunların savaşlarının gereksizliği konusunda sessiz kalırken; haksızlığa uğrayan toplulukların “silahlara veda”sını nasıl bir hararetle savunuyor değil mi?

Bu koroya bazı türk sosyalistleri de katılıyor.

Klasik ukkth açısından bakıldığında da yapılması gereken kendi devletine silahlı mücadelenin koşullarını ortadan kaldıracak adımlar atmasını talep etmektir. Ulus konusuna demokratik cumhuriyet temelinde bakıldığında da yapılması gereken aynı politik tutumdur.

Mesela “silahlara Veda” yazısıyla S. Öngider 28 Kasım 2010 tarihli Radikal Gazetesinin Pazar ekinde bu konuda Türk sosyalizmindeki belli bir eğilimin görüşlerine tercüman olmuş.

Türk sosyalizminin büyük bir kesiminin referandumdaki AKP karşıtlığı, özgürlük hareketiyle paralellik taşıyamadı. Boykot demek yerine, oylarını CHP ve MHP’nin hanesine yazdırmaktan çekinmedi.

AKP’nin güçlenmesine karşı S. Öngider yazısında “Kürt hareketinin kendi kararı ve iradesiyle, silahlı mücadeleye son vermesi, silah bırakmasını” isterken aynı bozulmayı görmekteyiz. Yazar bir çok Türk sosyalisti gibi AKP’den ciddi şekilde rahatsızdır. Fakat, yine bir çok Türk sosyalisti gibi, ciddi bir alternatif yaratmayı özgürlük hareketi ile yapılacak değişik birlik türlerinden öte, Türk sosyalistlerinin birliğinde arar.

Şu olasılık varsa, kuşkusuz bunun adımının atılması için çaba göstermek gerekir: Eğer yazarın düşüncesinde BDP ile güçlü bir birlik amaçlanıyor ve AKP’ye karşı bu birlik öneriliyorsa, belirtilen yazıdan önce, bu fikrin tartışılmaya açılması daha uygun olurdu.

Yok eğer amaç bu değil de sadece AKP’nin zayıflatılması için “silahlara veda” ise, bu açık biçimde ulusalcılıktır. Ulusalcılıktır çünkü, karşı olunan hükümetin zayıflaması için bile Kürtlerden istenmektedir; hem de istek Türk tarafından gelmektedir.

“Devlet bizi yenemez ama devlet de bizi yok edemez” sözünden çıkarılacak sonuç; sosyalizm için, devlete operasyonları durdurmasını ve Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümüne dayalı bir diyalog geliştirmesini talep etmek olmalıydı. “Kıyı milliyetçiliği”nin gelişmesinin nedeni Kürt sorunu değil, Türk sorunudur. Dolayısıyla “kıyı milliyetçiliğinin” geriletilmesi, devlete ve hükümete yapılacak ulusalcılık karşıtı baskı ile olanaklıdır. Bu görevin Kürtlere verilmesi, onlardan talep edilmesi ulusalcılıktır.

Liberal demokrasi ile Türk sosyalizmi bu konuda paralel politik görüşler ileri sürüyor.

Taraf gazetesine bakın. Türk milliyetçiliğinin geriletilmesi için “silahlara veda” senfonisini orada da dinleyeceksiniz. İşin ilginç yanı, madem silahlar ile iş tıkandı, neden dönüp devlete, hükümete aynı şey yüksek sesle söylenmez? Ordunun yarısından fazlasının bulunduğu bir coğrafyada, bir “türk sosyalisti” neden devletinin silahlara ve savaşa vedasını konuşmaz? Bu coğrafyada “söz dinleyecek” topluluk olarak bir tek Kürtler mi görülüyor? Bu kıyıdaki milliyetçi Türklere otuz yıldır “söz dinletememe”den çıkarılacak sonuç bu mu olmalıydı sahi?

“Yetmez ama evet”çilerimizin yaklaşımı ile benzerlik şaşırtıcı değil mi? Onlar da, içinde Kürt olmayan bir Türk eşitliği için “evet” demekte bir sorun görmemişler ve bu “Türk eşitliği”nden Kürt yurttaşların da yararlanacağı gibi bir iddia ileri sürmüşlerdi. Ve halen bu Türk eşitlenme girişiminden Kürt yurttaşların nasıl yararlanıyor olduğu konusunda bir açıklama yapamadılar. Çünkü, Türk olarak kendi eşitlenme çabalarında Kürtlere “evet” deyin çağrısı yaparken, bunun altından Türk milliyetçiliğinin incelmiş biçimi “demokrasi” adı altında sırıtıyordu. Eşitliğin Türklük ile sınırlanması karşısında “evet” demek, sosyalizmin hiçbir zaman benimsemeyeceği bir etnik temel eşitliğine “evet” demekti.

Bu gün de “silahlara veda”yı Kürtlere yaparken, aynı ulusalcılık ile karşı karşıyayız.

Bir sosyalist kendi etnisitesini kurumsallaştırmış olan devlete yapacağı çağrıyı, neden devletin tanımayı reddettiği farklı “etnisitelere” yapar ki? Böyle bir hakkı “biz” kendimizde nasıl buluruz?

AKP böyle zayıflarmış, “kıyı milliyetçiliği” böyle geriletilebilirmiş.

Peki ama, bu Fırat’ın batısındaki sosyalizm ne iş yapar? Özgürlük hareketinin “politik tutumu”na bağlı olarak AKP zayıflatılacak ve “kıyı milliyetçiliği” geriletilecekse, bunu ileri süren bir düşüncenin BDP çatısı altında sosyalistleri birliğe çağırması gerekmez mi? AKP’nin zayıflamasıyla oluşacak olan boşluğun CHP ve MHP tarafından değil BDP tarafından doldurulması için “ortak örgütlenmeyi” savunması ve bunun için çaba göstermesi gerekmez mi?

Referandumda devrimci demokrasiyi güçlendirmek yerine, AKP’yi temel alarak politika yapmanın politik sonuçlarını gördük. Türk sosyalizminin bir kesimi AKP’ye, demokrasi için ivme kazandırır diyerek “evet” demiş, diğeri ise AKP güçlü görünmesin diye “hayır” demiştir.

AKP’nin zayıflatılması veya güçlenmesi değil sorunumuz; bu bizi her zaman yanılgıya götürür. Ya CHP, MHP ulusalcılığı ile aynı kulvara ya da AKP ile aynı kulvara sürükler.

Sorun, devrimci demokrasiyi toplumsal ve siyasal olarak güçlendirmektir.

29.11.2010
Tayfun…