Alevi Milleti ve Demokratik Cumhuriyet

Babam söze "biz alevi milleti" deyip her başladığında bir gün dayanamadım, baba hiç alevi milleti olur mu? alevilik bir din olabilir ama millet olamaz diye itiraz etmiştim. aleviler hep ezildiği için ve devrimci hareket içinde de ezildiklerinden onlara (ve tabii onlar aslında bizdi) karşı ne kadar nazik olsam da bu itirazı yapmakta bir beis görmüyordum.
Babam aslında zaza olabilirdi veya bir kürt ama o asla bu yanlarını öne çıkarmıyor, asıl olarak bektaşi alevi olduğunu artık kendisini bir türk olarak gördüğünü ve aslında türklerin de alevi olduğundan hareketle millet kavramı içinde bir eriyik olarak bu görüşlerinde ısrar ediyordu. anlıyacağınız ben onu bir türlü kürt yapamamıştım ama o beni daha çok alevi ve türk yapmıştı. üstelik komünist kimliğimle dalga geçercesine yapmıştı bunları... kendimi hiçbir ulustan görmememe rağmen ve sadece enternasyonalist olmama rağmen gitgide ona daha çok hakverir konuma geliyordum.
1990'lı yılların başında milletler ve milliyetcilik konusunda eleştirel marxizm okulu son derece çarpıcı açıklamalar getirince hemen bunları baştacı etmiş olmakla birlikte, aslında babamla da tartışmalarımızın havası değişmeye başladı. aslında hep o aynı havadaydı benim havam ise sürekli değişiyordu. bulunduğumuz siyasal hareket ve çevre (son kavga) içerisinde de alevi hareketi çokca tartışılıp aslında önemli kararlar ve kampanyalar yürütmüştük. (son tahlilde herkes cürümü kadar yakar, biz de neysek o...)
ve artık bizim gözümüzde aleviler de bir millet olabilirdi ve bize düşen görev onları sömürge ve ezilen konumunu tesbit edip mevcut sisteme karşı savaşımlarında desteklemekti. çünkü bir millet veya ulus olmak için üç kişinin biraraya gelmesini yeterli buluyorduk. her kim kendisine millet veya ulusum diyorsa, odur! herhangi bir şart veya ilke ancak bir ezen milleti/milliyetciliği savunmak olurdu, çünkü...
'90'lardan öncesi savunduğumuz bir ulus tanımı da yoktu ama fiilen stalin'in ulus tanımını savunmuş oluyorduk ve bunu bilerek yapıyorduk. ama bilginin dahi tutarsız olduğu konusunda bir fikrimiz vardı. ama babama karşı nazikçe stalin'in ulus tanımını gözüne sokarcasına ortaya koyarak aslında onun ezilen kürtlere karşı taraf tutmasını sağlamak istiyorduk. babam kendisini kürt olarak tanımlamıyordu, çünkü kürtler şafii idi. ama değişik dinde olan kürtlerin de varlığını bilmesine rağmen onları kürt olarak görmüyor, alevi veya hristiyan, vs. gibi sıfatlarla tanımlıyordu.
nihayet demokratik bir ulus tanımı yaparak aslında ulusculuğa son noktayı koyan demir küçükaydın'ın tezleri sayesinde pek çok konu kavramsal düzeyde çözüldü. bu bakımdan kendisine çok şey borçluyum. herşeyden önce babamla benim barışmama geniş bir temel sundu. ve artık '90'lı yıllardan beri kendisini dinleyen ben, nihayet bir şeyler söylemeye, politikalar önermeye veya doğru dürüst tartışmaya başladım.
babama göre konuşulan dil bir ulus olmaya yetmezdi ve bu konuda çok haklıydı. bense dili çok önemsiyordum, çünkü "el insan olmadan dil insan olmaz" gibi bir düsturla yetişmiş ve artık dilin bir topluluğun içinde yapılan üretimle, değişimle ve tüketimle oluşan karmaşık süreç içinde bir anlamı olduğunu, ve bu üretim sayesinde insanların biraraya gelmek zorunda kaldığı ve bu biraradalığın aynı zamanda bir etnisite oluşturduğu apaçık ortadaydı. yani eski görüşüme göre bir dil aynı zamanda bir etni demekti ve aynı zamanda bir coğrafya ve aynı zamanda bir iktisat ve kültür demekti. ve bu görüşe göre de babam zazaca konuşuyorsa o zaman onun milleti/ulusu zaza olmalıydı. ama gelin görün ki o bunu kabul etmiyor ve alevi oluyordu ve aynı zamanda türk.
türk tanımına ise tamamen ifrit oluyordum, enternasyonalistliğe hele hele komünistliğe hiç yakışmazdı. ama bu garip kulunuzun başına gelen ironiye bakın! kendisini ezen ulus (türk) devrimcisi olarak görmektedir.
aslında bu hiç de hoş olmayan bir durum çünkü kimseye yaranamıyorsunuz ve aslında tam anlamıyla piç gibi birşey bu... ne yapalım dedik, biz de piçlerden oluruz. etni olarak türk olmasam da sosyal bir türkümdür. çünkü bu ulusun okullarında okudum ve okula başladığımda sadece zazaca bilmeme rağmen ve okulun her evresinde sorun çıkarmama rağmen bu böyle oluyordu. türklük sadece okullarda değil sosyal alanın her tarafındaydı ve ben bu sosyalite içinde bir işçi çocuğu olduğumdan ve artık şehirli olduğumdan onlar tarafından esir alınıyordum. bu kaçınılmaz bir prose idi ve ben her daim piç kalacaktım. şükür artık piçlik (ulussuzluk) artık dinsizlik gibi çevremizde hoş karşılanır oldu veya artık bunun da bir hak olduğu en azından teorik düzeyde algılanabilir olduğundan artık tarafımızdan da savunulabilir bir mevkidir de... ve aslına bakarsanız artık kimseyi takmıyorumdur da...
ve aslında türk tanımı da sosyal olarak töreli veya geleneklerine bağlı bir insanı tanımladığından alevilik ile arasında tam bir örtüşme vardı. sanırım babam bunu içten içe sezmiş ve bir sorun olarak görmemiştir. zaten türklerin okulunda dahi türkün asıl dininin şamanizm olduğu bilgisi verilmekteydi ve bu da komün diniydi zaten. ama bir etni olarak türk tanımından oldum olası hoşlanmadım ve asla kabul etmedim etmem de... ama sosyal yönden ilk önce sosyolojik tanım ve egemen şehir hayatı dikkate alındığında ve bu hayat içerisinde bir yer tuttuğumdan bir türk olmaya devam ediyorum. gençliğimde rızgari hareketiyle çokca yakınlaşmama rağmen doktorcu oluyordum çünkü benim hayatımı orası belirliyordu. orada daha çok ilişkilerim vardı çünkü...
peki gerçekten aleviler millet olarak bir hareket yaratamazlar mı? pekala yaratabilirler ve bunda da haklı olurlar. aynı şekilde onlar bir din olarak da hareket edebilirler ve bunda da haklı olurlar. bizler her daim ezilenlerin yanında olmalıyız, bildiğimiz budur. ama böylesi durumlar veya olasılıklar da direkt olarak bir programa ve asıl olarak da taktiksel politikalara yansırlar.
şöyle ki: bizler demokratik cumhuriyeti savunuruz ve bu cumhuriyet devleti kendisini bir dil, etni, din, vs. ile tanımlamaz. o devlette bütün dinler serbest kalırlar ve hiç bir insanın özel alanına müdahale edilmez. özel olana ait inanç olarak, devlet okullarında din dersi okutulabilir pekala ama bu bütün dinler/inançlar karşısında taraf olunmaz. devletin yapması gereken şey bir dinin/inancın başka bir dini/inancı baskılaması karşısında gereken tedbirleri (yasal ve idari) almakla sınırlıdır. her inanç sahibi kendi inancını yayabilir, kendisine taraftar bulabilir, ibadet merkezi kurarak örgütlenebilir. devlet bu inanç sahiplerinin özgürce yaşamasını garanti altına almak zorundadır çünkü onlara karşı hizmet göreviyle siyasal alanda görev almış siyaset/devlet organlarıdırlar.
yürütülen mücadele içinde de böyle bakılmaktadır: şimdilik aleviler içinde bir ayrımlaşma sözkonusudur, bir kısım aleviler cemevleri ibadet merkezi demekte ve diyanette yer açılmasını veya bu merkezlere devletin yardım etmesini veya yardım etmese dahi karışmamasını istemektedirler. diğer bir kısım ise devletin laik olmasını istemekte ve diyanetin kaldırılmasını ve dahi zorunlu din derslerinin okutulmamasını veya seçmeli hale getirilmesini istemektedirler. bizim programımıza daha yatkın olan kesim işte bu ikinci kesimdir ve bu kesim eylemlerle desteklenmelidir. çünkü demokratik cumhuriyet laik bir formdur, hem dinlere karşı hem dillere veya etnilere karşı gerçekten demokratik bir açılım veya hedeftir.
bizler devletin laik olmadığını ve laik olması gerektiğini söyleriz. bu talep de bütün tutarlı devrimcilerin talebi olmalıdır. üzüntümüz şudur: birinci kesim içinde çokca devrimci mevcuttur ve bunlar eskiden ikinci kesimin talepleriyle hareket etmekteydiler ama sonunda bıktılar ve kendilerine bir yer sağlamayı sonuç alıcı bir mücadele olarak gördüler. böylelikle onların aleviler içinde yarı yol arkadaşlığı ortaya çıkmış oluyordu ama gelgelelim onlar kendilerini hala devrimci olarak görmekteydiler. sorun da buradaydı, eğer bir reforma hem de kof bir reforma razı olmuşsanız nasıl devrimci olabiliniyordu bu anlaşılmazdı. görüldü ki bunlar aslında devrimci filan değillerdi onlar sosyal olarak da (tek tek olmayabilir) burjuva sınıfına mensuptular ve onlar içinde alevi devrimciliği yapıyorlardı. bu anlaşıldıktan sonra bizler ne yapmalıyız gibi daha başka bir sorunla karşılaşıyorduk. bunlar burjuva bir taleple hareket ediyorlar o halde ne olursa olsun varolan sistem türk ve sünni idi, çoğunluk egemen olan sınıf ve zümreler ve dahi bireyler kendilerini böyle tanımlıyordu ve burjuva bir taleple de olsa aleviler desteklenmeliydi. bir alevi hareketi ne kadar burjuva oluyorsa o kadar burjuva oluyordu. tıpkı ben ne kadar türksem o kadar türk olmam gibi... yani aslında ileride yıkacağımız bir düzeni güçlendirmekten başka bir şey yapmıyorduk onların kampanyalarına katılarak... olsun bu da bir şeydir çünkü bunun kadrini bilen bilir. (bu yüzden sevgili ayhan yalçınkaya ile anlaşamadık ve belki bu sitenin bir yazarı olan sevgili rıza aydın ile de anlaşamıyoruzdur.)
yine de toplumsal hareketlerden öğrendiğimiz bazı şeyler var: eğer bir toplumsal hareket politik alana çıkıp da yürümeye başladığında karşılaşacağı engeller ona bir ölüm parandesi attırabilir veya bu parande atılmaz o zaman da hareket bir reform olarak düzen içi hale gelirdi. ama bu durumda dahi eskisine göre daha iyi bir durum olabilirdi o yüzden desteklenmeliydi. ve aslında beklenen kısmi taleplerin gerçekleşmesi demek daha bir çok sorunla karşılaşması demek de olabilirdi ve bu sorunları aşmak için başkalarını da kurtarmak gerekebilirdi...
hala da böyle bakıyoruz: alevi hareketi kurtuluşu için başkalarını da kurtarmak hele hele ezenlerini de kurtarmak zorunda kalacaktır. ama ilk elde o ezilen pek çok inancın da temsilcisi olmak zorunda kalacaktır ve eğer yalnızlaşmak istemiyorsa ve eğer gerçekten başarı bekleniyorsa bu yapılmalıdır. ezilen bütün diğer inançlar çok daha yalnızdır ve alevi hareketine soğuk bir gözle bakılmaktadır, hiç olmazsa bu inançlarla birlikte yürünebilir. hele ki aleviler dışında bu sistemle cepheden dövüşen kürtler vardır ve üstüne üstlük onların önemli bir çoğunluğu demokratik cumhuriyet talebiyle hareket etmekte ve örgütlenmektedir. ama gelin görün ki toplumsal arenada herkes yalnızlaşmaktadır. eğer ezilenler suçu birbirlerine atmaya devam ederlerse bunalımdan çıkılmaz ve dahi bu bir bunalım demektir. kriz geçiren bir insanın en yakınına saldırması elbet anlaşılır bir durumdur, anlaşılmayan şey bu durumu gören devrimcilerin de benzer davranışlar içine girmesidir, bu kabullenemez. bütün ezilen hareket öncüleri ve özellikle devrimcileri bu durumda içinde oldukları kitledeki herhangi bir insan gibi değil, bir öncü gibi hareket etmeli ve bu sorumluluğu haketmelidir.
biliniyor, evveleski alevi kökenli devrimciler alevi hareketine el atmamış ve onların taleplerini geleceğe (kurulacak sosyalist devlete) havale etmişti. ve son zamanlarda içinden çıkılan alevilere diyet olarak kendi devrimciliklerini ödemek zorunda kalan eski öncülerin durumu ise buradan anlaşılabilir. evet bir diyet borcu vardır ama bu diyet eski programatik yaklaşımlardan feda ederek ödenmelidir. ve artık alevilerin de rahat edeceği bir asgari cumhuriyet hedeflenerek bu diyet pekala ödenebilir. işe ilk önce ikinci kısım alevilerden yana olarak ve bunu diğer ezilenlerle birleşerek gerçekleştirmek mümkündür. diğer ezilenler ne derse desin ilk önce bu iş teorik/politik düzeyde aşılmalıdır, ve bunun adı da ulusun demokratik tanımından geçen bir çabayla oluşacaktır.
şimdilik demokratik cumhuriyet parolası daha çok kürtler tarafından kabul görmektedir ama bu tip bir devlet paris komünü tipinde bir cumhuriyet demek olduğundan marksistlere yabancı değildir. ve işte bu nedenle de alevi hareketi içinde yeralan devrimci arkadaşlar, alevilerin gerçekten kurtuluşu hedeflendiğinde dahi bu tipte bir cumhuriyet için savaşıma girebileceklerdir. böyle bir cumhuriyet gerçekleşmese dahi şu tc'nin dininin olmamasını istemek ve hiç bir dine ayrıcalık tanımamasını istemek çok mu zordur? hayır bu iş hiç de zor değildir, aksine çok kolaydır. ve bu talep diğer taraftan kürtlerin istemleriyle de örtüşmektedir. ne yazık ki kürtler henüz başkalarının farkına varmaktadırlar ama onlardan çok şey beklenemez. bu talep dahi aleviler için şimdilik yeterlidir, kürtlerin alevi açılımı yapmasını beklemek onlara fazlasıyla haksızlık olur -ki daha önceleri bu denenmiştir (zülfikar dergisi)- aksine şimdilik ezen konumda olan (ve aslına bakılırsa kürtler karşısında aleviler ezen konumundadır) kesimlerden fedakarlık ve bir açılım beklenmelidir. çoğu alevi devrimcisi şöyle akıl yürütmektedir: 'kürtler aleviler için ne yaptı ki biz onlar için bir şey yapalım.'
bu tarz hiç de devrimciliğe yakışmaz. yakışmadığı gibi bir körlüğe de işaret etmektedir. körlük bu bunalımı görmemek ve aşamamak olarak ortadadır. bu bir bunalım halidir ve dışa karşı açılım ise ancak programatik düzeyde gerçekleşebilir. bu program için kürtler bir adım atmıştır ve ikinci kesim aleviler de bu programı ayaklarıyla onaylamaktadır. birinci kesim aleviler de içindeki devrimci öncülerin taraf tutmasına bağlıdır ya burjuva sınıflardan yana olunacaktır ya da ezilenlerden yana olunacaktır. (ya da üçüncü seçenek ortayol tutturulacak ve bu durumda da bir taraf olunacaktır ve ne yazık ki bu taraf ezilenlerden yana değil, ayaklarıyla değil. kafalarıyla burjuva sınıflardan yana olmak demek olacaktır.)
aleviler şimdilik çoğunluk olarak islam dininden olduklarını ve bir mezhep olduklarını söylemektedirler. bu durum değişir veya değişmez bizler onların yanındayızdır. şimdilik bu rasyonel gelmektedir ve alevi çoğunluk kendisini sünni diyenlerle bir çatışma içine girmek istememektedir yani zülfikarla değil kuranla hareket etmektedir. alevilerin bir din olarak örgütlenmesini savunan kesimler burjuva sınıflara mensupturlar ve bu sınıfın kültürü tarafından esir alınmış burjuva devrimcilerden oluşmaktadır. onlar da kendi çıkarlarını düşünmektedirler. hatta alevileri bir millet olarak örgütlenme olasılığı dahi mevcuttur, olasılıklar dahilindedir. ama bu olasılıkların gerçekleşmesi durumunda dahi kavgalar iç savaşlar veya dış savaşlar bitmeyecektir. ve bu durum şimdiki emperyalizmin planlarına da denk düşmektedir. özellikle abd'nin gop planı ve ab açılımları alevi hareketini burjuva kanallara akıtmak için mücadele yürütmektedir. bizler bu durumda dahi alevilerin yanında olacağız tıpkı güney kürdistan'da olduğu gibi...
ama şimdi önümüzde daha yeni ufuklar için yollar döşenmektedir bu yol da demokratik cumhuriyet yoludur.
ne yazık ki bunun için dahi geç kalınmıştır ve gerçekleşmesi çok zayıf bir olasılık olarak kalmaktadır. ama hiç olmazsa bu doğrultuda teorik/politik mevziler kazanılmalıdır. bu aslında çok daha önemlidir.