Muzaffer Oruçoğlu

Çar yıkldı yaşasın çar

Dün sabah kalkayım dedim kalkamadım. Nüksetmiş bir bel ağrısı çiviledi beni yatağıma. Haberlere bakacaktım. Sınırlarını düşmanlıkları üzerinden çizen yığınların öfkelerine yani. Haddinden fazla duygu çeşnisi ve farklılık üreten, kendi içinde kendine karşı büyüyen, dışa doğru açıldıkça korkutan mahşeri kaynaşmaları izlemek bana iyi geliyor.

Süleyman Cihan

Faik Türün ile Memduh Ünlütürk’ün komutasında kurulan kontr-gerillanın, ev ev yargısız kanlı infaz baskınları düzenlediği 1972’nin martında İstanbul’a geldim. Tam bir devlet terörü ve korku dönemiydi. Korkunç yorgun ve açtım. Ağızlarına yem yememeleri için müraca takılan yaşlı çift öküzleri gibi yürüyordum.

İblis

Ateşin kıyısında durdu, kendi dibini oyan ve mahşeri bir uğultuyla kaynayan insan karanlığına baktı. “Sadece ezilenlere değil, ezenlere de özgürlük,” diye iç geçirdi. İnsan karanlığında habis ışıltılarla parlayan ve henüz görünmeyen devrimin çapını merak etti. Özgürlük ve zorunluluk prangasını aşar gibi oldu.

Devlet devriminden devlete karşı bir devrime

Yapıları ya da biçimleri ister aristokratik, teokratik, ister faşist, demokratik ya da sosyalist olsun, bütün devletler, düzeni ve sükûneti severler. Sükûnet, bunlar için güvenliğin ön şartıdır. Her devlet, yönettiği yöneticisine şunu telkin eder: Kitleye dikkat et, baskıyı gevşetme. Kitle, tip tip düşüncelerden, örgütlerden, oluşan habis bir anarşi yuvasıdır.

Sürüden Halka

Tanrının oğluna 30 yıl secde ettiler. Piramitlerin mezar odalarından çıkmaya başladılar en sonunda. Dört beş bin yıl önce yaptıkları yüzlerce piramidin altından, her biri beş on ton, 20 ton olan ve köle kelleleri gibi üst üste binen milyonlarca kesme blok taşın altından çıkmaya başladılar, Mimar İmhotep’in torunları.

Şef

Tanrının siyasete düşen sureti. Benlik dürtüsü. Yönetemeyenlerin yöneticisi. Düşünemeyenlerin düşüncesi. Toplum için, topluma rağmen, toplumun iradesi. Özneyi yöneten nesne.

İnanç

İster mistik, isterse bilimsel olsun, inanç, yaşamın en zayıf yanıdır. İnsanın, kendine, kendi gücüne ve maddi dünyaya güvensizliğinin ilanıdır. Sorumlulukların bir bölümünden ve başkaldırıdan kaytarmanın bir yoludur. Kendi başkaldırısını, kendine karşı başkaldırının ön şartı olarak gören özgür bir akıl, gayet doğaldır ki inanca ihtiyaç duymaz.

Bilinesi Hayatlar söyleşi

Bilinesi Hayatlar söyleşi
T 24 Güncel Haber Canan Yıldız
 
Nasıl da saçılmış hayatlar bir o yana bir bu yana; Türkiye denilen; enin de sonunda bir coğrafya olan bir haritadan başka harıitalara.

Tezgah

Yıl 1986. Antep Özel Tip Cezaevi. Birkaç kişi hariç, tüm 12 mart mahkumları çıkmışlar. Bekliyorum bir aydır çıkaracaklar diye. Ama çıkarmıyorlar. Abim, İsmet’le Atila dışarıda uğraşıyorlar, beni çıkarmak için. Sonunda İsmet geldi, “tamam,” dedi, “yarın çıkıyorsun. Kıyamet kadar para harcadım. Cebim delindi. Çıktığında anlatırım.” Gitti.

"Benden Herşey Olur Asker Olmaz"

Yaşamını Avustralya’nın Melbourne kentinde sürdüren, 24 yıldır Türkiye’ye girişi yasak olan 68 kuşağının öncü kadrolarından ve saygın isimlerinden yazar, şair, ressam, heykeltıraş Muzaffer Oruçoğlu, geçtiğimiz günlerde sona eren 78’liler Derneği’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirdiği ‘Utanç Müzesi’ sergisine resimleriyle katılmasının ar