Tayfun Şen

Hepimiz 'şiddet karşıtı'yız...

Ne güzel değil mi, hepimiz şiddet karşıtıyız işte.

Hadi şimdi kardeş kardeş oynayabiliriz birlikte.

Bilmiyorum bir tek bana mı öyle geliyor ama, bir tuhaflık var bu durumda.

Bir şiddet karşıtlığı, liberalinden ulusalcısına kadar tüm medyayı sarmış. Bir polyannacılık, bir iyiyiz, kardeşiz muhabbeti, sorunları şiddet dışında çözme iyimserliği.

Demokratız, demokratsınız, demokratlar...

Milliyetçilik suç ve cezada bile kendini niçin gösterir o zaman?

Mesela Ergenekon davası.

Etraftan fışkıran silahlar, bombalar. Yazılanlar çizilenler. Darbe girişimleri, planları, cami bombalama araştırmaları vb.

“Azınlık” olun…

Çünkü demokrasi oradan geliyor.

Çoğunluk adına konuşanlar “hak vermekten” söz edip, “hoşgörülü” olduklarını, “tahammül” gösterdiklerini dikte ediyorlar hepimize.

İktidar; egemenlik, güçlülük, “çoğunluk” ön kabulleri ile yan yanadır.

Bu kavramlar kendi içinde hoşgörülü olmama, tahammül göstermeme ve hakkını vermemeyi içinde taşıyor halbuki.

Hoşgörülü, tahammüllü ve hakları veren bir başbakanımız vardı. Veya “öyle” görmeye çalıştığımız bir başbakan böyle tanımlanıyordu. Hani yüzde ellisekiz “evet”i de “çoğunluk” olarak arkasına aldıktan sonra, daha bir hoşgörülü, tahammüllü olup haklarımızı verecekti ya.

Özel ordu Türk eşitlenmesini koruyacak…

Egemenlerin bloğu arasında ciddi çatışmalar, bölünmeler var.

On yıl öncenin ekonomik gelişme tahminlerini çok aşan bir gelişme içinde Türkiye.

Sermaye, mevcut siyasal yapı ile daha ileri gidemeyeceğini biliyor ve bu yapıyı dönüştürmeye çalışıyor.

Siz hangi hapishanedensiniz?...

Çin, Fransa, İran, Almanya… Rusya mı yoksa?

Dünya üzerinde yedi milyar insan olarak hapishanelerde yaşıyoruz öylece.

Etrafı sınır denilen çizgiyle çizilmiş, mayınlarla, dikenli tel ve karakollarla korunmaya alınmış hapishanelerde.

Hapishanenin içinde yaşıyoruz ama, bizlere mahkum denmiyor nedense; ulus deniyor.

“BDP bütün Kürtleri temsil etmiyor”…

Bu günlerde revaçta siyasi tezler ve analizler “BDP bütün Kürtleri temsil etmiyor” ile başlıyor.

Siyasal liberallerimizden, ulusalcılarımıza kadar geniş bir yelpaze, Demokratik özerklik konusundaki karşı çıkışlarına bu cümle ile başlıyorlar.

Dillerin Eşitliği…

Kürtler her zaman Kürtçe konuşmuşlardır. Şimdi de Kürtçe konuşuyorlar. Sorun Kürtlerin Kürtçe konuşması değil, Türkçe’nin zorunlu resmi dil olmasıdır.

Siyasal liberalizmin işlevi bitiyor mu…

Siyasal liberalizmin işlevi, askeri vesayetin kırılması ile birlikte sona mı geldi?
Siyasal liberalizm, askeri vesayetin kırılması doğrultusunda önemli bir işlev gördü kuşkusuz. Bu gün Askeri vesayetin kırılmasıyla birlikte, burjuvazinin hemen hemen tüm kesimlerinin iktidarlaşması karşısında, siyasal liberalizmin işlevinin bittiği de söylenebilir.

Devlete Karşı Bir Demokrasi…

Devlet denilen şey, koskoca bir bürokratik yapı.

Devlet ele geçirilemez; devlet tarafından ele geçirilir.

AKP’yi zayıflatmak için lütfen…

Bizim Türk sosyalizmi Kürtlere silah bırakmanın yararlarını anlatıp, bunu politikanın bir gereği gibi sunarken; devlete ve hükümete silah bırakmanın koşullarını yaratması için neden kolları sıvamıyor?

Siyasal liberalizmle bu noktada bir düşünsel ortaklıkları var.