Yılanlı Çukura Rağmen

Savaş borazanlarının son sürat öttürüldüğü, günlük yaşamın kan ve gözyaşı üzerinde bina edildiği tarif edilmesi güç günler yaşıyoruz. Öylesi günler ki evde, sokakta, işte, okulda, kısacası yaşamın her alanında her şey zora, zorbalığa ve şiddete indirgenmiş.
Gencinden, yaşlısına, yönetenden, yönetilene, erkeğinden, kadınına her kesin beyinin de, savaş, ölüm, kan ve gözyaşı var. Sevgisizleştirilmiş, umutsuzlaştırılmış bir toplum. Dostluktan, kardeşlikten, güzellikten soyutlandırılmış, kinle ve öfke ile yoğrulmuş bir ülke insan topluluğu. Korku ve paniğin her tarafı sardığı, her kesin düşman bellendiği bir ülke. Şovenizmin en üst düzeye çıktığı bir dönemde, üniversitesindeki öğrencisinden, dışarıdaki kadınınından, yaşlısına dek linç kültürünün olmazsa-olmaz kılındığı bir toplum. Tabiî ki bunların başını gazeteler ve televizyon kanalları çekiyor. Kürt düşmanlığı ve kışkırtma konusunda yarış içindeler. Basın ahlak anlayışıyla bir ilişkisi yok. Haber sunmuyor, küfür ediyorlar
Türk basın ve televizyonunun konumlandığı alan olarak adlandırılan Babıâli bir “yılanlı çukur”dur gerçekten... Bataklıktır...
Ali Kırca, eski solcu kişiliğiyle bu bataklığın en kokuşmuş kişilerinden biridir. Seksüel faşistliğini Kürt düşmanlığı üzerinden siyasal faşistliğe terfi ettiren Ali Kırca"nın televizyon programlarına göz atmaları gerekir. Bunun yanında çenesiz M. Ali Birand"ı unutmamak lazım.
F16"ların ilk bombalama eylemleri sırasında yayınlanan haberleri duydunuz mu? “Kandil yerle bir edildi!”
Ondaki sonraki kara harekâtını, daha dün “Zap ele geçti” diye söylendiler. “Zap temizlendi” ve “Teröristlerin belleri kırıldı! 300 tanesi öldürüldü.” Ama Kırca"ların, Birandların üflemeleri yetmedi. Çünkü görüntüleri yoktu.
Cesetleri, fotoğrafları yok. Üfür üfürebildiğin kadar.
* * *
Türkiye"de ölümün anlamı şekil değiştirmiş, ölüm yeryüzüne inmiştir. Ölümle insan arasındaki mesafe ve korku ortadan kalkmış, bugün ölüm Türkiye"de, sıradan bir hale gelmiş, popülerleşmiştir.
AKP hükümeti, bu nedenle Kürt ve Türk gençlerinin ölümü üzerinden siyasetini sürdürebilmektedir. Bu duruma tek tük de olsa karşı koyuşlar başlamıştır. Bülent Ersoy, medyatik ve sanatçı kimliğiyle, bu toplumun tümüne ait olması gereken vicdanın sesi olmuştur.
Türkiye'nin en tanınmış transseksüeli olan şarkıcı Ersoy, bir televizyon programında söyledikleri ile lafa gelince aydınım diyenlere iyi bir ders verdi.
Aynı sahneyi paylaştığı biri “ben şehit annesi olmak isterdim” demesi ise hem Kürt ve de insanca yaşamak isteyenlere karşı olan düşmanlığının ne kadar içselleştiğinin rengiydi. Aynı kişi yıllar öncede Ahmet Kaya"ya aynı istemden dolayı çatal fırlatmış ve dekoltesinde memesini zor tutmuştu.
O günün koşullarında Türkiye halkları için türkülerini söyleyen gerçek bir halk sanatçısını Türkiye kucaklayamamış ve sürgün etmişti. Ölüm ondan mütevelli gelmemişti ama onun katkısı çoktu. Bu faşizan, ırkçı kişiliğin yıllarca resmi zihniyet tarafından pohpohlandığını da biliyoruz.
Ancak bu sefer istediği olmadı.
Ve nitekim barışa doğru gözleri parıldayan insanlar gördü ki savaş tamtamları durdu ve istemleriyle bir popüler, geniş kitlelerce önemsendi. Artık şehit edebiyatıyla tutunmanın kaybolduğu bir dönemden geçiyoruz.
Türkiye kaybettiklerine yeni kayıplar katmamalıydı. Bunun için oluşan bu havayı deminde tutmalıyız.